LUNAPARK

3197 Words
Hayatın bu kadar acımasız olabileceğini düşünmemiştim. Son yaşadıklarıma bakılırsa hayatın hiç adil olmadığına karar bile vermiştim. Sıçrayarak gözlerimi açtığımda ki manzaram Arın'ın gözlerine aitti. Bir çift çakır gözdü uyandığımda gördüğüm. Telaşlı telaşlı yüzüme bakarken o sormadan ben söyledim "iyiyim birşeyim yok kabustu sadece" dedim gülümseyerek. Ne gördüğümü bile hatırlamıyordum. Gülümsememe karşılık verdiğinde içimin bir huzur kapladığını hissetmiştim. Gece yarısı çoktan çökmüş dünyanın üzerine, karanlığıyla geceyi süslerken, ben yine dalmış o gerçeği düşünüyordum. Merak ediyordum. Gerçek ne? Neyi öğrenmem gerekiyor? O gerçeği öğrendikten sonra ne olacak? Her zaman ki ölüm sessizliği etrafımızdayken Arın birden hareketlenmeye başladı "hemen geliyorum" dediğinde yüzümdeki endişe paha biçilemezdi. "Nereye?" diye sordum istemsizce, nereye gittiğini merak ettiğimden değil korkumdan. "Çay alıp geleceğim bekle burada" başımı tamam anlamında sallayıp arkama yaslandım yeniden. "Bekle buradaymış sanki gidecek yer varda şu an" diye kendi kendime mırıldanıyordum. Sigaram yoktu daha doğrusu çantamdaydı ve çantam Alptuğ'daydı. Arın'ın paketinden bir sigara alıp yakmak üzereydim ki kucağımdaki telefon titremesiyle durdum. "Ne zaman güveneceksin bana iyisin değil mi bir şeyin yok?" En sonunda dayanamayıp yazacaktım ki kendimi son anda durdurmuştum. Alptuğ ile uğraşmayacaktım hasta kafasından neler geçiyor bilmiyordum. Biraz sonra Emre'nin aradığını gördüm epey zaman olmuştu onunla da konuşmayalı. "Efendim" dedim sakin bir sesle, hiçbir şeyi anlatmaya niyetim yoktu. Tabi Gülçin anlatmadıysa. "Nasılsın canım arkadaşım benim" dediğinde sesi gayet neşeli geliyordu. "İyiyim sen nasılsın" solgundum, iyi değildim perişandım. "İyiyim. Sıkı dur sana bir haberim var" nefesimi tuttum "evet" dedim "nedir seni bu saatte aratacak o haber" saat çok fazla geç olmasa da benim için geçti ama benim arkadaşlarım deli işte. "Rena ile konuşuyoruz" dediği an çığlık atmamak için zor tutmuştum kendimi. "En sonunda dayanamayıp mesaj attım geçen hafta şu anda birbirimizi tanıma aşamasındayız ama o kızın kalbini çalıcam" dediğinde yüzündeki mutluluk telefondan olsa bile hissedilebiliyordu. "Sevindim sizin adınıza, birbirinize yakışıyorsunuz zaten" dedim, görmese bile kocaman gülümseyerek. "Tamam ben seni fazla tutmayayım bunu haber vermek için aradım iyi geceler" sabahı bekleyecek bir haberdi normalde ama söz konusu Rena'nın etrafındakilerse ona benziyorlardı. "İyi geceler" dileyip kapatmıştım telefonu. Arın daha gelmediği için etrafıma bakarken yeniden telefonum çalmaya başladı, Rena arıyor zannetmiştim ama hayatımı darmaduman eden adam Alptuğ arıyordu. Ne zaman vazgeçecek bilmiyordum. Amacı neydi bilmiyordum. Tuş kilidini kapatıp sessize almıştım aramayı. Kapı açıldığında nefesimi tutup kalmıştım. Önce çaylar uzatıldı sonra Arın bindi, nefesimi rahatça dışarı bıraktıktan sonra çayımı alıp tam şeker atıyordum ki yeniden telefonum çaldı. Oflayarak telefona baktığımda afacan arıyordu. Büyük ihtimalle nerde olduğumu soracaktı ve ben gerçeği söylemek zorundaydım. Yanıtladığımda sadece "Efendim" deyip afacanın konuşmasını bekledim. "Abla neredesin saat çok geç oldu gelmedin merak ettim iyi misin?" Zor yerden sormuştu. Çalışmadığım bir yerden gelmişti soru. "Evet ablacım iyiyim Arın'la birlikteyim gelince anlatırım gelirim birazdan" dediğimde derin bir oh çekmişti afacan. "Tamam Arın abileysen sıkıntı yok rahatsız etmeyim görüşürüz" bir şey dememe fırsat vermeden kapatmıştı telefonu. Gözü kapalı güveniyordu abisine neredeyse. Ne geliyorsa başıma onun yanında geliyordu ve yine de herkesin için rahattı neredeyse, bir benim içim rahat değildi. Tabi yaşadıklarımı bilmiyorlardı normaldi diye düşünüyordum ki "çayın buz oldu ama" diyerek gülümsedi Arın. Masmavi gözleri ölesiye gülümsüyordu ki karşılık vermemek vicdansızlık olurdu. Çayımı yudumlarken aklıma sigara yakmadığım geldi "sigarandan aldım bir tane" dediğimde göz devirdi bir anda. "Söylemene bile gerek yok istersen hepsi senin olsun" dediğinde gülümsemeden edemedim. Her şeyin hesabını sormak istiyordum ama sessiz kalmıştım. Bu anın büyüsünü bozmak istemiyordum. Vurulmamı, notları göndereni, kimin yaptığını her şeyi öğrenmek istiyordum. "Sen sormadan ben söyleyeyim resimleri gönderini ve notları bırakanı bulamadım daha sana başka not bıraktı mı?" Kısa süreliğine düşündüğümde anlamıştı bıraktıklarını. "Nerde bıraktı hastanede mi?" diye bir soru yönelttiğinde, o gün Arına bağırdığım aklıma gelmişti, canım yanmıştı, pişmandım onu orda öylece yalnız başına bıraktığım için pişman olmuştum. Evet anlamında başımı salladığımda gözyaşlarıma hakim olamamıştım. Elleriyle gözyaşlarımı sildikten sonra "ne yazıyordu hatırlıyor musun ya da yanında mı?" diye yeni bir soru yöneltmişti "hayır çantamda, çantam da.." lafımı kesip "o itte" dedi öfkeli bir şekilde "evet ama.." deyip bir saniye duraksadım "hatırlıyorum yazılanı "Aslında hedef ne sendin ne Sevda ama Sevda kurban gidiyordu senin sıranda gelecek ama şimdi değil sadece bekle buda sana şimdilik son notum" söylediğimde gözlerindeki sinir ve öfke tamamen sahiciydi, o kadar çok öfkeliydi ki ben bile korkuyordum. Hemen telefonunu çıkartıp birilerini aradı "o notları göndereni koyanı her kimse bulun onu bana hemen" deyip karşı taraftan bir yanıt gelmesini beklemeden kapattı. Elimi uzatıp koluna dokunmamla bana bakması bir olmuştu "sakin olur musun?" dedim sakin olabilmesi için. Sakin kalmasını istiyordum. Elimdeki bardağı umursamadan beni kendisine çekip sarıldı. Kırk yıllık özlem gideriyormuşuz gibi sıkı sıkı sarılıyorduk. Kendimi geri çektiğimde bakışlarını çevirip arabayı çalıştırmaya başladı "ben seni eve bırakayım" kendimin bile duyamayacağı bir şekilde "hı hım" dedim. Yol boyunca hiç konuşmamıştık. Arada bakışlarını üzerimde hissetsem de bakmıyordum. Kafamı çevirmeden bakmaya çalışıyordum, gözlerimle baştan aşağı süzmüştüm. Beyaz teni her şeye inat kucaklaşmaya hazır gibiydi. Çakır gözlerine fazla baktığımda ise denizin gibine dalmış keyifle yüzüyormuş gibi hissettiriyordu. Kolları beni sarmalamak için yaratılmıştı sanki. Eve geldiğimizde hiç inmek istemiyordum öncekiler gibi ama inmek durumundaydım. "Teşekkür ederim" dedim gülümseyerek. Her neredeyse gelip beni oradan çekip alması beni çok mutlu etmişti. Benim için endişeleniyor ve korkuyordu bu benim için çok özeldi. Seviyor muydum bunu kendim dahi bile bilmiyordum, değer verdiğim kesindi. "Rica ederim" dediğinde usulca eğilip yanağıma bir buse kondurduğunda kalbimin sesini duyacak diye korkuyordum. Heyecanlanmıştım. Bir şey demeden arabadan inip hemen eve girdim, yüzümde ufak çaplı bir tebessüm, odama girdim, "neden açık bu odanın ışığı" diye düşünürken afacanı benim yatağımda oturur bir pozisyonda buldum. Beni görür görmez boynuma sarılıp endişelendiğini belli ediyordu. "Çok korktum abla eve gelmeyince iyi misin?" diye sorduğunda elinden tutup yatağıma oturttum yeniden. Bende oturup bağdaş kurdum olayları anlatmak için hazırlıyordum kendimi. Lafı hiç dolandırmadan "Alptuğ kaçırdı bugün beni" dedim gözlerinin içine bakarak. "Ne" diye bir çığlık koptuğunda elimle refleks olarak hemen ağzını kapattım, gözlerimi büyütüp sus işareti yaptım. "Neden kaçırdı o hadi herif seni" dediğinde ise baştan sona kadar anlattım. "İşte böyle öğrenmem gereken gerçekler varmış ama neler inan bende bilmiyorum" yüzünde çok şaşırmış bir ifade yoktu, afacanında bir şeyler bildiğini düşündüm o an ama üzerine gitmedim, belki yaşadığım şey için üzüldü diye düşündüm. "Peki ablacım sen yat dinlen baya yorulmuşsun" dediğinde sadece "sağol" deyip afacanın odadan çıkmasını bekledim. Başımı yatağın başlığına yaslayıp bacaklarımı uzattım, düşünmekten uyuyamıyordum. Sabaha karşı uyuyup neredeyse akşam kalkmıştım, telefonumu jarza takmadığım için jarzı bitmişti ve saati göremiyordum. Yataktan kıvrana kıvrana çıkıp jarzımı almaya masama gitmiştim, halâ uykum vardı, bedensel olarak çok yorgundum en çok ruhen yorgundum. Saate bakmak için telefonumu jarza takar takmaz hemen açtım, baya uyumuştum 15:00 dı saat. Telefon anca kendine gelip tek tek bildirimleri önüme sermişti. Arın'dan bir mesaj geldiğini fark ettim bildirimler arasında, "annemgil bir haftalığına tatile gitti Sevda ile evde yalnızız, bu akşam Bedir'le bize gelin isterseniz film falan izleriz" dediğinde huzursuz olmuştum evde tek diye ama Sevda var diyince kabul edesim gelmişti. Arın ile ne zaman yalnız kalsak başımıza mutlaka bir şey geliyordu. Bedir'i arayıp sormam gerekiyordu gidip gitmeyeceğimizi, gerçi kabul edeceğini biliyordum ama yine de sorayım dedim belki başka planları vardı bilemezdim, kabul etseydim Arın'la tek başıma kalacaktım. Bedir aranıyor... "Alo ablacım nasılsın" dedim gayet sakin ve uykumu açmış bir tonlama ile. "Ooo sultan hazretlerimiz uyanmış, hiç uyanmasaydın akşamda uyusaydın sabaha ne kalmış canım şurada" gözlerimi devirip yanaklarımı şişirdim görmese bile "öf afacan" deyip bir cevap bekledim ama bir cevap gelmeyince yeniden konuşmak zorunda kalmıştım "akşam Arın çağırmış bizi haberin var mı?" dedim heyecanımı bastırarak. "Evet haberim var ama bizim Sevda ile planımız vardı sen git istersen bizde geliriz sonra" dediğinde ölecek gibi hissediyordum aynı. Kalbim yerinden çıkacakmış ta koşa koşa Arın'a gidecek gibiydi. "Bilmem ki etik olur mu?" dedim naz yapan kızlar gibi. "Olur neden olmasın ablacım, bizde geliriz fazla geç kalmayız, kapatıyorum şimdi görüşürüz" "görüşürüz" deyip kapattım telefonu. Bir kaç saniye kendime zaman ayırdıktan sonra tuş kilidi kapanmadan hemen rehbere girip Arın'ı aradım. Arın aranıyor.. İlk çalışta açmıştı telefonu "Alo Akgül" ne zaman arasam endişeleniyordu, korkuyordu. "Nasılsın" deyip dudaklarımı dişlemeye başlamıştım. "İyiyim sen nasılsın" konuşamıyordum sanki, dilimi yutmuş gibiydim, ellerim titremeye başlamıştı. "İyiyim teşekkür ederim. Akşam için aramıştım" lafımı keserek "evet, geliyor musun yoksa?" dedi gülümsediğini sesinden anlayabiliyordum. "Evet ama Bedirle Sevdanın planı varmış galiba, onlar sonradan gelecekmiş ama" deyip duraksadığımda "evet olsun gelirler fazla geç kalmazlar" içimi rahatlatmak için oda söylemişti aynısını "konumu atıyorum sana ben bir saate evde olurum sen gelene kadar" başka bir şey konuşmadan "tamam" deyip kapattık telefonu. Vaktim azdı hemen bir duşa girip, kısa süren bir duş aldıktan sonra üzerime siyah bir kumaş pantolon giyip, onun üzerine de beyaz bir ip askılı badi giydim. Hemen saçlarımı kurutup kıvırdıktan sonra hafif bir makyaj yapıp hazırlığımı tamamlamıştım. Artık hazırdım "bir dakika bir dakika ayakkabı ve çantayı unutuyordum" diyerek dolaptan kırmızı ayakkabımı ve çantamı aldıktan sonra evden çıktım. Telefona baktığımda konum çoktan gelmişti, saat geçmişti. Hemen bir taksiye atlayıp konuma gittim. Kocaman bir ev gördüğümde sanki çırağan sarayına gelmiş gibi hissediyordum. Havuzu, bahçesi o kadar güzeldi ki evin içerisi nasıldır acaba diye düşünmeden edememiştim. Beni o evde çalışan bir görevli karşılayıp salona kadar eşlik etmişti, "Hoş geldiniz, Arın bey yukardalar şimdi inerler siz böyle buyurun" güler yüzlü bir kadındı ve çok güzeldi, hayran hayran ona bakıyordum. "Teşekkür ederim sağolun" diyerek işaret ettiği koltuklardan birine geçip beklemeye başladım. Tek başıma kaldığımdaysa evi seyrediyordum, televizyon dolabındaki kitaplar çok eski zamanlara aitti, üstünde ise Norveçli ressam Edvard Munch'un çığlık tablosu duruyordu, anlam verememiştim ama ayrı bir hava katıyordu, yemek masasına baktığımda aynı dizilerdeki gibi kocaman bir masa vardı çok sayıda sandalye. Hem çok şık hem çok sade duruyordu anne ve babasının zevklerine gerçekten bayılmıştım. Arın'ı beklerken beğendiğim görevli kız yeniden gelip bana soğuk bir şeyler getirdiğini söylediğinde çok sevinmiştim. Yeniden yalnız kaldığımda ufak çaplı bir müzik çalmaya başlamıştı. Yukardan birilerinin indiğini duyunca bunun Arın olduğunu anlamıştım, o da aynı benim gibi siyah bir pantolon giyip üzerine beyaz bir tişört giymişti, tahmin etmiş gibi. Gözlerinin rengi her tarafı maviye çevirmiş gibiydi, beyaz teni beni kollarının arasına almak için bekliyordu sanki. Yavaş yavaş indikten sonra yanıma gelip "hoş geldin, iyiki geldin" diyerek yanağıma bir buse kondurup sarıldı. Bende ona.. sarıldım. Kollarının arasında kendimi çok güvende hissediyordum. Kendini geri çektiğinde görevli kızı çağırıp "sen çıkabilirsin teşekkür ederim" dediğinde anlamamıştım. Neden gönderdiğini bilmiyordum, anlamadığım bir şekilde Arın'a bakarken birden bana döndü "pizza yer misin?" diye sordu, başımla onayladıktan sonra "çok güzel, mutfakta pizzalar var bana yardım eder misiniz güzel bayan?" diyerek geri çekilip elini bana doğru uzattı. "Elbette ki" diyerek bana uzatılan eli tutup mutfağa beraber gittik. "Ben bardakları hazırlayayım o halde" diyerek bardakları gördüğüm yere gitmeye koyuldum, mutfakta mor ve gri renkler hakimdi küçük bir yuvarlak beyaz masanın üzerindeki mor yapay çiçekler ayrı bir hava katıyordu. Bardaklara uzandığımda Arın arkama geçip dolabın kapağını açtı ve servis tabağı için uzandı, kafamı hafif çevirdiğimde dudaklarımızın arasında çok az bir yer vardı, uzansam öpebilirdim. Ama yapmadım hemen başımı geri çevirip bardakları alıp kendimi yan tarafa attım, heyecanımı bastırarak "bardaklar tamam" gülümseyerek tepsiye bardakları koydum ve Arın'ı bekledim. Pizzayı da servis tabağına koyup hemen salona geçtik, ben servisleri yaparken Arın'da bir film seçiyordu ne açacağını bilmiyordum, sormasın diye de dua ediyordum bir şey diyemezdim çünkü. Sormadığı için şükrederken filmi açıp yanıma geldiğinde ekrana baktım ve TITANIC yazıyordu, eski bir filmdi ve defalarca izlemiştim. "İzledin mi hiç" dedi yanıma oturup elini omuzuma koyarken. Başımı sol tarafa çevirip omuzumdaki eline baktım, mideme kramplar girmişti, "evet defalarca hem de" diyerek başımı ona doğru çevirdim. Çok yakınımdaydı, hatta dibimdeydi. "Çok güzel" dedi kısık bir sesle, nefesi yüzüme vururken yanıp kavrulmuştum. İçeceği alıp doldurdum, çok yakın durduğumuzdan dolayı huzursuz olmuştum. Hem ilk rüyada öpmüştü, dudakları orada dudaklarımı saklamıştı, hazır değildim. Yaklaşık 2 saat süren film bittiğinde öylece duruyordum, defalarca izlediğim filmden bu sefer hiç bi rşey anlayamamıştım. Arın'ın film boyunca gözlerini üzerimde hissettiğim için odaklanamamıştım. İlk defa sorunsuz, kavgasız, mermisiz, çatışmasız bir gece yaşıyordum. Arın benim çayı çok sevdiğimi bildiği için çıkmadan önce çay da demletmişti, servisleri içeri götürdükten sonra elinde tepsi ile geri döndü. Gülüyordu ve ben neden güldüğünü merak ediyordum "ne oldu?" diye sordum gülüşüme engel olarak. "Benim gibi bir adamı çaya alıştırdın ya tebrik ederim" dediğinde gülmeden edememiştim. "İki üç defa beraber çay içtik, ne çabuk alıştın" diyerek kaç kere çay içtiğimizi hatırlamaya çalıştım ama başarısızlıkla sonuçlanmıştı. "Kahve seven bir adamdım ama ben" deyince kahkaha atmadan edememiştim, konuşa konuşa yanıma gelerek çayları masaya koyup geri eski halini almıştı. Sohbet edecek bir konu bulmak o kadar zordu ki, sadece sessizce çaylarımızı yudumlamak zorunda kaldık. Arka fonda sade dinlendirici bir müzik çalarken, bir yandan da sigara içmek için pakete uzanıyordum. Sigaramı dudaklarıma götürdüğümde çakmağa uzanmak isterken Arın birden dudağımdaki sigarayı alıp kenara koydu. Yavaş yavaş öpmek için bana yaklaşırken çok gerilmiştim, istemsizce gözlerimi kapatıp bekliyordum. O kadar çok yakınlaşmıştı ki nefesini yüzümde hissedebiliyordum, tam öpecekti ki zilin çalmasıyla gözlerimi açmam bir oldu "Bedir'gil geldi sanırım" dedim kendimi geri çekerek. Arın suratını astıktan sonra tekrar ikinci zil çaldığında "kalk" dedim kapıyı elimle işaret ederek. Ağır adımlarla oflayarak kapıya kadar gitti, durup bana baktığında elimle yüzüme gülümseme işareti çizdim, gülümsediğinde rahat bir nefes bırakıp sigaramı alıp yakmıştım. "Arın beni öpecekti" deyip bende suratımı astım "tabi kapı çalmasaydı" kendi kendimle konuşmayı bırakıp kapıya doğru baktığımda tahminimin doğru olduğunu anlamıştım, afacan ve Sevda gelmişti. "Ağaç olduk abi meyve verecektik neredeyse" diyerek içeri girdi güler yüzüyle Sevda. Bana sarılıp "hoş geldin abla" dedikten sonra kendini koltuğa attı hemen "çok yoruldum" dedi gülerek. "Hoş bulduk ne yaptınız yoruldunuz" dedim bende gülmesine karşılık vererek. Sevdanın konuşmasını beklerken afacan girdi lafa "lunaparka gittik çok eğlendik" dediğinde suratımı heyecanlı bir ifadeye büründürdüm. "Ya keşke bize de söyleseydiniz, bizde gelirdik çok seviyorum lunaparkları" dediğim an Arın yukarı gidip arabanın anahtarlarını getirdi "hadi kalk" dedi Arın elini uzatarak, ben şaşkın şaşkın bakarken Sevda gülmeye başladı "abi kapandı lunapark iyi misin?" demesine aldırmadan beni kaldırıp yanına çekti "açtırırız" dediğinde halâ şaşkındım. "E iyide açmazlar ki" dedim Arına bakarak. Deliydi bu adam. Hemde zır deli. "Açarlar açarlar madem çok seviyorsun" diyerek elimden tutup götürürken "şimdi siz takılın evde bakalım, mutfakta pizza ve içecekler var, Bedir ablan bende" dediğinde Bedirin yüzüne baktım ne diyecek diye ama halinden memnundu ki "tamam abi ben iki saate eve geçerim ablamı bırakır mısın?" diye sorduğunda afacana bile şaşırmıyordum artık, bu çocukta ki rahatlık beni öldürecekti. "Tabiki bırakırım aklın bizde kalmasın"dediğinde çoktan dışarı çıkmıştık bile, Arın'ı duyduklarından bile emin değildim. Arabaya kadar elimi hiç bırakmamıştı, Arın önde ben arkada öylece gidiyorduk. Arabaya bindirip kendi de bindiği an hemen çalıştırıp gitmeye başlamıştı çoktan. "Neden?" diye sordum mırıltıdan daha çok sessiz bir sesle "ne neden?" diye sorduğunda bana dönüp bakıyordu. Ona bakamadım, başım önde öylece duruyordum "lunapark" dedim yeniden sessizce "seviyormuşsun, bilseydim sorardım Sevdaya nereye gittiklerini, bizde giderdik" dedi bakışlarını benden kaçırmadan, sonra fark etmiş olacak ki seyir halinde olduğumuz için hemen yola bakmaya koyuldu. Hiç bir şey dememiştim, ne diyebilirdim ki lunaparka ilk gidişim değildi elbette ama son gidişimmiş gibi hissediyordum o zamanlar. Birden pencereye baktığımda eski anılarımı ekrana yansıtmışlar gibiydi. Bende izlemeye koyulmuştum. & "Alptuğ ben korkuyorum ama ya düşersek?" dediğimde göz ucuyla dönme dolaba bakıyordum, bir ona bir sevgilime bakıyordum. "Korkma birtanem ben varken sana hiçbir şey olmaz ki, hem bak çok eğleneceksin" dediğinde Alptuğ'a güvenip binmiştim en sonunda. Benim için çok korkunçtu, özellikle bir iki dakika öylece havada kalmıştık, bir an öleceğim sanmıştım ama öyle olmamıştı. & Arın bana seslendiğinde kendime gelip bir hayâl olduğunu fark etmiştim, üzülmüştüm. Çocuk gibi olduğum, yanında huzur bulduğum adam beni sevmiyordu en ağırı buydu. Ama şu an bu anı mahvetmek istemediğim için yüzüme sahici bir gülümseme ile Arın'a baktım. "Geldik" dediğinde hemen emniyet kemerini çözüp aşağı indim. "Sen bekle gelicem" dediğinde arabaya yaslanıp, kollarımıda bağdaş yaptıktan sonra beklemeye başladım. Açacaklarından hiç umudum yoktu. Etrafa bakınırken ne kadar karanlık olduğunu fark ettim, arabaya binmeye yeltenmiştim ki Arın yanıma gelip "açtırdım sonunda, inatçı çıktı güvenlikçi amca ama senin sevgilim olduğunu söyledim öyle ikna ettim, seni duyunca kabul etti zaten" dediğinde gülümsemem iyice yayılmıştı yüzüme. Elini tutup, parmaklarımı, parmaklarının arasına bırakıp tutmasına izin verdim. Kapıya geldiğimizde güvenlikçi amca beni görünce baş selamı verdiğinde "teşekkür ederim çok sağolun" diyerek tebessüm edip, yolumuza devam etmiştik. Hiç korkmamıştım, aksine çok eğlenmiştim. Kötü anılarımın yerini, iyi anılar dolduruyordu ve bu beni çok mutlu ediyordu. En sonunda da dönme dolaba binmiştik, yukarıda asılı kaldık, elektrikler gitti ben korkmaya başlamıştım ama Arında en ufak bir belirti yoktu "korkma ben varım" deyip sarıldı. Omuzuna yattığımda saçlarımı okşamaya başladığında anlamıştım onun yaptığını. "Elektrikleri sen kestirdin dimi" dedim gülerek. "Evet" diye mırıldanırken, başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım, o sırada olan olmuştu. Dudakları dudaklarımı örttüğünde irkilmiştim. İrkildiğimi farkettiğinde,kendini geri çektiğinde izin vermek istememiştim. Dakikalarca öpüştükten sonra sessiz bir şekilde "Seni Seviyorum" dediğinde kendime bir iki saniye izin verip "Seni Seviyorum" dedim bende. Elektrikler geldi ve biz aşağı inmeye başlamıştık. "Güvenlikçiye söylediğin gerçek oldu" dedim gülümseyerek. "Evet bende bu anı bekliyordum zaten"dediğinde elini tutup aşağı indim. Lunaparktan çıkarken güvenlikçi amcaya tekrar teşekkür edip evimin yolunu tutmuştuk. El ele tutuşuyorduk, liseli aşıklar gibiydik aynı. Hiç elimi bırakmadan eve kadar sürmüştü arabayı. İçim bir hoştu, farklı bir heyecan, farklı duygular yaşıyordum sanki. Telefonu çantamdan çıkartıp Bedir'in telefonunu çevirdim. Afacan aranıyor.. İkinci çalışta açmıştı telefonu, asla üçü geçmezdi, bilin ki geçerse çok önemli işi vardı öyle diyor beyefendi. "Ablacım geçtin mi eve?" diye sorduğumda Sevdanın sesini duydum, geçmediğini anlamıştım "şimdi çıkıyorum siz geçtiniz mi?" diye sordu. "Yoldayız" deyip iki saniye kendime fırsat tanıyıp tekrar konuşmaya başladım "sana haberim var ama yüz yüze söyleyeceğim" dediğimde "ne haberi kötü birşey yok değil mi?" diye sordu. Artık herkesin aklına iyi birşeyler değil, kötü şeyler geliyordu. Öyle bir hayata dönmüştük. "Hayır hayır, evde konuşuruz, görüşürüz" deyip konuşmasına dahi fırsat vermeden kapatmıştım telefonu. "Sevdaya söyleyecek misin?" diye sorarak Arına döndüm yönümü, başıyla onayladıktan sonra konuşmaya başladı "ben Sevda'dan hiç birşey saklamıyorum herşeyimi bilir" dediğinde utanmıştım, ben kardeşimden ne çok şey saklamıştım, halâ saklamaya devam ediyordum. Üzülmesini istemiyordum, ben zaten yeterince üzülüp geriliyordum, onunda üzülmesine gerek yoktu diye düşünüyordum ama her şeyi anlatacaktım artık. Notları nasıl anlatırdım bilmiyorum ama anlatmaya karar vermiştim, bir yerden başlayacaktım anlatmaya. Eve geldiğimizde Arına bakıyordum, gözlerimi hiç ayırmamıştım neredeyse, arabayı durdurup bana baktığında kendime gelmiştim, "böyle sabaha kadar kalabilirim, keşke bizde kalsaydın" elini ensesine koyup "yani kalsaydınız" dediğinde gülümsemeden edememiştim. "Belki başka zaman kalırım" bende onun gibi yapıp "kalırız" dediğimde utanmıştı. Onu taklit etmek çok hoşuma gitmişti ayrı bir keyif vermişti. Arın'a doğru uzanıp, yanağına bir buse kondurduktan sonra "iyi geceler" dileyip indim arabadan. Camı indirip "bu öpücüğü saymıyorum, iyi geceler bal göz" dediğinde elimi dudaklarıma götürüp uzaktan öyle hayali öpücük atmıştım, istemsizce güldüğünde mutlu olmuştum. Eve doğru yürüyüp kapının önünde durup çantamdan anahtarımı zorla bulduktan sonra kapıya takıp açtım, eve girmeden Arın'a baktığımda el sallayıp, içeri gir işareti yaptı. İçeri girip kapıyı kapatmamla, gözlerimin kocaman açılması bir oldu. Kapıyı geri açtığımda çok geçti, Arın gitmişti, yetişmem imkansızdı. Arkama baktığımda, önüme geri dönüp koşmam bir oldu. Var gücümle koşmaya çalışıyordum. Sokaklar karanlık, sokaklar ıssız. Çığlık atacak mecalim bile yoktu. Arkama bakmadan koşmaya devam ediyordum. Ayaklarımda derman kalmamıştı, tükenmiştim. Ara sokaklardan birine girip, bir apartmana girip bekledim. Şanslıydım ışığı yanmamıştı, farketmeyecekdi, koşarak geldiğini duyduğumda, sanırım etrafına bakıp durdu, yeniden koşmaya başladığını duyduğumda bir dakika daha bekleyip dışarı çıktım. Arın'ı da arayamamıştım sesim apartmanda duyulmasın diye, sessizce dışarı çıkıp koşmayı planlıyordum. Dışarı baktığımda sokaklarda kimse yoktu, hemen telefonu çıkartıp Arını aradım ama aramıza giren kadının sesi mahvetti herşeyi "aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor,lütfen daha sonra tekrar deneyiniz" "kahretsin jarzın bitecek zamanı buldu Arın nerdesin" diye konuşurken tekrardan aradım ama ulaşamıyordum. Vakit kaybetmeden eve gitmem gerekiyordu, evde güvenli değildi artık, nereye gideceğimi bilmiyordum. Şimdilik en iyisi evdi. Tam eve koşmaya başlıyordum ki "Akgül" diye seslendiğini duymuştum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD