6. Bölüm: İntikam Maddeleri
Ali’nin ailesi bizim aileden çok farklı bir yapıya sahipti. Onların katı aile geleneğinde, çocuklarını genellikle kendi seçtikleri kızlarla, görücü usulüyle evlendirmek yer alıyordu. Bizim evde toplandığımız o ilk gün, taraflar arasında sadece havadan sudan, derinliği olmayan mevzular konuşuluyordu. Ortamda ciddi bir kız isteme merasiminin getirdiği o tatlı telaş ve resmiyetten ziyade, sanki kırk yıllık karşı komşu akşam oturmasına gelmiş gibi sıradan, laubali bir hava hâkimdi. Herkes fazlasıyla rahat görünüyordu ancak Seren ablamın heyecandan içi içine sığmıyordu. Ben biraz utanıp çekindiğim için karşı kanepeye geçip oturmuş, başımı öne eğerek salonda dönen olanı biteni sessizce dinlemeye koyulmuştum. Ablamın büyük bir özenle hazırlayıp içeri getirdiği ikramlıkları servis ettiği esnada, karşı taraftaki kadınların birbirlerine şaşkın şaşkın ve küçümser gözlerle bakmaya başlaması gözümden kaçmamıştı. Neden öyle tuhaf bir tepki verdiklerini o an hiçbirimiz anlayamamıştık. Misafirler bu gergin servisin ardından biraz daha oturup, ziyareti çok fazla uzatmadan evden ayrıldılar.
Onlar kapıdan çıktıktan sonra evdeki tek güncel konu, acaba evden çıktıktan hemen sonra arkamızdan neler konuştukları üzerine yoğunlaşmıştı. Annem ve ablam her detayı en ince ayrıntısına kadar inceliyor, o kadınların şaşkın bakışlarına mantıklı birer anlam yüklemeye çalışıyorlardı. Artık hepimiz kendi köşemize çekilmiş, büyük bir sabırsızlıkla Ali’nin aramasını bekliyorduk. Olanı biteni, annesinin eve dönüş yolunda neler söylediğini ve nihai kararını ancak o anlatabilirdi. Ve sonunda bütün evi gerim gerim geren o beklenen telefon geldi. Seren ablam heyecan içinde, adeta koşarak telefonu açmaya gitti. Telefonu kulağına götürürken nefesi titriyordu:
— Efendim.
Karşı taraftan gelen sesleri dinledikçe yüzündeki o umutlu ifade yavaş yavaş silindi. Dudaklarından cılız bir onaylama dökülüyordu sadece:
— Evet...
Birkaç saniye sessizce bekledikten sonra, sesindeki tüm neşe tamamen kaybolmuş bir halde ekledi:
— Öyle mi?
Ablamın bu kısa, donuk ve isteksiz cevaplarını hepimiz nefesimizi tutarak, odanın ortasında donakalmış bir halde dinliyorduk. Telefonu sonunda kapattığında yüzü kireç gibi beyazlamıştı. Annem daha fazla dayanamayarak öne doğru atıldı:
— Ne olmuş kızım, ne diyorlar?
Seren ablamın gözleri anında dolu dolu olmuştu. Ağlamamak için kendini zorlayarak hıçkırıklar içinde konuştu:
— Anne... Beni beğenmemişler. Ali’nin annesi, kendi kardeşinin kızını istiyormuş Ali’ye.
Bu sözler odadaki herkesin yüreğine ağır bir taş gibi oturdu. Bir anda evin içinde derin, kasvetli bir sessizlik peydah oldu. Kimse ne diyeceğini, bu acıyı nasıl hafifleteceğini bilemiyordu. Herkes gözlerini kaçırarak birbirine bakarken annem durumu toparlamak için araya girdi:
— Boş ver kızım, hiç takma kafana. Önemli olan Ali’nin seni istemesi. Sonuçta siz evleneceksiniz, bir ömrü beraber geçireceksiniz.
O esnada içimden, "İnşallah bu iş hiçbir şekilde gerçekleşmez. Annesi gitsin, o çok kıymetli yeğenini kendi elleriyle oğluna alsın!" diye geçiriyordum. Ablam ise annemin bu sözleri üzerine gözlerini silerek kekeledi:
— Ama anne, Ali bana dedi ki... Senden asla vazgeçmem.
Annem hemen lafa girerek ablamın sözünü kesti:
— Bak, ben sana ne dedim? Önemli olan Ali’nin ne düşündüğü. Gerisi tamamen boş.
Amcamın kızı Tülin ablam da oturduğu yerden annemi onaylar nitelikte kafasını sallıyordu. Tam o sırada dış kapı sertçe çalındı. Gelen, sokağın bitmek bilmeyen merakıyla tanınan Nezahat ablasından başkası değildi. Nezahat abla sokağın en dedikoducu, en tekinsiz insanlarından biriydi. Sürekli milletin kızının arkasından konuşur, ev ev gezerek bol bol laf taşırdı. Kendisinin de evde evlendirilecek tam sekiz kızı vardı ve bu yüzden gözü hep başkalarının yuvasındaydı. Annem kapıyı açıp onu içeriye davet etti:
— Buyur Nezahat, gel içeri.
Nezahat abla adımını atar atmaz gözlerini merakla etrafta gezdirmeye başladı. İçeri girer girmez soruları peş peşe sıraladı:
— Gelenler kimdi? Niye gelmişler? Hayır mı, yaramaz bir durum yoktur inşallah?
Annem, kadının eline yeni bir dedikodu malzemesi vermemek adına durumu hemen çarpıttı:
— Ablamın bir komşusu vardı ya, oğlunun buraya tayini çıkmış. Ev arıyorlarmış, onun için bize danışmaya gelmişler.
Nezahat abla bu alelacele uydurulmuş yalana hiç inanmamış gibi dursa da bozuntuya vermedi. Annem gerginliği azaltmak için çay, pasta ve börek ikramında bulundu. Biraz daha havadan sudan lafladıktan sonra nihayet evden ayrıldılar. Amcamın kızı Tülin ablamın da artık kendi evine gitme vakti gelmişti. O da vedalaşıp bizden ayrıldı. Evde yine biz bize, baş başa kalmıştık. Dönüp dolaşıp konu yine Ali’ye geliyor, aynı şeyler baştan sona tekrar konuşuluyordu. Ben bu kasvetli, bunaltıcı havadan sıkılarak ayağa kalktım:
— Ben yatıyorum.
Bunu deyip hemen odama çekildim.
Ertesi gün okula gittiğimde evdeki kasvetli havayı dağıtmak amacıyla hemen arkadaş grubumun yanına gittim. Kendi arkadaş grubumuz beş kişiden oluşuyordu: Meryem, Sibel, ben, Yusuf ve Hayri. Grubun kendi içinde oldukça karmaşık ve gizli bir aşk trafiği dönmekteydi. Meryem içten içe Yusuf’tan yoğun bir şekilde hoşlanıyordu. Sibel de aslında Yusuf’a karşı boş değildi fakat bu durumu Meryem bildiği için hislerini bir türlü dışa vuramıyordu. Yusuf ise hiçbirinin farkında değildi; onun gözü yan sınıftan başka bir kızdaydı. O gün Yusuf bahçede yanıma yaklaşarak fısıldadı:
— Sen yan sınıftaki Hatice’yi tanıyor musun?
— Evet, tanıyorum, dedim.
Yusuf gözlerini kaçırarak rica etti:
— Benim için gidip onunla biraz konuşur musun? Benden hoşlanıp hoşlanmadığını öğrenir misin?
Yakın bir arkadaşım olduğu için bu isteğini geri çevirmeyip kabul ettim. Vakit kaybetmeden Hatice’nin yanına giderek durumu ve Yusuf’un beslediği hisleri açıkça aktardım. Hatice ise bana hiçbir umut kapısı bırakmayarak kesin bir dille konuştu:
— Benim zaten hayatımda sevdiğim başka biri var.
Geri dönüp Yusuf’a bu olumsuz gelişmeyi aynen aktardım. Yusuf bunu duyunca büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak başını öne eğdi. Onun bu üzgün haline kıyamadığım için teselli etmek amacıyla yanına oturdum:
— Bak Yusuf, üzülme. Aslında senden Meryem hoşlanıyor. İstersen git bir de onunla konuş, ona bir şans ver.
Yusuf bir süre düşündükten sonra başını kaldırdı:
— O da tamam, deneyeceğim o zaman.
Meryem ile Yusuf çok geçmeden konuşup sevgili oldular. Bu birlikteliğin ardından artık bizden tamamen ayrı takılmaya, her teneffüsü baş başa geçirmeye başladılar. Onlar gruptan uzaklaşınca ben de mecburen zamanımın çoğunu Sibel ile geçirmeye başladım. Zaman ilerledikçe Sibel ile aramızdaki bağ iyice kuvvetlendi. Bazen ben Sibel’lerde yatıya kalıyordum, bazen de Sibel gelip bizim evde kalıyordu. Sibel son derece tatlı, hafif toplu ve cana yakın bir kızdı. Benim babam olmadığı için bana her konuda büyük bir anlayışla ve şefkatle yaklaşıyordu. Fakat bir yandan da bir araya geldiğimiz her an ağzından Yusuf adını düşürmüyordu.
Günlerden bir gün, Meryem gözyaşları içinde, hıçkıra hıçkıra ağlayarak yanımıza koştu. Yanımıza gelir gelmez bombayı patlattı:
— Yusuf’la tamamen bitti, ayrıldık!
Sibel bu haberi duyunca, Meryem’e belli etmemek için yoğun bir çaba sarf etse de içten içe inanılmaz bir sevinç yaşadı. Mutluluktan gözlerinin içi resmen parlamıştı. Sibel, meraklı bir tonla hemen sordu:
— Neden ayrıldınız Meryem? Sorun neymiş ki?
Meryem burnunu çekerek hıçkırıklar içinde yanıt verdi:
— Yusuf bana, "Ben senden hoşlanmıyorum, aslında başından beri Sibel’den hoşlanıyorum," dedi. O yüzden bitirdik.
Bunu duyar duymaz Sibel’in yüzünde durdurulamaz kocaman bir tebessüm belirdi. Şaşkınlıkla bana doğru baktığında, ben de ona hafifçe gülümseyerek karşılık verdim. Meryem, gözlerini silip Sibel’e döndü:
— Sen ne düşünüyorsun bu durum hakkında?
Sibel, arkadaşına karşı bir ayıp olmaması adına ilk etapta kem küm etti:
— Bilmiyorum ki şimdi... Sana da ayıp olur sanki.
Meryem ise gururlu bir tavır takınarak elini salladı:
— Hayır, beni istemeyeni ben hiç istemem! Ne yaparsanız yapın.
Bu yüzleşmenin hemen ardından Sibel ile Yusuf çıkmaya başladılar. Fakat büyük umutlarla başlayan bu ilişki sadece iki hafta kadar sürdü. İki haftanın sonunda aralarında patlak veren büyük bir kavga neticesinde tamamen küstüler. Yusuf’u okul koridorunda yalnız yakaladığım bir an yanına gittim.