Üzerimizdeki mevsimlik montlara rağmen onun sıcaklığını ve titrediğini hissedebiliyordum ama aklım çoktan karışmıştı. Kalbim ise hem onu, hem kendimi anlamanın derdine düşmüştü. Beni hiç bırakmak istemiyormuş gibi sarılışı, uzun zamandır kayıplara karışmış ruhumu huzurla besliyordu ama, kahrolası mantığım soruyordu işte.. Bu da neydi şimdi böyle? Az öncesinde bir sigara izmaritinden daha değersiz bulduğun benden, şimdi neyin özrünü diliyorsun ki? Düşüncem, aniden çıkan sert bir rüzgâr misali eserek önüme kattığı öfkemle buluştuğu anda onun kollarını geri ittim bir anda ve anında dönüp alabora olmuş yüzüne baktım. “Sen.. sen..” Sözler dökülmüyordu bir türlü kurumuş ve titreyen dudaklarımdan. Tutamadım, engel olamadığım kırgınlığımında közlediği öfkemi ve aniden onu geri ittim. O adım

