Gitmek mi zor.. kalmak mı?

1452 Words
Çiçeği burnunda gelin olarak tam bir aydır su içmek için bile olsa mutfağa girmem kesinlikle yasak. Şunun şırasında beş ayım kaldı. Bu bir ay boyunca sadece iki kez ailemi görebildim. Cadoloz kadın, “dizini kır, otur evinde” emri verince sessiz kaldım ilk anda. Sağ olsun yeni babacuğum ona en sertinden çıkış yapınca nihayet kesti sesini. Bugün benim kankiler toplaşıp ziyaretime geleceklerdi. Bunun iyi bir fikir olmadığını söyleyen kıytırık kocam, “Annenlerde buluşun.. daha rahat edersiniz. Annem şimdi her bir arkadaşına kusur bulur, biliyorum huyunu” diyince, mantıklı bir şey söylediğini kabul etmek zorunda kaldım. Hem zaten geçici olarak geldiğim bu evde arkadaşlarıml ağırlasam ne, ağırlamasam ne?.. “Hazır mısın?.. çıkmamız lazım” “Evet” dedim ve giyinme odasından çıktım. İlker, beni baştan aşağıya şöyle bir süzdü. Niye öyle baktığını anlayamadım. “Daha uzun bir şey giyinemez miydin?” Siyah mini eteğim, kırmızı kropum ve ceketimle bence gayet şöndüm. “Kıyafetlerime karışmak yoktu. Birinci maddeyi ihlal ediyorsun.” "İkinci madde de biraz beni düşünerek giyinecektin. Camia da bir adımız var sonuçta. Senin yüzünden iki saat annemin çenesini çekemem küçük hanım!" "Benim yüzümden katlanmıyorsun ki çok sevgili anneciğine. Kadının çenesi, bütün gün tam kapasite çalışıyor.. makina olsa bozulurdu yahu!..” Söylediklerim karşısında sessiz sessiz ya sabır çektiğinin farkındaydım. “Git biraz daha uzun bir şey giy!” derken, resmen bana emretmesine fena halde bozuldum. Bu evde zaten sürekli gergin bir ruh haliyle yaşıyorum. Şimdi de onun böyle ahkâm kesmesi canımı iyiden iyiye sıkmaya başladı. Kollarımı göğsümde kavuştururken aynı anda gözlerinin içine dik dik bakmaya başladım. “Hadisene yaa!.. git değiştir üstünü!” Gözlerini kocaman açarak sinirli sinirli konuşması, yaptığı o saçma salak el kol hareketleri ve bu konuda üstelemesine çok pis tutuldum. Sanki karşısında gerçekten eşi varmış gibi bir havaya bürünmüştü. Kendisi gibi kıytırık olan bu evlilikte bana bir şeyleri dayatmaya hiç mi hiç hakkı yoktu. En baştan konuşulmuştu zaten bunlar. Şimdi böyle bir tavra hangi hakla giriyordu ki? Hiçbir kuvvet bana kıyafetlerimi değiştirtemezdi ve bunu o da kabul edecekti. “Böyle iyiyim İlker paşa ve asla üstümü değiştirmem” dedim inatla. “Ilgaz beni delirtme!.. ne dediysem o!” dedi ya bana, bam teli koptu bende. Onun üstüne yürümeye başladım ve alev almış çakmak gibi patladım bir anda. “Sen kimsin haa, kimsinde bana emrediyorsun?” Art arda kaç kez o geniş ğöğsüne iki elimle vurdum bilmiyorum. Bütün bedenim öfkemle yanıyordu. Damarlarımdaki akan şey kan değil, lavdı sanki. Ben ona vurdukça, o da geri geri gidiyordu ve bir yandan da, “Tamam Ilgaz.. sakinleş!” diyordu. “Sakinleşmek mi? Beni yanardağ gibi patlattıktan sonra nasıl sakinleşirim ha, nasııl?” O, üst üste tamam dedikçe ona daha çok vurasım geliyordu. Verdiğim tepki bana bile fazla gelmeye başlamıştı ama kendime engel olamıyordum. Çıldırmış gibi bağırmaya ve ona vurmaya devam ederken, kalbim bir an duracakmış gibi olunca, dizlerimin bağı çözüldü. Yere yığılıp kalacakken yakaladı beni ve kendisine çekti. Bununla da kalmadı. Bana tüm gücüyle sımsıkı sarılmıştı ve usul usul, “Tamam Ilgaz.. lütfen sakinleş artık. Unut gitsin ne dediğimi” dedi. Ağlamaya başladığımda yüzümü göğsüne gömdüm. Yaşadığım şu saçma anın gerçek olduğuna inanamıyordum. Daha doğrusu artık yaşadığımız bu saçmalığı kaldıramıyordum. İçine girdiğim bu oyundan duyduğum tiksinti şimdi resmen ayyuka çıkmıştı ve ne yaparsam yapayım artık hislerimi bastıramıyordum. Bir zamanlar nerdeyse aşkından deli divane olduğum bu adamın şimdi karısıydım ama, onun yanımda, yamacımda olmasından nefret eder olmuştum. Ailemi deli gibi özlüyordum. Bu evliliğin bir an önce sonlanması için resmen can çekişiyordum. Başka hiçbir şey istemez olmuştum. Bu evde kafeste gibiydim. Gibisi fazlaydı aslında. Her an kaynana cadısının beni gözetlemesi, kendi yoksa görünürde evdekilere izletiyor olmasından kusasım gelmişti. İçine bodoslama düştüğüm duygu ve düşünce karmaşasından İlker’in tedirgin sesini duyduğumda sıyrıldım. Kendimi geri çektim ama yine de beni bırakmadı. Bir suçlu gibi başım önümdeydi. Parmaklarını çenemde hissettiğimde hıçkırdım yine. Beni, yüzüne bakmaya zorladığında dudaklarımdan, “ben daha fazla dayanamayacağım. Bitsin bu evlilik. Ne olacaksa bensiz olsun, bitsin!” sözleri döküldü. Sesimde, tıpkı tükenen bedenim kadar güçsüzdü. Beni yatağa götürdü ve birlikte yatağın ayak ucuna oturduk. Kolunu omuzumun üstünden geçirdi ve yine bedenimi kendi bedenine çekti. Derin derin iç çektiğini duyuyordum. Sanki söze, nerden ve nasıl gireceğini bilemiyor gibi bir hali vardı. Nedendir bilmiyorum, bana daha önce hiç söylemediği yeni bir şeyler dile getirecekmiş gibi bir hisse kapıldım ve korkmaya başladım. “Ilgaz bak.. ben..” Sustu birden ve suskunluğu, o garip hissin yüreğimde daha da alevlenmesine neden oldu. Bedenim buz kesmiş gibi titremeye başladım. “Yani ben.. aslında..” Ne diyeceksen de be adam!.. ölecem şimdi burda hem meraktan, hem de korkudan!.. • • • Aklımdan geçen düşünceler, eğer kelimelere bürünerek dilimden dökülürse, kıyamet kopacağını az çok tahmin edebiliyordum. Boğazım düğüm düğüm olurken, yaşadığım kararsızlıkla nefes alamaz hale geldim. Farkındayım, korkuyor şu an ve sanki ayazda kalmış, kimsesiz bir kuş gibi titriyor. Ona bunu yaşattığım için kendimden nefret ediyorum. Gencecik bir kız ve bir anda kendisini neyin içinde buldu? Üstelik daha hiçbir şey başlamış değil. Hiç farkında olmadan başımıza büyük bir bela açtı ve şimdi, kasırganın gözüne giden o girdabın içinde çaresizce dönüp duruyor. Susmam, hiçbir şey anlatmam gerektiğine karar verdiğimde ona daha çok sarıldım. “Yani demem o ki, sanırım biraz kocalık damarım tuttu. Elbette senin giyimine karışamam, özür dilerim. Hadi kalk, elini yüzünü yıka.. makyajını tazele ve cadı Ilgaz’a geri dön” yalanını sallamakta buldum çareyi. Kolumu gevşettiğimde, bedenini benden geri çekti ve birbirimize bakarken bulduk kendimizi. Bakma bana şöyle tatlı tatlı be!.. Sevme beni Ilgaz.. bizden bir bok olmaz, olamaz be kızım!.. bir gün anlayacaksın bunu ve belki de o zaman benden gerçekten nefret edeceksin!.. • • • Yedi ay sonra.. Gittiğinden beri hiç tadım tuzum yok. Annemin sürekli, “Bak gördün mü? Yaptı işte yapacağını. Baban sözde ava çıkmıştı ama o gelin olacak hain avladı onu. Sülalenin kökünü kuruttu. Hepsi hapiste şimdi. Bir sürü iftira ile yaktı ocağımızı. Biz kim mafya olmak kim oğlum? Baban sadece inşaat yapardı. Kimsenin de hakkını yemedi,” deyip duruyor. Bilmiyor ki, o inşaat ve mütehatlik şirketleri neler yapıyordu. Kimlerin canı nasıl yandı, ne ocaklar söndürüldü.. bilmiyor işte. Gözlerim her yerde onu arıyor. Çok özlüyorum. Gittiğinden beri hiç konuşmadık onunla. Zar zor altı ay süren evliliğimiz bitipte, mahkeme salonundan çıkıp ayrı yönlerde ilerlemek çok zordu. Gece boyunca kaç kez uyanıp onu izlediğimi hiç bilmedi. Yüzüne düşen saçlarını yavaşça çekerken, uzanıp o küçük burnunu öpmemek için ne zor tutuyordum kendimi. Her şeyi bahane ederek benimle hırlaşması çok eğlenceliydi. Kıytırık kocasıydım ben onun. Öyle diyordu bana. Cadaloz kaynanasıyla atışmaları bile çok hoştu. Son zamanlarda kadını delirtmek için elinden geleni yapıyordu ya, gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Valide hanımın mabedi mutfağına gizliden girip, yemekten başka her şeye benzeyen o garip şeyleri yapması ve ona yakalanınca arkama gizlenmesi çok hoştu. Kaç kez onu kurtarmak zorunda kaldım, sayısını ben bile unuttum. Evde, çok sevgili cadaloz kaynanası için ne kadar değerli çanak çömlek varsa her birini tek tek kırdı. Bir defasında, "Vallahi bu defa bilerek yapmadım yahu! Ne bileyim nenesinden kalan hatıraymış.. yalap şap bir şeydi zaten!" diye savunmaya geçince, bende sanki hiç farkında değilmiş gibi, "Ha yani diğer şeyleri bile isteye hallettin, annemi de benim üstüme saldın" derken, yalandan çıkışmıştım ona. O narin küçük elini göğsüne koyup, "Kiim? ben hiç öyle bir şey demedim. Allah insanı sizin ıslak iftiralarından korusun. Anasının oğlu işte!" demiş ve zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışmıştı. Yanımdan geçip gitmesine izin vermemiştim. Onu kolundan yakaladığım gibi kendime çekmiştim. O gözlerinin içine baktığımda, içim erir gibi olmuştum ve ilk defa onu öpmek istemiştim. "N'oleyyoo baaağ?" diye hönkürmesiyle bütün büyü bozulmuştu. "Uslu dur Ilgaz, uslu dur!.. tepemin tasını attırma. Git odana ve mümkünse saatlerce de ordan çıkma. Görmesin şu gözler seni!" Ahh bee! Oysa bu gözler seni görmeyi nasıl istiyor bir bilsen delinin önde gideni. Evinin önünden geçsem bir taksiyle, ya da o zıpır arkadaşları ile takıldığı kafelere gitsem tek tek, gizlenip bir yerlere onu görebilir miyim ki? Hiç ummadığı bir yerde karşısına çıksam tepkisi ne olurdu acaba? Artık onun alışık olduğum yumruğunu yine mideme geçirir mi? Yoksa beni görmezden gelip bir yabancı gibi yanımdan geçip gider mi ki? Geceleri usul usul burun çekmeye başladığında ağladığını anlardım. Onu kendime çekip sarılmak isterdim o anlarda ama yapamazdım. Sonu çoktan belli olan bu süreli evlilikte, her ne olursa olsun ona asla dokunmayacağıma kendime söz vermiştim ve şimdi içim biraz rahatsa, sırf bu sözüme sadık kalabildiğim içindir ama işte.. Offf be offff!.. niye bu kadar özlüyorum ki seni? Her şey bittiğinde nasıl da rahatlamıştım. Üstümden tonlarca yük kalkmış gibiydi. Oysa şimdi, onun yokluğunun altında ezilir oldum. Basıp gitmeli buralardan. Şimdilerde sessiz, kimsesiz kalmış bu evden çekip gitmeli.. hem artık ne işim olur ki benim burda? Terk edilmiş bu koca konakta hakim olan tek şey sessizlik şimdi. Ruhu ölmüş sanki. Evet, evet.. bu evin ruhu aslında o gittiğinde öldü ve beni de öldürdü, lakin o bunu bilmiyor.. belki de hiç bilmeyecek.. • • • • •
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD