bc

BABAMDAN SONRA

book_age18+
1
FOLLOW
1K
READ
family
stepfather
heir/heiress
drama
tragedy
city
rebirth/reborn
like
intro-logo
Blurb

Babasının vefatından sonra ailesinin baskısıyla büyüyen bir genç kızın, evdeki güvensizlikler, sırlar ve ablasının kaçışıyla altüst olan hayatı. İçindeki öfkeyle ve zorluklarla yüzleşen bir çocuğun gerçek, dram dolu büyüme hikayesi.

chap-preview
Free preview
Cerrahpaşa'nın Lablrentleri
1. Bölüm: Cerrahpaşa’nın Labirentleri Her şey babamın ölmesiyle başladı. O zamanlar henüz on üç yaşındaydım. Hayatın yükünden, acının gerçek yüzünden habersiz bir çocuktum. Aslına bakılırsa annemi de babamı da çok iyi tanıdığım söylenemezdi. Hafızamda onlara dair kesik kesik sahnelerden başka pek bir şey yoktu. Saçımı okşayan bir el, uzaktan duyulan bir gülüş, hastane kokusu… Hepsi bu kadardı. Babam amansız bir hastalıkla mücadele ediyordu. Tedavi olabilmek için annemle birlikte sürekli şehir dışındaki hastanelere gidiyorlardı. Onlar uzaktayken biz üç kardeş evde kendi başımıza kalırdık. Ben evin en küçüğüydüm. Üstümde, kanatlarının altına sığınmaya çalıştığım iki ablam vardı: Sezen ve Seren. Büyük ablam Sezen okulda çok başarılı, her zaman derecelere giren bir öğrenciydi. Sessiz, düzenli ve sorumluluk sahibiydi. Diğer ablam Seren ise onun tam tersiydi. Yaramaz, hareketli ve başına buyruk bir çocuktu. Evde üçümüz bir arada olduğumuzda bile birbirimize hiç benzemezdik. Annemle babam bazen iki ayda bir uğrarlardı. Hasret gidermemize bile izin vermeyen o kısıtlı iki günün ardından apar topar yeniden yola çıkarlardı. Biz de yine o koca evde, pencerenin önünde yollarını gözlerdik. Akşamları perdeleri aralayıp sokağı seyreder, bir ayak sesi duyduğumuzda heyecanla kapıya bakardık. Ama çoğu zaman duyduğumuz tek şey rüzgârın sesiydi. Sonra hayatımı tamamen altüst edecek o gün geldi. Yedinci sınıfa yeni başlamıştım. İlk dönemin tam ortalarıydı. Ders boş olduğu için okulun bahçesinde arkadaşlarımla oturmuş, havadan sudan konuşup gülüşüyorduk. Güneş yüzümüze vuruyor, hafif rüzgâr saçlarımı dağıtıyordu. Tam o sırada bahçe kapısından büyük ablam Sezen'in girdiğini gördüm. Beni okuldan almaya gelmişti. Onu karşımda görür görmez içimi tarif edemediğim bir korku kapladı. Kalbim hızlandı, boğazım düğümlendi. Neden geldiğini anlamaya çalışıyordum. Belki de sadece öğretmenlerimle durumumu konuşmaya gelmişti. Çünkü okulda derslerim hiçbir zaman iyi olmamıştı. Defterlerim eksik, notlarım düşüktü. Öğretmenlerin bakışlarında çoğu zaman anlamadığım bir ağırlık hissederdim. Benim öğrenmekte ve bazı şeyleri kavramakta yaşadığım zorluklar aslında daha ben doğmadan başlamıştı. Annem bana hamileyken, hamileliğinin dördüncü ayına kadar bunu bilmiyordu. Hamile olduğunu bilmediği için kendisine bazı ağır iğneler yapılmıştı. Daha sonra bu iğnelerin benim gelişimimi etkilediği söylendi. Konuşmam yaşıtlarıma göre geç açılmıştı. Bazı şeyleri anlamam ve kavramam daha uzun sürüyordu. Okul hayatım boyunca bunun zorluklarını yaşadım. Belki de bu yüzden okul çıkışlarında çoğu zaman sessizce eve giderdim. Kimseye yük olmak istemezdim. O gün ise Sezen'in okulun bahçesine kadar gelmesi, içimdeki korkuyu daha da büyütmüştü. Telaşla okuldan çıkıp eve koştum. Eve vardığımda Sezen ve Seren'in çoktan hazırlandığını gördüm. Yanlarında amcam da duruyordu. Bir şeylerin ters gittiğini o an bile tam olarak anlayamamıştım. Evdeki hava buz gibiydi. Kimse doğru dürüst konuşmuyor, kimse birbirinin yüzüne bakmıyordu. Biz babamın yanına, İstanbul'a gideceğimiz zamanlarda akrabalarımızdan kimse bizimle gelmek istememişti. Herkes bizi bu zor günümüzde kendi hâlimize bırakmıştı. Babaannem o zamanlar sergicilik yapıyordu. İşini bahane ederek gelmeyi reddetmişti. Amcam da kendi işlerini öne sürmüştü ama sonunda bir şekilde bizimle gelmeye ikna olmuştu. Ben ise bütün bunların anlamını kavrayamayacak kadar çocuktum. İçimde sadece garip bir sıkışıklık vardı. Sezen yüzüme baktı. “Hadi İstanbul'a gidiyoruz, Şermin,” dedi. Şaşkınlıkla ona baktım. “Neden?” “Babamızı görmeye…” Bu cevabı duyunca içimi büyük bir sevinç kapladı. Havalara uçacaktım neredeyse. Sonunda babamı ve annemi görebilecektim! Onları iki aydır görmemiştim. İkisini de çok özlemiştim. O gece apar topar otobüse bindik. Yolculuğumuz benim için hiç unutamayacağım kadar tuhaf geçecekti. Bizimle gelirken bin bir bahane sunan amcam, otobüse biner binmez öyle bir horlamaya başladı ki bütün otobüsün huzuru bozuldu. Muavin, yol boyunca birkaç kez yanımıza gelip onu uyarmak zorunda kaldı. Ben utancımdan ne yapacağımı bilemedim. Başımı cama yaslayıp karanlık yolları izledim. Yol boyunca gözüme uyku girmedi. Heyecandan, utançtan ve içimde giderek büyüyen o garip korkudan kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Sabah saat sekiz civarında İstanbul'a ayak bastık. Otogardan bir dolmuşa binip doğrudan Cerrahpaşa Hastanesi'ne gittik. Annemin bizim geleceğimizden henüz haberi bile yoktu. Ben hâlâ bunun güzel bir sürpriz olacağını düşünüyordum. Arabadan indiğimde başımı kaldırıp hastane binasına baktım. Hayatımda hiç bu kadar büyük bir hastane görmemiştim. Gri duvarlar gökyüzüne uzanıyor, sayısız pencere sanki bize bakan gözler gibi duruyordu. İçeri adım attığımız anda o devasa binaların, insanların ve koridorların arasında adeta kaybolduk. İnsanlar aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyor, sedyeler koridorlardan geçiyor, anons sesleri duvarlarda yankılanıyordu. Burası ucu bucağı olmayan korkutucu bir labirent gibiydi. Ve biz, o labirentin bizi nereye götüreceğinden habersizce ilerliyorduk. Soğuk hastane koridorlarında bir o yana bir bu yana savrularak, sora sora sonunda babamın yattığı bölümü bulmayı başardık. Şimdi önümüzde daha zorlu bir görev vardı: Koskoca servisin içinde babamın odasını bulmak. Danışmadaki görevliye babamın adını söyledik. Görevli bilgisayara baktı ve bize oda numarasını söyledi. Kalbimin atışı daha da hızlandı. Koridordaki tabelaları takip ederek nihayet o kapının önüne geldik. Sezen kapıyı hafifçe araladı. Odaya adım attığım anda çocuk kalbime saplanan o ilk sızıyı hissettim. Karşımda duran manzara, evde hayalini kurduğum o mutlu kavuşma anından çok uzaktı. Babam artık hatırladığım o güçlü adam değildi. Hastalık onu eritmiş, tanınmayacak kadar zayıflatmıştı. Yanakları çökmüş, elleri kemik gibi incelmişti. Değil yürümek, ayağa kalkacak hâli bile kalmamıştı. Başucunda bekleyen anneme baktım. O da babamla birlikte erimiş gibiydi. Bir deri bir kemik kalmıştı. Yüzündeki yorgunluk ve çaresizlik, odanın beyaz duvarlarından bile daha solgundu. Gözlerinin altı morarmış, saçları dağılmış, omuzları çökmüştü. Bizi gördüğünde gözleri doldu. Ama babam… Babam bize bakıyordu. Yine de gözlerinde o eski, tanıdık bakış yoktu. Bilincini kaybetmişti. Etrafında olup bitenlerden tamamen kopmuş gibiydi. Odaya giren ışık bile ona ulaşamıyordu sanki. Annem yanımıza yaklaşıp gözyaşlarını gizlemeye çalıştı. Sonra bize acı gerçeği anlattı. Normalde günlerdir doğru dürüst konuşamayan babam, o sabah bir anlığına kendine gelmişti. Gözlerini aralamış, annemin elini tutmuş ve son bir gayretle sormuştu: “Meltem… Çocuklar geldi mi?” O cümle, o soğuk odanın içinde asılı kaldı. Annem bunu bize hıçkırıklar içinde anlatırken, o güne kadar hiç hissetmediğim kadar ağır bir çaresizlik göğsüme oturdu. Boğazım düğümlendi. Gözlerim yandı. Ama ağlayamadım. Oysa buraya gelirken içim ne kadar da neşeyle doluydu. Babamı göreceğimi, ona sarılacağımı, belki de birlikte eve döneceğimizi düşünmüştüm. O devasa labirentin sonunda ölümün bizi beklediğini neredeyse hiç düşünmemiştim. Şimdi ise babamın yatağının başında, zamanın tamamen durduğunu hissediyordum. Duvarlar üzerime geliyor, koridorların sonsuzluğu içimde çoğalıyordu. On üç yaşındaki bir çocuğun hayatındaki bütün renkler, o an Cerrahpaşa'nın solgun beyaz koridorlarında silinip gitti. O gün babamı kaybetmedim sadece. Çocukluğumun da bir parçasını orada, o hastane odasında bıraktım. Ve o andan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bunu henüz bilmiyordum. Ama hayatımın asıl hikâyesi daha yeni başlıyordu.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Unscentable

read
2.1M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
834.9K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
2.1M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
1.0M
bc

A Warrior's Second Chance

read
386.3K
bc

Not just, the Beta

read
362.6K
bc

The Broken Wolf

read
1.2M

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook