Tam o sırada, banyonun sessizliğini yaran bir ses duyuldu. Çok hafifti—sanki bir saç teli kopmuş ya da bir tırnağın cama sürtünmesi kadar zayıf—ama tiz ve keskin. Fayansların üzerinde yankılanarak genişledi, nemli duvarlarda asılı kalan sessizlikle birleşip daha da belirginleşti. O anlık çıtırtı, boşluğun ortasında bir uyarı gibi çarptı kulaklarına. Elazia’nın tüyleri ürperdi. İçinde yankılanan o ilkel korku dürtüsüyle gözlerini kısmadan, boğuk bir refleksle başını çevirdi. Boynundaki kaslar, paslanmış zincirler gibi gıcırdayarak hareket etti. Sanki her hareket, bedeninin derinliklerinden bir şeyleri söküyordu. Odanın soluk sarı ışığı aynadan yansıyarak her şeyi daha boğuk, daha tehditkâr gösteriyordu; gölgeler uzamış, sınırları silinmişti. Aynanın üstünde kendi siluetini dahi zor seçiyor,

