Ne yapacağımı bilemez halde öylece duruyordum, arkama bakmadan koşmak gidilmeyecek nereler varsa gitmek istiyordum.
Bir kez daha adımı duyduğumda arkama dönmüştüm "Akgül" nefesimi tutup bekliyordum "bir dinle beni ne olur" dediğinde çaresizce Alptuğ'a bakıyordum.
Beni takip ediyordu, bizi..
Yanıma doğru gelmeye başladığında geri geri adım atmaya başlamıştım çoktan. Korkuyordum artık, ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.
Elini bana doğru uzatıp "bekle sana zarar vermek değil niyetim, her şeyi anlatmak lütfen dur bir dinle" dediğinde artık ne bilmem gerekiyorsa öğrenmek istedim, bitsin istedim, yakamdan düşsün istedim.
Hiç konuşmadan onu bekliyordum, yanıma geldiğinde omuzlarımdan tutup "sadece dinle, bir şey yapmayacağım korkma benden" dediğinde omuzlarımdaki ellerinden kurtulup kendimi bir iki adım geriye çektim.
"Bak o Arın" dediği an lafını kesip bağırmaya başladım
"Arın, Arın ne Arın'ı yeter artık başka söyleyecek bir şeyin yok mu senin?" diye sorup dizlerimin üzerine çöktüm, sinirden ağlamak istiyordum.
Bıkmıştım artık her şeyden, özellikle son yaşadıklarımdan.
Bir şey demediğinde "anlat" dedim "seni dinliyorum" tam karşıma yere oturup bağdaş kurduğu an kalktım yerimden, yüzünü bile görmek istemiyordum, başımı başka tarafa çevirip ona bakmadan dinledim onu.
Ona bakmasam da ayağa kalktığını hissetmiştim, "Arın evli" dediği an Alptuğ'a ölümcül bakışlar attım.
"Ne diyorsun sen?"
"Gerçeği söylüyorum, hani bar'da yanımda gördüğün kadın vardı ya işte o Asmin. Asmin Soylu. Evliler" söylediği cümle beynimin defalarca yankılanıyordu
"Asmin Soylu. Evliler"
"yalan söylüyorsun" dediğimde cebinden bir şeyler çıkartmaya başlıyordu, korkudan bir iki adım daha geriye gittim.
Bir fotoğraf uzattı "al bak işte burada, inanmıyorsun madem kendi gözlerinle gör" dediğinde bir hışımla fotoğrafı alıp baktım.
Asmin ile Arın vardı düğün fotoğrafları, nikah fotoğrafları...
Ama Arın mutlu değildi, çakır gözleri aşkla bakmıyordu bile. Fotoshop diye düşündüm ama bunu Arın'a sormadan bilemezdim. Gözlerimden yaşlar aktığında canımı yakmaya başlamıştı.
Öylece durmuş elimde ki fotoğraflara bakıyordum, yaşlar birer fotoğrafa aktığında "bende kalacak" dedim mırıltılı bir sesle,
"tamam sende kalsın ama Arın bu" dediği an arkamı dönüp yavaş yavaş yürümeye başladım.
Saçlarım koşmaktan dağılmış, bacaklarımda yürümeye derman yok, ellerimde Arın'ın düğün fotoğrafları öylece yürüyordum. Eve nasıl gittim bilmiyorum ama Alptuğ hep arkamdan gelmişti hissediyordum, odama girip balkona çıktığımda orda bekliyordu, bağdaş kurup oturmuş ellerini saçlarına daldırmış öylece bekliyordu. Bir ara göz göze geldiğimizde acımı uzakta olsa gözlerimden anlayabildiğini biliyordum. Çantamı yanıma getirip paketi yanıma koymuştum, sigarayı sigara ile yakıyordum çakmak kullanmak ihanet gibi geliyordu. Mutluydum ben, seviyordum, "neden?" diye sordum kendime "neden?" hak edecek ne yapmıştım.
"Madem Asmin evli, Alptuğ ile ne iş var el ele göz göze?" yeni sorular eklendikçe, beynimin içi daha da düğümleniyordu çözülmeyecek şekilde.
Çantamdan telefonu çıkartıp Alptuğ'un mesaj bölümüne girip "Asmin madem evli senin ile ne işi var, sevgilisiniz belli" yazıp gönderdiğimde, sokaklar sessiz olduğu için duymuştum mesaj bildirimini, telefonu cebinden çıkartıp mesajı okur okumaz kafasını kaldırıp bana baktı, telefonu işaret edince mesaj yazmaya koyulmuştu, ne yazacağını bilmediği için rahat beş dakika beklemiştim. Beş dakikanın sonunda bana bakıp, mesajını yolladı.
Alptuğ "Evet sevgilim, evliler ama özel bir bağları yok, ben sana sadece evli olduğunu söylemek istedim, senden bu gerçeği sakladığını biliyordum"
Akgül "Madem evli, madem sevgilisiniz ne diye halâ benim kapımdasın."
Alptuğ "Çünkü seni seviyorum halâ, seni o gün gördüğümde anladım seni halâ sevdiğimi. Akgül bize bir şans daha ver ne olur" dediğinde yüzüne bakıp bakışlarımla
"artık çok geç" bir bakışı attım.
Bir şey yazmadan tuş kilidini kapatıp cebime koydum telefonu. Eve gelir gelmez balkona çıktığım için üzerimi değiştirmek aklıma gelmemişti. Balkonun perdesini kapatıp üzerime eşofman takımı giyip, yatağıma uzandım. Ne kadar öylece durdum bilmiyordum ama telefonumun çalışıyla gözlerimi açtım, uyumamıştım öylece gözlerimi kapatıp bekliyordum, belki de kendi kendime uyumaya ihtiyacım vardı. Telefona baktığımda Arın'ın aradığını görmüştüm, açıp açmamak konusunda kararsız kaldığım için çalıp çalıp kapanmıştı. Ekran kilidini kapanır kapanmaz yeniden çalmaya başlamıştı. Açmak istememiştim, henüz hazır hissetmiyordum kendimi, gözümden yaşlar aktığında kendimi çok çaresiz hissetmiştim. Telefon kapandığında, müzik listeme girip Arın ile sürekli karşılaştığımız şarkıyı açtım, onunla birlikte bende mırıldanmıştım.
"Aşık oldum ben sana, gözlerine baka baka, elini tuttuğumda, kalbim durdu ata ata..."
"Aşık oldum ben sana, gözlerine baka baka, elini tuttuğumda, kalbim durdu ata ata..."
Şarkının sözlerini dinlerken uyuyakaldığımı, gece yarısı uyandığımda fark etmiştim. Esneyerek yataktan çıkıp sigaramı alıp, balkona gittiğimde gördüğüm şey uykumu açmaya yetmişti. Arın buradaydı ve Alptuğ'la ağız dalaşına girmişlerdi. Müdahale etmezsem bütün mahalleyi ayağa kaldıracaklarına emindim. Ne konuştuklarını duyamasam da kavga ettikleri her hallerinden belli oluyordu. Odamdan hızlı hareketlerle tek adımda çıktım, elimde ne varsa yere fırlatmıştım, kapıya kadar koşmam yalnızca iki saniyemi almıştı. Sessizce dış kapıyı açıp, kapıyı kapatmadan aralık bırakarak odamın tarafındaki balkona koştum.
"Hey hey hey ne yapıyorsunuz siz" deyip kollarımı iki yana doğru açarak onları ayırdım, bir Arın'a bir Alptuğ'a bakıyordum. İkisinin de gözlerinden öfke fışkırıyordu ve bu durum beni korkutuyordu.
"Arın bana bak bende kal" deyip iki elimi de göğsüne koydum "Arın" diye tekrar seslendiğimde az önceki öfkeden eser kalmamıştı bana bakarken.
"Beni aramışsın defalarca aradım açmayınca telaş ettim geldim baktım birde ne göreyim" deyip elini Alptuğ'a doğru uzatarak onu işaret etti.
"Ne işin var senin burada harbiden ya" diyerek tekrar üzerine yürüdü Arın'ın.
Alptuğ'a elimi sürmeden elimle dur işareti yaptım, bana o kadar şaşkın bakıyordu ki bir elime bir bana bakıp aralarında mekik dokuyordu, muhtemelen ona dokunmadığım için böyle şaşırmıştı.
"İkinizde buradan gidin hemen" deyip ikisine de birer saniye arayla gözlerimi kısarak baktım.
Beni kaale almadıkları için "size gidin dedim ikinizi de görmek istemiyorum" Alptuğ'a dönerek
"hele seni hiç görmek istemiyorum" diyerek konuşmamı sonlandırdım.
Arkamı dönüp evin yolunu tutarken Arın kolumdan tutup beni durdurdu "niye aramıştın bir şey mi oldu?" diye sorduğunda "evli olduğunu bana neden söylemedin" demek gelmişti içimden ama hiç bir şey söylemeden kolumu hızla elinden çekip eve doğru koştum.
Şanslıydım ki kapı kapanmamıştı, hemen hızla odama çıkıp balkona gittim. Gitmişlerdi. Bir belayı daha savmıştım başımdan. Hızla yatağıma yatıp telefonu elime aldım. Alptuğ'un profilini bulmak zor olmadı, profile girip Asmin'e baktım. Bir şey vardı, soyadı sosyal medyada farklıydı. Asmin Alabey.
"Neden Soylu değil de kızlık soyadı Alabey" diye düşündüm içimden.
Sinirden oflayarak telefonun tuş kilidini kapatıp yeniden uyumaya çalıştım ama olmadı. Sabaha kadar öylece durdum bir şey düşünmeden bir şey yapmadan. Sadece sigara içiyordum, dışarı çıkarken sigara paketini ve çakmağı fırlatmıştım bulmam zor olmuştu. Sabah Bedir'in kalktığını duymuştum seslenmedim, bilsin istemiyordum ama kapımı tıklatarak içeri girdi.
"Günaydın diyeceğim ama uyumadın o yüzden yok sana günaydın" diyerek yatağıma ulaştı iki adımla.
Anlamamazlığa vurarak "anlamadım" dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Bal gibi anladın ablacım, gece Alptuğ ve Arın geldiğini bilmiyor muyum sanıyorsun?" diye sorduğunda utancımdan yerin dibine girmek istemiştim.
Ben sessiz kalmaya devam ettikçe afacan deliriyordu.
"Gece sigara içmek için balkona inmiştim, ses duyunca merak edip baktım, senin çıktığını gördüğümde merak edip peşinden geldim ve olanları izledim, sen gelirken ben çoktan balkona gitmiştim" deyip elini yanağıma koydu
"herşeyi biliyorum abla, notları peşindeki adamları benden sakladığın ne varsa öğrendim" dediği an ağlamaklı gözlerimden yaşlar döküldüğünde afacana sadece sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladım.
"Özür dilerim yaşadıklarımı anlatmadığım için" çok kısık bir sesle söylemiştim bunu, iç çeke çeke nefes almaya çalışıyordum sadece.
Bedir kendini geri çekip iki elini de yanaklarımın üzerine koyup, yerde duran başımı kaldırdı
"özür dileme abla ama bana anlat bileyim, bir şey yapamasam bile bileyim, seni her şeyden koruyabilirim" hafifçe başımı sallayıp geçtim.
Diyecek bir şeyim yoktu, ne diyebilirdim her şeyini saklayan bir ablaydım hiç bir şey anlatmayarak afacanın güvenini sarmıştım. Hiçbir şey demeden odamdan çıktı, Bedir gittiği andan itibaren susmamıştım. Susmak bilmiyordum. Ağlaya ağlaya uyumuştum.
Yaklaşık bir saat sonra geri kalkıp, yeniden uyumaya çalışsam da olmamıştı. Başaramamıştım. Hazırlanıp kendimi dışarı attım, sahil evimize uzak olmadığı için sahile kadar yürüyüp denizin tam karşısına oturuyorum. Aklımda Arın'ın evli olduğu gerçeği Alptuğ'a dokunmadığım zamanki bakışı her şey aklımdaydı. Düşüncelerle boğuşurken aklıma birden sosyal medyadan gelen mesaj takıldı aklıma
"Arının yanında durarak çok büyük hata yapıyorsun. Arın sana asla bakmaz güzelim" mesajı harfi harfine hala hatırlıyordum.
Neden hatırlıyordum bilmiyordum. Birden Asmin olacağını düşündüm ondan başka kim yazabilirdi ki hem? Ama neden? Alptuğ ile sevgili, onun dediğine göre Arın ile öylesine nikahlı, neden nikahlılar onu bile bilmiyorum.
Ellerimi şakaklarıma bastırıp "başım çok ağrıyor" dediğim an biri yanıma gelip oturdu. Yine siyahlar içindeydi erkek mi kadın mı belli değildi.
"Ne istiyorsun benden, o gecede notu bırakıp giden sendin değil mi?" diye bir soru sorup cevap beklemiştim sadece başını sallamakla yetindi.
Giydiği kapişonu kaldırdı, şapkasını çıkartıp saçlarını savurup bana baktı yeşil gözleriyle. Öfke yoktu, sadece sakinlik vardı. Yüzünü görür görmez büründüğüm tek ifade korkuydu.
"Hiç birşey sadece Arın'dan uzak durmanı istiyorum" deyip nefesini dizginleyip konuşmaya devam etti
"o benim kocam" sesi beynimde yankılanıyordu, defalarca kez yankılanmaya devam etmişti
"o benim kocam" gerçekti demek ki.
Gerçekten evlilerdi.
Hemen aklıma gelen o meşhur soruyu sormuştum "madem Arın'la evlisin, ne diye Alptuğ ile berabersin Arın'ı seviyorsan" dediğim an gözlerindeki endişeyi görmek bana yetmişti. Konuşmadan konuşmama devam ettim "o gece Arın senin yüzüne dahi bakmadı, oda biliyordu çünkü sizin sevgili olduğunuzu" diyerek konuşmaya devam ettim.
Hiçbir şey söylemeden cebinden sigara çıkartıp yaktı, öyle ağır yapmıştı ki bu hareketi korkmuştum bir şeyler çıkartacak diye.
"Demek ki sen halâ bilmiyorsun Arın'la neden evliyim neden Alptuğ ile sevgiliyim hiçbir şey bilmiyorsun" dediğinde yüzümdeki şaşkınlık ifadesi beni mahvediyordu.
Yeni bir sır ile daha karşılaşıyordum.
"Ne diyorsun sen?" diyerek yan tarafıma doğru dönüp, yönümü ona doğru çevirdim.
"Öğrenirsin zamanla öğrenirsin, o zaman sen biraz daha Arın'la takılmaya devam et, hatta ona da sorabilirsin bile" deyip ayağa kalktığında arkasını dönüp giderken vazgeçip bana doğru döndü
"o notları koyanda seni takip ettiren de bendim amacım sana zarar vermek değil ama canımı sıkarsan canını sıkarım Akgül Aktaç" sinirlerime hakim olamayıp ayağa kalkıp tam karşısına geçtim
"beni tehdit edecek kadar zavallısın işte sen. Onunla evli onunla sevgili ne yaptığın belli değil, bana emir verecek durumda değilsin" diyerek suratındaki ifadeyi görünce zafer kazanmışım gibi gülümseyerek arkasını dönüp gitmesini izledim.
Bir şey söylemeden gitmişti, diyecek bir şey bulamamıştı, o da biliyordu nasıl bir durumda olduğunu ama neden yaptığını bilmiyordu diye düşünüyordum. Sabahın erken saatleri olduğu için cafeler açılmamıştı, az ileride sabahlayan bir aile görmüştüm, hallerinden belli oluyordu sabahladıkları. Elli altmış yaşlarında teyze ile amcaydı. Yanlarına gidip "merhaba bir bardak çay alabilir miyim varsa?" deyip hafif alçalıp konuşmaya devam ettim
"parası ne ise veririm" dedim onlara bakarak.
"Ne parası kızım bir çayın lafımı olur" diyerek eliyle yanını gösterdiği yere oturdum bende.
"İsmin nedir güzel kızım?" diye sorduğunda ismimden o an nefret etmiştim.
Kusarak söylemek geldi içimden, bir isim bu kadar anlamsız gelebilirdi başkasından duymak.
"Akgül sizin?" diye sordum nezaketen bende aynı şekilde.
"Benim ismim Nebahat eşimin ismi de Necdet" teyzenin eşine dönüp "memnun oldum" dedim teyzeye dönüp tekrardan
"memnun oldum" deyip bana uzatılan çayı aldım, bu sefer şekersiz içecektim, acı tadın boğazımı mahvedeceğini bilsem de yapacaktım.
"Şeker?" diyerek Nebahat teyze şekeri uzatınca dayanamayıp şeker atmıştım.
"Senin ne işin var bu saatte dışarıda hadi biz sabahladık bu deliyle de sen ne yapıyorsun?" diye sorarak kahkaha atmaya başlamıştı.
Nebahat teyzenin neşesi beni de neşelendirmişti, o kadar pozitif bir enerjisi vardı ki her yere bulaşırdı, bana da bulaşmıştı.
"Yorgunluk buraya kadar getirdi teyzecim, o konulara hiç girmeyelim bence" diyerek başımı gökyüzüne doğru kaldırıp ellerimle hava veriyordum, gözyaşlarım her an akabilecek durumdalardı ve ben buna izin vermek istemiyordum.
Teyze koluma dokunup "ne olursa olsun güzel kızım her şey gelip geçici asıl önemli olan şey sevgidir, seviyorsan her şey güzeldir, dünya güzeldir, odandaki perde güzeldir, saçının tek ince teli bile güzeldir." teyze o kadar güzel konuşuyordu ki hayranlıkla onu dinliyordum, dinlerken de gözyaşlarımın aktığını fark etmemiştim bile, dudağımın kenarına tuzlu bir su geldiğinde anladım.
Ellerini saçlarımın arasında dolaştırıp şefkatle sevmişti. Bir şey demediğim için mahcup hissetmiştim kendimi ama anlamış olacak ki oda başka bir şey söylememişti. Yanında duran sigara paketinden bir dal çıkartıp yakıp eşine uzattı, sonra kendine yaktı, en sonda bana uzattı "içiyor musun bu meredi?" diye sorduğunda sadece başımı sallayıp bir dalda ben almıştım.
Sabah sabah aç karnına sigara ve çay midemi bulandırsa da pek belli etmedim, sessizce çayımı içip kalkmak için izin istedim.
"Teşekkür ederim çay için sağolun, ben gideyim izninizle" dedim yüzlerine bakarak.
"Ne demek güzel kızım, afiyet olsun canını sıkan her neyse ferahlığa çıkarsın Rabbim inşAllah" dediği an içime huzur doğmuştu.
"İnşAllah teyzecim, amcacım Allah'a emanet olun" deyip kalktım.
Arkamdan el sallarken, bende onlara el sallamıştım. Eve doğru yürürken aklım halâ olanlardaydı, Asmin'in yanıma gelip bilmediğim bir kaç şey daha olduğunu söylemesi, Arın'ın evli olduğunu saklaması, Alptuğ'un bakışları, her şey içimi deliyordu sanki. Yürümekten yorulduğum için bir cafeye girmek istedim, sakin bir yere oturup bir tost birde çay söyledikten sonra oturup dışarıyı seyrediyordum ki birden karşımda bir çift göz belirdi. Alptuğ. Başımı başka yöne çevirip varlığını görmezden geldim, o bununla yetinmeyip içeri kadar gelip izin istemeden masana oturmuştu.
"Ne hakla masama oturursun sen?" dediğimde hiçbir şey söylemedi. Susup öylece gözlerime baktı.
"Demek Asmin geldi yanına, söyledi mi diğer gerçekleri de" dediği an sinirlerime hakim olamadan elimde olmadan bağırmıştım.
"Ne gerçeği ya ne gerçeği herkes tutturmuş bir gerçek ne istiyorsunuz benden siz, yeter artık düşün peşimden uzak durun" deyip "hepiniz" diye konuşmamı sonlandırdım.
İnsanlar bize bakıyordu, utancımdan ayağa kalkıp, siparişi iptal edip koşar adımlarla cafeden çıkmıştım.
Arkamdan seslenen Alptuğ'u duymazdan gelerek, yoldan geçen bir taksiyi çevirip bindim. Neden buraya gelmek istedim bilmiyordum.
Şoförün "hanımefendi geldik burası inecek misiniz?" diye sorduğunda "hıı" deyip şoföre baktım.
"Ah evet ineceğim pardon" diyerek tutan ücreti ödedim. Yavaş adımlarla yürüyordum.
"Ne diyecektim?"
"Neden geldiğimi nasıl açıklayacaktım" hiç bir şey düşünmemiştim. Sadece Arın'ın evine gelmek istemiştim.
"Aferin Akgül sana adam uyuyordur bu saatte, herkes sen mi?" diye bir soru yönelttim kendime.
Arın'ın yanına gelmiştim bilmediğim her ne varsa öğrenmek istiyordum. Bir gerçek vardı onu öğrenmiştim Arın ile Asmin evliydi. Peki ya diğer gerçek neydi? Neden kenardaki sırlar ortaya çıkmıyordu? Ne saklıyorlardı benden?
"Beni tanıdıkları belliydi, herkes bir sır sır diye söylendiğine göre" diye geçirdim içimden. Adımlarım biraz daha geriye doğru giderken arkamı döner dönmez bir sesler duymuştum. Hemen duvarın altına saklanıp kim olduğuna baktım. Asmin ile Arını görmüştüm. Bağırıp çağırmaya başlıyorlardı. Başımı hafif kaldırıp görünmeyecek bir şekilde dinlemeye başladım.
"Sen hangi hakla Akgül'ün yanına gidersin, ona nasıl görünürsün" diye söyleniyordu Arın.
"Öğrensin işte gerçekleri daha ne saklıyorsun ki" iyice meraklanmıştım.
"Benim bu işte bir suçum yok bunu biliyorsun, bunu yapan sizdiniz siz istediniz o senin it sevgilin ve sen" dediği an ağzımdan bir "ne istemesi" diye bir ses çıktığında aceleyle elimi ağzıma kapatıp daha fazla dinlemeden ve yakalanmadan hemen oradan uzaklaştım.
Devamında ne konuştular bilmiyordum, yakalanma ihtimalim yüksekti ve gitmem gerekiyordu. Eve taksiyle gidip, hemen odama çıkmıştım. Saat ona geliyordu epey saat geçmişti. Yatağa uzanır uzanmaz telefonum çalmıştı. Kalkmaya üşendiğimden çalıp susmasını bekledim. Telefon susmuyordu, sürekli çalması başımı ağrıttığı için yataktan kalkıp kimin aradığına bakmıştım.
Arın Arıyor...
Tuş kilidinden sessize alıp susmasını bekledim. Arama sonlandırılınca telefonu sessize alıp komodinin üzerine koydum. Karnım halâ aç olduğu için midem bulanıyordu, mutfağa inip kendime bir sandviç hazırlayıp bir çay aldım. Sabah annem Bedir ile babama çay demlediği için çay demlememe gerek yoktu, ısıtıp bir bardak almıştım. Oturma odasına oturup, televizyonu açmıştım kanallarda hiç bir şey yoktu. Ya sanatçıların özel hayatları ya da saçma sapan diziler vardı. Bir belgesel açıp sadece ses olsun diye izlemiştim.
Aslanlar avlarına nasıl saldırıyorlar hayretle onları izliyordum. Hiçbir şey yapmadan öylece oturuyordum. Sehpada sigara paketi vardı, şanslıydım ki içinde bir dal sigara vardı. Hemen yakıp içmeye başlamıştım, küllük olmadığı için sigara paketine külü döktüm. Başım çatlıyordu, sanki beynim yerinden firar edecek gibiydi. Sırt üstü uzanıp, yattığımda kapı çalmıştı.
"Öff bu kim şimdi" diyerek yerimden kalkıp kapıya gittim ağır adımlarla. Kapıyı açar açmaz ağlamaya başlamıştım.
Gülçin'e sıkı sıkı sarılıyordum.