Karanlık Dağ’daki tapınağın taş duvarları, geçmişin lanetli yankılarını saklıyordu. Ay, gökyüzünde kan rengine bürünmüştü. İçeride, zincirlere vurulmuş Rose, gözlerini Zack'e dikmişti. Her şey onun için başlamıştı… ve belki de onunla sona erecekti.
Zack, Lyra’nın önünde duruyordu. Ellerinde pençeleri çıkmış, gözleri kurt formuna geçmeye başlamıştı. Ama Lyra, hiç geri adım atmadı. Gözlerinde korku yoktu — yalnızca bir tür acı vardı, bastırılmış, yıllarca içte tutulmuş.
“Yapma, Lyra,” dedi Zack. “Rose’u serbest bırak. Bu sen değilsin.”
Lyra gülümsedi. Acı bir gülümseme.
“Sen beni hiç tanımadın, Zack,” dedi. “Sen hep onun gözlerine baktın. Onun gülüşüne taptın. Benim karanlığım seni korkuttu, değil mi?”
Zack bir adım daha attı. Rose bağırdı: “Hayır! Durun!”
Ama artık sözcükler faydasızdı.
Lyra, ellerini kaldırdı. Gölgeden oluşan zincirler Rose’un etrafında daha da sıkılaştı. Tapınağın içindeki karanlık, nefes alır gibi hareket ediyordu.
Zack, gözlerini Lyra’dan ayırmadı. “Sana bir zamanlar inanmıştım,” dedi sessizce. “Ama sen… kendini karanlığa teslim ettin.”
Lyra bir adım geri attı. Sesi çatladı. “Çünkü karanlık beni terk etmedi. Siz ettiniz. Annem babam… çocukken beni mühürlenen odalara kilitlerdi. Kurt olduğumu öğrendiklerinde… ‘yaratık’ dediler. Ama Rose… o sevildi. Korundu. Ona düğün hazırladınız! Beni ise bir lanet gibi gizlediniz!”
Zack’in yumrukları sıkıldı. O an, Lyra’nın içinde ne kadar acı biriktiğini gördü. Bu bir kıskançlık değil, bir çaresizlik çığlığıydı.
Rose, zincirler içinden seslendi:
“Lyra… Ben de dışlanmıştım. Ama seni anladım. Çünkü içimde senin yalnızlığını hissettim.
Beni kıskanmadın, Lyra…
Sadece sevilmek istedin.”
Bu sözler Lyra’yı sarstı. Gözlerindeki kırmızı ışık titredi. Ellerini başına götürdü.
“Yeter! Sessizlik istiyorum!” diye bağırdı.
Zincirler bir an için çözüldü.
O anı kaçırmayan Zack, ileri atıldı.
Lyra’yla çarpıştılar. Pençeler, tırnaklar, gölgeler…
Ama tam o sırada Rose, kendini zincirlerden kurtardı.
Lyra’nın arkasına geçti, sarıldı.
“Lyra… yalnız değilsin.”
Lyra bir anda durdu. Gölgeler eridi.
Tapınaktaki karanlık çekildi.
Yere çöktü, dizlerini karnına çekip sessizce ağlamaya başladı.
Zack, Rose’a baktı.
“Onu neden durdurdun?”
Rose’un yanıtı yalındı:
“Çünkü hâlâ kurtarılabilir.”
Ve böylece… üç kurt, üç kırık kader…
Karanlıkta birlikte ağladılar.
Ama dışarıda… dağın eteğinde… bir başka karanlık yaklaşmaktaydı.
Ve bu kez… Lyra’nın karanlığı, yalnızca bir başlangıçtı.