9. BÖLÜM

2435 Words
NUPELDA XEMGİN Bu sabah yaşananlardan sonra evdekilerin artık daha çok gözüne batıyordum. Başımı çevirdiğim her an Seda’nın kindar gözlerine denk düşüyordum. Bana olan nefretini ilk başlarda kan davasına yormuştum ama işler çok daha farklıydı. Onun nefreti Şirvan ile benim evlenmemdi. Bir aydır bulduğu her fırsatta benimle uğraşıyordu. Bugünden sonra fitili ateşlemişti Şirvan. Şimdi asla durmayacaktı ama bu sefer bende geri durmayacaktım. Aklımda dönüp duran sadece sabah Şirvan’ın o konuşmayı yaptıktan sonra tabağıma yiyecek koymasıydı. Neden o kadar ileri gitmişti gerek var mıydı? Diljin’in adımı seslenmesi ile ona döndüm. “Efendim Diljin,” Azade hanım ve Zana’ya göre bana daha mesafeli yaklaşıyordu. Tıpkı abisi gibiydi. “Anam seni çağırıyor.” Hepsi yukarıda iken öğlen saati olduğu için odaya çıkmamış mutfakta oturmuştum. Yerimden kalkıp Diljin ile birlikte yukarıya çıktım. Salona girdiğimde içeride sadece Azade hanım ve Zana’nın olduğunu görünce rahatladım. Diğer meymenetsizleri görmeyi hiç istemiyordum. “Kızım gel hele yanımıza.” Elini vurduğu yere yanına geçtim Azade hanımın. “Yarın misafirlerimiz gelecek gelinim. Seni görmeye gelecekler akrabalarımız düğün yapılmadığı için. Elimden geldiğince erteledim ancak bugüne kadar.” Hiç bir şeyim olmamıştı ki. Kolumdan tutup getirmişlerdi beni buraya. Yutkunarak başımı salladım buranın adetlerinde evlendikten bir hafta sonra gelin görmeye gidilirdi ama benim her şeyim eksik yarım yamalaktı. Azada hanım diğer tarafına uzanınca fark ettim yanındaki kutuları. Sekiz tane kırmızı büyük kutular vardı yanında. Birini açarak görüş alanıma soktu. Diyarbakır hasır seti vardı. Elime tutuşturup hepsini sırasıyla açtı. Birinden altın kemer, birinden Urfa akıtma seti, kelepçe, on tane sıralı bilezik, altın toka sıra uzayıp gidiyordu. Her yeni gelinin taktığı altınları almıştı bana. “Ben bunları takamam.” Söylediklerim ile Azade hanımın gülüşü soldu. “O nasıl laf kızım. Benim gelinimsin Botanların gelinisin sen bunlar senin hakkın hepsini de takacaksın.” “Azade hanım-“ “Bak kızım bazı şeyler istediğimiz gibi gitmedi belki ama sen artık bu ailenin gelinisin. Olan oldu biten bitti. Şirvan da seni kabul etti bugün söyledikleri ile.” İstemesemde kabul ettim. Zorda olsa gülümseyerek onayladım. Haklıydı her söylediğinde olan olmuş bu aileye gelin gelmiştim. Takı kutularının bi kısmını bana bi kısmını Diljin’e verdi. “Yengene yardımcı ol bunları odasına çıkartın kızım.” Ben önde Diljin arkamda üst kata çıkarken merdivenlerden inen Seda bizi görünce durakladı. “Vay vay vay ne bu? Yengem takı mı vermiş sana? Hiçbirini hak etmiyorsun biliyor musun? Bunların hiçbirine layık değilsin.” İğneli sesi ile sabır çektim. “Sen mi hak ediyorsun?” Kaşımı kaldırıp aynı onun gibi karşılık verdim ona. Derdinin ne olduğunu bildiğimi anlamıştı geri adım atmadı. “Göreceğiz.” Omzuma çarparak gideceği esnada arkamda olduğunu unuttuğum Diljin’in sesi doldu kulaklarıma. “Hareketlerine dikkat et Seda. Abim daha sabah uyardı sizi. Ha yok dinlemem dersende abime gerek kalmadan karısına yaptığın saygısızlıktan ben senin ipini çekerim. Haddini yerini bil. Karşında ağa karısı var.” Beni savunduğuna mı şaşırayım yoksa kuzenini tehdit etmesine bilemiyordum. Geldiğimden beri doğru düzgün iki kelam etmişliğimiz yoktu ama bugün kuzenine beni savunmuştu. Sabahtan beri yaşadıklarımı sorguladım. Önce o sonra kız kardeşi ikiside değişiklerdi. “Şimdi git gözüm görmesin seni.” Seda’yı tuttuğu kolundan itip yeltelenmesine sebep oldu. Bakışlarını bana çevirip başıyla yukarıyı işaret edince o yılanı arkamızda bırakıp ilerledik. Son basamaklarda aniden başımın dönmesi ile düşmemek için trabzanlara tutunmaya çalışırken elimdeki takı kutuları yere düştü. Gözümün önü kararmış başım dönerken düşeceğimi hissediyordum. Sırtımdan bana destek olup konuşan Diljin’in ne dediğini anlamıyordum. “Nupelda iyi misin? Bir şey söyle.” Ağzımı açmaya cesaret edemiyordum sanki konuşsam midemde ne varsa çıkacak gibiydi. Başımı sallamaya çalışınca midem daha çok bulandı. Bir elimi ağzımın üstüne koyarak öğürmemi önlemeye çalıştım ama çabam boşunaydı. Zar zor iki basamağı tamamlayıp hızlı adımlarla odaya attım kendimi. Bana destek olan Diljin’in elini bırakıp banyoya geçtim. Klozetin önüne eğildiğimde midemdekileri boşalttım. Elim ayağım boşalmış öylece beklerken Diljin yanıma geldi. “Biraz daha iyi misin? Ne oldu birdenbire?” Gözlerimden yaşlar süzülürken yavaşça başımı salladım. İyi değildim hemde hiç değildim. Kollarımdan tutup beni kaldırdı. Yüzümü yıkamama yardımcı oldu. Ben ağzımı çalkalarken o odaya geçmiş gözleri üzerimde bana bakıyordu. Odaya geçtiğimde Zana’yı gördüm kapının orda elinde merdivenlerde düşürdüğümüz takı kutularıyla bekliyordu. “Zana onları bırak odadan çık.” Diljin’in dediklerini yerine getirip odadan çıktı Zana. Diljin de peşinden ilerleyip kapıyı kapattı ve yanıma geldi. “Sana bir kaç şey soracağım ama korkma tamam mı?” Gözlerimi kapatarak onayladım başım hala dönüyor midem bulanıyordu. “En son ne zaman regl oldun?” Şüpheli sesi ile aniden gözümü açtım. “Diljin-“ “Bak beni yanlış anlama Nupelda sadece şüphelendiğim bir şey var.” Korkudan deli gibi çarpıyordu kalbim hamile olmamdan şüpheleniyordu telaşlı halinden belliydi ama olamazdım, olmazdım. “Hamile olduğumu böyle öğrenmiştim. Başım dönüyor gözümün önü kararıyordu sürekli midem bulanıyordu başımı dik tutamıyordum göğüslerim ağrıyordu. Yorgun düşüyordu bedenim uyumak istiyordum.” Söyledikleriyle yutkundum bugüne kadar bunların hiç biri olmamıştı biraz önce olanlar hariç. En son ne zaman regl olduğumu da hatırlamıyordum. Yaklaşık bir senedir düzensiz oluyordum üzüntü ve stresten. “Yok olamaz. Hem ben zaten düzensiz regl oluyorum.” Başımı iki yana salladım. “Bunu sormaktan çok utanıyorum ama siz o gece birlikte oldunuz peki korundun mu?” “Hayır.” Sesim bile titriyordu. O ihtimali düşünmek bile beni talan etmişti. Olmamasını istedim. “Tamam tamam sakin ol. Ben her ihtimale karşı gideyim bir test alayım eczaneden emin olursun en azından.” “Yok, olmaz istemiyorum ben.” “Nupelda sakin ol lütfen ben gelene kadar odandan çıkma tamam mı?” Kendi kendime inkar ederken Diljin çıkıp gitmişti bile. Saatler geçmişti sanki aklımı oynatacaktım. Olabilir miydi? Olamazdı olmamalıydı bu yükün altına girmek istemiyordum her şey çok yeniydi. Bu konakta beni bile barındırmamak için ellerinden geleni yapıyorlardı düşmandık biz. Benden olanı kabul etmezlerdi. Ellerimi yüzüme kapattım haykırarak ağlamak istiyordum. Neden hep beni buluyordu bela. Yavaştan hava kararmaya başlamıştı ama Diljin hala ortalıkta yoktu. Kapının açılması ile yerimden kalktım aceleyle. Diljin odaya girip kapıyı kilitleyerek yanıma geldi. Kollarının arasına sakladığı poşeti elime bıraktı. “Kimse şüphelenmesin diye geç geldim.” Elimdeki testlerle direkt banyoya geçip kapıyı kapattım. Poşeti döktüm tezgahın üstüne iki tane test almıştı. Korkuyla yaptım testleri. Lavabo tezgahının üstüne koyduğum testlerin sonucuna bakmaya korkuyordum. Banyonun kapısının açılması ile Diljin görüş alanıma girdi. “Seslendim ama cevap vermedin. Merak ettim yaptın mı?” Tezgahın üstündeki testleri gösterdim. “Bakmadın mı?” “Hayır, korkuyorum.” “Benim bakmamı ister misin?” Gözlerimi açıp kapatarak onayladım içimdeki endişe büyüyordu. Diljin testlere baktığında gözlerimi kapattım. Sesi çıkmadıkça korkum artıyordu. “Ne oldu?” “Yenge,” Sesi değişik çıkıyordu ilk defa yüzüme karşı yenge demişti ve bu daha çok korkuttu beni. Gözlerimi açıp yanına ilerledim cesaretimi toplayıp testlerdeki çizgileri gördüğümde ise bütün dünyam ikinci kez başıma yıkılmıştı. Çift çizgi.. Hamileydim.. Ben hamileydim.. “Hayır hayır ya! Olamaz, olmamalı! Hayır!” Ellerimi saçlarıma atarak çekiştirdim kriz geçirecektim. Nasıl olurdu bu? Ellerimden tutarak beni sakinleştirmeye çalışan Diljin’i ittim. “İstemiyorum! Ben istemiyorum!” “Nupelda kendine gel.” “Bırak beni! Bırak Allah aşkına bırak!” “Kendine vurmayı kes, bırakacağım seni.” Ellerim iki yanıma düştüğünde kendimi bırakışımı fırsat bilen Diljin odaya geçti elimden tutarak. Tekli koltuğa beni oturttuktan sonra karşıma geçmişti. Yaşlarla dolu gözlerimden net göremiyordum. “Diljin istemiyorum ben. Hem tek ben değil kimse istemez. Bu konaktaki kimse istemez. Abin istemez onu.” Aklım yerinde değildi sanki kabul edemiyordum. “Öyle bir şey olmayacak olumsuz düşünceleri at kafandan. Kendin düşün Nupelda aceleyle hüküm kesme tamam mı? Sakin ol sağlıklı bir kafayla düşün.” “Ben içimde bir can taşıyormuşum nasıl sakin olayım!” “Olacaksın. Sakinleş kimseye bir şey söyleme belli etme herkes aşağıda yemek saati yaklaştı inmelisin. Yarın ola hayrola sonra düşünüp bi çaresine bakarsın.” Diljin benim yanımda tercihi bana bırakmıştı ama karman çormandım. Odada beni bırakıp gittiğinde ağlayarak kalktım banyodaki testleri alarak peçeteye sarıp dolabın içine sakladım. Tekrar banyoya geçip defalarca elimi yüzümü yıkadım. Derin derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım. Aynanın karşısında duran yüzüme baktım bütün makyajım gitmiş gözlerim şişmiş kıpkırmızı olmuştu. Bu halimi hep gördükleri için umursamadım. Çekmecen yeni bir yazma alıp saçlarımı örttüm ve odadan çıktım. Avluya inip göz gezdirdiğimde herkes bir köşedeydi. Merdivenlerden gelen seslerle arkamı döndüğümde onu gördüm tüm heybeti koca cüssesi ile girdiği her ortamda dikkatleri üzerine çeken bir adamdı. Yanındaki kardeşiyle konuşması son bulduğunda başını çevirince göz göze gelmemiz kaçınılmaz oldu. Gözleri benden koptuğu esnada sanki bir şeyi fark etmiş gibi tekrar baktı. Bakışları yüzümde fazla oyalanınca korkuyla yüzümü çevirip masaya ilerlerdim. Sanki bana baktıkça içimdeki karmaşayı çözecek gibiydi. Herkes masada yerini aldığında yemek faslı başlamıştı ama tek lokma yemek yiyecek gücüm yoktu ekşiyen midem bir şey almıyordu. Kimseyi umursamadan bol tabağıma bakıp durdum. Düşüncelerim arasında kayboluyordum artık. Herkes yemeğini yemiş büyük salona geçmişlerdi. Oraya gidip aralarına girmek istemiyordum. İzin isteyerek odama çıktım. Her zamanki gibi tekli koltuğa geçtim. Nasıl olacaktı, ne yapacaktım şimdi? Ona söylemelimiydim daha kendim bile inanamıyordum inkar ediyordum. Sabahtan beri korktuğum şeyi yaparak elimi kasıklarımın üst kısmına koydum. Sanki ellerimin arasındaymış gibi tüylerim ürperdi. Kabul etmek istemiyordum. Onunla iki yabancı iken ikimize ait bir parçaya nasıl can verecektik? Birbirimizden nefret ediyorduk. Sonumuz belli bile değildi. Birbirine düşman nefret eden iki insan nasıl bir çocuk sahibi olabilirdi. Ellerim karnıma sarılı iken başımı geriye yaslayarak ağladım. Gözyaşlarım şakaklarımdan sızıp saçlarıma karışıyordu. Hem kendime hem de içimde yeşermeye başlayan minicik cana ağladım. ••••• Dün gece o odaya geldikten sonra yerimden kalkıp yatağa geçmiş ama sabah ezanına kadar uyuyamamıştım. Bir ara gözlerimi kapatmış sonrasında gördüğüm kabuslarla uyanmıştım ve bir daha da uyumamıştım. Yorgundum, uykusuzluktan ve ağlamaktan başım çatlıyordu. Diljin’in gözlerini sürekli üstümde hissetsemde karşılık veremiyordum. Aşağıda birazdan gelecek olan misafirleri bekliyorduk. Sabah kahvaltısından sonra erkekler çoktan gitmiş kadınlar tek kalmıştı konakta. Büyük kapının açılması ile yerimizden kalktık içeri giren her misafirle istemeye istemeye selamlaşmıştım. Misafir odasında boş yer kalmamıştı. Yengeler, teyzeler, uzak akrabalar hepsi buradaydı. Beni gören hediyesini verip yerine oturuyordu. Birçoğunun beni istemediğini biliyor yüzlerinden de anlıyordum. Bende aynı şekilde hiç birini istemiyordum. Özellikle kuzenim Ferhat’ı öldüren kansızın annesi karşımda iken dayanamıyordum. Sıra ona geldiğinde elin uzatıp öpmemi bekledi. Nefretle baktım yüzüne başım dikti o eli eğilip öpmeyecektim. Yâde Meryem’in gür sesi çıt çıkmayan odada yankı buldu. “Kansızın torunu, gelinim büyüklük yapıp sana elini uzatmış öp elini.” Azade hanım araya girdi “Daye-“ “Sen sus Azade. Ben konuşuyorum.” Yutkundum. Onların karşısında eğilmeyecektim. Hele ki asıl kansız olan onlar iken bunu bana söylemesi daha da nefret ettirdi. Yade Meryem’e döndüm. “O eli öpmeyeceğim Meryem Xanım! Masumun kanını taşıyana hürmet etmem!” “Densiz! Ne biçim konuşuyorsun sen!” O kadının sesine kulak asmadım. Gözlerim Meryem Hanımın üzerindeydi. Onlara meydan okumamı kabullenememişti. “Sen kimsin! Nasıl cüret edersin benim gelinimle böyle konuşmaya!” Susmayacaktım ona kim olduğumu hatırlatacak hakkında bildiklerimi belli edecektim. “Nupelda Xemgin’im yetmez mi? Zelal Xemgin’in torunu.” Damarına basmıştım artık. Babaannemden nefret eden yıllardır onunla yarış içinde olan bir kadındı karşımdaki kadın. Kan davasının tekrar gün yüzüne çıkmasına sebep olacak kadar şeytan biriydi. Babaannem onun hakkında konuşur nasıl tehlikeli bir kadın olduğundan bahsederdi hep. Ve ben babaannemi öne sürerek gizlediğini sandığı şeyleri yüzüne vurmuştum. Bastonunu yere sertçe vurup ayaklandı. Diljin koluma girmiş beni odadan çıkarmaya çalışırken Azade hanımın ve diğerlerinin Meryem hanıma engel olduklarını duyabiliyordum. Arkamdan ettiği beddualara kulak asmadım. Beni bu kadar zorlamasaydı bunlar olmayacaktı. Sinirden gözlerim doldu. Diljinle mutfağa girdiğimizde bir bardağa su doldurup içmeme yardımcı oldu. “Yademe karşılık vermemeliydin Nupelda işleri daha çok yokuşa sürdün.” “Onun yaptıkları, sizin yaptıklarınız ne peki!? O kadın nasıl benim karşıma çıkar! Onun oğlu katil benim abimi öldürdü. Ne yapacaktım? elini mi öpecektim?! Çok beklerler!” “Bu kan davası son bulsun diye evlendin sen. Barış için evlendiniz gerekirse öpeceksin!” Alayla büyük bi kahkaha attım. “Dalga mı geçiyorsunuz benimle! Sen abinin katilinin elini öper miydin de bana öpeceksin diyorsun!” “Sorumlusu yengem değil oğlu.” “Fark eder mi onun kanı onun canı!” Kasıklarıma giren sızı ile elim aniden oraya gitti iki büklüm olmama neden olacak kadar büyük bir sancı girmişti. “İyi misin Nupelda?” Yardımcı olma çabasını görmezden gelerek sandalyeye oturdum. Derin derin nefes alıp vererek acının geçmesini bekledim. Sancının şiddeti azaldıkça doğruldum. “Odama geçiyorum misafirler gidene kadar çıkmayacağım Azade hanıma söylersin.” Diljini dinlemeden üst kata odama çıktım. Yüreğimde çöreklenen endişe ile soğuk soğuk terledim. Onu unutmuştum ve bana kendini hatırlatıp endişelenmeme sebep olmuştu. Sinirden zangır zangır titreyen bedenimi yatağa bırakıp dinlenmeye çalıştım. Halsizlikle uyku birleşince dayanamayıp uyumuştum. ••••• Gözlerimi açtığımda hava yavaştan kararmaya başlamıştı. Yataktan kalkıp camın önüne geçerek konağı izledim Baver ağa ve Azade hanım bahçedeki çardakta oturmuşlardı. Meryem hanım ve Aysel hanım avluda görünüyordu balkon kısmındalardı. Diğerleri ortada yoklardı. Camdan izlemeyi kesip üstümü değiştirdim. Koyu yeşil uzun elbisemi giymiş siyah tülbentimi de taktıktan sonra odadan çıkmıştım. Aşağı iner inmez beni fark eden Azade Hanımla Baver ağaya başımla selam verip mutfağa geçmiştim. Diljin ve Zana burda çalışan kızlarla akşam yemeği için hazırlık yapıyorlardı. Seda ortalıkta yoktu ve en güzeliydi. Beni fark eden kızlara zoraki gülümsedim. Diljin beni gördüğünde baştan aşağı süzmüş iyi olduğuma kanaat getirerek tekrar önüne dönmüştü. Karnımdakini bilen bir tek o olduğu için bu kadar dikkatliydi bakışları. İçten içe hakkım olmasa da kırgındım ona karşı öğlen söylediklerinden dolayı. Buna hakkım yoktu biz zaten onunla konuşmuyorduk düne kadar ama dün yanımda olup bana destek olunca aramızdaki buzları yavaş yavaş eriteceğimizi sanmıştım. Fırtına gibi mutfağa giren Seda ile düşüncelerimden koptum. Yüzündeki dağılmış ifadeyi saklamaya gerek bile duymuyor yine nefretle bakıyordu. Onu umursamadım. Kızlar yukarıya yemekleri taşımaya başlayınca yarımcı olmak istedim. Mutfakta ben, diljin, Seda ve mutfaktan sorumlu çalışan abla kalmıştık. Diljin beni anlayıp ağır olmayan tepsilerden birini verince gözlerimi devirdim bu yaklaşımına. Beni geriyordu biri onun hareketlerinden anlar diye korkuyordum. Zaten Seda’nın gözleri üzerimizdeydi. Fısıldayarak konuştu. “İyisin değil.”soruyla gözlerimi kapatıp açtım. Biraz daha iyiydim hafif bir sızı vardı ama o kadar kötü değildi. Tepsiyi alarak mutfaktan çıkmamla çardakta onu gördüm. Annesi ile babasının yanına geçmiş konuşuyordu. Tam ilerlemeye başlayacağım sırada yanımda yürüyen Seda üstüme doğru yalpalanarak elindeki sürahiyi yere düşürmüş cam sürahi tuzla bu olurken dirseği sert bir şekilde karnıma çarpmıştı. O kadar kuvvetli çarpmıştı ki elimdeki tepsi de sürahi gibi yeri boylamış kasıklarıma keskin bir bıçak saplanmıştı sanki. Çıkan gürültü ile herkes başımıza toplanmışken kulaklarım uğulduyor gözümün önü kararıyordu. Ellerimi iki yandan karnıma sarmışken sıcak sıcak akam gözyaşım görüşümü bulanıklaştırıyordu. Bedenimin düştüğünü hissettiğim an güçlü bir kol belime sarılmış son anda düşmeme engel olmuştu. Etrafımdaki bağırışlar o kadar fazlaydı ki güçsüzce sesimi duyurmaya çalışıyor ama konuşamıyordum. Diljin’in sesini seçebilmiştim kalabalık gürültüde iyi olup olmadığımı sorup duranların arasına bomba gibi düşmüştü sesi. “Hamile hamile! Abi, karın hamile .” Bir kargaşa daha koptu ama iyi değildim. Kasıklarımdaki sancı giderek artıyor ve bacak aramdan sıcak bir şey süzülüyordu sanki. Başımı kaldırıp buğulu gözlerimle yüzünü zorla seçebildiğim Şirvana baktım. Konuşacağım sırada gözümün önü tekrar karardı ve bedenim en sonunda karanlığın içine çekildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD