PARTİ

2931 Words
Birden gözüme vuran güneşin ne olduğunu anlamak için gözlerimi araladığımda kapatmam bir oldu. Balkonum açık perdem açık bir şekilde uyumuştum. Güneşte tam benim yüzüme doğmuştu, alelacele yataktan fırlayıp perdeyi kapatmaya gittiğim sırada bir şey düşürdüm ama önceliğim perde olduğu için oraya gittim, aniden kalktığım için başım dönse de sendeleyerek düşmeden perdeyi çekebilmiştim. Yavaş adımlarla yatağıma doğru ilerlerken aklım yataktan çıkardığım şeye takıldı. Eğilip baktığımda bir fotoğraf olduğunu fark ettim yine dehşet dolu gözlerle baktığımda ilk başta anlayamamıştım, fotoğrafı elime aldığımda bana gönderilen olan fotoğraf olduğunu anlamıştım. Arın'ın dizinde yattığım dağ eviydi, istemsizce gülümsemiştim. Hemen arkasını çevirip baktığımda bir not vardı "ÖZÜR DİLERİM" kocaman harflerle yazılıydı. Arın'ın getirdiğini tahmin etmiştim, ne için özür dilediğini anlayamamıştım. Bir haftadan fazla süredir Arın'la konuşmamıştım, daha doğrusu beni sevdiğini itiraf ettiği geceden beri. Ne ondan haberim vardı, ne de fotoğrafları kimin yolladığına dair. Komodinde duran telefonumun ekranını açıp saate baktım henüz erken saatte olduğu için geri uyuma kararı almıştım. Fotoğrafı da yastığımın altına saklayıp geri uyumaya devam etmiştim. Rüyamın en güzel yerinde biri adımı sesleniyordu. "Akgül.. Akgül" umursamadım rüyadan geliyordur diye ama bu seslenmeler artmaya başlayınca gözümü açıp kim olduğunu görmek istedim. Annemdi. Her zamanki gibi ritüel annem. "Efendim anne" dedim yatakta mayışarak halâ uykum vardı uyumak istiyor, dinlenmek istiyordum. "Kalk haydi misafirimiz var" dediğinde gülüşünün altındaki sinsiliği çözememiştim. "Kim?" dedim ellerimle gözlerimi ovuşturarak. "Sevda geldi kahvaltıya Bedir de evde işe de gitmemiş muzur" dediğinde şaşkınlığımı gizlemeye çalışıyordum. Bedenimin heyecanlandığını annem görmesin diye dualar ediyordum içimden. "Tamam" deyip odadan çıkmasını bekledim. Kapıyı kapattığı an yatakta bağdaş kurup oturdum. "Acaba neden geldi? Arın'da var mıdır ki? Hem olsa annem onu da söylerdi" diye içimden geçiriyordum ardı arkası kesilmeyen soruları. Misafirimizi fazla bekletmemek adına hemen yataktan çıkıp elimi yüzümü yıkadım. Üzerime bir kot pantolon ile beyaz tişort giyip, dağınık saçımı da Akgül Aktaç stili, dağınık bir topuz yapıp aşağı inmiştim. Heyecanlıydım. Nedendi bilmiyordum. Belki de Arın'ı görme umuduna tutunduğum içindi. Bir haftadan fazla süre geçiyordu ve Arın'ı hiç görmemiştim. Bir aydır her gün görmeye alışmıştım sanki. İçeri girdiğimde sadece Sevda'yı gördüğümde düşen yüzümü belli etmemek üzere gülümseye çalıştım. Ne kadar başarılı oldum bilemiyorum tabi. "Hoş geldin canım günaydın" deyip sarıldık birbirimize. Oturmamı beklerken oturduğum zaman oda oturmuştu masaya. En azından "saygılı iyi bir kız" diyerek geçirdim içimden. Gözlerine baktığımda sanki Arın'ın gözlerini görüyormuşçasına heyecana kapılmıştım. "Günaydın hoş buldum ablacım nasılsın, geçmiş olsun başına gelenleri de duydum" yüzünde aşırı derece de mutluluk içeren bir ifadesi vardı. Acaba abisinin bana sevdiğini itiraf ettiğini biliyor muydu? Biliyordur diye düşündüm, birbirlerinden hiçbir şeyi saklamıyorlardı çünkü, sonra afacana baktım, neler saklamıştım ondan, halâ saklamaya devam ederken. Nasıl bir ablayım diyerek kendime sövdüğümde Sevda'nın sorusunu cevapsız bıraktığım için hemen konuşmaya başladım. "Evet öyle oldu malesef, iyiyim sen nasılsın" dedim bende aynı güler yüzle gülmeye devam ederek. "İyi olmuş hem a.." deyip sustu, bir şey diyecekti ama diyemedi. "Abi" mi demek istemişti? Kafamı kurcalamıştı susması. Bir anda lafı toparlayıp tekrar konuşmaya başladı "hem ailen burada, birlikte vakit geçirirsiniz" derken birden gözlerini kaçırdı benden, o an anladım ki Arın'dan bahsedecekti. İfadesiz bir yüz ifadesi takındığımdan bu duruma pekte mutlu olmadığımı belirtmiştim. Sevda da ise yüzümün ifadesini görünce, bu ifademi takmayıp gülümsemeye devam etmişti. Kahvaltıyı yaparken oluşan sessizlik ölüm sessizliği gibiydi aynı, sanki her an kapı çalacakmış ta kara haber gelecekmiş gibiydi. Kafamdan bu düşünceleri atmaya çalışıp kahvaltıya odakladım kendimi. Bu sessizliği bozan kişi Sevda oldu. "Yarın abimin doğum günü de parti gibi bir şey ayarlayacağım sizi de davet ediyorum" dediğinde anneme baktım gider miyiz diye. Annem ben bir şey demeden konuşmaya başlamıştı "gençlerin partisi bu biz gelmeyelim rahatsızlık vermeyelim, ama Akgül ile Bedir gidebilirler isterlerse" dediği an sanki bir şelalin altındaymışım da buz gibi suyla serinliyormuş gibi serinlemiştim o an. Yüzümde istemsiz gülümseme ifadesi vardı, kimse fark etmeden ifademi değiştirip afacana baktım. Gitmek için can atıyordu resmen, gözlerimi kapatıp hafif başımı salladığımda mutluydu. "Geliriz tabi neden gelmeyelim" dediğim an hediye vereceğim çok güzel bir şey aklıma gelmişti. "Süper o zaman yarın size konum atarım geleceğiniz yeri" tamam anlamında başımı salladıktan sonra sessizce kahvaltımıza geri döndük. Sevda gittikten sonra Bedir işe gitmek için evden ayrıldığında anneme yardım ettiğimde, işleri bitirip annemde gitmişti. Yine evde ölüm sessizliği hakim olunca kendimi direk odama attım. Yatağa uzanıp tavanı seyretmeye başladığımda, aklıma yastığın altındaki fotoğraf geldi, tek hamleyle fotoğrafı aldığımda elimle yukarı doğru kaldırıp uzun uzun baktım. Tek hamleyle yataktan kalkıp komodinimin yanına gelip siyah renk bir kalem seçip fotoğrafın arka yüzünü çevirdim ve ne yazacağımı düşünmeye başladım. Dakikalardır fotoğrafın arka yüzüne bakıyordum, ne yazabilirdim ki? Ayrıca ne diye yazacaktım, ne olarak, kim olarak? En sonunda bu düşünceleri bir kenara atıp tekrardan fotoğrafın arka yüzüyle bakışmaya başladım. Ve yazmaya başladım. "Hislerine hakim olamaman senin suçun değil, özür dilenecek bir durum yok. Doğum günün kutlu olsun Kötü Kral" sadece bu kadar yazmıştım. Başka ne yazabilirdim bilmiyordum, seviyor muydum onu da bilmiyordum o yüzden sadece böyle yazmakla yetinmiştim. Ayağa kalkıp dolabımdaki çekmeceden hediye kağıdı alıp geri yerime geldim ve fotoğrafı masamdaki boş çerçeveye koyup güzel hediye paketi yaptım. Ben gittikten sonra yalnız açmasını isteyecektim, çünkü kimse bizi o halde görmemeliydi, yanlış anlaşılma ihtimalimiz vardı, bu yüzden hediyeyi de gizli vermek istiyordum. Yatağıma geri dönüp tavanı seyretmeye devam ettim, içim inanılmaz bir huzur doluydu. Kısa sürdü. Aklıma yeniden yaşadıklarım geldi. Ne umutlarla buraya geldiğim, ne acılarla geri döndüğüm yaşadıklarım. Aklıma birden notçunun olduğu gelip hediyeyi alıp yastığımın altına aldım, tekrardan yatma pozisyonuna geçince telefonumun sesiyle bundan vazgeçtim. "Efendim Rena'cım" dedim bıkkın bir sesle, o kadar bıkmıştım çünkü. "Nasılsın kuzum" diye sorduğunda gayet mutlu bir şekilde geliyordu sesi. "İyiyim sen nasılsın kuzum" bir kaç dakika sessizce bekledikten sonra "iyiyim bende aynı, iş buldum onu haber vermek istedim" dedi. Kendim iş bulmuş kadar sevinmiştim o an. "Ya ne işi bu hayırlı olsun" diye söylerken tüm dişimi göstererek gülüyordum. "Emlak ofisine bir muhasebeci aranıyormuş, bende oraya girdim, hem ayrıca sen ne yaptın?" diye sorduğunda yeniden işsiz olduğum aklıma geldi. "Kendime biraz dinlenmek için vakit ayırdım, bir süre çalışmayacağım" dediğimde aniden bağırmaya başladı "ohh biz hanımefendi ne yaptı diye deli gibi merak ederken, hanımefendi dinlenmek istiyormuş bak sen bak" diye cırladığında telefonu uzakta tuttum. Cırlaması bittiğinde geri kulağıma götürüp konuşmaya devam ettim "yaşadıklarım yüzünden biraz dinlenmek istedim" dediğimde görmese bile göz devirmiştim. "İyi yapmışsın canım tamam bir şey demedim" dediği an hemen lafa atıldım "dememiş halin buysa" dedim gülümseyerek. "Tamam tamam hadi kapattım ben görüşürüz" "görüşürüz" dedikten sonra telefonu komodine koymamla almam bir oldu. Sosyal medyaya girdiğimde aramalarda Arın Soylu olduğu için uğraşmadan onun profiline girdim ve yeni bir paylaşım yapmış olduğunu gördüm, merakıma yenilerek baktığımda okuduğum sözler mutluluk vericiydi. "Hayatım dediğim hayat, hayatım değilmiş meğer. Onu tanıyınca anladım..." bu cümlenin altında o kadar çok anlam aradım ki. "Acaba bana mı diyor ki? Ya da başka biri girmiştir hayatına o yüzden beni aramıyordur?" Sesli bir şekilde oflayarak telefonun tuş kilidini kapatıp tekrardan komodine koydum ve yatış şeklimi yeniden aldım. Düşüncelere daldığımda ise birden balkonun kapısı içeriye doğru açıldı ve Arın geldi. Şaşırdığım için gözlerimi şaşkınlıkla açıp ayağa fırladım. Arın'ın bana doğru gelişini izledim. Mavi gözlerindeki o heyecan mutluluk hiç bir yerde yoktu. Öylesine kıvrımlı dudakları vardı ki öpmemek için kendimi zor tutuyordum. Tam karşıma geldiğinde birden dudakları dudaklarımla buluştu. Öpmek istediğim o dudaklar şu an beni öpüyordu. Kaç dakika sürdü bilememiştim, kendimi çektiğimde sadece alınlarımız birbirine değiyordu, gözlerimiz kapalı nefes alışverişlerimizi düzenliyorduk. Nefes nefese kalmıştık. Bana baktı hiç birşey söylemeden geri gitti. "A-Arın?" diye arkasından kekelediğimde başka bir şey diyemedim. "Arın" diyerek bağırdığımda yerimden sıçrayarak uyanmıştım. "Ne rüya mıymış?" Elim bir an dudaklarımın çevresinde dolaştı ama bir sıcaklık yoktu, rüya olmasının hüznüyle geri kapattım gözlerimi. Uzanıp komodinde duran telefonu aldığımda saat 16:43'ü gösteriyordu. Sabaha karşı uyuduğum için bu kadar çok uyumuştum. Aşağıdan gelen sesleri duyduğumda annemin gelmiş olduğunu anlamıştım. Aşağı inmek istemediğimde diğer yabancı sesleri duyunca üstüme başıma çekidüzen verip aşağı inmiştim. "Hoş geldiniz" dediğimde salonu baştan aşağı taramıştım annem ve yanında bir kadın vardı. Kim olduğunu çözmeye çalışırken annem seslendi "günaydın kızım geldiğimde uyuyordun, bu arkadaş benim komşum" dediği an içimden "eyvah" dedim. Dedikodu saati gelmişti hem de bizim evdeydi. Yavaş yavaş geriye çıkarken annemin kaç göz işaretiyle geri gelip boş koltuklardan birine kendimi atmış bulundum. Dedikoduyu hiç sevmezdim kim ne yapmış ne etmiş umurumda olmazdı ama mahalle için öyle değildi. Küçük bir mahallemiz olduğu için her şey milletin ağzına kolaylıkla dolanabilirdi. Her yere düş ama bizim mahallenin ağzına düşme o dereceydi bütün dedikodular. Onlar koyu sohbet içerisindeyken konu ne ara bana gelmişti anlamamıştım adının Neriman olduğunu öğrendiğim teyze bana aniden dönüp "e Akgül kızım sen ne zaman evleniyorsun" dediği an hiç düşünmeden "zengin koca arıyorum bulayım evleneceğim" dedim göz devirerek. Annemin kaş göz işaretlerine aldırmadan tekrar odama çekildim. Akşama Arın'ın doğum günü partisi vardı, konumda gelmişti, hemen hazırlığa başladım. İlk önce uzun soluklu bir duş alıp ardından saçımı şekillendirdim. Koyu bir mavi elbiseyi üzerime geçirdikten sonra aynaya gidip kendime baktım hayran hayran. Kalın askılı mavi elbisem tam ayak bileğimde bitiyordu, askıdan aşağı kadar çapraz gelen işlemeler göz yormadan elbiseye bir sadelik katıyordu, ne zaman aldığım elbiseyi hatırlamadığım için pek üzerinde düşünmedim. Saçlarımı dalgalandırdıktan sonra hafif bir dağınık topuz yapıp, biraz serbest bıraktım saçlarımı, makyajımı da yapıp bitirmiştim hazırlığımı, çok ağır olmayan makyajımda bittikten sonra Bedir'in gelip beni almasını bekledim. "Ah resmi unutuyordum" deyip hemen küçük olmayan gümüş rengi portföy çantama çerçeveyi atıp, gerekli eşyalarımı da alıp aşağı indim. Şanslıydım ki komşu Neriman teyze gitmişti, annem beni gördüğünde çok şaşırmıştı "bu ne güzellik Akgül hanım" "Aman anne ne güzelliği doğal bir hâl işte" dediğimde yanıma gelip beni etrafımda bir tur döndürdü. Tam bir şey diyecekti ki zilin çalması hayatımı kurtarır gibiydi. Kapıyı açtığımda gözlerimi açmış alık alık öylece bakıyordum. Bedir'in hiç alışık olmadığımız bir tarzı ile karşıya karşıyaydık. Lacivert bir takım giymişti, kol düğmeleri ayrı bir hava katıyordu takıma. "Bedir bey hiç alışık değiliz sizi böyle görmeye" dedim bayılmış işareti yaparak. Bedir bu hemen geri kalır mı ablasından, hemen söyledi lafını "Sizde güzel olmuşsunuz Akgül hanım sizi de böyle görmeye alışık değiliz ama görüyoruz işte" dediğinde kollarını iki yana açıp öylece durdu. Tam kafasını karıştırmaya niyetlenmiştim ki hemen geri kaçtı, başını hayır anlamında sallarken kıkırdamadan edemedim. "Hadi hadi halâ burada duruyorlar gidin partinize" annem azarlar gibi beni kapının dışına itip kapıyı ardımızdan kapattı. Bedirle birbirimize bakıp kıkırdadık. Arabanın kapısını açıp binmemi bekledikten sonra Bedir de kendi yerine geçip arabayı çalıştırdı. Konumu açtığımız da otuz kırk dakikalık bir yol vardı ve o yolu hiç konuşmadan geçirdik. Aslında Bedir'e o kadar çok şey sormak istiyordum ki Sevda ile nasıl tanıştı, bu işi ne zaman öğrendi, neden hala birlikteler? Kafamda tonla sorularla geziyordum. Cevabını nasıl öğreneceğim soruları bilmezken birde Bedir'in canını şimdilik sıkmak istemiyordum. Sırası gelince oda yaşadığım her şeyi öğrenecekti ve çok kızacaktı. Arabadan indiğimizde otelin ismi ilgimi çekmişti "Gül Hotel" yazıyordu. Gül Cafe, Gül Hotel yeterince fazla tesadüftü. Fazla oyalanmadan hemen otelin alt katına giriş yaptık. Kapıda Sevda karşılamıştı bizi geç kalmamamıza rağmen kalabalıktı. Etrafa baktığımda anlaşılan o ki bütün gece ayakta duracaktık ve bir masaya yaslanacaktık, filmlerde de olur böyle sahneler nefret ederdim oturmadan nasıl olacak diye başıma geleceğini bilemezdim. Partinin ne zaman başlayacağını Arın'ın ne zaman geleceğini bilmiyordum. Bedir Sevda'nın yanına gittiği için bende etrafı gözetliyordum, gözlerim öyle boşlukta dolanırken yanıma biri gelip "selam" dediğinde irkildim. Başımı kaldırıp baktığımda bu kişinin Demir olduğunu gördüm. "Selam" dedim sahte bir gülümseme ile, o gün cafede duyduklarım ve gördüklerim sayesinde onlardan nefret etmiştim ve onlarla konuşmak midemi bulandırıyordu ama bir şey diyemiyordum gördüm diyemezdim mecburen susuyordum. "Çok güzel olmuşsun" dedi baştan aşağı süzerek. İçimden hiç nazik davranmak gelmiyordu ama şimdilik davranmam gerekliydi "teşekkür ederim sende yakışıklı olmuşsun" dediğim an elimi tutup bir buse kondurdu. Hafif gülümseyip hemen elimi çektim. Bir an önce kurtulmak istiyordum ama nasıl yapacaktım kimseyi tanımıyordum kimin yanına gidebilirdim ki mecburen Demir'le kalmaya devam ettim. Yaklaşık ne kadar süre Demir konuşmadan yanımda bekledi bilmiyorum ama Sevda'nın bize yaklaştığını gördüğüm an içimden "şükür" dedim biri geliyor en azından. "Abla abim gelecek şimdi yanıma gelip karşılamak ister misin?" diye sorduğunda öyle bakıyordu ki hayır demek elde değildi, ışıl ışıl parlıyordu gözleri. "Tabi ki çok sevinirim" dediğim an kızarmam bir olmuştu eminim kendi kendime kızıyordum bir yandan, bir yandan da kapıya doğru yürüyordum. Işıklar kapandı, loş ışıklar açıldı kapıda Sevda ve ben Bedir'in Arın'ı getirmesini bekliyorduk. Kalbim haddinden fazla atıyordu, kalbim müziğin sesini sustururcasına atıyordu, bir anlığına elimi kalbime koydum ve bunu Sevda'nın fark etmemesi için dualar ettim. Midemde ki kramplar çoğalmaya başladı, soğuk soğuk terlemeye başladım, çok heyecanlıydım. Doğum günü şarkısı çalmaya başladığında anladım geleceklerini. Kapı açıldı Arın'ın gözleri bağlı afacan kolundan tutmuş geliyorlardı yavaş yavaş. Arın tam karşıma dikildiğinde heyecandan ölecektim, herkes birden "3..2..1" dedikten sonra Arın gözlerindeki bandanayı çıkarttı ve karşısında ilk beni gördü, öyle bir tebessüm etmişti ki tebessümüyle içim ısınmıştı. Göz ucuyla Sevda'ya baktı, başıyla bir şey onaylamıştı ama ne olduğunu anlayamadan Arın bana sarıldı, yüzünü boynumun arasına gömüp kokumu çektiğinde kötü olmuştum. Sarılmayı yeni idrak etmiştim, bende kollarımı sırtına doladığım an beni kendine daha çok çekmeye başladı, yüzümü boynuna gömüp bende kokusunu çekmeye başladım, kokusu baş döndürücü bir parfüm etkisi yaratıyordu sanki. Gözlerim kapalı olduğundan kimseyi göremiyordum ama emindim ki herkes bize bakıyordu, geri çekildiğimde haklı olduğumu görmüştüm evet herkes bize bakıyordu. Özellikle Demir, öfke saçan gözleri alev lavlarını nereye fırlatacağını bilemiyor gibiydi, hemen gözlerimi kaçırıp Bedir'e baktım, en ufak bir kızma belirtisi yoktu, ya arkadaş sanıyordu ya da haberi vardı. Arın Sevda'ya, Bedir'e sırayla sarıldı. Yanımıza siyah uzun saçlı, gözleri aynı zeytinin siyahlığını andıran bir bayan geldiğinde kıskanmamış olmayı dilerdim. Arına sarıldığında içimdeki öfke her yeri dağıtacak hissi veriyordu ama sakinliğimi korumuştum. Herkes yerlerine tekrar geçtiğinde parti başlamıştı. Arın beni arkadaşlarının yanına götürdüğünde o kızın isminin Begüm olduğunu öğrenmiştim avukatmış, Arda ve Aykut kardeşler zincir marketleri olduğunu öğrenmiştim, Okan bir holdingde tasarım işlerini yürütüyormuş, kendi işimden çizdiğim elbise tasarımlarından bahsetmiştim, en son Baran'ın da berber olduğunu öğrenmiştim. Hepsiyle tek tek tanıştım sohbet ettik, iyi ve zararsız insanlara benziyorlardı ama Arın'ın arkadaşlarıydı sonuçta. Okanla derin bir sohbet içerisindeyken bir ara Arın'ın bakışlarını üzerimde hissettim, bir anlığına baktığımda masvami olan gözleri kanlanmıştı. Tam yanımda durduğu için rahatlıkla göremiyordum, kulağıma eğilip "çok güzel olmuşsun Prenses" dediğinde içimin eridiğine yemin edebilirdim. "Sende çok yakışıklı olmuşsun Kötü Kral" dediğimde yüz ifadesi değişti. "Ben Prensesleri, Prens kapar diye biliyordum" dediğinde dudağının yanı hafif kıvrılmıştı "bu da farklı bir masal işte ne yaparsın" diye iğleneyip gülümsediğimde memnuniyetle güldü. "O zaman o Prenses, Kötü Kral'ı başka bir Prens'e tercih etmesin" dediğinde birşey demedim, sadece gülümseyip önüme döndüm. Parti devam ederken birden farklı bir müzik çaldı ve pasta geldi. Düğün pastasını aratmıyordu resmen kocamandı, katlarını saymaya gücüm yetmemişti, ağzım açık izliyordum. Arın bana dönüp "pastayı beraber kesebilir miyiz?" diye sorduğunda hiç düşünmeden onaylar şekilde başımı salladım. Pastanın yanına gidip, bir anlığına kendimi düğünümde pasta kesecekmiş gibi hissettiğimde nefesim kesiliyordu neredeyse. Pastayı kestikten sonra herkese dilim şeklinde dağıtmaya başladılar ve en çok dilim pasta Arın'la bana gelmişti. Herkes masamıza gelip teker teker hediyelerini veriyorlardı. En son ben kalmıştım, etrafa bakınırken kimseye görünmeden çantamdan hediyeyi çıkartıp verdim, hiç kimsenin hediyesini açmadan ilk önce benimkini açıp resmi gördüğünde yüzündeki mutluluk her yerden belli oluyordu. Sarılıp geri çekildikten sonra fotoğrafı çerçeveden çıkartıp arkasındaki yazıyı fark etti, bir anlığına yüzü düşse de geri hemen toparladı. İzin isteyip arkadaşlarının yanına gittiğinde yeniden tek kalmıştım. Yaklaşık iki dakika sonra adının Begüm olduğunu bildiğim kız geldi "seni çok seviyor" dedi anlamamış gibi yaparak "neyi kim" dedim afallayarak belli etmemeye çalışmıştım ama ne kadar başarılı oldum bilemiyordum. "O" dedi "o seni çok seviyor, bir haftadan fazladır benim yanımdaydı, daha doğrusu bizim, sevgilimle yaşıyorum da, baykuş gibiydi bir iki saat uyuyup uyanıyordu" kendine izin verip nefes alışverişlerini düzeltip tekrar konuşmaya başladı "hep senden bahsetti, bizimle hiç konuşmuyordu neredeyse" ağzım şekilde onu dinliyordum "b- ben ne diyeceğimi bilemiyorum" "Ona bir şans verebilirsin, Arın benim en yakın dostumdur diyebilirim, izninle arkadaşlarımın yanına gitmem gerekiyor" dediğinde hafif başımı sallayıp onayladım. Bu bilgilerle nasıl baş edecektim şimdi, ben seviyor muydum, Arın beni gerçekten mi seviyordu yani? Düşüncelerle boğuşurken bir dans şarkısı çaldı ve Arın yanıma gelip elini uzattı "bu dansta bana eşlik eder misin?" dediğinde Begümün söyledikleri geldi aklıma "o seni çok seviyor" elimi uzatıp piste çıktık. Sadece ikimiz var gibiydik, lacivert takımı gözlerinin tam rengini ortaya çıkartıyordu, bembeyaz tenine dokunmamak elde değildi. Işıklar söndü, sadece bizim dans ettiğimiz yere ışık vurunca birden utanmıştım, kimse dans etmiyordu, sadece biz vardık. Elimi bırakıp iki elini de belime dolayıp beni kendine çekti yavaşça bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. Bizden başka birileri de dansa kalkmış dans ediyorlardı Bedir ile Sevda yanımıza gelip "eş değiştirebilir miyiz acaba?" dediğinde Arın istemeye istemeye Sevda ile dans etmeye başladı. "Neden söylemedin bana abla" dedi afacan, anlamaz anlamaz yüzüne bakarken "Arın abinin seni sevdiğini" gözlerim dehşetle açılmıştı, afacan biliyordu öğrenmişti. "Sen nereden öğrendin" dediğimde gözlerini devirip yanaklarını şişirdi "Sevda söyledi, ona da Arın abi söylemiş" "bende yeni öğrendim inan" dedim mahçup bir şekilde. "Olsun bana herşeyi anlat abla, lütfen anlat ben senin kardeşinim" içimden "acaba notları biliyor mu?" diye geçirdim. Dans bitti herkes yerlerine geçti hareketli parçalarla partiye devam ediyorduk. Okan bir ara yanıma gelip işle ilgili benimle konuşmaya başlamıştı, başıma gelen talihsiz iş olayını anlattığımda üzülmüştü ve bana bir iş ayarlayabileceğini söyledi. Biz konuşmaya devam ederken diğer tanıştığım arkadaşları da yanımıza geldi ve sohbet etmeye devam ettik, onlara da iş olayını anlatmıştım onlarda bir şey yapabileceklerini söylediler, sevinmiştim, en azından bir işe girebilirsem kendimi daha rahat hissederdim. Biz sohbete devam ederken garsonlar masalara kokteylleri koyup gitti, içinde alkol olduğunu düşündüğüm şeyi içmek istememiştim, Begüm anlamış olacak ki "içinde alkol yok, rahatlıkla içebilirsin, kalabalık ortamlarda alkol kullanmıyoruz, meyve kokteyli" dediğinde minnetle başımı sallayıp içmeye başladım, tadı ve kokusu çok güzeldi. Ben meyve aromalı kokteylimii içerken bir anda ışıklar kapandı, silah sesleri duyuldu ne olduğunu anlayamıyordum. Beş saniye sonra ışıklar yanmıştı ama kimse yoktu, herkes masaların altına gizlenmiş öylece duruyordu, bir tek ben ayaktaydım, şokun içerisinde öylece duruyordum. Yere baktığımda ise çığlık atmamak için zor tutuyordum kendimi. Sonrası zifiri karanlıktı benim için...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD