21. BÖLÜM

1596 Words
Barış gelmeyince pes edip eve girdim. Duş alıp üzerime eşofmanlarımı giyip salona geçip oturdum. Kerem'in yanına Eğe'yle gideceğim için onu beklerken oyalanmak adına televizyonu açtığımda en son Peri'mle izlediğim çizgi film kanalı açıktı ve aklıma yine Barış gelmişti. Arasamıydım.. Ya da mesaj mı atsaydım... Cevap verirmiydi ondan da emin değilim birde ne yazıcaktım..... Anlatmak istemediğine göre kesinlikle kendini suçladığı bir durum var aynı Peri'nin olayındaki gibi.... Telefonu elime alıp mesaj kısmına girdiğimde yazıp yazıp sildim.Cevap alabilmem için ne sormam gerekti. Ben: Sorun ne anlatıcak mısın? Telefon elinde mi bekliyorumdu bilmiyorum ama hemen cevap vermişti. Barış: Merak etme bir sorun yok. Ben: Peki, tamam. Resmen benim kelimelerimi bana satıyor. Madem öyle bende işimi kendim hallederim. Televizyonu kapatıp telefonu ve anahtarımı alıp evden çıktım. Bakalım hâlâ evde mi? O yoksa Türkan teyzeyle konuşurum. Kapıyı vurduğumda açılmasını beklerken ne soracağımı düşünmeye çalıştım. Artık konunun bir yerinden giricektim. "Hoş geldin kızım." "Hoş buldum Türkan teyze. Peri uyandı mı?" diye içeri girerken sorduğumda fark ettirmeden Barış'ı bakındım ama ortalıkta görünmüyordu. "Barış'ın kucağında geldikten yarım saat sonra uyandı. Şimdi yeniden uyudu." dedi peşimden salona girdi. "Aslında gelmene sevindim, seninle bir konu hakkında konuşmak istiyordum. Otursana kızım." dedi Türkan teyze ciddiyete büründüğünde koltuğa otururken yanıma oturdu. Hadi bakalım şimdi Barış yokken konuş bakıyım, nişan oyununu...... Ne dicem ya ben senin oğlunla yalandan nişanlanıyorum mu? "Gece kızım, bu nişanlanma işini bir de sen anlat bakalım." "Ben..... şey... " dedim nereden başlayacağımı bilmediğimden. Türkan teyze ne kadarını biliyordu ki bir yerden başlayayım... "Kızım bu yüzük herkesin içinde takılırda tekrar çıkartılır mı?" diye sorarken utandığım için başımı eğdim. Yanında o kadar hocam dedim de şimdi de yüzük takıcam.... "Oyun-.." dicektim Türkan teyze devam etmeme izin vermedi. "Biliyorum. Peri'yi çok seviyorsun ama o yüzüğü çıkardıktan sonra herkes senin hakkında ne düşür? Bunu ne sana yapabilirim ne de oğluma yaptırtırım." dediğinde sessizce derin nefes almaya çalıştığımda Türkan teyze elimden tuttu. Ah Türkan teyze biz zaten bu konuda okulda biraz sorun yaşadık..... Ama sen oğlunu hiç tanımamışsın ki Türkan teyze, Barış böyle bir şeye izin vermez... "Türkan teyze." dedim tuttuğu elimin üstüne elimi koydum. "Herkesin benim hakkımda ne düşündüğünü umursamıyorum. Çünkü biliyorum, o yüzük parmağımdan çıktıktan sonra Barış böyle bir şeye izin vermicektir." dedim inanarak söylerken tebessüm ettim. "Oğluma bu kadar güveniyor musun?" diye gözlerime bakıp sorduğunda sanki bakışlarıyla bir şey mi anlamaya çalışıyordu. Emim değilim. "Güveniyorum yoksa kabul etmezdim." "Tamam o zaman bende izin veriyorum, hazırlıkları yapsın." dediğinde şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırdım. "Eşek şıpası kızdığımı anlatmadı dimi?" diye gözlerini kışarak sorduğunda gülümsedim. "Yok anlatmadı." dediğimde aklına bir şey gelmiş gibi Türkan teyze ayağa kalktı. "Az önce yemek yemeden gitmişti." diye söylenerek salondan çıkarken bende takip ettim. Mutfağa girip dolaptan çıkardığı tabağa tek tek dolma koymaya başladı. "Bir tabak sarma dolduruyum hem onu bırak hem izin verdiğimi söylersin." dediğinde içten içe dudaklarımın kenarını dişledim. Az önce oğluna güveniyorum dedim, ben evini bilmiyorum ki.... "Çok isterdim ama Kerem abim bekliyor." "Tamam kızım kapıdan uğrarsın." diyip Türkan teyze bu sefer, tabağı elime tutuşturdu. Bir elimdeki tabağa bir Türkan teyzeye baktım. "Barış, abinin üst katında oturuyor." dediğinde şaşkınlığımı gizliyemediğimi Türkan teyzenin gülüşünden anlamıştım. Ben gerçekten Barış hakkında hiç bir şey bilmiyordum, bana biraz yakın davrandı ve bir kaç kere elimi tuttu diye nasıl gökkuşağım olabileceğini düşünebilirim.... "Tamam Türkan teyze. Bu arada Peri'yle yarın bütün gün vakit geçirebilir miyim?" diye sordum evden çıkarken. "Bunun için izin almana gerek yok kızım." dedi yanağımı sevkatle okşarken vedalaşıp merdivenlerinden inmeye başladım. Karşı binaya girip merdivenleri çıkarken Kerem'in kapının önüne geldiğimde ses çıkarmadan parmak uclarına basıp hızlıca yukarı çıktım. Barış'ın kapısının önüne geldiğimde vurup açmasını bekledim. Haber versemiydim, geçti artık kapıyı çaldım..... "Lan anahtarını alsaydın ya." diye söylenerek kapıyı açtığında ıslak saçlarını kurularken yarı çıplak olduğunu fark ettiğimde bir an baksamda gözlerimi hızla kapattım. Yuh ama ya bir bu kalmıştı..... "Kapı böyle mi açılır?" dedim yanaklarım az öncekiden daha çok kızardığını hissederken başımı eğdim. "Ne var ki halimde?" diye dalga geçtiğinde güldüğüne eminim. "İyi bundan sonra kapıları bende böyle açarım." dedim dalgasına karşılık vererek. "Saçmalama Gece, içeri geç. Üstüme bir şey giyip geliyorum." diye sitem ederek söylediğinde kızmışmıydı çok anlamadım. Sesi uzaktan gelmeye başladığında göre gitmişti. Yine bana emir mi verdi o... "Tabağı alsaydın, gidicektim." dedim yavaşça gözümü açtığımda yoktu. Mecburen içeriye girdiğimde aşağıdaki düzenle ne kadar değişik olabilir. Sonuçta salonun yeri ayrıdır. Salona girdiğimde gri tonlar hakim olurken köşem koltuk ve önünde açık kahverengi masa vardı. Elimdeki tabağı masaya bırakıp salona göz gezdirirken Barış geldi. "Evden yemek yemeden çıkmışsın, annen sarma yolladı." dedim bıraktığım tabağı gösterip. "Birde izin veriyorum hazırları yapsın dedi." diyip hızlıca konuya girdim. "Bi' dakika tam anlamadım." dedi elleriyle durmamı işaret ederken. "Bende anlamadım, bu kadar yakınken iki gündür niye eve gitmediğini?" diye sorarken elini ensesine götürüp düşünmeye başladı. Cevap vermek mi istemiyordu... Daha çok kıvranıyor gibiydi.... Of ne yapıyorum ben, kimim ki hesap soruyorum...... "Pardon ben hesap sormak niyetimde değildim, gitsem iyi olacak." diyip hızla salondan çıkmak için adım attığımda Barış kolumdan tuttu. "Sorabilirsin." dedi gülümserken, gözlerine baktığımda ballı anımsatan gözleri daha da mı sararıyordu. Güneş gibi. Telefonum sesine bakışlarımı Barış'tan çekerken cebimden çıkardım. Arıyan Eğe'ydi. "Eğe, bunu açmam lazım." dediğimde kollumu bırakıp koltuğa oturdu. -'Efendim.' --'Geç kaldım ama birazdan ordayım.' Telaşla cevap verirken Barış'ın yanımda olduğunu anlaması için sessizce konuşmaya çalıştım -'Tamam kapının önüne geldiğinde ara, Kerem'e beraber geçelim.' --'Yanında kim var? Kısık sesle.... Barış.' -'Evet." -'Kapattım.' Eğe anlayışla hemen kapatırken telefonu cebime koydum. Barış'ın yanına oturduğumda yönü bana döndüğünde elimi iki eliyle tuttu. "Annem biraz kızgındı, o hâlinin geçmesini beklerken eve uğramadım." dedi durumu ciddiye alıp anlatırken diğer elimi elinin üstüne koydum. Kendini kötü hissetsin istemiyorum. "Peki sen annemi nasıl ikna ettin?" diye sorduğunda ne cevap vereceğimi düşündüm. Nasıl ikna ettiğimi sana söyleyemem ki?.... "Bilmem, oyun olduğunu söyle-...." "Geceeee." diye adımı uzatarak söylediğinde kızmışmıydı, uyarmışmıydı derdini anlasamda ellerimi çekip göğüsümde birleştirip koltukta yaşlandım. Yanlış bir şey mi söyledim? Oyunda olsa birbirimizden sorumlu muyuz?.... "Gece." dedi sesi daha sakindi ama nasıl ikna ettiğimi öylece söyleyemezdim. "Hım?" dedim sadece. "Nasıl ikna ettiğini söylemeyecek misin?" diye tekrar sorarken elini koltuğa koyduğunda bakışlarımı kaldırmadım yoksa yalan söylemezdim. Önceden rahat rahat yalan söylerdim... "Türkan teyze neden izin vermemişti? Onu hallettim diyelim." dedim üstü kapalı ne kadar anlata bilirsem. "Yüzüğü çıkarmıcaksın." dedi bir den. "Hayır ya öyle değil." dedim hızla elimi sallayarak itiraz ettim. "Sadece yüzüğü çıkardığımda herkesin ne düşündüğünü umursamadığımı söyledim." diye hemen ekledim yanlış anlamasını istemediğimden. "Annemi böyle ikna etmiş olamazsın." dedi inanmayan gözlerle baksada, üstelemeye devam ettim. "Bilmem böyle söyledim, ikna oldu." dediğimde hâlâ inanmasada kapı çaldığı için bir şey diyememişti. Kurtulduğuma mı sevinemiyorum bile çünkü Emir hocaya yakalanmıştım. "Emir gelmiştir." diyip kapıyı açmaya giderken ben kendimi cam aşağı atmayı hata saklanmayı düşünsemde duyduğum kız sesiyle bakışlarımı kapıya çevirdim. Oturduğum yerden kapıdaki kişiyi göremediğim için ayağa kalkıp salonun kapısının yakında durdum. Kapıdaki kızı gördüğümde kaşlarımı çatıp anlam vermeye çalıştım. Seda denen kız niye gelmişti ki? Gerçi bende bu saatte geldim.. Seda bir elini Barış kolundaydı. Barış birden elini itti. "Seda hiç sırası değil." dedi ama iki arkadaş gibi değildi sanki. "Seni sevdiğimi biliyorsun, yapma." dedi Seda sesi ağlamaklı çıksada ben duyduklarımı anlamaya çalışıyordum. Seda'nın sözleriyle yumruklarını sıktığımı fark ettim, sinirlendim mi? Hayır sinirlenmedim. Hem banane canım Allah Allah.. Beni Barış'ın yanında gördüğünde o tuhaf bakışları bu yüzden mi? Barış'ın bir cevap vermesi lazımdı ve o an dikkatle baktım. Merak diyelim. "Benim gönlümde sana hiç bir anlamda yer yok Seda." dedi sesi kızgındı, gerçekten kızgındı. Kimseye mi yer yok yoksa sadece Seda'ya mı? Of bu nasıl cevap ya.... Oysa Barış'ı böyle kızarken görmemiştim yani okulda bir kaç defa gördüm ama karşındaki bir kızdı. Seda bir şey daha söyleyecekti sanırım ama Barış konuşmasına izin vermeden kapıyı kapattı hemde Seda'nın yüzüne kapattı. Bende hiç bir şey olmamış gibi tekrar yerime oturdum. Kapıyı kapatmasına rağmen Barış gelmeyince merak edip geri ayaklandım. Koridora baktığımda ortalıkta görünmüyordu. Seslensen mi? Hâlâ ortalıkta görünmeyince oflayarak olsa adını seslendim. "Barış!" dedim kapının yanına dururken. "Gitmem gerek." diye ekledim. "Geldim." dedi sol taraftaki odadan çıkarken elinde bir şey sakladığını fark etsemde görmezden geldim. "Eğe mesaj attı, bekletmeyim." dedim kapıyı açacağım sırada elimin üstüne elimi koyduğunda durdum. "İki dakikacık daha kalırmısın?" dedi küçük masum bir çocuk gibi, az önceki siniri bulut olup uçmuştu sanki. Gitmediğimi anlaması için elimi kapının kulundan çektim. "Seda'nın gelişini açıklama-...." "Mecbur değilsin." diye tek nefeste söylediğimde Barış'la kapısının arasında buldum kendimi. "Değil miyim?" dedi yüzünü yüzüme yaklaştırırken, sadece gözlerine baktığımda farklıydı bakışı çok farklı, içimi titretecek kadar farklı. Nefes almaya çalışırken kalbimin atışı öyle hızlamıştı ki gözlerimi kapatım. O yakınımda gözlerime bakarken nefes alamıyorum ki. "Gece." dedi adımı solur gibi. "Ona benden uzakdurmasını söyledim ama aynı mahalledeyiz." diyip açıklaması biterken gözlerimi açtığımda hala yakınımdaydı ama aynı mahallede diye isteği saatte gelebilcek yüzü vermişti. "Bir daha söyle ben yokken gelsin." dedim yakınımda olmasını umursamadan. "Gelmesin." dedi fısıldıyarak. "Sen yokken de sen varken de gelmesin." diye yine fısıldıyarak söylerken burunlarımız birbirine değiyordu. "Bir tek gel evime, yüreğime, kalbime bir tek sen gel." dediğinde yutkunarak öyle kaldım. Ne dicektim şimdi, Ben daha hislerimden emin değilken ne demem gerekti. Aramızdaki sessizliği telefonumun sesi bozarken arıyan Eğe'ydi sanırım. "Eğe." dedi sıktığı dişlerinin arasından gülümseyip mesafeyi biraz açtı. "Gitmesen." dedi elimden sıkıca tutarken telefonum tekrar çalmaya başladı. "Şey...... Kerem..." "Tamam." dedi sağ elimi avucunun içine alıp parmağıma taktığı yüzüğü fark ettiğimde elimi çekmek istediğimde izin vermedi. Kalp şeklinde siyah taşın içine doğru renkler değişiyor gibiydi. Gözlerimi kamaştıracak kadar güzel görünüyordu.. "A.... ama ben bunu kabul edemem." derken sesim fısılsıdı gibi çıkmıştı. "Kabul etmelisin çünkü yüzük parmağına oldu." dediğinde elimi bırakırken parmağımdan çıkarmaya çalıştım ama çıkmadı, "Telefona bak, Eğe'nin bana kızmasını istemem." dedi telefonum aralıksız çalarken cebimden çıkardığımda arıyan kişi Özğür abiydi. "Aşağıdadır." dedim aramayı meşgule atıp telefonu cebime geri koydum. "Görüşünüz yani yarın." diyip kapıyı açıp dışarı atım kendimi. "Görüşelim isteğin zaman." dediğinde merdivenleri dikkatle inmeye çalıştım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD