BOWLİNG

2638 Words
Her acı bir gün yerini mutlu sona bırakır derler. Sahiden öyle midir? Masallarda ki gibi bir mutlu son beni de bulur mu? Gülçin gideli 2 saatten fazla geçmişti. Yine her şeyi ağzı açık dinlediği için fazla bir yorum yapamamıştı. Ona da ağır geliyordu bu durumlar. Ev sessiz sakin olduğu için yeniden odama çekildim. Annem her zaman ki gibi dedikodu kazanının içine düşmüştü, babam ile afacanda işteydi tek başıma sıkılıyordum. Bir süredir Rena ile konuşmadığımı fark edip onu aramaya koyuldum. Komodinin üzerinden telefonu kaptığım gibi hemen Rena'yı aradım. Açmamıştı. Yatağımın, başlığına yaslanıp ayaklarımı uzattım. Ellerimi başımın altına koyup öylece tavanı izliyordum. Arın'la konuşmam gerekiyordu. Asmin muthemelen konuştuğumuz her şeyi söylemişti. Telefonu elime alıp rehbere girdim. En başta o olduğu için aramama gerek kalmıyordu. Parmağımla uzun uzun isminin üzerinde bekleyip öylece durdum. Son anda aramaktan vazgeçip parmağımı ekranda kaydırarak durmasını sağladım. Bu hareketi bir kaç kez tekrarlardıktan sonra en sonunda tuş kilidini kapatıp ayağa kalktım. Hemen üzerimi değiştirip saçımı bir at kuyruğu yapıp dışarı attım kendimi. Hava serin olduğu için sweatshirt giymeyi tercih etmiştim, altıma da bir mavi jean giymiştim. Özenmeme gerek yoktu sonuçta bildiğim gerçeğin neden daha önce söylenmediğinin sebebini soracaktım ve daha bilmediğim gerçeklerin sebebini de. Yine taksiye atlatıp gitmiştim, minibüsler kalabalık olduğu için daralıyordum. Okula ya yürüyerek gidiyordum ya da servisle. İnsanlar sanki birbirlerinin üzerlerine çıkma yarışı oynuyorlardı ve bu durum beni fazlasıyla rahatsız hissettiriyordu. Kulaklığımı takıp sessizce her zaman ki şarkımızı dinledim. "Aşık oldum ben sana..." Ben şarkıyı içimden mırıldanırken birden taksici abi fren yapmasıyla gözlerimi açmam bir olmuştu. Biri önümüzü kesmişti. Şoför taksiden inmeden bekledi önümüzün keseni kim olduğunu görmek için, bende merak ediyordum. Arabanın kapısı açıldı ve Arın dışarı indi. Taksiye yanaşıp "abi kusura bakma böyle yapmak istemezdim ama tutar ne kadar?" deyip bana baktı göz ucuyla. Gözlerimden alev topları fışkırtıyordum Arın'a. "30 tl, ne kusuru kardeşim ama daha dikkatli olmalısın" dediğinde uzatılan parayı aldı. Arın benim kapıma gelip, kapımı açtığında inmek istememiştim ama zaten ona gidiyordum, tatsızlık çıksın istemiyordum. İsteksiz bir şekilde taksiden inip kapıyı dahi kapatmadan yürümeye başladım, Arın'ın arabasına binip gelmesini bekledim. Kapatmadığım kapıyı sakince kapatıp, taksiciyle tekrar konuşup gelmişti. Hiç bir şey konuşmuyorduk. İstanbul boğazını gören bir yere götürdü, bir şey demeden aşağı inip çay alıp geldi. En zayıf noktamdan vurduğu için, uzattığı çayı almıştım. Çok şey söylemek istiyordum, bağırmak çağırmak, her şeyin hesabını sormak istiyordum ama yapamadım. Ondan bekledim. Ondan bir adım bekledim. O sustu. Bende sustum. Ölüm sessizliği hakimdi arabada. Konuşmak istiyordum olmuyordu, her bir cümle boğazıma sarılıyordu sıkıca, bir el gibi aynı. Nefesimi tutup, cesaretimi toparlayıp "neden?" diye sorabilmiştim. Sesim bir mırıltı gibi çıksa da Arın'a ulaştığına emindim. Hiçbir şey söylemeden öylece yüzüme bakıyordu. "O benim karım değil" dedi ve durdu, nefes alıp vermesine izin verdikten sonra yeniden konuşmaya başladı "evet evliyim, evliyiz ama kağıt üzerinde hiç dokunmadım, birlikte olmadık. Hem zaten o senin.." deyip sustu, ellerini yumruk yaptığında kimden bahsettiğini anlamıştım, ama kendi söylemesi için zorlamıştım "benim" deyip gözlerinin içinde baktım. "Senin, o it işte. Alptuğ ile sevgili zaten, beraber yaşıyorlar onlar birlikteler asıl onlar karı koca biz değiliz" dediğinde rahat bir nefes bıraktı dışarıya. Sanki her şey bitmişti, her şeyi anlatarak kurtulduğunu sanıyordu. "Bunu bana söyleyebilirdin, bilebilirdim hakkımdı" dediğim an elimi tuttu. Dudaklarına götürüp teker teker birer öpücük bırakıp, öylece durdu. İçim bir tuhaf olmuştu, sanki bir yabancı ellerimi öpüp tutuyor gibi hissediyordum. Ellerimi hemen geri çekip dizlerimin üzerine koydum, bu hareketimden memnun olmamış olacak ki yüzünü buruşturdu. "Söyleyecektim ama nasıl söyleyeceğimi bilmiyordum Akgül inan bana, seni kaybetmekten korktum" dediği an hiç fırsat vermeden konuşmaya başladım. Bu kadarı fazlaydı, taşıyamıyordum "ilk başlarda anlatabilirdin" deyip sustum. Aklıma birden notları Asmin'in gönderdiği geldi, acaba Arın biliyor mu diye içimden geçirdim ve hemen dilime o cümle gelmişti çoktan "notları, resimleri Asmin'in yaptığını biliyordun değil mi?" diye sordum alacağım cevabı bilmeme rağmen. Başını evet anlamında sallayınca, elimi saçlarıma daldırıp başımı başka yöne çevirdim "tabi ya bileceksin tabi" diyerek yeniden ona baktım. "Ne zaman öğrendin?" diyerek farklı bir soru sordum, bununda cevabını tahmin ediyordum ama yine de sormak istedim. "Beni çağırdığın o gece, senden sonra kapısına dayanıp hesap sordum, oda kendi yaptığını söyledi, sana söyleyemezdim nasıl açıklardım inan bilmiyorum" dediğinde gözlerinde ki çaresizlik her şeyi anlatıyordu aslında. "En başta her şeyi anlatsaydın bu hale gelmeyecektik, güvenimi yıktın Arın" diyerek akan gözyaşlarımı sildim "beni eve götürür müsün?" dediğim an bir şey demeden arabayı çalıştırdı. Yaklaşık otuz dakika sonra evde olmuştuk, hiç konuşmadan o kocaman yolu gelmiştik, sanki otuz dakika değil de otuz yıl sürmüştü o yol bana. Hiç bitmeyecek gibiydi, acı dolu, çakıl taşlı dolu bir yoldu. Ben büyürken çok engebeli yollardan geçmiştim, işe girerken, okula alışırken, sevgili yaparken, başka şehire taşınırken, ihanetle tanışırken çok zorluydu yollardı ama bu defa farklı gibi geliyordu her şeyden herkesten farklı bir durumdu. Kaç kişinin sevgilisi sahte nikahla evliydi ki? Sevgili diyorum çünkü sevgili olmuştuk neredeyse o gece lunaparktan sonra. Uzun yıllar sonra ilk defa biri benim için bir şey yapmıştı, çabalıyordu, sarf ediyordu. Farklıydı. Ve aynı zamanda ise anlamlıydı. Her şeyin anlamının bittiği yerdeydim şimdi. Arabadan inmek üzereyken birden elimi tuttu, ona baktığımda yalnızca kirpiğinde duran canımı yakan bir damla vardı, yüreğime akacaktı o yaş hissediyordum "özür dilerim" diyerek geri elimi bıraktı, hiç bir şey söylemeden arabadan inip eve girdim. Artık Arın'la ne konuşmak ne görüşmek istiyordum. Odama girer girmez balkona çıkıp telefonumun mesaj bölümüne girip Alptuğ'a mesaj attım. "Haklıydın. Arın evliymiş, bunu senin sevgilin olacak o Asmin söyledi Arın da doğruladı sen zaten baştan söylemiştin ama bu seninle yeniden beraber olacağım anlamına gelmiyor. Bilmediğim daha ne kadar gerçek varsa öğrenmek istemiyorum hepsi size kalsın bir daha rahatsız etme beni" mesajı yazarken kırk kere düşündüm. Sinirimden uzun bir mesaj yazmıştım. Artık diğer gerçekleri de bilmek istemiyordum, yorulmuştum. Arın'ın bana anlatmadığı ne varsa hepsinden vazgeçmiştim, güvenim sarsılmıştı. Akgül Aktaç sözümü bozup aşık olmuştum. Evet ben Arın'a aşık olmuştum. Kimseye aşık olmayacak, ayrılmayacak ve yatak döşek yatmayacaktım ama olmuştu işte. Bir haftadır yataktan çıkmıyordum, yemek yiyemiyordum, duşa girmiyordum hasta da olmuştum mahvolmuştum. Telefonum bir hafta boyunca kapalıydı açtığımda ise Arın'dan gelen bir ton aramalar vardı. Muhtemelen yine arayacaktı ve umurumda değildi. Alptuğ çok sayıda mesaj atmıştı ve hiç birine bakmamıştım, en son gece mesaj atar atmaz kapatmıştım telefonumu, bu yüzden hepsi tek tek açar açmaz gelmişti. Telefonu komodinin üzerine koyup kalkıp duşa girmiştim en sonunda, bir haftadır yataktan çıkmadığım için uzun soluklu bir duş almak iyi gelmişti. Hafta sonuydu ve hava güzeldi artık evde yatmak istemiyordum duştan çıktığım gibi Gülçin'i ve Emre'yi arayıp bir organizasyon yapıp afacana da haber verip hemen hazırlığıma başlamıştım. Yaz aylarının son günü olduğu için fazla soğuk değildi o yüzden siyah bir kumaş pantolonun üzerine mevsimlik beyaz kırmızı kareli bir gömlek giyip saçlarımı da şekillendirmiştim, en sonda da hafif bir makyaj yapıp hazırlığımı tamamlamıştım. Bir saate buluşacaktık ve onlar çoktan gelmişlerdi bile. Aşağı indiğimde herkesin gözü üzerimdeydi. "Vay Akgül hanım bu ne şıklık" "Özel bir yere mi gidiyoruz ablacım" "Kuzum benim çok güzel olmuşsun" hepsi bir ağızdan konuşmaya başlamışlardı. "Sağol kuzum" diyerek Gülçin'e ve Emre'ye el yardımıyla uzaktan hayali bir öpücük gönderip afacana döndüm. "Bir haftadır hastayım yataktan çıkmıyorum değişiklik olsun ablacım" diyerek kapıya doğru yöneldim. "Herkes hazırsa çıkalım" diyerek beyaz spor ayakkabımı da giydikten sonra Emre'nin arabasına çoktan yerleşmiştim bile. Annem ve babam bu hafta sonu başka bir plan yaptıkları için onlara dahil olamamıştık bende böyle bir plan yapmıştım değişiklik iyi gelecek diye düşünüyordum. Üsküdar da sahile gidip bir mekana girip kahvaltı siparişi vermiştik, siparişlerimiz gelene kadar sohbet etmiş eski anılarımızdan bahsedip gülmüştük. Emre başka bir anıyı hatırladığında gülerek anlatmaya başlamıştı. "Hatırlıyor musunuz? Bir keresinde Gülçin'i ormanda kaybetmiştikte üç gün sonra bir çukurda bulmuştuk" dediği an hepimiz gülmeye başlamıştık. O gün hem çok yorulmuş hem de yavaş yavaş ümidi kaybetmiştik. Deli gibi Gülçin'i arıyorduk. Kamp kurmaya gitmiştik ve sonu kötü bitmişti. Gece iki saat üç saat uyuyup tekrar Gülçin'i arıyorduk. "Evet hatırlıyorum unutur muyum gündüz bulmuştuk benimde ayağım kayıyordu son anda kurtulup öylece aşağı bakıp Gülçin'i görmüştüm" gülerek anlatıyordum. Gülçin bana kızarak koluma vurdu "aman ya gülmeyin yeter" diyordu ama kendi de kahkahalar içinde gülüyordu. Siparişler geldikten sonra sessiz sedasız kahvaltımızı yaparken birden "ne iyi geldi, iyi ki geldiniz teşekkür ederim" dedim gözlerim dolu dolu, biri dokunsa ağlayacaktım. Hemen gözlerimi yukarı kaldırıp gözyaşlarımın akmasına izin vermedim. "Asıl sen iyi ki geldin kuzum" diyerek bana sarıldı Gülçin. "Evet aynen öyle, evine yurduna memleketine, mahallene iyi ki geldin yeniden" diyerek elini uzatarak destek olurcasına elimi sıktı. Afacan hiç birşey demeden beni öpüp oda sarıldı, bir şey demesine gerek yoktu onun varlığı her şeye değerdi. Yaklaşık bir saat kadar oturduktan sonra Emre ve Gülçin işleri olduğunu söyleyip gittiler afacanla masada oturup kalmıştık. "E bunlar gitti ben niye hazırlandım ki o zaman bu kadar" diyerek isyan ettiğimde bana gülünç bir bakış attıktan sonra kendimi tutamayıp gülmeye başlamıştım. Ayağımla bacağına vurduğumda "ahh" diye acıyla inlemesini umursamamıştım. "E kalk bari ablacım seni ben gezdireyim" dediğinde ilk başta sevinmiştim ama sonra yeniden yüzüm düşmüştü "ne oldu?" diye sorduğunda omuz silkip "Sevda ile planınız vardır mutlaka" dediğimde unuttuğunu belli eden hareketler yapmaya başlamıştı. "Ah evet ama yalnızca Sevda değil, Arın abide bizimle bowling oynamaya gidecektik" diyerek sonradan gözlerini parlak parlak açarak "e sen de gel abla" dediğinde Arını göreceğim için heyecanlanmıştım. Afacan sevgili olduğumuzu ayrıldığımızı düğün fotoğraflarını bilmiyordu olmaz desem ısrar edecekti, olur desem Arın'ı görmeye hem hazır hissetmiyordum hem de çok heyecanlanmıştım. Belli belirsiz başımı salladığımda hemen Sevdayı arayıp konum atmıştı. "Kahve?" diye sordu afacan, başımla onaylayıp kahve siparişi vermiştik. Onlar gelene kadar kahve içecektik eminim ki geç gelirlerdi. Afacana bakıp halâ bir şeyler sakladığım için pişmandım. Anlatmak istiyordum ama bunu nasıl anlatırdım bilmiyordum. "Arın evliymiş ablacım" diyemezdim nasıl derdim bilmiyordum. "Abla Arın abi seni seviyor biliyorsun değil mi?" diye sorduğunda "işte Akgül sana fırsat söyle evli olduğunu bitsin gitsin" dedim içimden. "Ya ama afacan evli olduğunu biliyorsa? Benden sakladıysa?" Yine kafamın içinden bir sürü cevapsız sorular geçiyordu. Hiç bir şey söyleme gereği duymamıştım, afacana kısa bir bakış attıktan sonra başımı camdan tarafa çevirip Arın'ın geldiğini görmüştüm. Yine.. Yeniden.. Olmuştu. Midemde ki kramp, kalbimdeki heyecan, başımdaki dönme... Düpedüz aşıktım. İçeri girdiğinde ağır adımlarla yürüyüşü mahvetmişti beni, gözlerimi ondan alamıyor, bir saniye bile ayırmıyordum. Bize doğru yaklaşana kadar gözlerimizi hiç ayırmamıştık, en sonunda gözlerimi kaçırıp Sevda'ya bakmıştım. "Hoş geldiniz" diyen ilk ben olmuştum, "sus Akgül sus her şeyi batırıyorsun" diyerek geçirdim içimden. "Hoş bulduk" diyerek Arın sandalyeyi çekip karşıma oturmuştu. Sevda ile tokalaştıktan sonra yerime geçip oturup başımı yine camdan tarafa çevirmiştim. Garson tekrardan yanımıza gelince herkes kahve siparişi vermişti "ben çay alabilir miyim lütfen" diyerek sonradan "demli olsun" diye de eklemiştim. "Tıpkı acılarım gibi" dediğim an Arın bana bakmıştı, duymuştu söylediğimi. Gözleri hüzün kokuyordu, saçları hafif toparlanmış, üzerindeki kıyafetler en az bir günlüktü. Arın her gün farklı bir kıyafet giyerdi, ya evde değildi ya da üzerini değiştirmeye üşenecek kadar üzülmüştü. Bilmiyordum. Siparişlerimiz geldikten sonra Sevda konuşmaya başladı "kardeş kardeşe eşli mi olsun, yoksa Bedir ile ben sizde beraber eşli mi olursunuz abi? " diye soru sorarak abisine döndü Sevda. Arın bir şey söylemiyordu, istemiyor gibiydi. Konuşmayacak sanıyordum ki "bilmem Akgül ablan nasıl isterse öyle olsun bana hepsi uyar" dediğinde tüm gözler bana döndü, özellikle afacanın masum bakışları. Bir kaç dakika sessizce bekledikten sonra "tamam tamam siz eş olun hadi, bakma bana öyle acınası gibi" diyerek kollarımın arasına afacanın başını alıp yere eğdim, tam saçlarıyla oynayacaktım ki vazgeçtim, Sevda vardı yapmak istememiştim bir an. Afacan elimden kurtulduğunda "ohh" diyerek rahat bir nefes almıştı, istemsizce gülmüştüm. Bir haftadan beri böyle gülmemiştim, kendimi garip hissediyordum. "E siz bowling oynamasını biliyor musunuz ki?" diyerek Sevda ile afacana döndüm, ikisi de el yardımıyla "eh işte" hareketleri yapmışlardı, sinsi gülüşüm afacanı korkutmuştu. "Ben bu bakışı tanıyorum" diyerek işaret parmağını bana doğru sallarken Sevda ve Arın olaya tamamen yabancı olduğu için öylece bize bakıyorlardı. "En son ablam beni yenmişti, yeni yeni öğreniyordum bir kere oynadım zaten sonra da unuttum, işte seninle bir kaç kez daha gittik o" diyerek somurtmuştu afacan. "Tamam tamam yenmeyeceğim hadi kalkalım" diyerek yüzümü masum bir hale getirmiştim. Hesabı da ödeyip bowling salonuna gitmiştik. Herkes birer içecek alıp oturmuştu, ilk benim sıramdı afacana dönüp "hazır mısın ablacım?" dediğimde yarı mahsun bir ifadeyle bana bakıyordu, başını evet anlamında sallayınca, topu fırlattım ve hepsini devirdim. Sinsi sinsi gülerken afacanın bana bakışları, gözlerimi deliyordu sanki. Benden sonra Arında atmıştı ve oda hepsini devirmişti. Sevda daha topunu atmadan konuşmaya başlamıştı "oho siz yenersiniz bizi biz hiç oynamayalım" diyerek omuz silkip, kollarını bağdaş yapmıştı "hadi abicim hadi mızıkçılık yok eğlenmeye geldik" diyerek Sevdayı kolundan tutup kaldırdı. Biz yeniyor, onlar yeniliyordu. Biz topları attıkça onlar daha çok deliriyordu ve bu nedense benim çok hoşuma gitmişti. Afacanın bu hallerini seviyordum. Küsmesi, mızıkçılık yapması, her şeyi hoşuma gidiyordu kardeşimin. Gün sonunda biz yenmiştik ve yenmemizin şerefine sıkı sıkı sarılmıştık bir anda. Onu öyle çok özlediğimi, kokusunu aldığımda fark etmiştim, çocukların olduğu aklıma geldiğinde hafif öksürerek kendimi geri çektim. "Tatlı ne ısmarlıyorsunuz bize" dediğimde ikisi de kollarını bağdaş kurup dudak büzmüşlerdi. İkimizde kardeşlerimizin koluna girip, dışarı çıkmıştık, bir cafeye uğrayıp zafer pastası yemeden olmazdı tabi ki. "Ben bir tane tramisu alayım" diyerek siparişimi vermiştim. "Bende aynısından alayım lütfen" diyerek Arında siparişini verdikten sonra, çocuklarda limonlu pasta isteyip, siparişlerimizin gelmesini beklemiştik. Tam karşımızda bir park vardı gözüm oraya dalmıştı bir süreliğine. Anne ve babasının yanında kendini güvende hisseden bir çocuk, elinde bir pamuk şeker, ellerini saçlarına sürmeden dümdüz saçlarını geriye atmaya çalışıyordu. O kadar tatlı bir kızdı ki, kendi küçüklüğüme gitmişti aklım. Ben anılarda kaybolurken, siparişlerin geldiğini duyunca küçüklüğümden çıkıp, büyük olduğum dünyaya geri dönmüştüm. "Ben anlamam, biz biraz antreman yapalım ve bir rövanş alalım" dedi Sevda. Hiç itiraz etmeden "bana uyar" diyerek otuz iki dişimi de göstererek gülmeye devam ettim. Pastalarımızı yedikten sonra afacan ve Sevda izin isteyip gitmişlerdi, yine Arın ile kalmıştık. Hesabı ödemek için garsonu çağırdığımda "ben hallederim" diyerek ellerini uzattı, bana engel olmak için. "Olmaz" desem de ikna edememiştim. "Tamam o zaman görüşürüz hoş çakal" diyerek yanından ayrıldım. Muhtemelen birlikte bir şeyler yaparız diye düşünmüştü ama umduğu gibi olmamıştı. Az önceki gördüğüm kızın yanına giderek "merhaba oturabilir miyim küçük hanım?" diye sorarak cevap vermesini bekledim. "Tabi oturabilirsiniz" dediğinde ısırmamak için zor tutmuştum kendimi, hafif yana kayıp bana yer açtığı yere oturdum "teşekkürler, ben Akgül bu arada" diyerek elimi uzattım, tanışmak için. Masmavi gözleri, bembeyaz teni, dümdüz saçları, kırmızı elbisesi ile o kadar güzel görünüyordu ki, hayran olmuştum. "Rica ederim, bende Asya" diyerek elimi tutup tokalaştı "ay elim pamuk şekerliydi özür dilerim" dediğinde üzülmüştü. "Hiç sorun değil inan bana" dedim mutlu olması için. Yüzünde gülümseme görünce içim rahatlamıştı, saçlarını okşayıp, bir öpücük kondurmuştum o güzel Asya'ya. Saçlarını okşarken ağladığımı ben bile sonradan fark etmiştim. Gözyaşlarımı silmek için başımı çevirdiğimde Arın'ın uzaktan beni izlediğini görmüştüm, tebessüm ediyordu. Tebessümüne ortak olup, yarı tebessümle bende karşılık vermiştim. Annesi ve babası geldiğinde onlarla da tanışıp, ayrılmak için müsaade istemiştim. "MaşAllah sana tekrar hoş çakal Asya" diyerek hayali bir öpücük attığımda oda bana hayali bir öpücük atıp "hoş çakal Gül" demişti. Tuhaf ama bir o kadarda güzel bir isim lütuf edilmişti. Bu zamana kadar çevremdeki herkes bana Akgül dediği için "Gül" ismine alışık değildim. Başımı yere eğip, kollarımı da göğsümün altında bağdaş yapıp yürümeye başlamıştım. Parkın girişinde bekleyen Arına bakmadan, yanından geçip giderken bana seslenmesi ile durdum "Akgül" dediğinde dönüp "efendim" dedim hissiz bir tonla. "Bugün çok güzeldi teşek..." lafını yarıda kesip "Bedir için katlandım, o mutlu olsun gerisi umurumda değil" diyerek tekrar arkamı dönüp gidiyordum ki yeniden seslenmesiyle durdum. "Bir dakika dinleyecek misin lütfen?" dinlemek istemiyordum. Her bir gerçek boğazıma yapışıyordu, her acı düğüm düğüm kenetleniyordu göğsümde. Artık ne tek bir gerçek, ne de yalan duymak istemiyordum. Kalbim buna dayanmayacaktı. Dayanamazdı. "Dinlesem ne değişecek hiçbir şey, dinlemesem daha iyi bence" diyerek omzumun üzerinden bakmıştım ona. Konuşmamıştı, bir şey söylememişti. Yeniden önüme döndüğümde Alptuğ karşımdaydı. Şaşkınlıktan ona bakarken, birden sarılıp "oh şükür iyisin" dediğinde kendimi geri çekip arabanın içine bakmıştım. Asmin de vardı, arabadan inip Arın'ın yanına yürüdü bana bakmadan. Arkama dönüp bakmaya cesaretim olmadığı için bakamamıştım. "Rahat bırak beni Alptuğ" diyerek bir iki adım daha geri çıkarak, yoldan geçen ilk taksiyi çevirdim, kavga ederler mi etmezler mi umurumda değildi son bir kez Arın'a ve Alptuğ'a bakış attıktan sonra onları orda bırakıp eve gitmiştim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD