/Kuzey Sarayı – Gece/
Rüzgar, sarayın duvarlarında uğuldayarak esiyordu.
Rose, kütüphanedeydi. Eski metinleri inceliyor, kurtların soyuna dair gizli bilgileri öğrenmeye çalışıyordu.
Ama bir gölge onu izliyordu.
Lyra… sonunda kararını vermişti.
Onu sevdiği adama vermeyecekti.
Rose, kaderiyle birlikte onun olmalıydı.
---
/Zack, avluda eğitimde/
Zack o gece yalnızdı.
İçindeki kurt huzursuzdu.
"Bir şey geliyor," dedi iç sesi.
Ama artık çok geçti.
---
/Rose’un Kaçırılışı/
Kütüphane camı bir anda karardı.
Gölge gibi süzülen bir figür belirdi.
Lyra… ama bu eski Lyra değildi.
Saçları gece gibi, gözleri kan kırmızıydı.
Rose kılıcına uzandı.
Ama Lyra fısıldadı:
“Sen benim yerime geçtin.
Şimdi benimle geleceksin.”
Rose karşı koymaya çalıştı.
Ama karanlık onu sardı.
Duvarlar eridi, zemin çöktü.
Ve bir anda… yok oldular.
---
/Zack, boş kütüphaneye koşar/
Zack geldiğinde sadece sessizlik vardı.
Rose’un eşyaları yerdeydi.
Kokusunu takip etti.
Ama onunla birlikte… bir başka tanıdık koku da vardı.
Lyra.
Kalbi paramparça oldu.
“Bunu neden yaptın…” diye fısıldadı.
Ama artık sözler faydasızdı.
---
/Karanlık Dağ – Lyra ve Rose/
Rose uyandığında zincirliydi.
Ama zincirler demir değildi… gölgeydi.
Lyra karşısında oturuyordu.
Elinde bir hançer, gözlerinde eski bir acı.
“Onun seni nasıl sevdiğini gördüm.
Ama beni kimse sevmedi.
Ben seçilmedim.
Şimdi seçim sırası bende…”
Rose başını dik tuttu.
“Karanlık seni yutmuş olabilir, Lyra… ama hâlâ bir parça ışığın kalmış.
Yoksa beni öldürmezdin… kaçırmazdın.”
Lyra’nın eli titredi.
Hançer yere düştü.
Ama o sırada… tapınağın kapısı açıldı.
Zack gelmişti.
Gözlerinde öfke, kalbinde fırtına.
“Rose’a dokunma!”
Ve böylece… karanlıkta kaderler çarpışmak üzereydi.