BİLİNMEYEN GERÇEKLER

4339 Words
Partinin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen halâ kimse üzerindeki etkiyi atamamıştı. Işıklar açıldığında olduğum yerde öylece duruyordum. Hareketsiz bir şekilde bekliyordum. İnsanlar kaçıyor, gelen giden bana çarpıyor ama ben gram yerimden oynamıyordum. Öylece yerde yatan kişiye bakıyordum. Arın koşup yanıma geldiğinde ona cevap bile verememiştim, en son bana kendime gelmem için bir tokat atmıştı onu hatırladığımı biliyorum, o tokatla kendime gelip yerde yatan kişinin yanına çöktüm ve vurulan kişinin Sevda olduğunu gördüm, çok kan kaybediyordu. Arın "Sevda.. Sevda" diyerek sürekli bağırıp çağırıyordu, omzuma yattığı sırada "kalk kalk şimdi sırası değil ağlamanın masa örtülerinden yırt, bez ver, ambulansı arayın" diye bağırdım. Bez parçasını getirdikten sonra vurulan yere bastırarak az da olsa kanamayı durdurabilmiştim. Yaklaşık ne kadar öylece bekledim bilmiyorum ama en son dayanacak gücüm kalmadığında ambulans gelmişti. Yarayı onlar tutunca bıraktım Arın'ıda alıp ambulansla beraber hastanenin yolunu tutmuştuk. Bedir Sevdanın yanında gidiyordu, gitmesine izin vermişlerdi. Hastaneye girdiğimizde hemen ameliyata aldılar, yaklaşık 2 saat süren ameliyat sonucunda sağ salim oradan çıkmıştı. Odasına aldılar ve sadece Bedir vardı yanında. "Bırak Bedir kalsın, sende bende kalmıştın, uyanınca bize haber verir, gel biz bir kantine inelim" dediğimde zorla olsa da kabul etmişti. Çaylarımızı alıp dışarı çıktık, içimizin bir şekilde ısınması gerekiyordu ama ne Arın ne de ben çay içecek halimiz yoktu. Sigara yakıp bana uzattı, sigarayla beraber çaylarımızı da yudumlamaya başladık her ne kadar midemiz almasa bile. Çantamı arabaya bıraktığım için sadece telefonum yanımdaydı, anneme haber vermiştim, Arın'ın ailesine de haber verilmişti ve bizi gördüklerinde hemen bizim yanımıza geldiler. "Oğlum Sevda nerde nasıl oldu anlat ne oldu" annesi Arın'ı sarssa da konuşacak hali yoktu. En son dayanamayıp ben konuştum. "Merhaba teyzecim Akgül ben, partide birden ışıklar kapandı ve Sevdanın vurulmuş olduğunu gördük ama şu an durumu gayet iyi merak etme teyzecim gel biz seninle odasına gidelim" dediğimde elinden tutup götürdüm. Ayakta duracak hali yoktu, zor tutunuyordu. Gittiğimizde Bedir'de tam kapıdan çıkmak üzereydi. "Bende size geliyordum Sevda uyandı demek için" dediğinde içimden "çok şükür" demiştim. Hepimiz partilerdeki kıyafetlerle buraya geldiğimiz için, herkes bize bakıyordu ve tuhaf hissettiriyordu. Bedir ve Sevda'nın annesi sarıldıktan sonra biz anne kızı yalnız bırakıp dışarı çıktık. Bedirle konuşmaya dilim varmıyordu, sormak istiyordum soramıyordum. Konuşmaya çalıştıkça boğazımda bir cam parçası varmış gibi hissediyordum. Ne zaman konuşmaya çalışsam batıyormuş hissi veriyordu. Arın'ların yanına doğru giderken afacanın kolunu tutup, buğulu gözlerine baktım. Acısı gözlerinden öyle okunuyordu ki insan sormaya cesaret edemiyordu ama ben etmiştim. "Nasılsın ablacım" dediğimde dudaklarımdan dökülen kelimeler teker teker kırılmış tuz buz olmuştu sanki ayaklarımızın dibinde. "Daha iyiyim, Sevdam uyandı ya daha iyiyim abla" deyip sarıldığında akmasın diyerek tuttuğum gözyaşlarım kaçmışları yerlerinden. Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip kendimi bir adım geri çektim. "İyi ol ablacım, Sevda da iyi olacak" hafif bir baş sallamasıyla arkasını döndü "Ben bir çay alayım geliyorum" "Benim almamı ister misin?" diye sorduğumda hayır anlamında başını sallayıp kantine doğru yöneldi. Afacanın arkasından uzun uzun baktıktan sonra Arın'ın yanına gitmeye niyetleniyordum ki babasıyla bir şeyler konuştuklarını fark ettim rahatsız etmek istememiştim ama Arın beni gördüğünde el işareti ile gelmemi söylemişti. Ağır adımlarla yürümeye başlamıştım, ruhum bedenime ağır geliyordu taşıyamıyordum kendimi. Zor bela yanlarına gittikten sonra Arın ayağa kalkıp bana sarıldığında babasının yanında utanmıştım. Hemen kendimi geri çekip çenemle babasını işaret ederek geri durmasını sağladım. Arın tekrar babasının yanına geçtiğinde bende karşılarına oturup afacana bakıyordum. "Nasılsın Akgül kızım" dediğinde Arın'ın babasının seslendiğini anlamıştım. "Daha iyiyim siz nasılsınız?" diye sorduğumda aklıma birden Sevdanın uyandığı geldi "ah az kalsın unutuyordum, Sevda uyandı çok şükür şimdi annesi yanında Bedirde çay almaya gitti gelecek şimdi" dediğimde baba oğul birbirlerine öyle bir sarılıp ağlamışlardı ki, sanki dramatik bir film izliyor gibiydim, onları öyle görünce gözlerimden süzülen yaşlar canımı yaktığında anlamıştım ağladığımı. Nereye kadar sürecekti böyle? Her gün elimiz yüreğimizde birimizden birinin kara haberini duymak için mi bekleyecektik? Yoksa buna bir son mu verecektik? Gözlerimi onlardan ayırdığımda uzaktan bizi izleyen birilerinin olduğunu fark ettim, onlar beni fark etmiş miydi bilmiyordum ama ben gizli gizli bakmaya çalışıyordum. Tanımaya çalışıyordum.. "bir dakika bir dakika" dedim içimden. "İyi de bu o kız, Arınla beraber, Alptuğ'la beraber resim çekilen o kız Asmin, ne işi varki burada?" diye sorgularken bir yandan da dikkat çekmemeye çalışıyordum. İsmini sosyal medyada Alptuğ etiket etmiş geçenlerde baktığımda öylelikle bakmıştım kızın hesabına ve adına. Ne bağlantıları var acaba? Neden burada? Yine kafamda bin bir türlü soru ile baş başa kalmıştım. Ben düşüncelere dalmış konuşurken "bu arada ben İsmail.. İsmail Soylu kızım, eşimin adı da Neriman, daha hiç tanışamadık" dediğinde uzatılan eli boş çevirmemek adına elimi uzatıp tokalaştım. "Memnun oldum efendim" diyebildim sadece, adımı biliyordu. Baş selamıyla bizi yalnız bırakıp Sevdanın yanına gideceğini söyledi, Arın yanıma gelip oturduğunda gözlerim halâ o kıza bakıyordu yoktu gitmişti. " Benimi fark etmiş acaba, yani onu fark ettiğimi anlamış mıydı?" Bedir elinde çayla geldiğinde taze çay'ın kokusu elli metreden alınacak türdendi, öyle güzel kokuyordu. "İsmail amca nerede?" diye sorduğunda Arın'ın konuşmaya niyeti olmadığını anlayıp ben konuştum "Sevdanın uyandığını söyledim, yanına gitti. Arın sende git istersen merak etmesin Sevda, oda görsün seni" dediğimde "tamam gelirim on dakikaya" deyip yanımızdan ayrıldı. "Abla sigara versene benim ki bitti ya" dediğinde sigaramın çantada kaldığını hatırladım. Çantam da zaten arabaydı "Araba da kalmış anahtarı ver alıp geleyim" "yok ben giderim sen otur" deyip ayağa kalksa da anahtarı alıp arabanın yanına kadar gittim. Sigarayı alırken koltuğun üzerinde bir not olduğunu fark ettim ve kesin bana diye düşünmüştüm. Notu düz çevirip okuduğumda kanım çekilmişti resmen. "Aslında hedef ne sendin ne Sevda ama Sevda kurban gidiyordu senin sıranda gelecek ama şimdi değil sadece bekle buda sana şimdilik son notum" dediğinde korkudan etrafıma bakındım, hızlıca notu hemen çantama atıp afacanın yanına döndüm rengimin bembeyaz olduğuna emindim düzeltmeye çalıştığım kadarıyla korkumu hafifletip yanına gittim "abla ne oldu bembeyaz olmuşsun" diyerek hemen endişelenmişti afacan. "Kahretsin" dedim içimden, olmamıştı işte anlamıştı afacan. "Yok bir şey ablacım, bir anda köpek çıktı karşıma ondan korktum, boşluğuma denk geldi" ne kadar inandırıcı olmuştum bilmiyordum ama yine de söylemiştim. "İyi de sen köpekten korkmasın ki" dediğinde yeniden bir pot kırdığımı anlamıştım. "Birden boş bulundum ablacım ne bileyim, mâlum olaylar dalgındım kocamandı birde ondan herhalde" dedim gözlerimi kaçırıp, dudak büzdüm. Sigaralarımızı yakıp çaylarımızdan bir yudum aldıktan sonra yeniden sessizliğe verdik kendimizi. Bir süre sonra hastanenin kapısından Arın belirdi ve bir kaç araba gelip hastaneye ateş açmaya başlamışlardı "abla yat yere yat" deyip Bedir üzerime atladı birden. Ne olduğunu anlayamadan yerde bulmuştum kendimi, yine mi diye sorgularken bir yandan da Arın'a bakmaya çalışıyordum, hedef ben ya da Sevda değilse Arındı o zaman. Ne zaman kafamı kaldırıp Arın'a bakmaya çalışsam afacan hep engellemişti beni. Ne oluyordu böyle? Hastane taramakta neyin nesiydi? Sahiden ne zaman bitecekti bu silahlı işler? Arabalar birden çalışıp gittiğinde hemen ayağa fırladım, etrafa baktım kimse vurulmamıştı herkes sapasağlam ayaktaydı. Arın arabaların arkasından koşmaya çalışsa da yetişememişti, tam silahını çıkartıp ateş edecekti ki göz göze gelince silahı beline koyup yanıma koştu. "Akgül" diye bağırdı uzaktan, olduğum yerde öylece bekliyordum, bir şey diyemiyordum, bir şey yapamıyordum. "Akgül iyi misin bir şeyin var mı?" Arın omuzumdan tutmuş vuruldum mu diye kontrol ediyordu. En sonunda sinirlenip omuzlarımı silkip ellerinden kurtuldum "yok bir şeyim yok" deyip elimi alnıma götürüp konuşmaya devam ettim "ama seninle görüşüp konuştuğum sürece de olacak, ne bitmez kavgaymış, ne bitmez kinmiş, her gün eli silahlı adamlar gelip öldürmeye kalkıyorlar resmen, ben böyle yaşayamam, benim hayatım bu değil anlıyor musun değil, artık uzak dur benden" diyerek bir iki adım geri çekildim, sinirden ağlıyordum ve kendimi durduramıyordum. Arın yaklaşmaya çalışırken "yaklaşma" diye bağırıp elimi dur şeklinde ona doğru uzattım. Arabanın anahtarını alıp arkamı dönüp gittim. "Bedir bir şey olursa haber ver" dediğimde Bedirden ses çıkmıyordu, öylece durmuş bizi izliyordu. "Akgül gitme ne olur gitme" Arın'ın yakarışlarına aldırmadan eve dönmüştüm. Uzun bir duş alıp üzerimdeki miskinliği atıp uyumuştum. Partiden, yaşadıklarımdan her şeyden nefret ediyordum. Bir hafta olmuştu ve ben Arın'la tek kelime konuşmamıştım, o kadar mesaj atmasına rağmen hiçbirine cevap vermemiştim. Canım yanıyordu. Canım acıyordu.. kendime bile itiraf edemediğim içimde bir yara vardı sızlayan anlamıyordum. Ona ihtiyacım vardı, ama onunla konuşmak istemiyordum. Yarayı açan o ama merhemimde oydu. Gece fazla geç vakit değildi telefonumun çalan sesiyle irkilip kendime geldiğimde arayanın Okan olduğunu fark ettim. "Bir sen eksiktin" dedim açmadan önce. Partide iken telefon numaralarımızı almıştık, bana bir iş ayarlayabileceğini söylemişti, Arın'ın kinayeli bakışlarına rağmen vermiştim numaramı. Telefon susmaya yüz tuttuğunda açtım telefonu uykulu bir sesle "alo" dedim esneyerek, uyandırdığını düşünsün bir daha bu saatte aramasın diye. "Alo Akgül, uyandırdım mı kusura bakma" sesi mutlu geliyordu, gülümsüyordu. "Uyuyordum evet, nedir seni bu saatte beni arattıracak şey?" diye sorduğumda bir iki saniyelik sessizlik oluştu. "Sana iyi bir haberim var, bir iş buldum eğer tabi sende istersen, detayları yüz yüze görüşelim iş sahibi de gelecek çünkü" dediğinde istemeden de olsa gülümsemiştim, bir anlığına eski hayatıma geri döneceğim için seviniyordum. "Tabi ne zaman, teşekkür ederim" dedim gülmeme hakim olamayarak. "Yarın, ben sana konum ve saati atarım, iyi geceler" "sağol iyi geceler" deyip telefonu kapattıktan sonra ekranıma bir bildirim düştü. Arından dı "İyi geceler bal göz, sensiz geçen gecelerimden biri daha" yazmak istiyordum ama kendime engel olarak yeniden vazgeçiyordum. Darmadağın olmuş bir hayatım dışında elimde hiçbir şey kalmamıştı. Telefonun tuş kilidini kapatıp yanıma koymamla çalması bir oldu. "Ne telefonmuş be gece gece" deyip sinirlendim, arayan farklı bir numaraydı, korkmuştum ama yine de Akgül Aktaç deli cesareti gelip açmıştım telefonu. Telefonu açtığımda hiç ses çıkartmamıştım biraz sonra arayan kişi konuşmaya başlamıştı. "Alo Akgül benim Taha" ağzım açık kalmıştı. Taha beni aramıştı, düşmanım olan kişi beni aramıştı. "Taha?" dedim afallayarak. "Nasılsın" diye sorduğunda sesi çok üzgün geliyordu. "İyiyim sen?" diye sordum o kelimeye karşılık, hiçte merak etmiyordum nasıl olduğunu. "İyiyim, müsaitsen aşağı gelsene parkta bekliyorum, konuşmak istiyorum" dediğinde ne konuşacağını merak etmiştim. Hiç üstelemeden "tamam" deyip telefonu kapatıp hemen aşağı indim. Annemgil erkenden uyuduğu için kimseye bir şey demeden çıktım dışarı. Parka giderken bir yandan da etrafıma bakınıp duruyordum, bir şey olacak diye. Yaşadıklarımdan dolayı sürekli korku içinde yaşıyordum, her adımımı korka korka atıyordum. Bugün nerede not bulacağım acaba diyerek notları arıyordum. Parayonak olmuştum resmen. Parka girdiğimde girişte Taha'nın oturduğunu fark edip yanına gidip oturdum, içki kokuyordu içmişti. Bir süre sessiz oturduktan sonra sessizliği bozan o olmuştu. "Şimdi ben konuşacağım sen dinle ama kesme olur mu?" dediğinde hiç konuşmadan başımla onayladım. Ne konuşacağını bilmiyordum, ne diyeceğini de.. öylece bekliyordum sessizce. "Ben Gülçin'i çok sevdim, tek suçum Alptuğ ile arkadaş olmamdı, Alptuğ seni aldattı, ben onun arkadaşıyım, Gülçin'i bende aldatırım diye beni terk etti, evet ilk başlarda düşman bildim seni" duraksadı, elindeki içkiyi yeni fark etmiştim, bir yudum aldıktan sonra yeniden konuşmaya başladı "ama hiç sana zarar vermek istemedim, Gülçin'i de aldatmadım, halâ aldatmadım bak kimseyle konuşmuyorum, sevgilim yok, baktığım bir kız yok ondan başka, hep takip ettim onu, gittiği yere gittim, oturduğu yere oturdum, dokunduğu çiçeğe dokundum" ağlamaya başlayınca içimde bir yerlerde bir yerin sızladığını fark ettim, gözlerim dolmuştu. "Hatta bir kaç kez konuştuk, şans vermek istemedi o kadar çok seviyorken birbirimizi bir şans daha vermedi. Bak ben barmenlik yapıyorum, nice kızlar kadınlar gelip gidiyor bırak yan gözle bakmayı hiç biriyle sipariş haricinde konuşmadım bile konuşmamda. Akgül" deyip gözlerimin içinde baktı, omuzuma yatıp hıçkırıkların arasından zor duyulan bir sesle "ben Gülçin'i çok seviyorum, ben onsuz nefes alamıyorum" dediğinde "bizden artık olmaz" diye bir ses duyup ikimizde arkamıza döndük ve Gülçin bizi dinliyordu. "Ne kadar seversek sevelim olmaz Taha anla, güvenemem sana, tamam belki yapmadın, yapmazsın ama güvenemem bunu benden bekleme. Ve ben evleniyorum" dediğinde söylediği cümle yeniden yankılandı beynimde "ve ben evleniyorum" evlenmek mi? Taha ayağa kalkıp Gülçin'in karşısına geçti, bende hemen kalkıp Taha'nın yanına geçtim. Bir süre bakıştıktan sonra "ne evlenmesi?" diye sorabilmiştim ancak, Taha bana bakarken, Gülçin kaş göz işaretiyle susmamı söyledi, anladığım o ki Taha öyle bilsin istiyordu, peşini bıraksın, sevmesin diye söylüyordu ama kendi kalbine söz geçiremiyordu. Tekrar sessizlik hakim olduğunda Taha elini yumruk yapıp ağaca vurdu, hiçbir şey demeden arkasını dönüp gitti. Gülçin kollarıma yığıldığında ne yapacağımı bilemedim, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu "çok seviyorum onu be Akgül çok" diyerek söylenip duruyordu. Sinirlenmiştim. "İkinizde birbirinizi seviyorsunuz ne bu inat" deyip Gülçin'i geri ittim. "Olmaz işte anla olmaz" deyip oda ayağa kalkıp arkasını dönüp gitti. Parkta tek başıma kalmıştım. Neden olmaz diyerek sorgulayıp duruyordum. Neden? Eve gitmek için ayağa kalktığımda arkamda duran Arın'ı hiç fark etmemiştim. Birden görünce irkilip etrafıma baktım hızlıca kimse yoktu bizden başka. "Arın" diyebildim güçlükle. Hiç bir şey demeden banka oturdu. Yanına oturmam için yer açtığında yanına gidip oturdum. Hiç konuşmadan öylece duruyorduk. Bu sessizliği hiç sevmiyordum. Biraz sonra gitmek için ayağa kalktığımda, oda ayağa kalkıp bana sarıldı. Sarılmadım. İçimden gelmedi. Kendini geri çektiğinde gözlerimin içine bakıp, geri oturdu yerine. Arkamı dönüp gitmiştim, hiç arkama bakmadan gitmiştim hem de, elimi kalbime koyduğumda atışları bütün mahalleyi uyandıracakmış hissi veriyordu. Kimseye yakalanmadan eve girip odama geçmeyi başarmıştım. Yatağıma uzanıp tavanı seyretmeye başladığım sırada "kendine gel Akgül yarın iş görüşmen var kendini toparlamalısın" deyip teselli veriyordum kendime. Kimse yaşadıklarımı bilmediği için teselli verecekte kimsem yoktu. Gecenin bütün uğursuzluğuyla, huzursuzluğuyla uykuya dalmayı başarabilmiştim sonunda. Çok geç bir saatte kalkmadığım için şanslıydım, Okan sabah bana yeri ve saati mesaj olarak atmıştı ve daha üç saat vardı. Ben çoktan kahvaltımı yapmış, duşumu almış hazırlanmış oturuyordum. Oturmaktan sıkıldığımı fark ettiğimde atılan konuma gitmeye karar verdim. Minibüsle uğraşmak istemediğimden taksi çağırıp kapının önünde bekliyordum, yaklaşık beş dakika sonra taksi gelip bindiğimde atılan konumu söyleyip dışarıyı izlemeye başladım. Yaşadıklarım o kadar ağır şeylerdi ki altında ezilmekten yorulmuştum. Önceki hayatım ne kadar da güzelmiş meğer. Rena'nın sürekli beni zorla olsa da dışarı çıkartması, işteki yorgunluklarım mesailerim uğraşlarım hepsi ama hepsi çok değerliymiş. Şimdi ise ne bir işim ne de beni zorla dışarı çıkartan bir arkadaşım var. Şimdi ki hayatımdan o kadar çok korkuyorum ki, sürekli yaşadıklarımı düşünüyordum. Beynimin karıncalanmaya başladığını hissettiğimde bedenimde bir uyuşukluk hissettim, kendime gelip pencereyi açtım ve esen rüzgarın bana vurmasına izin verdim. Taksici geldiğimizi söylediğinde tutarı uzatıp indim. Geldiğimde daha kimse yoktu ve yaklaşık on beş dakika vardı. Zaman ne çabuk geçmişti bu kadar anlayamamıştım. Cafeye geçip oturdum, onlar gelene kadar bir kahve sipariş verdim. Evet kahve siparişi verdim, kahvenin tadının güzel olduğuna kanaat getirmiştim Arın sayesinde. Pek kahve sevmediğim için tadını asla aramazdım, ama birlikte içilen kahve tatlı olur derler, tabi şimdi o tadı alabilir miyim bilmiyordum. Siparişim geldiğinde cafenin bahçesine çıktığım için sigara içebiliyordum. Saate baktığımda saatin dolduğunu gördüm. Biraz sonra kapıdan birilerinin geldiğini görünce kim olduklarına baktım Okan ile yanında başka bir adam daha geliyordu. Heyecanlanmıştım, sonunda işe girecektim belki hayatım yeniden düzene girecekti. Ayağa kalktığımda telefonuma bir bildirim düştü ama umursamadan onların masaya yaklaşmasını bekledim. "Merhaba" dedi Okan elini uzatarak. Uzatılan eli tutup "merhaba hoş geldiniz" deyip gülümsedim. İçtenlikle. "Merhabalar güzel bayan hoş bulduk, ismim Tarık" diyerek oda elini uzatmıştı, "merhaba bende Akgül, buyurun" diyerek elimle sandalyeleri işaret ettim. "Ben sizi beklerken bir kahve siparişi verdim kusura bakmayın erken gelmişimde biraz" dediğimde Okan gülümseyip "hiç sorun değil" deyip garsonu yanına çağırdı, iki tane kahve siparişi verdikten sonra önüne dönüp Tarık beye bakmaya başladı. Oluşan sessizlikten korktuğum için huzursuzdum, artık sessizlikten çok korkuyordum ve bu hiç iyi değildi. "Aslında bu eleman alım işlerine ben bakmam, asistanım bakar ama Okan sizi bana çok övünce bizzat gelip kendim tanımak istedim, biraz eski işinizden bahseder misiniz acaba?" dediğinde eski günlerime gitmiştim birden. Sabahlamalarım, gece yarılarına kadar işlerimi yetiştirmeye çalışmam, kimse benim kadar çalışmazdı. Sabahlamazdı, mesai yapmazdı, gece yarılarına kadar uğraşmazlardı ama ben öyle değildim. Bu iş benim dönüm noktam olmuştu ve ben dört elle sarılıyordum. Tabi ben böyle alıştığım için onlarda alıştılar hiç seslerini çıkartmıyorlardı ama bu sefer öyle olmayacaktı saatinde gidip saatinde çıkacaktım, bir iki saatlik mesaiden fazlası artık olmayacaktı. Çok çalışmak beni kurtarmayacaktı. "Tabi ki, tasarımcıydım. Elbise tasarımcısı. Elbiseleri, abiyeleri kafamda tasarlar enine boyuna ölçer tablete aktarırdım güzel işler çıkardı genellikle. Bazen de beğenmezdim yeniden yapardım" dediğimde bir kahkaha atmıştı Tarık bey. Anlamaz gibi adamın suratına bakarken sinirlendiğimi fark etmiştim. "Bende öyleydim biliyor musun, şirket babamın şirketi ama çok uğraşırdım bizde reklam işindeyiz reklam çekiyoruz, sloganlar üretiyoruz, marka yaratıyoruz. Sabahlara kadar az çalışmadım, çizimleri yapardım beğenmez çöpe atardım, o zaman tabi resim olarak çiziyorduk tabletlere dönmemiştik, çok az kişide bilgisayar vardı" dediğinde anlamıştım neden güldüğünü ve sinirimden utanmıştım. Kızardığıma emindim. Ufak çaplı bir gülümseme ile bende ona karşılık verdim. "Eğer istersen gel başla haftaya bir hafta denersin, işi sana çıkan tasarımcı öğretir, oda başka şehire taşınıyor ondan çıkıyor, zor değil çok basit kalmak istersen devam edersin nasıl uygun mu?" dediğinde kalkıp mutluluktan uçmamak için kendimi zor tutuyordum. "Uygun tabi teşekkürler" dedim elimi uzatarak. "Bu kartım bana mesaj atarsan yarın sana şirketin konumunu atarım pazartesi gelirsin, ben müsaadenizi isteyeyim, bir toplantıya yetişmem gerekiyor" dediğinde bizde ayağa kalkıp vedalaştık. Siparişler henüz gelmediği için Okan biraz sinirlenmiş görünse de belli etmemeye çalışıyordu. Biraz sonra siparişler geldiğinde lafını geri çekmeden "yanımdaki misafir gitti siz kahveyi yeni getiriyorsunuz, lütfen biraz daha dikkatli olun" dedikten sonra kahveleri alıp birini benim önüme koydu. Garson "kusura bakmayın efendim bir daha asla olmayacak" deyip bizim bir şey dememizi beklemeden dönüp gitmişti. Biraz laf vermelik, biraz da naiflik katarak konuşmuştu hatalarını anlaması için bu hoşuma gitmişti, fazla rencide etmemişti en azından. "Sana nasipmiş" dedi kahveyi işaret edip gülerek. "Öyleymiş" deyip karşılık verdim gülümsemesine. "Tarık benim üniversiteden arkadaşım, sen geçen partide öyle söyleyince aklıma birden o geldi, inşAllah başlarsın" dediğinde o kadar kelimeden sadece parti kelimesini alıp yeniden anılara döndüm. Silah sesleri duyulurken her yer karanlıktı, gözümün karanlığa alışmasını bekleyip etrafıma bakınıyordum ama hiçbir şey görememiştim. Silah sesleri kesilip ışıklar açıldığında sadece kapıdan birinin çıktığını görmüştüm ama kahretsin ki arkası dönüktü onu da görememiştim, ışıklar birden açıldığı için gözlerim karmaşıktı kadın mıydı adam mıydı tam seçememiştim kaçarken. Sonrası zaten mâlum. Ben yeniden dalmış öylece dururken Okanın seslenişiyle kendime geldim "iyi misin Akgül?" diye sorduğunda gözlerindeki korkuyu görmüştüm "evet iyiyim, aklıma geldi de sen birden parti deyince" deyip duraksadım "gerçi aklımdan çıkmıyor da" üzüldüğünü fark ettiğimde bende üzülmüştüm, bunları yaşamamıza gerek yoktu diye düşündüm. "Şey seni üzdüysem eğer.." lafını yarıda kesip konuşmaya başladım "yok üzülmüyorum, öyle bir izlenim verdiysem sen kusura bakma" dedim, birden destek verircesine elimi tuttu. Tuhaf hissetmiştim, elimize bakarken birden yanlış yaptığını anlayıp geri elini çekti. Yeniden ortama sessizlik hakimdi. Ve bu sessizliği telefonumun titreşimi bozmuştu, yeniden bir bildirim gelmişti ve ben az önce gelen bildirimi unutmuştum. Telefonu elime aldığımda Alptuğ'dan olduğunu görmüştüm. "Sana anlatmam gereken şeyler var Akgül benimle buluşman gerek" "o adamın arkadaşıyla ne işin var senin" hızlıca etrafıma göz gezdirdim, Okan şüpheci bakışlarla bana bakarken yeniden gelen mesaja odaklandım "boşuna bakma beni göremezsin, ama konuşmamız lazım" beni gördüğünü öğrenmiştim, yüz ifademi değiştirip mesajlara cevap vermeden tuş kilidini kapatıp telefonu çantama attım daha çok sinirlensin diye. Biz kahkahalarla sohbet ederken kimseyi umursamıyorduk, Alptuğ'unda bizi izlediğine tamamen emindim. Kalkmak için müsaade istediğimde kapıya kadar bana eşlik etmişti. Bir taksi geçmesini beklerken siyah bir araba hızla yaklaşıp tam yanımızda durdu. Arabadan üç kişi inip bir kişi Okan'ı tutup, iki kişide beni alıp zorla arabaya bindirdiler. "Akgül.. bırakın lan" diye bağırıyordu ama nafile hiçbir şey yapamıyordu. "Okan yardım et" "Okan kurtar beni" benimde bağırışlarım karşılıksızdı. Arabaya bindirip kapıyı kapattılar. Okan'ı tutan adam, Okan'ı bırakırken karnına bir tekme atıp öyle bıraktı. Okan yere düşüp kıvrandığında elini bana doğru uzatıyordu. Elini yumruk yapıp yere vurmaya başladığında Arın'a ne söyleyeceğini düşünüyordu diye tahmin ediyordum. "Kimsiniz siz ne istiyorsunuz benden, rahat bırakın beni" diye bağırdığımda iri yarı adamlardan biri elimi bağlayıp çeneme bant takmıştı. Ağlamak istiyordum ama ağlayamıyordum. Cama vurup Okan'ın beni kurtarmasını bekliyordum, ayağa kalkıp arabaya doğru gelirken araba hareket etmeye başlamıştı. Deli gibi cama vuruyor kapıyı zorluyordum. Açılmıyordu. Çırpınışlarım boşaydı. Notları bırakan kişinin adamları olduğunu düşündüm sonunda notları bırakan kişiyi görecektim ama böyle olmamalıydı. Telefonum çantamdaydı ve sessizdeydi, az önce masaya koyarken sessize alıp öyle koymuştum şu an çalıyorsa bile duymayacaklardı ve ben mutluydum bir şekilde Arın'ı arayabilirim diye düşünüyordum. Sonuçta her şey onunla tanıştıktan sonra başlamıştı. Her ne kadar partiden sonra görüşmesek te dün görmüştüm ve darmadağın bir haldeydi. Çakır gözleri yerini kanlı kırmızıya bırakmıştı, sakalları büyüyüp saçlarına karışmıştı neredeyse. Perişan bir haldeydi ve ben onu öylece orada bırakıp arkamı dönüp gitmiştim. Şu an çok pişmandım konuşmadığım için, son kez sesini duymadığım için. Bana ne olacak bilmiyordum, bunlar kimdi bilmiyordum. Neler olacak neler yaşanacak bilmiyordum. Tek bildiğim şey korkuyordum ve belli etmiyordum. Öfkeli gözlerle adamlara bakarken bana hiç bakmıyorlardı kendi aralarında konuşuyorlardı havadan sudan. Konumdan baya uzaklaşmıştık, dışarıya baktığımda neresi olduğunu bilmediğim bir yere gelmiştik araba durup beklemeye başladı. Beni arabaya alan adamlar indi şoför hariç, o bekliyordu. Kapıyı yeniden kilitledi. Yaklaşık iki dakika sonra kapıya vuruldu, kilidi açtıktan sonra kapının açılmasını bekledim, işte o notları bırakan notçuyu görecektim belki de. Kapı yavaş yavaş açılırken, korku dolu gözlerle bakıyordum ki bu kişinin Alptuğ olduğunu görünce sinirlenmiştim. Notçu o muydu yoksa? Arabaya binip yeniden kapıyı kilitlemişlerdi. Öfkeden delirmiş yerimde zıplayıp duruyordum. Bağırıyordum ama sesim bir mırıltı gibi çıkıyordu bant takılı olduğu için. Alptuğ bana doğru yaklaşıp elimdeki ipi görünce sinirlendi şoföre dönüp "bu ne lan ne kadar sıktılar bunu böyle kangren olacak kadın" dediğinde şoför dönüp bana baktı ve üzülüp geri önünde döndü "efendim ben bağlamadım çocuklar öyle yapmışlar" dedi mahçup bir şekilde, kötü birine benzemiyordu belliydi. "O adamlara söyle cezalarını keseceğim" deyip elimdekini çözmeye başladı "peki efendim" deyip karşılık beklemeden arabayı sürmeye devam etti. Elimdeki ipi çözmeye çalışırken "özür dilerim çok özür dilerim" diye mırıldanıyordu. Çözme işlemi bittiğinde hızla elimi çekip ağzımdaki bandı çıkartır çıkartmaz Alptuğ uzanıp beni öptü, sıcak dudakları dudaklarıma değdiğinde irkildim, ilk defa bu kadar çok korkmuştum Alptuğ beni öperken. Alptuğ'u itip şoföre baktım bize bakıyor mu diye ama bakmıyordu "ne yaptığını zannediyorsun sen" dedim kısık bir sesle bağırarak "beni öpmek ne demek Alptuğ?" diye sorarken öfkeme yenilip tokat atmıştım. Hiçbir tepki vermemesine rağmen korkmuştum. Usulca bana yaklaşıp "seni özledim hem de çok" dediğinde içimde korkunun yer ettiğini fark ettim. "Bunu yapmak için mi kaçırdın?" diye sorduğumda geriye çekilip karşıma oturdu, "Hayır hayır ne kaçırması ben seni misafir olarak tutuyorum şu an emin ol" deyip gülümsedi "sana asla zarar vermem, kimsenin zarar vermesini de izin vermem" gülüşü solmuştu, öfkeliydi. Gözlerindeki öfke her tarafa yansıyordu, bana bakmıyor öylece konuşmaya başladı "bilmen gerekenler var Akgül dinlemiyorsun beni, bende bu yolu kullandım, konuşmamız gerek diyorum mesajları okuyorsun ve bana dönmüyorsun bunu yapmaktan başka çarem kalmamıştı affet" dediğinde yüzüne dahi bakmıyordum. Hiç konuşmamayı tercih etmiştim. Ne derse desin hiç konuşmayacaktım. Sessizlik yemini etmiş gibi susuyordum. Göz ucuyla ona baktığımda ne kadar dağılmış olduğunu gördüm. Kahverengi saçları uzamış dalganmış dağılmıştı, ela gözlerinden eser yoktu simsiyah bakıyordu sanki. Hemen gözlerimi başka yöne çevirip dikkatimi dışarı vermiştim. Ne kadar süredir yoldaydık bilmiyordum ama benzinlikte durduğumuzda şoförün inmesi için dua ediyordum ki benzin almak için inmişti. "Benim tuvalete gitmem gerek" dedim gözleri çantama kaydığında alacağını anlamıştım. Kapıya tıklatıp kapının açılmasını bekledik. Beraber inerken elimi tutup gözleriyle sus işareti verdikten sonra yürümeye başlamıştı, her ne kadar uğraşsam da elimi bırakmamıştı tuvalete kadar sürükledikten sonra "çantanı ver Akgül bende kalacak" dediğinde vermek istemedim ama zorla boynumdan çıkartıp almıştı çantamı. Oflayarak tuvalete girip kapıyı ardımdan kilitledikten sonra telefonu çıkartıp aramalara baktım ve aramıştı Arın beni aramıştı. Arabadayken Alptuğ şoförle konuşurken telefonu çantamdan hızlıca çıkartıp tişörtümün içine koymuştum. Telefonu hızlıca tekrardan aynı yere koyup çıkış yolu aradım, bir pencere bulduğumda içimden şükredip pencereye tırmandım ama nasıl atlayacağımı bilmiyordum. Fazla yüksek değildi elbet ama ses çıkartmam kaçınılmazdı. Sessizce aşağı inip etrafıma bakındım yanımda bir depo duruyordu şanslıydım kapısı açıktı. İçeri girip kapıyı kapattım, arkadan sessizce kilitledikten sonra beklemeye başladım. Kapılar yakın olduğu için Alptuğ'un bana seslendiğini duyuyordum. "Akgül kapıyı aç" kapıyı yumruklamaya başladığında korkup nefesimi tutmaya başladım sesimi duyacak diye. "Akgül aç şu kapıyı" en sonunda dayanamayıp kapıyı kırdı ve muhtemelen içeri girip beni arıyordu kapılara vuruş şekli deponun içinde yankılanıyordu. Lavabodan çıkıp arkaya doğru geldiğinde kapıya vurmaması için çok dua etmiştim "Akgül" diye seslenirken şoförü yanına geldiğini anladım "efendim bir sorun mu var?" dediğini duydum az da olsa duyabiliyordum en azından. "Akgül" deyip nefesini bıraktı "kaçmış" dediğinde sesi titriyordu. "Ben hemen bakarım efendim siz burada bekleyin" deyip harekete geçtiğini duyduğumda huzursuz olmuştum iyice "bırak bırak bulamazsın çoktan gitmiştir Akgül çok hızlı koşar aynı bir ceylan gibi yakalayamazsın bulsan bile" dediğinde içimde bir yerlerde eski anılarıma dönmüştüm. Hemen toparlanıp tuttuğum nefesimi sessizce bırakıp yeniden nefesimi tuttum. Pür dikkat dışarda konuşulanları dinliyordum, halâ kapının önündelerdi. "Peki efendim şimdi ne yapacağız?" diye sordu şoför, Alptuğ'dan bir cevap bekliyordu ve tabi ki bende. "Geldiğimiz yoldan geri dönelim belki yolda bir yerde buluruz ona benim yüzümden bir zarar gelirse kendimi asla affetmem saat gece yarısına geliyor hadi gidelim, eninde sonunda Akgül tüm gerçekleri öğrenecek ve o adamı bırakacak" dediğinde sözleri içimi acıtmıştı "senden başka kimse bana zarar veremez Alptuğ" dedim sessiz bir şekilde. Adımlarını duyuyordum, gidiyorlardı. Gerçek. Ne gerçeğiydi? Ben neyi öğrenecektim? Yeni bir bilgi edinmiştim ama yine cevapsız bir bilgiydi. Bilmediğim bilgilerden bir tanesi daha olmuştu. Yaklaşık on dakika kadar bekledikten sonra karanlık depodan çıkıp benzinliğin önüne doğru geldiğimde gitmişlerdi. Derin bir nefes alıp hemen telefonumu çıkartıp Arın'ı aradım. İlk çalışımda hemen açılmıştı telefon. "Alo Akgül nerdesin" sesi çok endişeli geliyordu, korkmuştu ve bu sesine de yansıyordu. "Bilmiyorum bir benzinlikteyim konum atıyorum ne olur çabuk gel Arın" dediğimde "tamam" deyip kapattı telefonu. Konumu atıp beklemeye başladım olduğum yerde. Sürekli arkama bakıyor etrafı kontrol ediyordum geri dönerlerse diye korkuyordum. Çalışanlardan biri yanıma geldiğinde beni ofise alıp orda bekletti halimi görünce anlamış olmalıydı bir şeyler olduğunu. Sıcak bir çay getirdiğinde "teşekkür ederim" dedim bütün samimiyetimle "rica ederim abla ne demek" deyip dışarı çıkmıştı. Ofisin her yanı cam olduğu için etrafı görebiliyordum, çayımdan bir yudum alıp beklemeye başladım, resmen ısınmıştım kendime gelmiştim. Üzerimi düzeltmek aklıma gelmediği için saçımı da düzeltmedim uğraşmak istememiştim. Yaklaşık ne kadar bekledim bilmiyordum ama Arın'ın arabasını görünce içimi bir sevinç kaplamıştı. Kaçırıldığımdan bu yana hiç ağlamamıştım ama Arın'ı görünce gözyaşlarım firar etmişti. Kapıyı açıp çıktığımda beni buldu gözleri ve koşarak bana sarıldı. Sarıldım. O kadar sıkı sarılmıştık ki korkum, üzüntüm hepsi geçmişti. "İyi misin bir şeyin var mı, sana zarar verdiler mi, kim kaçırdı seni?" ardı ardına sorduğu sorulara hangisine cevap vereceğimi şaşırmıştım. Kendimi geri çekip "Alptuğ" diyebildim yalnızca. "Alptuğ kaçırdı, öğrenmem gereken gerçekler varmış, tuvalet bahanesiyle depoya saklandım sonra gittiler sana haber verdim işte ve iyiyim bir şeyim yok" dedim gözlerinin içine bakarak. Eski çakır gözleri ışıl ışıldı karşımda. Rahatlamış görünüyordu. "Ne gerçeği, derdi ne bu adamın deliricem" diye bağırdığında kolunu tutup sakinleşmesini sağladım. "Bilmiyorum ama öğrenmemi çok istiyor bende anlamıyorum" dedim kolunda duran elime bakarken. Elimi tutup tekrardan beni kendine çekip sarıldı, yanağıma bir buse kondurup gözyaşının yanağıma düşmesine izin vermişti. Kokusunu içime çekiyor öylece duruyordum. Ciğerlerim patlayana kadar kokusunu içime çekmiştim. Kendimi geri çektiğimde bir şey demeden elimi tutup arabaya götürdü. O kadar çok yorulmuştum ki bir şey konuşamadan Arın'ın yanımda olmasının huzuruyla kendimi uykunun kollarına bırakmıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD