17. BÖLÜM

1494 Words
Kollarımı göğüsümde birleştirip "Siz yine ne haltlar karıştırnız?" diyerek onlar gibi baktığımda, çocuklarını azarlayan anne gibi hissetmiştim ama hiç kimseden ses çıkmamıştı. Hadi bakalım, yine başa döndük. "Ali, Kerem'in abim olduğunu bilmediği için hata yapmış olabilir ama unuttuğunuz bir şey var Ali benim arkadaşım." diyip ne kadar suçluda olsa savunmaya çalıştım. Yani Ada biraz yardımcı olsa benden önce onun arkadaşıydı. Bende kızıyorum da...... "Arkadaşın mı? Arkadaş mı?" diye sordu Kerem. Ah Kerem yanlış yerden sordun. Daha ortaokulda herkesi arkadaşım diye tanıştırdığımda Kerem 'Sır verdiğin arkadaşın gerisi arkadaştır.' demişti. Ali de tam olarak arkadaş işte. Herkes Kerem'in sorduğu soruya cevap vermemi beklerken Ali'ye döndüm. "Sonra konuşalım." "Ama bugün konuşalım." diyip kabul ettiğinde sınıfın kapısından çıktığı an Eğe keyifli şekilde kolunu omuzuma attı. "Valla bu soryu seviyorum." "Eşek." dedim elim tersiyle karnına vursamda daha sıkı sarılmıştı. "Şu sorgudan önce bi' kahvaltı yapalım." dediğinde cevap veremeden Kerem de gelip sarıldı."Harika olur, bende açım." "Of bırakın be ahtapot gibi sarıldınız." dedim kızarak ikisinin arasından çıktığımda bize gülen üçlüye bakıyordum. "Hem kahvaltı için belki başka birine sözüm var." dediğimde bana inanmayan gözlerle baksalarda ben cevap için Barış hocaya baktım. Sabah ki kahvaltı teklifi hâlâ geçerli mi bilmiyorum ama konuşmamız lazım. "Sunumun öğleden sonra dışarı çıkalım mı?" diye sorduğunda kast ettiğim kişiyi öğrendiklerinde Kerem'le Özğür abi kaşlarını çatsalarda Ada ve Eğe sırıtmakla meşgullerdi. Nişanlılık oyunu için zaten sürekli bir araya gelmicek miyiz?..... Alışın işte...... "Olur." dedim söylediğini kabul ederken "Sizde oturup sakladıklarınızı liste haline getirin. Belki eksiksiz anlatırsınız." diyip az önceki olayı hatırlatarak sınıftan çıktım. Daha sınıfın kapısından çıkar çıkmaz parmakla gösterilmişim gibi bütün bakışlar bana dönmüştü. "Otoparkta bekle." diye fısıldıyarak söyleyip yanımdan geçti. Tabi paşam ben beklerim seni, uşağın var ya........ Adama bak ya yüz vermeye gelmiyor..... Bakışları umursamadan ağır ağır yürüyerek okuldan çıktım. Otoparka girip Barış hocanın arabasının yanına yürüdüğümde Ali seslenmişti. "Gece!" "Ali sonra konuşalım demiştim." diyip yürümeye devam ettim. "Biliyorum ama konu Barış hoca." dediğinde durup ona doğru bir adım attım. Konu nasıl Barış hoca olabilir, artık dersler bitti. "Sizi sabah ve bugün derste ki halinizi de gördüm. Gece bu adam nişanlı." dedi sinirle söylesede ben yaptığı imâya daha da öfkenmiştim. Üzerine doğru bir adım attığımda Barış hoca seslenerek yanımıza gelirken ayrı bir şokuda onda yaşadım. "Sevgilim bir sorun var." dediğinde Ali'nin yüz ifadesi birden değişmişti. Ali'nin yaptığı yakıştırmaya mı kızıyım yoksa beni kurtarmak isterken olayları daha da karıştıran Barış hocaya. Buna kızılmaz ki bende olsam aynısını yapardım. Gerçi bu saatten sonra Barış hoca olmaya devam edebilir misin? Öfkemi yatıştırmaya çalışsamda Barış yanıma geldiğinde belimi kavrayıp bedenlerimizi birbirine yaklaşırken zoraki de olsa gülümsemeye çalıştım. "Hayır canım.... Bir sorun yok." dedim bakışlarımı ona çevirdiğimde gülümsüyordu. Tamam bu durumdan aşırı zevk almış olabilir ama Ali'nin yaptığı imâyı hâlâ unutmuş değilim......... "Hadi bitanem, geç kalıyoruz." diyip elimi tutarken, Ali'ye bakıp Barış'ın elini sıkıca tuttum. Elimi bırakmadan beni arabaya bindirip kapımı kapatığında Ali'nin sıktığı yumrukları ya da bakışlarındaki öfkeye rağmen onu umursayacak değildim. Arabayla otoparktan çıkana kadar bakışlarım Ali'nin üzerindeydi. Yanımdaki varlığını Ali nasılda özetlemişti; dinlemeden, anlamadan yaptığı imâyla artık arkadaşım bile olamazdı ve bugün Ali'nin görmediğim yüzünü görmüştüm. Ali kim ki onu umursamayım diyorum ama nişanlı bir adamı ayartıcağımı nasıl düşünür? Yoksa suç bendemiydi, en başta Barış'a tavrım belliyken böyle bir araya gelmemiz imkansızdı. Kızıyorum hem Ali'ye hem de kendime kızıyorum. Demek ki ne kadar çabalarsam çabalıyım aramıza mesafe koyamamışım. "Gece." dedi Barış. Kapımı açmış inmem için bekliyordu. "Bana kahvaltıdan sonra kızar mısın?" diyip çocuk gibi izin istese gözlerimi devirip araban inerken az önceki olaya rağmen onun görmeyeceği şekilde gülümsedim. Nasıl başıyor bilmiyorum? Olmadık şeye kızarken onun yanında olmadık şeylere bile gülümserken buluyorum kendimi..... "Biz nereye geldik?" diye sorarken etrafımı inceliyordum. Saksılara renk renk çiçekler dikilmiş ve giriş yoluna dizilmişti. "Kahvaltıya geldik işte." dedi yolu gösterip bir adım önümde yürürken onu takip ederken çiçeklerin kokusu beni esir almıştı. "Burası." dedim içeri girdiğimde etrafı kaplayan renk renk sarmaşık çiçekleri varken bir kaç masada vardı. "Çok güzel." "Bak düşeceksin şimdi." diyip elimden tutup kendine çekti. "Sende iyi alıştın elimi her fırsata tutmaya." diye söylensemde dudaklarının kenarları memnuniyetle kıvrıldığında keyifi yerindeydi. Oooo ben seninle ne yapıcam böyle..... "Barış oğlum, bu ne güzel sürpriz." diyip kadın büyük bir gülümsemeyle karşıladı Barış'ı. "Nevin teyzecim." diyerek sarıldığında kadının bakışları beni buldu. "Barış bu güzel kızımla tanıştırmıcak mısın?" dedi teyzesi üstüneki çiçekli turuncu elbisesinin bol durduğundan hafif kilo görünse gülümsemesi sıcacıktı. "Gece, nişanlım." dedi elimi tekrar tutarken zorlada olsa tebessüm ettiğimde sanki uzun zamandır tanıyorummuş boynuma sıkıca sarıldı. "Hoş geldin kızım." Doğru duydum dimi nişanlım dedi.... Bol bol sabır çekme zamanı..... "Hoş buldum efendim." dedim hâlâ gülümserken. "Söyle bakalım kızım bizim hayta seni nasıl kandırdı?" diye sorduğunda ben gülümsemekle yetinince araya Barış girdi. "Nerde Hüseyin amcam? beni bi' o savunur." dedi sanki teyzesin söydiğine alınmış gibi. "Oooo Barış bey buraların yolunu bilirmiydiniz?" diye sitem ederek yaşlı bir adam geldi. Yaşlı dediğime bakmayın beyaz saçlarının arasında kalan siyah saçları varken uzun boylu ve oldukça yapılıydı. "İş güç Hüseyin amcacım." diyip yanına gidip sarılırken sırtına sertçe bir kaç kere vurduğunda canının acıdığını düşünüp yüzümü buruşturdum. Acımıştır herde...... "Onlar hep böyle kızım." dedi Nevin teyzesi sanırım içimi okumuştu. "Aaa Hüseyin nişanlının yanında yapama bari." dedi teyzesi beni hatırlamasıyla ayrıldılar. "Hanım bu güzel kızı nasıl kandırmış, bizim oğlan?" dediğinde eşi olduğunu anlamıştım da Barış'ın kız kandırmasını gerek varmı diye düşündüm. Yoksa o da gayet şey işte, yakışıklı. "Merhaba efendim, Gece ben." dedim elimi uzattığımda aynı eşi gibi sarılmıştı. "Hoş geldin güzel kızım." "Hoş buldum efendim." dedim beni saran kollarından ayrılırken Barış yeniden elimde tuttu. "Bir kahvaltı yapalım, konuşuruz." diyip geliş sebebini hatırlatmıştı. "Ah tabi, hemen alt katta geçelim." diyip teyzesi tam gitmek için bir adım atarken "Yok, Gece burayı çok sevdi." dediğinde gülümseyerek yakınımızdaki masaya oturduk. Nevin teyze yanımızdan ayrılıp kısa süre sonra geri geldiğinde masaya çeşit çeşit reçel, penir gibi bir çok kahvaltılıkla doldurmaya başlamıştı. Barış bir açıklama yapmadığına göre anladığım kadarıyla teyzesi ve amcası burayı işletiliyordu sanırım. Bizimle oturup sobet etselerde bilmediğim konular hakkında konuştukları için çok dahil olmamıştım ama bu güzel çifti sevmiştim. Bizi yanlız bırak için yanımızdan ayrıldıkları sırada telefonum çalarken vedalaşıp çantamı karıştırmaya başladım. Arayan kişiyi görmemle keyifim kaçarken meşgule attım. Ali'ydi çünkü..... Beni hangi yüzle araya bilidi..... "Bir sorun mu var?" diye sorsada telefonumu çantama atıp gülümsemeye çalıştım. "Yok bir şey." dedim sakinlikle. "Bak bu helva çok güzelmiş, istermisin?" dedim dikkatini dağıtmak için sorarken gözleri parlardı. "Elinden olacaksa isterim." dedi fırsatını bulmuşken değerlendirmek diye buna denir. "O bir kere olur." diyip gözlerimi kısıp baktığımda Barış kahvaltısını yapmaya devam etti. Ne kadar kızdırsa da güzel bir kahvaltıdan sonra Barış etrafı göstermek için ısrar edince dolaşmaya çıkmıştık. Küçük bir göl kenarına geldiğimizde beraber çimlere oturduk. "Hüseyin amcayla Nevin teyzeyi çok sevindim, çok sıcak kanlılar." dedim bacaklarını uzatıp ellerimi geriye yaşlarken başımı gökyüzüne kaldırdım. Kuş sesleri öyle güzel geliyordu ki tartışmak istemiyordum. Umarım o da istemezdi. "Buna sevindim çünkü hafta sonu nişanımıza gelecekler." dediğinde huzurum iki saniyede bozulmuştu. "Ne? Biz aramızda yüzük taksaydık da soran olursa nişanlıyız filan deseydik." dedim bakışlarımı ona çevirdiğimde hafiften çıkıştım, kızdığımı anlamasını umdum. "Tamam herkes duyacak diye rahatsız olduysan dediğin gibi yaparız." dedi benim aksime sakinlikle cevap verince sessizce derin bir nefes aldım. Rahatsız olsaydım otoparkta yaptıklarına kızardım. "Hayır rahatsız olsaydım, Ali'nin yanında sevgilim dediğinde seni red eder ve ona doğruyu anlatırdım. Ve yine farkında değilsin ama yarın bütün okul bizi nişanlı zannedicek." diyip bir kaç saat önce olanları hatırlattığımda elini saçlarına geçirip derin bir nefes aldı. Kızmıştı hata öfkelenmişti. "O şerefsizin yaptığı imâ yüzden, o hareketi yaptım. Yatsın kalksın sana dua etsin yoksa emin ol öteki gözünü de ben morartırdım." dedi öfkeyle iç çekerken son söylediğine takılmıştım. "O ne demek şimdi?" "Söyleyeceyim ama devamında soru sorma." dediğinde merak etsemde başını sallayarak onayladım. "Abin yaptı." "Ne? İyi de neden yaptı?" dedim birden ama tek kaşını kaldığında "Tamam soru yoktu." Kerem, Ali'yi dövmüştü ama neden?...... Ya aynı kavgayı Barış'da yapsaydı....... Benim yüzümden iftiraya uğraya uğradı, benim yüzümden Peri'yi kaybede bilir ama nişanlıyız dedi, diye kızıyorum..... Bu yaptığım bencillik miydi?... Eğer bunu şimdi itiraf etmezsem bir daha yapamam. "Ben..... Özür dilerim." dedim başımı önüme eğip, suçluluk duygusu ne kadar ağırmış yüzüne bakmak istemiyorum "Bunu benim söylemem lazımdı." dediğinde hiç bir şey cevap veremediğim için elimi tuttu. "Gece." dedi Barış sesi sevkat barındırdığında zorda olsa anlatmaya devam ettim. "Nişanlıyız diye sen yalan söyledin ama." diyip duraksadığımda çenemi parmaklarının arasına alıp göz göze gelmemizi sağladı. Bakışlarımız kesiştiğinde güçlükle yutkundum, devam edebilmek için zorda olsa nefes aldım. "Özlem'in iftirası ve Peri'nin davası-......." dediğim an dudaklarıma parmaklarını baştırdığında elinin sıcaklığından mı yoksa itiraf ediceğim şey yüzünden mi bilmiyorum kalbim gereğinden fazla hızlı atıyordu. "Kendini sakın suçlama kimin yaptığını biliyorum." diyince istemsizce kaşlarımı çattım. "Bununla ilgili de soru sorma, olur mu?" dediğinde elini tutup hızla çektim. "Sormam, ben sana burda anlatırken zorlanıyorum ama sormam." diye kızarak oturduğum yerden kalkacağım sırada kolumdan tutup engel oldu. "Aranız bozulsun istemiyorum." dediğinde bunu söyleyecek kişileri düşünmeye çalıştım. Özğür abi, Ada ve Eğe vardı.... Eğe böyle bir şeyi hayatta söylemedi ama ya Özğür abi ya da Ada'ydı. Ada'nın son günlerdeki davranışları aklıma geldi. "Ada." dediğimde Barış'ın yüz ifadesine baktığımda gözlerini kaçırdı. Gerçekten ben kimseye güvenemicek miyim? Demek ki sır verdiğim bile arkadaşım olamıyormuş.....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD