Ağrılardan uyuyamadığım arada bir saçma sapan rüyalar gördüğüm bir gece olmuştu. En sonunda dayanamayıp kalkmaya karar verdim.
Kalkıp banyoya gittim elimi yüzümü yıkadım defalarca, yetmedi buz gibi suyun altına girip duş aldım. Duştan çıkıp saçlarımı dahi kurutmadan yeniden yatağa geçmiştim.
Telefonun bildirim sesine kafamı çevirdim, mesaj gelmişti Arından dı.
"Günaydın bal göz :)"
O kızı anlatmadığım, kahvemin altındaki notu anlatmadığım gibi, gördüğüm saçma sapan rüyamı da anlatmayacaktım
"Günaydın çakır göz :)" yazıp gönderdim.
Dikişlerim biraz daha iyi olduğu için kalkıp mutfağa gittim çay demlemek için ama annem çoktan kalkıp çayı demlemiş kahvaltıyı hazırlamıştı.
"Günaydın valide sultan" deyip yanağına bir öpücük kondurdum.
"Günaydın eşşek sıpası nasılsın bakalım" dedi neşeli neşeli.
"İyiyim iyiyim erkencisin valide sultan"
"senin kalkıp duşa girdiğini duydum çayı demlemiştim zaten kahvaltıya da hazırladım o sırada hadi geç" eliyle işaret ettiği sandalyeye oturdum.
Çayımdan bir yudum alıp başladım kahvaltıya. Yine annemle uzun uzun konuştuk. Sevdayı Bedir'i ve özellikle Arını defalarca sorup durdu annem. Uzun zamandan beri tanıştığımızı uzun uzun anlatmıştım. Yalan söyleyerek anlatmıştım ama yapacak bir şeyim yoktu mecburdum.
"Yok annecim aslında yeni tanıştık ve başımıza da bunlar geldi" diye anlatamazdım herhalde.
Bedirle beni keserdi. Telefon elimdeyken çaktırmadan Afacana mesaj attım. Anneme uzun zamandır Arınla benim tanıştığımı söyledim oda annemin huyunu biliyordu sadece
"tamam" demekle yetindi.
"Arın da pek efendi bir oğlanmış pekte yakışıklı yani" derken kinayeli kinayeli konuşmaya başlamıştı.
Evlenmiyorum diye sürekli konuşuyordu zaten, hem daha gencim ben ne evlenmesiymiş, Arın beyde tuzu biberi oldu gerçekten.
"Beni ilgilendirmiyor annecim" dedim gözlerimi devirerek, göz devirdiğimi görünce omuz silkip oda gözlerini devirdi benim gibi. Gerçekten ilgilendirmiyor muydu ? Yoksa ilgilendiriyor muydu ?
Küllü sarı saçları, çakır gözleri...
Arını ilk gördüğüm an geldi gözlerimin önüne, sonra restaurantta ki kasılmalarım, kapımdaki çiçek, yemeğimiz, piknik..
Anlam veremiyordum geldiğimden beri hep Arın vardı hayatımın her anında. İzmir de ki evimi, Rena'yı o kadar çok arar olmuştum ki hatta bir an önce İzmir'e gitmek istiyordum. İzmir'e gidip sakin hayatıma devam etmek istiyordum. Bir yandan da düşünüyordum ama İzmir'e gitsem bu olanlarla nasıl baş ederim diye, Arın varken baş edemiyordum, yokken nasıl baş edecektim.
Kendisini gözümde canlandırırken buldum kendimi, hemen kendime gelip "saçmalama Akgül ne aşkı ne meşki kendi kendine gelin güvey olma. Adam belki başka birini seviyordur, belki başka birine aşıktır." diyerek dürttüm kendimi.
Ben kendime geldikten sonra günlük rutin temizliğimizi yapmaya başladık annemle. Gerçekten insana o kadar iyi geliyor ki bütün yaşadıklarımı unutmuştum. Odamı kendim temizlemek için odaya çıktım. Afacanla kavgalarımızı gülüşmelerimizi, sohbetlerimizi, abla kardeş dertleşmelerimizi özlediğim aklıma geldi birden. Her köşesinde bir anımız vardı, her ne kadar renklerinden dolayı benim odamı sevmese de odamdan da çıkamazdı. Son on, on beş gün falan kalmıştı gitmeme, bu süreci evden hiç adım atmayarak geçirmiştim ta ki Arının davet ettiği bar club'a gitmeye karar verene kadar. Hazırlanırken birden mesaj geldi telefonuma.
Arındandı.
"Ben ilk gün karşılaştığımız giysileri giymeyi düşünüyorum peki ya sen? :)" gülümsedim.
Bende o gün cafe de giydiğim beyaz elbiseyi giymeyi düşünüyordum ama yine de kendimden ödün vermeyerek
"bilmem bakacağım :)" diye bir mesaj yolladım.
Saçlarıma fön çektikten sonra uçlarını da hafif dalgalandırdım, ağır olmayacak bir şekilde makyajımı da yapıp elbisemi giymiştim, o günden tek farkı spor ayakkabı yerine fazla topuğu olmayan bir ayakkabı giymiştim. Topuk tıkırtıları her zaman davetkardır bilirdim. Emre alacaktı bizi ama sevda bir arkadaşını davet ettiği için ben Arınla gidecektim sıkışmamak için, bunun için iki saat başımın etini yemişti Afacan
"ya abla Sevda ve arkadaşı bizle gelsin işte sende Arın abiyle gidiver ne olacak?" diye sorarken gözlerimi devirip ellerimi bilmem anlamında bükmüştüm.
Bende Gülçin'i davet etmiştim o da bizimle gelecekti.
Ve iki saatin sonunda savaşı kaybedip kabul etmiştim. Ve hazırdım, hazırlığımı bitirir bitirmez dışardan korna sesleri geliyordu, korna çaldığına göre gelmişlerdi.
Afacanla odalarımızdan aynı anda çıkmıştık, Afacan bana yaklaşıp elimi tutup etrafımda döndürdü ve bu bana mağazada yaşadıklarımı hatırlattı, istemsiz bir şekilde kahkaha atmıştım, sebepsiz yere mutlu olmuştum birden.
"Vay Akgül hanım bu ne güzellik" derken yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu, annem gibi seslendim istemsizce
"Eşşeğin sıpası makyajım bozulacak" deyip kahkaha attım.
Omuz silkip aşağı indi hızlı hızlı, sonra basamakta durup elini bana uzattı inmem için
"Prenses hazretleri buyurmazlar mı efendim"
"Zevzek" deyip tuttum elini ve kapıya çıktık.
Arın'da gelmişti, Afacan çoktan Sevdanın yanına gitmişti bile, Arın ise usul usul bana yaklaşıyordu. Kimsenin duyamayacağı bir şekilde
"çok güzel olmuşsunuz Akgül hanım" diye söylendi bütün nefesini serbest bırakarak.
"Teşekkürler Arın bey sizde çok şıksınız" demekle yetindim.
Elini havada tutup, elimi kavradıktan sonra arabaya kadar götürdü, nazikçe kapımı açıp benim binmemi bekledi. O arada bizimkilere kısa bir baş selamı verdim. Arabaya doğru gelirken Emre ile bir şeyler konuşup arabaya bindi. Kemerimi takıp beklerken, oda yerleşti koltuğuna kemerini takıp. Yolculuğumuz ne kadar sürecekti hiç bir fikrim yoktu. Susarak geçirmek istemediğimden elimi radyoya götürdüm, tam o sırada Arın da müzik açmak istemiş olacak ki oda radyoya uzanmıştı, ben heyecandan elimi bile çekememiştim parmaklarımı tutuyordu ve onun bile haberi yoktu. Kendime gelip hemen elimi çekip hafiften gülümsedim, anlaması için. Gülümseyişime karşılık verip gözlerini kaçırdı.
"Pardon, aç istersen" dedi, halâ yola bakıyordu bana bakamıyordu, camları da sonuna kadar açmıştı saçlarım havada uçuşuyordu. Belli belirsiz bir şeyler söyledi ama duyamamıştım. Tekrar elimi radyoya götürdüm, ne çıkarsa bahtıma diyerekten. Hareketli bir şeyler çalıyordu hiç değiştirmeden çalmasına izin verdim.
En sonunda Arın dayanamayıp bana döndü ve konuşmaya başladı
"Nasılsın iyi misin, ağrıların var mı halâ?" o günden beri o kadar endişeli bir adama bürünmüştü ki ilk defa Arının bu yönünü görmüştüm her gün arıyordu, arayamazsa mesaj çekiyordu, iyileşme sürecimde her gün varlığıyla kendini belli ediyordu "buradayım" diye.
"Daha iyiyim teşekkür ederim, sen nasılsın?" diye sordum bende. Omuz silkip
"Eh işte" deyip bir sigara çıkartıp yaktı paketten, tabi ki bana da uzattı, alışkanlık haline gelmişti onda bu hareket.
Bende itiraz etmeden sigaramı yakmasına izin verdim, sanki sigaramı değil beni yakıyordu, derin bir nefes çekip dumanı bıraktım havaya. Hiç konuşmadan gelmiştik yolculuğumuzun diğer kısmında. Geldiğimiz yerler bana bir yerlerden tanıdık geliyordu ama çıkartamıyordum, akşam olduğu için. Arabayı valeye verip Emre'gili beklemeye başladık onlarda gelince gireceğimiz mekana doğru yürümeye başladık. Mekanın önüne geldiğimizde nefesimi tutmuştum. Az bir süre kadar nefes alamadığımı hissetmiştim. Ellerim ayaklarım birden buz kesmişti.
"B.. Bu.. Burası mı?" diye kekelemeye başlamıştım birden.
Arın kolunu bana yaslayıp
"Evet burası da Akgül sen iyi misin ne oldu?" diye meraklı gözlerle bakarken, ben
"Hiç hadi geçelim iyiyim" demekle yetindim.
Kolunu çekip bana doğru uzattı, bende bu nazik daveti kırmayıp koluna girip içeri girdik. İçerisi halâ aynıydı. Aynı ses sistemleri, aynı garsonlar, aynı renkler, aynı dekarasyon.
Bu mekan Altuğ Kıraç'ındı.
Evet yanlış duymadınız burası benim eski ve ilk sevgilimin mekanıydı. Yan gözle Gülçin'i kesiyordum. Kimseye hissettirmeden barmen tarafına bakmaya çalışıyordu Taha'yı görürüm umuduyla. Arın elini belime dolayıp bizi barmenin olduğu yere götürdü. Ayaklarım titreye titreye gidiyordum. Alptuğ'u görmeye hiç hazır değildim çaktırmadan etrafıma bakınıyordum ama görememiştim galiba yoktu, belki de gelmezdi. Ayrıldıktan bu yana hiç görmemiştim onu, attığı isteği saymazsak tabi ki. Barmen kısmına doğru yürümeye devam ederken tanıdık bir silueti gördüm, görüşüm bulanıktı, tamamen barmen masasına yaklaşınca Taha'nın orda olduğunu gördük. Gülçin yanıma gelip elimi sıktı hafifçe, destek amaçlı bende onun elini sıkıp gözlerine baktım.
Gözleri dolmuştu bıraksam ağlayacaktı, oda Taha dan sonra hiç kimseyle beraber olmamıştı, bana söyleyemiyordu ama onu sevdiğine halâ emindim. Taha bizi görür görmez yüzünün ifadesi değişti, Gülçin'e uzun uzun baktı, baştan aşağı süzdü, o da çok özlemişti belli ki. Yanına bir kız gelip siparişlerin hazır olup olmadığını sordu ama Taha duymamıştı bile. Garson kız Taha'nın kolunu dürtünce kendine gelip siparişleri ona verdi, gözlerini bizden ayırmadan. Arın şüphelenecek diye korkmuştum ama oda başka taraflara bakıp arkadaşlarını arıyordu.
Sonunda bulduğunda
"işte oradalar hadi gidelim" diye seslenince hepimiz oraya doğru yöneldik.
Emre ve Afacan da şaşkındı eminim onlarda bilmiyordu Arının bahsettiği mekanın burası olduğundan. Burada o kadar çok mekan varken neden burası? Delirecektim. Barmenin masasına yakındı masamız Gülçin yanıma oturmuştu barmen masasını daha rahat görebilmek için, bende buna müsaade ettim, Gülçin'in halini gördükten sonra kabul etmezsem ayıp etmiş olurum diye düşündüm. Herkes yerine geçince tanışma faslına geçtik. İçki sevmediğimden ben cola istemiştim herkes alkollü içeceklerinin de siparişlerini vermişti. Arının arkadaşları sahneye çıkmak için müsaade isteyince Afacan onları durdurdu
"Sizden bir şey rica edebilir miyim?" diye sorarken herkes ona bakıyordu. Umarım tahmin ettiğim şeyi istemez diye düşünürken konuşmaya başladı
"İlk şarkıya ablamda sahneye çıkabilir mi? Sesi çok güzeldir de" der demez Arın bir hışımla kafasını bana çevirdi.
"Olur tabi neden olmasın hanımefendi sizde isterseniz eğer çıkabiliriz" diye biri atıldı konuşmanın ortasına.
Ben "hayır" anlamında başımı sallarken Arın kulağıma bir şeyler fısıldadı
"Lütfen sesini merak ettim, lütfen" bakışlarımı ona çevirip
"olmaz" diyecektim ki, hafif bir şekilde dudak büzdü.
Masadaki herkeste isteyince bende onlarla beraber çıktım sahneye. Grubun başı olduğunu düşündüğüm biri gelip ismimi sordu ve "Merhabalar arkadaşlar bu gece eğlenmeye hazır mıyız?" diye bağırırken daha lafını bitirmeden herkes alkışlamaya, ıslık çalmaya başlamıştı bile, demek ki sürekli buraya çıkıyorlardı.
"Bugün bir misafirimiz daha var bir kaç şarkıda bize eşlik edecek, arkadaşımız Akgül Aktaç'ı alkışlayabilir miyiz lütfen?" der demez koptu alkışlar.
Daha ne söyleyeceğimizi bile bilmiyordum. Sanırım biraz slow olacaktı ilk şarkı buna emindim. Elindeki mikronu bana verip, kulağıma eğildi "Sezen aksu vazgeçtim" dedi, gözlerimi kırpıştırıp, onay verdim.
Masamız sahneye biraz yakındı ve ben sahneden masayı görebiliyordum ama Arını daha net görüyordum. Şarkıya giriş yapmalarını bekledikten sonra bende söylemeye başladım.
"Vazgeçtim, gözlerinden"
"Vazgeçtim, sözlerinden"
"Bir ah de yeter" diye devam ettirip şarkıyı söyledik hep beraber.
O kadar güzeldi ki, uzun zaman olmuştu şarkı söylemeyeli. Arada Arın'a bakıyordum, hiç gözlerini kaçırmadığı için hep yakalanıyordum. Şarkıyı bitirip masaya geri döndüğümüzde gözüm birden Taha'nın olduğu yere kaydı elinde telefon bizim masaya bakarak biriyle konuşuyordu. Anlam verememiştim. Masaya vardığımızda yerime oturmak için Gülçin'in yanından geçmeye çalışıyordum ki
"Ağzına sağlık çok güzel söyledin" dedi Arın bana oturmam için yer verirken. Herkese teşekkür ettikten sonra içeceğimden bir yudum aldım.
Grupta yanımıza gelmişti
"Sesiniz gerçekten çok güzel sahneyi bizimle kapatmak ister misiniz acaba?" diye bir soru yönelttiler. Afacana bakışlarımı çevirdim, "yaktım oğlum seni" dedim bakışlarımla, bakışlarımdan anlamış olacak ki ne demek istediğimi keyifle sırıttı.
"Olur tabi teşekkür ederim bu nazik davet için" dedim gayet akıllı biz kız gibi.
Onlarda teşekkür ettikten sonra tekrar sahneye geçtiler. Hareketli parçalar söylemeye başladılar herkes o kadar coşkulu ve mutluydu ki. Dans edenler, sohbet edenler, kahkaha atanlar. Zararsız bir mekana benziyordu önceden böyle değildi tabi. Alptuğ burayı adam etmişti belli ki. Arın yine kulağıma eğilip bir şeyler söylemeye başladı
"grubun repertuarında ne var bilmiyorum ama son kapanış şarkısı da sezen aksudan tutuklu kaldım olsun istiyorum sana da uyar mı hem bende söyleyeceğim" ağzım açık şekilde Arına bakıyordum.
"Sesin güzel yani" dedim alaycı bir tavırla.
"Deneyelim gör" diye meydan okudu.
"Tamam" anlamında başımı salladım.
Biz şarkılarla eğlenirken önümüze bir meyve tabağı geldi birden
"müessemizin ikramıdır afiyet olsun iyi eğlenceler" dileyip gitti.
Hemen Taha'ya baktım başıyla onayladı demek ki o göndermişti, çünkü başka gönderecek kimse yoktu, teşekkürler anlamında baş salladım bende minnettar kalarak. Daha sonra Arının arkadaşları şarkıları söyledikten sonra tekrar yanımıza uğradılar. Kapanış şarkısını yirmi dakika sonra yapacaklarını söyleyip arka kulise gittiler. Bizde çalan şarkılarla eğlenmeye devam ettik. Arada etrafa bakınsam da Alptuğ'uyu görememiştim demek ki gelmeyecekti, buna sevinmiştim, yıllar sonra onu görmek eminim ki bana tuhaf hissettirirdi.
Arın da biraz tedirgindi ama neden tedirgindi anlayamamıştım, herkes bir şeylerle meşgulken bir ara sormuştum ama
"önemli bir şey değil sen eğlenmene bak" deyip geçiştirmişti beni ama hiç önemsiz bir şey gibi durmuyordu halinden anladığım kadarıyla.
Fazla üzerinde durmayıp bende kendimi şarkılara bırakmıştım en sonunda. Yaklaşık kaç dakika geçti farkında değildim ta ki Arının arkadaşları masaya gelene kadar.
"Hadi hazırsan çıkalım sahneye" dedi benimle konuşan çocuk. Arın da ayaklanınca
"Vay sende geleceksin demek ha?" deyip gülümsedi Arına.
Arın kulağına kapanış şarkısını söyledikten sonra geçtik sahneye tekrardan. Bu sefer Arın eline mikronu alıp
"Herkese iyi eğlenceler arkadaşlar bu geceye bende eşlik etmek istedim müsaadenizle" dedi ve yine koptu alkışlar.
"Sizden bir şey rica ediyorum bu şarkıda herkes eşiyle dans edebilir mi lütfen?" deyip yanıma geldi ve bana elini uzattı.
"Dans ederek mi şarkı söyleyeceğiz Arın?" diye sordum şaşkınla.
Tuhaf bir şeydi anlam veremiyordum bunu neden yaptığına.
"Evet" anlamında başını salladı.
Ne kadar itiraz etsem de dinlemedi. Uzatılan elini geri çevirmedim ve tuttum elini. Bir eliyle belimi sarıp diğer eliyle mikrofonu tutuyordu. Şarkı başladığında sadece ikimiz söylüyorduk ve herkes dans ediyordu sadece.
"Ne senden öncesi... Ne senden sonrası" diye başladı Arın.
Bende onunla beraber şarkıya eşlik ettim. Nakarata geldiğimizde ise ikimiz birden söylemeye başladık. Hiç gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Hem dans edip hem şarkı söylüyorduk. Rüyada gibiydim. Ellerim buz kesmişti, midem de kasılmalar başlamıştı
"Ben sende tutuklu kaldım..
Kendi hayatımdan çaldım..
Yedi cihan dolandım..
Bana mısın demiyor" herkes nakarata eşlik ederken biz sadece birbirimizin sesini duyuyorduk.
Sadece ikimiz gibiydik sahnede başka etrafta kimse yoktu. Işıklar sadece bizim üzerimizde yanıyordu sanki. Etraf karanlık sadece biz ışıktık geceye. Şarkı bittiğinde Arın elimi tutup kısa bir selam verdi, bende aynısını yaptım. Başımı eğip kaldırdım ve kaldırdığım gibi öylece durdum. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, Arının elini bırakmadan bir adım geri attım. Arın farkında olmadan elimi sıkıyordu. Canım acımıştı. Göz ucuyla Arına bakmaya akıl ettiğimde gözlerinden alev fışkırıyordu sanki. Alev birazdan fışkırıp etrafa yangın alarmı verecek gibi duruyordu. Arından gözlerimi çekip karşıya baktım. Hiç bir şey yapamıyordum. Gülçin'e çevirdim bakışlarımı oda ağzı açık olanları seyrediyordu.
Herkes alkışlarken biz donup kalmıştık. Bir an önce yerimize geçmek istedim. Arın benim elimi halâ tuttuğundan habersiz öylece duruyordu kıpırdayamıyordum. Elimi sıktım hissetmesi için ama başarılı olamamıştım. Beni görmüyordu, duymuyordu. Sadece sıkıca elimi tutuyordu. Elimi tutuyordu. Boşta kalan elimi omzuna koyup varlığımı hissettirmeye çalıştım, sonunda başarmış olacaktım ki başını bana doğru çevirdi gayet sakin bakıyordu ama tekrar başını çevirdiğinde bu sefer öfkeli bakıyordu. Bütün bu olanlara anlam veremiyordum gerçekten. Arın hareketlenip elimi daha sıkı tutarken birden gitmek için dönünce dengemi sağlayamayıp yere düştüm hatta düşmek demeyelim yere kapaklandım. Arın birden yanıma çöküp
"Özür dilerim çok özür dilerim iyi misin Akgül" deyip saçlarımdan öptü.
"Ayağım burkuldu sadece iyiyim" dediğimde bizim masa etrafımıza toplanmıştı.
Ayağa kalkmaya çabalasam da bu imkansızdı ayak bileğim çok acıyordu. Arın beni kucağına alıp masaya götürmeye başladığı sırada etrafıma bakındım orda öylece durmuş sert bakışlarıyla bizi izliyordu.
Gözü bir Arın'a bakıyordu, bir bana. Masaya vardığımızda Arın beni nazikçe koltuğa bıraktı. Ben canımın acısını umursamayıp olan bitenleri anlamaya çalışıyordum.
Anlaşılan bu gece gerçekten uzun bir gece olacaktı.