Harun'un gözleri bir noktaya korkuyla kilitlenmişti. Hayır hayır hayır hayır... Bu genç kadın ondan gidemezdi. Nereden anladıysa, o kadının kendi için tek yol olduğunu anlamıştı. Hayatında başka bir kadına yer veremeyeceğini çok iyi biliyordu. Melike de Harun'un gözlerini diktiği yere baktı. Sonra Harun'a geri döndü.
Harun da bakışlarını Melike'ye çevirip "Sanırım yüzüğünü taşımıyorsunuz henüz ama aranızda bir ilişki var. Üzgünüm hanımefendi. Gerçekten sizi rahatsız etmek için gelmemiştim buraya. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Bunları sizinle paylaşmak bile benim için çok değerliydi. İyi günler dilerim." dedi ve ayağa kalktı.
Melike ne hissedeceğini şaşırmış şekilde kala kaldı. En sonunda "Cüneyt..." diye fısıldadı. "Cüneyt benim ikizim." diye devam etti fısıltıyla.
Harun emin olmak için "Efendim?" diye sordu. Melike bu sefer Harun'a dönüp kendinden daha emin bir sesle "Cüneyt. Benim ikizim. Sevgilim değil. Sevgilim yok benim." son cümleyi neden söylediğine şaşırdı bir de.
Harun'sa tebessüm edip açıklama yapmak ister gibi "Siz benzemeyince..." diye söze girdi ama lafı Melike tarafından "Çift yumurta ikiziyiz." denerek kesildi.
Ardından da "Harun Bey. Benim işimin başına dönmem lazım. Çiçekler için teşekkür ederim. İyi günler dilerim." dedi.
Harun omuzlarını düşürerek "İyi günler Melike Hanım. Dinlediğiniz ve benimle bir kahve içecek kadar bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim." diyerek oradan ayrıldı.
Daha fazla üstelemeye gerek yoktu. Genç kadından olumlu bir yanıt alamayacaktı belli ki. Üstüne gittikçe genç kadının kendisine duyduğu saygıyı da iyiden iyiye kaydedeceğini düşündü. Melike ise ne diyeceğini, düşüneceğini şaşırmıştı. Kızsa mıydı yoksa şaşırsa mıydı, bilemiyordu. Kimse daha önce ilan-ı aşk etmemişti ki kendisine. Ne yapılırdı ki böyle bir durumda? Hem kimdi bu adam uzaktan uzağa takip etmişti onu bir süre? Madem ilgisi vardı, neden tanışmak için dükkana müşteri olarak girmedi? Böylece kendini rahat rahat tanıtabilirdi ve tezkeresini aldığında niyetinden bahsederdi.
Bir de Cüneyt'i kıskanmış. "İkiz kardeşim o benim, olacak şey mi?!" diye geçirdi içinden.
Acaba adamı öylece göndermese miydi? Hali, tavrı, oturması, kalkması pek bir yerindeydi çocuğun aslında. Bir şans mı tanısaydı? Cüneyt'i gördüğü anki hali geldi gözünün önüne tekrar. Ümitleri yıkılmış biri gibi bakıyordu genç adam. Madem o kadar beğenmişti, o kadar ilgisi vardı, neden bu kadar çabuk pes etti peki? Aklı çok karışmıştı. Derin bir of çekti. Mustafa amcası geldi o esnada.
"Günaydın kızım. Hayırdır? Bu ne surat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?"
Etrafa baktıktan sonra "Hani kızım? Hiçbir iş de yapmamışsın? Adetin değildir. Her şey yolunda mı evladım?" diye sordu.
Masadaki boş fincanları ve çiçeği görünce gülümseyerek "Misafirin mi vardı yavrum? Olabilir tabii, arkadaşların, tanıdıkların buraya gelebilir. Ben senden memnunum evladım. Hem sen benim çalışanım değil, kızımsın. Elime doğdun sen benim, seni de bir kızım gibi bildim ben. Biz burayı birlikte işletiyoruz evladım. Bu kadar çekinmene gerek yok ki. Beraber düzenleriz şimdi rafları olur biter." dedi sıcacık gülümsemesiyle.
"Kahve içmişsin ama kahvaltı yaptın mı çocuğun?" diye sordu sonra. Melike sadece başını olumsuz manada salladı.
"Cevdet! Bize iki çay salla yavrum!" diye çay ocağına seslendi ve kıza da dönüp "Bize iki gevrek alıver kızım." dedi.
Melike hemen fırına doğru yol aldı. Gevrek ve çay keyfinden sonra Melike masanın üstündeki çiçeği alıp, kendisine daha önce yine Harun tarafından alınan Mine çiçeğinin olduğu saksının yanına koydu ve raflardaki kitapları kontrol etmeye başladı.
Öğleden sonra dalgınlığı ve tatsızlığı devam ediyordu. Sanki yanlış yapmış gibi hissediyordu ama ne diyecekti ki? "Evet, sevgiliniz olmayı kabul ediyorum." mu diyecekti? Kollarına mı atlasaydı adamın? Tövbe tövbe!
Mustafa amcası bu hallerinden rahatsız oldu kızın ve "Yavrum. Sen bugün iyi değilsin. Belli ki anlatmaya da niyetin yok. Hadi güzel kızım benim, git dinlen bugün. Gerisini ben idare ederim."
Melike tam itiraz edecekken "Sabahtan beri ağzını bıçak açmıyor. Dut yiyen bülbül gibi geziyorsun ortalıkta. Şimdi de ağzını açma, beni başınla onayla ve yarın yine bizim neşe dolu Melike'miz olarak gel. Anlaştık mı yavrum?"
Melike başını salladı ve dükkandan ayrılıp sahile doğru yürüdü. Deniz havası biraz iyi gelmişti. "İnsan bir adres, telefon numarası filan bırakır. Bekleyeceğini söyler ya da, ne bileyim! Birden çıktı birden yok oldu. Offf! Eve gidip uyu en iyisi Melike!" diyerek eve doğru yol aldı.
Ertesi sabah dükkana varınca Mustafa amcasını kendinden önce gelip dükkanı açmış buldu. "N'oldu Mustafa amca? Kovuldum mu?" diye sordu.
Mustafa amcası "Sana da günaydın kuzum. Korkma, kovmadım. Yani şimdilik." dedi alayla. "Seni bekledim konuşmak için. Ben bir süre Manisa'dayım. Torunum Pınar bacağını kırmış. Ben dönene kadar sana yardımcı olsun diye bir delikanlıyı aldım işe. Eli kulağında, gelir şimdi. Bir hafta 10 güne dönerim kızım."
Melike "Geçmiş olsun Mustafa amca. Birini almana gerek yoktu, ben idare ederdim aslında." dedi.
"İçim böyle daha rahat eder." dedi Mustafa amca.
Harun çıkageldi o esnada. Melike şaşkınlıkla "Yine mi siz?" diye sordu. Mustafa amcası da elini Harun'a doğru uzatıp "Gel delikanlı." dedi.
Melike'ye dönüp "Kızım, bu delikanlı ben gelene kadar sana yardımcı olacak burada. İşi sen öğretirsin artık, ben gidiyorum." dedi ve gitmeden Elini Harun'un omzuna koyup "Bana bak delikanlı. Bu çevredeki esnafın gözbebeğidir, bizim biriciğmizdir Melike. Ona bir yanlışında-"
Harun onun lafını kesip "Merak etme Mustafa amca. Çalışan bir kadına ancak destek olunur. Onu rahatsız edecek hiçbir şey bekleme benden." dedi.
Mustafa amca "İnşallah bunlar lafta kalmaz delikanlı." dedi ve dükkandan çıktı.
Hem şaşkın hem öfkeli bakan Melike'ye döndü Harun ve "Eeee? Nereden başlıyoruz Melike Hanım?" diye sordu.
Saat öğleden sonra 13.00'e geliyordu. Melike üzerindeki şaşkınlığı zorlanarak da olsa atmıştı ve sanki bir gün önce hiçbir şey olmamış gibi yeni iş arkadaşıyla çalışmaya başlamışlardı. Yeni kitaplar gelmişti ve kategorisine göre yerleştiriyorlardı.
"Dur!" dedi Harun. "O kitap oraya konur mu?"
Melike elindeki kitaba baktı, sonra rafa... Nâzım Hikmet'in kitabıydı ve şiirlerin arasına bırakacaktı kitabı.
"Ne var? Nâzım Hikmet'in şiir kitaplarının arasına bırakıyorum işte." dedi.
"Ama bu şiir kitabı değil ki, roman. Onu romanların olduğu yere koymak lazım." dedi.
Sonra kolideki başka bir kitaba baktı. Nâzım Hikmet'in yazdığı başka bir kitaptı, İnek.
"Bak!" dedi genç kıza. "Bu da tiyatro oyunu. Bunu da tiyatro metinlerinin olduğu yere bırakmalısın."
Kızın şaşkın halleri çok hoşuna gitti. Gülümsedi kıza ve "Normalde bunları türlerine Mustafa amca ayırıyordu, sen de o hangi kitabı hangi rafa koymanı isterse oraya koyuyordun, değil mi?" diye sordu.
Melike bu adamın karşısında neden konuşamıyordu ki bir türlü? Yine cevap veremedi.
"Edebiyat bölümü mezunuyum da ben... O yüzden yani..." dedi Harun. Genç kıza kendini kötü hissettirdiğini düşünmüştü.
"Bak, sen de çok bilgili bir kadınsın, ufak bir dikkat dağınıklığıydı az önce ki..." diye toparlamaya çalıştı.
"Niye?" diye bir soru yöneltti sonunda Melike. "Niye burada çalışıyorsun? Madem bu kadar hakim olduğun bir alandan mezunsun, neden burada koli koli kitabın hamallığını yapıyorsun? Sen benden ne istiyorsun Harun?"
Sesi öfkeli değildi, hesap sorar gibi değildi. Sesinde hiç duygu yoktu. Ne hissetmesi gerektiğini bilmiyordu aslında ve böyle konuşmasının alt metni "Sana ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum Harun. Bana yardım et. Sana ne hissetmem gerektiğini anlamam lazım, bana yardım et lütfen."di.
Harun derin bir nefes aldı, bir gün öncesi geldi aklına ve her şeyi olduğu gibi anlatma kararı aldı.
"Dün..." dedi. "Dün niyetimi açıkça belirttim Melike ve teşekkür ederim beni, kalbimi kırmadan geri çevirdin. Burada üniversiteden bir arkadaşım vardı. Ben askerdeyken o yurt dışındaydı ve ben onu görememiştim. Gelmişken jetonlu telefondan onu aradım, onunla görüştük. Sonra otogara gidecektim ve seni bir daha rahatsız etmeyecektim. Arkadaşımla görüştükten sonra, otogara gitmeden önce seni son kez görmek istedim sadece. Geldiğimde yoktun, erken çıkmışsın. Mustafa amca da birden telaşla senin yanında 10 gün kadar duracak bir eleman aradığını söyledi bu sokaktaki esnaflara. Hemen Manisa'ya gitmesi gerekmiş. Bir tip var, seni izlediğim zamanlarda da görürdüm. Tanımıyorsun sanırım, insanın gözünün tutacağı bir tip değil. Neyse birden pek hevesli bir şekilde o geldi Mustafa amcaya. Daha önce hiç çalışmamış, konuşmayı bilmiyor, gözleri fer fecir... Mustafa amca da ev numarasını aldı, kimseyi bulamazsa arayacağını söyledi. O da seni onunla bırakmak istemedi yani. Sonra markete girdim ben su almaya. O at hırsızı kılıklı da girdi yanında bir arkadaşıyla. Senin hakkında ileri geri konuşuyor. Buranın arkasındaki depoda seninle yalnız kalma hayalleri kuruyormuş. Depodan nasıl haberi varsa, artık?! Mustafa amcanın yanına koştum işe başvurmak için ben de. Seni rahatsız etmek için veya üstüne gelmek için değil, seni korumak için... İstersen ben yokmuşum gibi davranabilirsin. İstersen Mustafa amca gelene kadar gelme, ben bakarım tek başına buraya. Karar senin. Sen ne dersen, nasıl istersen o. Ama senin saçının teline zarar gelmesini istemem, izin vermem Melike."
Sözleri bittiğinde bizim dut yemiş Melike yine sadece baktı. Göz göze kaldılar bir süre. En sonunda Harun bile bu sessizlikten rahatsız oldu ve Melike'ye ilk kez sitem etti.
"Bir tek bana mı lâl bu dilin?" diye sordu yumuşak bir ses tonuyla. Sitemi bu kadardı.
Melike en sonunda "Harun..." diye fısıldadı. "Teşekkür ederim." dedi hafif bir tebessümle. "Acıktın mı? Bizim çay gevrek saatimiz geldi de..." dedi sonra.
Harun'un gözleri parladı. Omuzlarından bir yük kalkmıştı sanki.
"Acıktım. Çok acıktım hem de..." dedi. Sonra "Sen geç otur, ben gevrekleri alır, gelirim. Boyoz da çekti benim canım, sen de ister misin?"
Melike başını olumsuz manada salladı. Sonra Harun "Tatlı bir şey de ister misin?" diye sordu.
Melike "Simit kafi." dedi.
"Peynir ister misin yanına? Karpuz, peynir, üzüm gevrek?"
Melike kıkırdadı "Sen istiyorsan al. Ben sadece gevrek ve çay istiyorum." dedi.
Harun da "Hay hay..." diyerek oradan ayrıldı.
Bir süre sonra elindeki gevreklerle geldi, çayları da Aliş getirince yemeye başladılar. Melike dün aklına gelen soruyu sordu.
"Harun, dün bana benimle uzun zamandır ilgilendiğini söyledin. Müşteri olarak gelip benimle pekâlâ yakınlık kurabilirdin, neden böyle bir yola başvurmadın?"
"Düşünsene..." dedi Harun. "Müşterin olarak geliyorum ve müşterin bir yerden sonra seninle duygusal yakınlık kurmak istiyor. Bunu nasıl karışlardın?" diye sordu.
Melike her defasında daha da şaşırıyordu genç adam karşısında.
"Sen her şeyi bu kadar ince mi düşünürsün hep? Bu devirde senin gibi insan kaldı mı gerçekten? Roman karakteri gibi adamsın Harun." dedi daha önce hissetmediği bir duyguyla.
Bu sefer farklı bir duygu hissetti Harun'a karşı: Hayranlık... Harun sıcacık gülümsedi kalbini teslim ettiği kadına. İlk defa bir iltifat duymuştu ondan. Sahi, duygularından o kadar bahsetmişti ama hiç iltifat etmemişti bu güzel kadına.
"Yunan tanrıçası gibi bir kadının karşısındayım, bu hallerim çok da yadırganmamalı. Roman kahramanınız, emrinize amade tanrıçam." dedi.
Melike'nin çok hoşuna gitmişti bu halleri ve memnuniyetini belli etmekten kaçınmadı. "Sence hangi tanrıça olurdu benden?" diye sordu.
"Athena." dedi Harun hiç düşünmeden. "Herkes Afrodit'i sever ama benim favori tanrıçam Athena'dır. Hem bilge hem savaşçı ve mücadeleci bir tanrıçadır. Gücünü hep iyilik ve barış uğruna savaşarak kullanır. Güzelliğinden bahsetmeye gerek yok zaten ama Athena seni görseydi kahrından ölürdü." dedi.
Melike Kahkaha attı. Harun'un içi içine sığmadı. Karşısındaki kadın ona gülüyordu.
"Yeter bu kadar tembellik bence. İçerde açılmamış koliler var. Hem daha sana edebiyat dersi vermem gerek." dedi alayla.
Melike de "Ben de sana işletme iktisat öğretirim o zaman." dedi. Harun durup baktı sadece…
Melike elini uzattı. "Melike ben. 10 Nisan 1971 İzmir doğumluyum. 23 yaşındayım. Bir tane canımın içi, başımın belası çift yumurta ikizim Cüneyt'im var. En çok çizgi film izlemeyi seviyorum. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümünden geçtiğimiz yıl mezun oldum. Üniversite hayatı ve büyük şehrin keşmekeşinden sıkıldım ve bu yüzden bir süre Mustafa amcanın yanında inzivaya çekilip cep harçlığı çıkarıyorum. Gelecek planlarım arasında kendi işletmeme sahip olmak var. Hayvanları ve ağaçları, özellikle de çam ağaçlarını çok seviyorum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilemiyorum." dedi alayla.
Harun, Melike'nin ona uzattığı elini tutup yumuşacık öptü ve "Emrinize amadeyim lady'im." dedi sadece.
İçeri geçerlerken "Kaderin cilvesine bak!" dedi Harun. "Ben de Mimar Sinan mezunuyum. Aynı zamanlarda, aynı şehirde okumuşuz ama tanıştığımız yere bak!"
O günden sonra birbirlerini iyice tanıdılar. Harun kitapçıda iki hafta çalıştı. İki haftanın sonunda Mustafa amca döndü ve Harun'a yol görünmüştü. Melike, Harun'un gitmesini istemiyordu çok alışmıştı ince ruhlu adamına. Mustafa amca döner dönmez dükkana uğrayıp, hem dükkanı -en önemlisi tanımadığı biriyle yalnız bıraktığı ve kızı gibi gördüğü Melike'yi- kontrol edip hem de döndüğünü haber verdikten sonra evine gitti. Mustafa amcanın ardından tadı kaçmış ikili bir süre daha dükkânı idare edip, kapanış saati gelince de kepenkleri indirdiler. Bir süre dükkanın önünde birbirlerine baktılar. İkisinin de içinde bir burulma vardı.
"Biraz sahilde yürüyelim mi Harun?" diye sordu Melike.
Harun dünden razı tabii. Başıyla onayladı. Sahilde biraz yürüdükten sonra çimlere oturup ayaklarını uzattılar. Melike yanındaki genç adama doğru başını çevirdi. Genç adam dolu gözlerle gökyüzüne bakıyordu. İyice aşık olmuştu yanındaki genç kadına ve ondan ayrılmak istemiyordu.
Melike çatallaşan sesiyle "Hemen gidecek misin?" diye sordu.
Harun iki haftadır arkadaşının evinde kalıyordu, daha fazla yük olamazdı arkadaşına. İşi yoktu, gücü yoktu... Balıkesir'e dönüp hayatını bir düzene koyması gerekiyordu. Sadece başını olumlu anlamda salladı Harun.
"Yine gelir misin, peki?" diye sordu.
Harun bu soruyu beklemiyordu. Melike'yle aralarında samimiyet oluşmuştu, iyi anlaşıyorlardı, keyifli vakit geçiriyorlardı ama nedense böyle bir soru beklemiyordu.
"Gelmemi ister misin?" diye sordu.
"İsterim." dedi Melike. "Çok özlerim seni." dedi ve birden Harun'un dizi üstündeki eline elini uzatıp başını da Harun'un omzuna koydu.
Harun yaşadıklarının gerçekliğinden şüphe etti. Rüya görse bu kadar güzel olurdu. Diğer elini kızın elinin üstüne koydu.
"Ben de seni çok özlerim. Gelirim tabii. Sen de gel hatta. Bizde kalırsın. Sonra bak adın çıkar bizim evde kaldın diye. Namusunu temizlemek için evleniriz mecburen(!) Sonra millet kısır demesin diye çocuk da yaparız. Ben çocuğumuzu da en az seni sevdiğim kadar severim."
Melike birden kenara kayıp genç adama bedenini tamamen döndürdü.
"Sen ne dedin?" diye sordu.
"Şey... 'Evleniriz' dedim." dedi mahçup bir şekilde. "Ona mı kızdın? Şakaydı. Zaten insan böyle evlenir mi hiç? Ben seninle böyle evlenmem ki. Kimse böyle evlenmesin." diye saçmalarken
Melike "Sen beni sevdiğini mi söyledin? Beni seviyor musun sen?" diye sordu.
Harun o an anladı ağzından kaçırdığını. Artık geri de alamazdı. "Evet." dedi. "Evet Melike'm. Seviyorum, çok seviyorum hem de. Yarın seni göremeyeceğim ya... Kalbimi fırlatıp şu denize atmak istiyorum. O kadar seviyorum."
Melike'nin gözleri doldu.
Harun bu durumu yanlış anlayıp "Kızdın mı? Ağlama lütfen, özür dilerim. Seni seviyorum diye üzüldün mü yoksa. Ağlama lütf...."
Lafını Melike'nin dudakları üzerine kapanan dudakları kesti.
"Normalde çok güzel konuşursun ama şimdi saçmalamaya başladın. Biraz sussan mı sevgilim?" diyerek sevdiği adamı yine öptü.
Harun da "Sevgilim" diye mırıldanıp çok nahif, adeta dudaklarıyla sever gibi öptü sevdiği kadını. İkisinin de hem içi içine sığmıyordu hem de birbirlerine veda etmek zorunda oldukları için içleri acıyordu. Ama o an birbirlerini öpüyor olmak dünyaya bedeldi. Bir süre sonra birlikte çimlere uzanıp yıldızları izlemeye başladılar. Melike, başını sevdiği adamın göğsüne yaslamıştı. Harun birden bire sessizliği okuduğu şiirle bozdu. Sevdiği kadını kolları arasında iyice sararak, saçlarını kokladığı sırada ve gözleri kapalı bir şekilde, Nazım Hikmet Ran'ın Gözleri Siyah Kadın şiirini okudu.
O gece Harun Balıkesir'e doğru yol aldı yeniden. Sonraki günler Melike'yle jetonlu telefondan birbirlerinin evini aradılar, birbirlerine mektup ve fotoğraf gönderdiler. Arada Harun İzmir'e geliyordu, arada Melike Balıkesir'e gidiyordu. Böylece 6 aya yakın zaman geçti. Harun nihayet 6 ayın sonunda bir yayınevinde editör ve çevirmen olarak iş buldu. İstanbul'a taşındı apar topar. Bir süre üniversiteden arkadaşının evinde kaldı. İki ay içinde kendine bir daire tuttu. İstanbul'a geldiğinden beri Melike'yi görmeye hiç gidememişti. Jetonlu telefondan aradı Melike'yi ve o çok özlediği sesle gözleri doldu.
"Sevgilim." dedi çatallaşmış sesiyle. "Çok özledim güzelim."
Melike de ondan farklı değildi.
"Ben de." dedi. "Ben de çok özledim. Çok da merak ettim Harun, iyi misin? İşin nasıl? Her şey yolunda mı sevgilim?"
"Sesini duydum ya meleğim... Her şey yolunda şimdi." Melike'nin kapanan gözlerinden birer damla yaş süzüldü.
"Güzelim, bak ben bugün kendi evime geçtim. Çalıştığım için ben oraya gelemem ama sen İstanbul'a gelir misin? Çok özledim seni meleğim."
"Gelirim, gelirim tabii. Ne zaman yola çıkayım?"
"Hemen!" dedi Harun.
O gece yola çıktı Melike. Harun onu sabaha karşı otogarda karşıladı. Sıkı sıkı sarıldı sevgilisine. Saçlarını kokladı, alnına, yüzünün her yerine öpücükler bıraktı. Yüzünü avuçlarının arasına alıp sevdiği kadına uzun uzun baktı. Sonra inanamaz gibi büyük bir sevinçle yeniden göğsüne bastırdı sevgilisinin başını. Eve geldiklerinde salona geçtiler.
Daha önce hiç baş başa kalmamışlardı.
"Evin güzelmiş." dedi Melike.
"Evimiz." dedi ve koltukta oturan sevgilisinin yanına oturup onu göğsüne çekti.
"Duş almak ister misin?" diye sordu. Melike başıyla onayladı.
"Çantanı antreye bıraktım, banyo ilerde sağda. Koridorun sonundaki oda yatak odası ve orada da ebeveyn banyosu var. İkisinde de dolaplarda temiz havlular var. Senin kullandığın şampuanı da aldım. Hadi sen duşa gir, ben de atıştıracak bir şeyler hazırlayayım sana." dedi ve sevgilisinin yanağına bir öpücük kondurup mutfağa gitti.
Melike duştan çıktıktan sonra salonda oturup bir şeyler atıştırdılar. İkisi de sessizdi. Baş başa kalmanın gerginliği vardı üzerlerinde.
"Saçlarını kurutalım mı sevgilim? Hasta olma."
"Saç kurutma makinesini bulamadım. Evini de karıştırm-"
"Evimiz güzelim. Burası bizim evimiz ve sen kendi evinde istediğin yere bakabilirsin. Hadi kurcala her yeri, saç kurutma makinesi ve tarakla buraya gel. Ben de şu tabakları kaldırayım. Anlaştık mı?"
Melike başını salladı sonra banyo dolabına baktı. Orada yoktu. Az önce girmeye çekindiği yatak odasına girdi. Odanın her yerinde çerçevelerde kendi fotografları vardı. Yüzündeki gerginlik yerini tebessüme bıraktı. Şifonyerin üst çekmecesinde saç kurutma makinesini buldu. Tarağını almak için antredeki çantasına yöneldi. Tarağını alınca Harun da mutfaktan çıktı.
"Gel meleğim." diye elini uzattı.
Melike'yi koltuğa oturtup saçlarını taramaya başladı. Bir yandan öpüyordu bir yandan tarıyordu. Saçlarını da kuruttuktan sonra başının üstüne bir öpücük kondurdu. Neredeyse güneş doğacaktı.
"Uyuyalım mı artık güzelim." diye sordu.
Melike hafif tedirgin olsa da başını olumlu anlamda salladı. Harun ona istemediği hiçbir şey yapmazdı. Hem zaten sahilde de sarılıp uzanmışlardı daha önce. Harun'la beraber yatak odasına geldiler. Harun yorganı kaldırıp yastığı iyice düzelttikten sonra Melike'yi yatağa yerleştirip alnını öptü ve "İyi uykular meleğim." dedi.
Sonra kendi yastığına uzanıp gidecekken "Nereye gidiyorsun?" diye soran Melike'ye döndü.
"Ben salonda uyurum güzelim. Hadi sen de yat artık." dedi.
"Sevgilim saçmalama. Gel hadi uyuyalım. Çok özledim seni zaten. Daha fazla sensiz kalmak istemiyorum." dedi.
Harun bunu duyunca çok mutlu oldu. Yatağa girip sıkı sıkı sardı sevgilisini ve hayatının en güzel uykusuna daldı.
Melike de bir hafta sonra İstanbul'da iş buldu. Mecburen(!) kalması gerekti. İki aşık da gündüz işteyken akşam birbirlerine kavuşmanın hayallerini kuruyorlardı. Böyle böyle bir sene geçti ve Harun tam da tanışma yıldönümlerinde Melike'ye evlenme teklif etti. İkisi de nişan, kına vs. sevmediği için sadece ailelerini yaşadıkları eve davet edip kararlarını bildirdiler. Aileleri çok sinirlendi başta bunlara. İlişkilerinden haberleri vardı elbette ama bunca zamandır beraber yaşadıklarından haberleri yoktu. Bir de böyle apar topar evlenmeye kalkmaları iyice canlarını sıkmıştı.
En sonunda Harun baktı Melike çok üzülüyor "Sizleri, kararlarımızı ve ilişkimizi sorgulayın diye çağırmadık. Biz evlenirken yanımızda olun diye çağırdık. İki yetişkin insanız burada ve kendimize çok güzel iki kişilik bir dünya kurduk. Ailem olsanız, ailesi olsanız bile hiç birinizin, benim sevdiğim kadını bu denli üzmesine izin vermem. Biz yarın evleniyoruz. Çocuklarının mutluluğunu gerçekten umursayan aileler olarak yanımızda yer almanızı umuyoruz. Herkese iyi geceler." diyerek Melike'nin de elini tutup yatak odasına gitti.
Ona sıkıca sarıldıktan sonra çıktı ve evde yer olmadığı için "Ben size otel odası tuttum. Gelin sizi yerleştireyim."
Sonra Melike'nin annesi Nevin teyzeye dönüp "Anne." dedi. Zaten yarından sonra annesi olacaktı. "Ben de otelde kalacağım bu gece. Siz Melike'yi yalnız bırakmayın. Size çok ihtiyacı var bu gece." dedi.
Ertesi gün sade bir nikahla evlendiler ama Harun'un ısrarı üzerine Melike gelinlik giymişti. Ömrü boyunca bu kadar güzel bir şey görmemişti gözleri. Kızının doğduğunu görseydi belki o gün daha güzel bir şey gördüğünü düşünecekti ya... Çok mutlu bir evlilikleri oldu. Yıllar sonra Melike, bebek haberini verdiğinde bu mutlulukları arttı.
Evlendikten dört ay kadar sonra Harun bir takım şikayetlerden dolayı doktora gitti. Yapılan tetkikler sonucu böbrek yetmezliği yaşadığını öğrendi. Eşine yansıtmadı bu durumu. Gizli gizli tedavi oldu. En sonunda, hastalığı yenemediğini öğrendiğinde, Melikesi beş aylık hamileydi. Nasıl veda edeceğini bilemedi. ardından zor durumda kalmasın diye bütün birikimleriyle ona bir ev aldı. Son günlerinde daha da güzel sevdi kadınını. Geceleri sabaha kadar başını karısının karnına yaslayıp bebeğiyle vedalaştı. En sonunda da o gece son kez yemek yediler. Son kez öpüp kokladı kadınını, son kez sardı. Veda mektubunu bırakıp evi terketti ve bir süre sonra üniversite hastanesinde hayata veda etti.
Ölümünden sonra Melike'yi aradılar. Melike yeni doğum yapmıştı. İkizi Cüneyt ilgilendi cenaze işleriyle... Mektubunda ciddi miydi, bilinmez ama sevdiği adam istedi diye yaktırdı cesedini. Sevdiği adamın külleriyle ve kızıyla yaşamaya devam etti.
Haziran 2019
"Her sene olduğu gibi bu sene de size aşk öykümü anlatma görevim son bulduğuna göre, çekilebilir miyim Ece Hanım?" dedi Melike dolan gözlerine rağmen alaylı bir şekilde.
Ece de derin bir nefes aldı, gözyaşlarını geriye atmak istedi.
"Babam ne güzel sevmiş anne. Bir gün benim karşıma da öyle biri çıkar mı?"
"Umarım güzel kızım ama baban gibi birini bulmak gerçekten zor. Baban gibi olmazsa yalnız mı kalırsın?" diye sordu.
"Yalnız kalırım herhalde. Aman neyse. Sabah erken kalkmam lazım uyuyorum ben. İyi geceler anne." diyerek annesini öptü.
Sonra kavanoza gidip kananoza da bir öpücük bırakarak "İyi geceler babacığım." dedi.