Anna kaşlarını çattı. “Otomatik sistem çalışmıyor,” dedi. Sol elini kaldırıp kabin duvarındaki manuel açma koluna uzandı.
Gordan hemen onun yanına geçti. “Bırak ben hallederim.”
Kolun altına girip bir kez bastırdı—ama metal yerinden oynamadı. Dişlerini sıkarak bu kez tüm ağırlığıyla bastı. Paslı mekanizma gıcırdayarak inledi, sonra ani bir gürültüyle kapı iki yana açıldı. Karşılarında loş ışıklarla aydınlatılmış, geniş ve dağınık bir depolama alanı belirdi. Raflar devrilmişti, plastik kutular yer yer patlamıştı. Zemin, kimyasal sıvılar ve kurumuş kan izleriyle kaplıydı. Havada yoğun bir dezenfektan kokusu ve çürük etin metalik kokusu birlikte asılıydı.
Anna yere çömeldi, kutusunu tekrar aldı ve Gordan’a kısa bir bakış attı. “Gidelim.”
İkili hızlı ama sessiz adımlarla ilerlemeye başladı. Gordan önde, tabancası omzunun üzerinden ileri bakacak şekilde. Anna hemen arkasında, sırtını duvarlara yaslayarak ilerliyordu. Derken sağdaki rafların arkasından hırıltılı sesleryükseldi. Güüm! Bir şey, rafları yıkarak yere düştü. Gordan tabancasını o yöne çevirdi, tetiği çekti. Bang! Bang! Kurşunlar, rafları parçalayıp enfektelere isabet etti. Ama sayıları fazlaydı. Koşan enfekte üzerlerine geliyordu. Gordan son anda yana çekildi, yaratık metal raflara çarparak devrildi. Anna kutuyu bırakıp tabancasını kaldırdı, birkaç kez tetiğe bastı. Bang! Bang Enfekte toparlandı, çenesinden sarkan siyahımsı bir sıvıyla tekrar atıldı. Gordan onu omzundan yakalayıp yere bastırdı, silahını ağzına dayayıp tetiği çekti. Bang! Kafası arkaya savrulan yaratık inledi ve hareketsiz kaldı.
Gordan derin bir nefes aldı. “Daha fazla varsa işimiz zor,” dedi dişlerinin arasından. “Sesler onları çekmiştir.”
Anna hemen kutuya döndü. “Daha fazlası olabilir. Arka çıkış şu tarafta,” dedi eliyle bir kapıyı işaret ederek. Koridorun ucunda ışık titriyordu—orada başka bir şey vardı. Tam o anda zeminden titreşim geldi. Bir değil, üç farklı yerden sesler yankılandı. Metal kapının arkasından gelen hırıltılar, pençe izleriyle çizilen çelik…
Gordan Anna’ya baktı. “Koşmamız gerek.”
“Tamam,” dedi Anna, kutuyu kavrayarak. “Gidelim.”
Kapıya doğru koşmaya başladılar. Çığlıklar arkalarından gelirken, yaratıkların metal zeminde koştuğu ayak sesleri giderek yaklaşıyordu. Anna’nın solundaki duvardan bir şey dışarı fırladı—duvar panelinin içinden çıkan başka bir enfekte. Gordan tabancasını kaldırdı ve tek kurşunla yok etti. “Dikkat et!” diye bağırdı. Anna yere düştü ama kutuyu bırakmadı. Gordan hemen arkasını dönüp karısını kaldırdı. Birlikte son kapıya ulaştıklarında, Anna panele elindeki kimlik kartını okuttu. Dışarı kalan son engel olan kapı önlerinden çekildiğinde özgür kalacaklardı. Bip—Geçerli kimlik. Kapı ağır ağır açıldı. Ama dışarısı sessiz değildi. İçeriden silah sesleri ve bağırışlar duyuluyordu. Şehrin kaosuyla yüz yüzeydjler.
Gordan bir an durdu. “Araba açık otoparkta. Gidelim.”
Anna, dişlerini sıkarak mırıldandı. “Tamam.” Düşerken bileğini burkmuştu ama Gordan'a belli etmeden hızla yürümeye devam etti. "Gidelim hayatım."
Kapı tam açıldığında, karşılarında beliren manzara, kalp atışlarını hızlandırdı. Geceyi delip geçen kırmızı alarmlar, titrek sokak lambalarının solgun ışığıyla birleşerek şehri bir yangın yerine çevirmişti. Araçlar her yana savrulmuş, bazıları hala alev almış, bazılarıysa tamamen devrilmişti. Sokağın ortasında insanlar kaotik bir şekilde koşuyor, kimisi korkudan duraksıyor, kimisi ise tek bir amaca yönelmiş gibi hızla uzaklaşıyordu. Havanın içinde metalik bir koku vardı, yakıt ve yanmış lastiklerin kokusu birbirine karışıyordu. Ordu, şehir merkezine kadar girmişti; helikopterler alçaktan uçarak gürültüyle geçiyor, tanklar yavaşça ilerliyordu. Askeri araçlar, her köşe başında duruyor, sivilleri uzaklaştırmaya çalışıyordu. Uzaklardan yükselen dumanlar, gökyüzünü karartarak adeta şehirle birleşmiş gibiydi.
Gordan, soğukkanlı kalmaya çalışarak hızla çevresine göz attı. Yüzü solgundu ama gözlerindeki sertlik ve kararlılık, olan biteni anlamıştı. Polislik de geçirdiği yıllardan edindiği tecrübe, bu kaosun içinde ona rehberlik ediyordu. Elleri, neredeyse otomatik olarak silahının üzerine kaydı, parmakları tetikteydi. İçsel bir alarm çalıyor gibiydi, ama dışarıda olan her şey, onlardan çok daha büyük bir felaketin habercisiydi. Anna’nın hemen arkasındaydı, adımlarını sıklaştırarak ona yakın kalmaya çalışıyordu. O da tıpkı Gordan gibi, her olasılığı hesaplıyor, hem dışarıdaki tehlikeyi hem de içindeki acıyı bir arada taşıyordu. Fiziksel olarak yorulmuştu; her adımda bileği, her nefeste vücudu sızlıyordu. Ama zihni hâlâ netti, kararlılığı her zamankinden daha güçlüydü.
Anna, şehre bakarken, kaosun içinde bir noktada durdu. Derin bir nefes aldı, ama o nefes, içindeki boğulma hissini bir an olsun rahatlatamadı. Dışarıdaki manzara, ona sadece hayatta kalmanın ne kadar kırılgan bir şey olduğunu hatırlatıyordu. Gordan’ın hemen arkasında, kutusunu sıkıca tutarak adım atıyordu, ama her saniye geçtikçe, yalnızca bedeni değil, zihni de bu kaotik dünyanın ağırlığına daha fazla teslim oluyordu.
Gordan, Anna’nın yanına iyice sokuldu. "Sağdan gitmemiz gerek," dedi, sesindeki kararlılık hiç bozulmamıştı. "Duvarın kenarından dolanırsak otoparka çıkarız."
Anna başını salladı, gözleri hızla çevresine kayarken her adımda bileğindeki ağrının derinleştiğini hissediyordu. Adımlarını zorla atıyordu; ayağındaki sızılar, her adımda vücudunun geri çekilmesine sebep oluyordu ama durmak imkansızdı. Bu gece, her şeyin sonu olabilirdi ve o, buna izin veremezdi. Kutuyu sıkıca kavrayarak duvarın kenarına doğru hızla ilerlemeye başladılar. Etraflarından geçen kurşun sesleri, çığlıklar ve enfekte hırıltıları havayı kesiyor, içindeki atmosferi bir anda boğuyordu. Gözleri, her geçen saniyede değişen manzaraları yakalamaya çalışıyordu. Burası artık yaşanacak bir yer değil, bir cehennemdi.
Bir köşeyi döndüler ve hemen önlerinde büyük bir açık otopark belirdi. Gordan, SUV’ın park ettiği yere göz attı. Araç hala oradaydı. Bir süre derin bir nefes aldı. "Orada," dedi sertçe, "hadi."
Otoparka adım attıklarında, çatışmaların izleri net bir şekilde görünüyordu; patlamış camlar, yıkılmış araçlar ve yerde sürünen cesetler. Havanın içinde kurşun izleri, yakıt ve kan kokusu vardı. Gordan, hızlıca cebinden anahtarı çıkardı, parmakları titriyordu ama yine de güvenliğini sağladı. Uzaktan, aracın kilitlerini açarken sadece bir kelime etti: “İçeri!”
Anna, kutuyu hızla yerleştirip kendini içeri attı. O sırada bir çığlık daha duyuldu, hızla yaklaşan enfekte sesleri kulaklarını tırmaladı. Gordan direksiyonun başına geçtiği anda, dikiz aynasında bir grup enfekte belirdi. Koşarak üzerlerine geliyorlardı, her biri tıpkı bir avcı gibi hızla aralarındaki mesafeyi kapatıyordu. Hiç bu kadar hızlı hareket edenlerini görmemişlerdi. Anna, kararsızca bir an daha düşündü ama sonra Gordan'ın zaten vitesi öfkeyle ittiğini fark etti. Motor hırıltıyla çalıştı. Lastikler yerinden fırladı, asfaltın üzerine çığlık gibi bir ses bırakarak hızla ilerledi. Gordan, pedalın dibine kadar bastı.
Araba hızla hareket ederken, arkalarındaki enfekteler aracı yakalayamayacak kadar yavaş kaldılar. Çarptıkları anda, araç bir an savrulup ilerleyişini kaybetti ama hemen toparlandı. Şehir sokakları, karanlık ve tehditkar bir savaş alanına dönmüştü. Araba, virajları keskin bir şekilde alıyordu, Gordan her dönüşte hızını artırarak bir adım daha öne geçmeye çalışıyordu. Yoldaki barikatlar, devrilmiş araçlar ve binalar, ona sadece bir şey hatırlatıyordu: Zamanları kısıtlıydı. Bir grup insan, araçlarının önünde çırpınarak, korku içinde enfektelerden doğru kaçıyordu, hayatta kalmaya çalışıyordu. Gordan’ın sürdüğü polis aracını gördüklerinde yardım etmeleri için onlara ellerini salladı. Ama Gordan durmak yerine, gaza daha sert bastı. SUV hızlandı. Anna, onlardan yardım isteyenlere bakarken kalbi sıkıştı, ama aynı anda Gordan’ın gözlerine baktı. Kimseye yardım etmeyecekti. Yine sordu.
“Gordan...” dedi, sesi titreyerek ama kararlı bir şekilde. “Yardım etmeyecek miyiz?”
Gordan sessizce yanıt verdi. “Hayır. Başlarının çarelerine bakmalılar. Bizim baktığımız gibi.”
Bu gece, hayatta kalmak için her şeyin ötesine geçmeleri gerekiyordu. Her ikisi de kızlarına kavuşmak istiyordu. Gordan’ın tek hedefi kızları; Elazia ve Zoe’ydi.