13. BÖLÜM

2781 Words
Odanın kapısı kırılıcak gibi vurulduğunda gözlerimi açtım. Üzerimdekilerle uyuya kaldığım için o kadar çok terlemiştim ki yüzüme gelen saçlarımı geriye attıp uzunca nefes aldım. Kerem kapıyı açmaya zorlarken aynı anda vursada hiç umursamadan yataktan yavaşça kalktım. Bu odayı kim için hazırlamıştı, bilmiyorum ama belki bir kız arkadaşı vardı. Kilidi açtığım an hemen kapıyı açmıştı. "Bu kapı niye kitli?" diye hesap sorarcasına hafiften bağırdı. Niye kızıp kitledin diye sorsan? Böyle kızarak mı bana abilik yapacaksın? Eskiden buz gibiydi şimdi sinir küpü olmuş. "Bir yabancıyla aynı evde kaldıgım için." dedim inatla diklenerek gözlerine baktım. "Geceeee." dedi sinirle adımı uzatarak. "Ne!" diye bağırdığım. "Niye üstünekilerle uyudun?" diye sakinleşip sorsada benim öfkem hâlâ aynıydı. "Sence? Burada hiç kıyafetim olmadığı için olabilir mi?" dediğimde odanın içine girip gardolabının kapattığını açtı. "Dolapta bir çok kıyafet var, istediğini giyebilirsin." "Ben senin kız arkadaşının kıyafetlerini giymem." dedim kapının önünde dikilmeye devam ederken. "Kız arkadaşım mı?" dedi hafif tebessüm ederken "Bu oda bu kıyafetler hepsi senin, hayatına girmek için hazırlanıyordum." diyip beni inandırmak için yüzüne sıcak bir gülümseme yerleştirsede kaşlarımı çatarak baktım. Bu kadar kolay mı hayatıma geri girmek? "Hadi duş alıp üzerini değiştir, çıkalım." dediğinde gülümsemeye devam ederken, onu sinir etmenin yolunu bulmuştum. "Duşa girmem için evden çıkman gerek." dedim yolu göstererek. "Anlamadım." dedi gülümsesi şaşkınlığa dönüşürken. "Evde bir yabancı varken banyoya giremem." "Ben senin abinim." diyip yanıma geldiğinde bir adım geri çekilip uzaklaştım. "Değilsin." dedim inatla gözlerine bakarken. "Geceeee." diye yine aynı şekilde adımı uzatarak söylesede umursamadım."Tamam, kapının önündeyim." diye dişlerini sıkarak söylenip önce odadan sonra evden çıkmıştı. Sen benim abimsin demeyi çok isterdim, her şeyi yok sayıp boynuna sarılmayı ama yapmıcam önce kendini affetmek için bir şeyler yapsın çünkü öfkem daha ağır basıyor. Ben mi dedim yurt dışında okumaya git diye.... Duşa girmek için üzerimi çıkarırken dünkü hırkanın Barış hocanın olduğunu fark ettim ve benim yüzümden Kerem'den yumruk yemişti. Sorunu bilmediği halde yinede peşimden gelmek istemişti, nişanlıyız diye söylediği yalana karşı nikah masası dememe rağmen kabul etmesi, gerçekten benim için şeyler mi hissediyordu? Böyle bile olsa o kadar yalan söylemişken gerçekler ortaya çıktığında benden vazğeçerdi. Sonuçta hiç bir ilişki yalanı kabul etmez. Ilık su tenimden akıp giderken kolumdaki morluk dikkatimi çekti. Of Kerem! Öfkeden bu kadar mı gözün dönmüştü de canımı acımıştın.... Akşam beni omuzunda zorla eve getirdiğinde kimsenin soru sormasına fırsat vermemişti. Mahalleden diye tuttuğu ev tam karşımızda ki binanın birinci katıydı. Ne zaman taşınıp yerleşmişti, bilmiyorum ama Kerem'i affetmeden onunla yaşamak istemiyordum. Duştan çıkıp dolapta ki kıyafetlere bakındığımda her rafa, aşkılara özenle yerleştirilmişti. Benimle alışverişe çıkmayı sevmezken bunların hepsini kendimi almıştı. Keşke davranışlarıyla da beni bu kadar düşündüğünü belli etseydi. Dolaptan aldığım yüksek belli kot pantolonu giyerken üzerime kalın askılı bluz ve giyebileceğim ince bir hırka bulup hazırladım. Saçlarımı kuruturken aynanın önündeki renk renk bandajlar dikkatimi çektiğinde Kerem'in bandajları sevdiğimi aklında tuttuğunu fark ettim. Kaküllerimi geriye tarıyarak saçıma beyaz bandaj bağladım. İşte şimdi hazırdım. Savaşa gidiyorum sanki...... Odadan çıkarken Kerem'i kapının önünde biraz daha bekletmek için evi gezmeye başladım. Uzunca koridorda üç kapalı kapı varken, tek tek açıp bakmaya başladığımda ilki Kerem'in odasıydı. Bir yatak ve bir dolap vardı, tam odadan çıkarken yanı başındaki fotoğrafı gördüm. Benim ona zorla sarılıp selfie çektiğim fotoğraftı. "Telefonumdan çalmış, pis." diye kendi kendime söylenerek odadan çıktım. Yanındaki oda sırf bilgisayarlarla doluyken yine yanı başıda benim çektiğim fotoğraflar vardı. Diğer odada mutfakken koridorun sonunda salona doğru yürümeye başladım. Bizim eve göre büyük ve balkonlu olsada rüzgardan uçan perdeyi tutarken karşı balkonda Barış hocayı gördüm. Bir süre elim perdenin üzerinde durarak oyalandıktan sonra nihayet içimde bulduğum cesaret kırıntılara dayanarak perdeyi çekip balkona çıktım. Sanki beni bekliyormuş gibi varlığımı hemen fark ettiğinde eliyle beklememi işaret etti. İçeri gidip elinde defterle geldiğinde bir şeyler yazıp biraz sonra kaldırdı. Okuya bilmek için gözlerimi daha da kıstım. "Günaydın. Nasılsın?" Her şeye rağmen beni mi merak ediyordu? Dudaklarımı yavaşça oynatarak "İyiyim. Sen?" dedim gülümsemeye özen göstererek onu işaret ettim. Cevabıma karşılık beklemi işaret ederken tekrar önündeki kağıda hızla yazıp gösterdi. "İyiyim. Okula mı?" Sorusuna karşılık dudaklarımı büzerek ellerimi iki yana açıp "Bilmiyorum." dediğinde tekrar yazmaya başladı. Yazdığı notu tekrar gösterirken okuduğumda tedirgin olsamda beli etmemeye çalıştım. "Bu gün seninle konuşmam lazım." "Hayır." anlamında başımı iki yana sakladım. Yalanları itiraf etmem dışında ne konuşa bilirdik? Cevabıma karşılık ellerini önünde birleştirip dudaklarını yavaşça oynatırken"Lütfen." diyip masumca tebessüm etti. Bu haline kayıtsız kalmayıp başımı aşağı yukarı sallayıp "Tamam." dedim. Kerem'i daha fazla kapının önünde bekletmemek için el sallayarak veda ederken gülümseyip oda el salladı. Dünkü tartışmayı yok sayıp konuşmak istemesi her şeyi merak ettiği için miydi? Yalanları itiraf etmeye ben hazırmıydım; belki böylesi daha iyi olur, oda benden uzak dururdu ama ondan önce kendime sormam gerekmez miydi? İtiraf etmeye hazırmıyım? Kapıyı açtığımda Kerem başını ellerinin almış merdivenlerde oturuyordu. Evden çıkmasını söyleyerek fazla mı ileri gitmiştim? Hayır. Bian gardımı düşürecek gibi olsamda duruşumu düzelttim. "Gelebilirsin." dediğimde ayağa kalkıp içeri girerken göz ucuyla bakarak girdi. Belli ki kırılmıştı ama kırmadan toplamayı bilmiyorduk. "Geç kalmadan çıkalım." diyip odasına gireceği sırada "Nereye?" dedim kapıyı kapatıp ona doğru döndüm. "Genelde sen bu saate gitmezsin ama okula." diye dalga geçercesine cevap verirken bende adımlarımı odama yöneldirdim. "Nereye!?" dedi odaya girdiğimi gördüğü halde "Okula demedin mi? Çantamı alıcam." diyip şaşkınlığını görmezden gelip çantamı alırken aç karnına ilacımı alıp mutfaktan bir bardak su içtim. Kerem sessiz sedasız kabul etmeme şaşırmıştırda, okulda gitmeden Barış hocayla konuşamazdım. Aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık dedikleri bu olsa gerek ikisiylede tartışamam ya... Gerçi bir kızın sakalı yok ya neyse.... Evden çıkarken midemin bulunanmasıyla elimi ağzıma kapatırken "İyiyim misin? Tabii inadından aç karnına uyudun." diye omuzuma dokunarak söylendiğinde elini itip merdivenlerden inmeye başladım. Dışarı çıktığımda başımı kaldırıp Barış hoca balkonda mı diye kontrol ettim ve hâlâ oradaydı. Az önceki sorun cevabını şimdi verebilirdim. "Biz sabahın köründe neden okula gidiyoruz!?" diye bağırarak sorarken Barış hocanın bakışları beni buldu. Gülümsedi...... Gülümsedim..... Kerem konuşarak gelirken Barış hoca kaşlarını çatıp baktı. "Önce kahvaltıya gidelim, sonra okula geçeriz." diyip yanıma geldi. Bu bakışlar kesinlikle Kerem'eydi....... "Direk okula gidiyoruz." dedim ters ters bakarak arabanın kapısını açtığımda Kerem'de kapısını açtı. "Gece önce kahvaltı yap ilaç kullanıyorsun." diye benimle inatlaşırken arabanın kapısını kapattım. "Okula mı gidersin yoksa eve mi gidiyim ya da ben direk evime gidiyim." diyip gitmek için tek adım atarken söylediğimi kabul etmişti. "Tamam, bin arabaya okula gidiyoruz!" dediğinde kazandığım küçük zaferle arabaya bindim. Emliyet kemerimi takıp arabanın camını açtığımda Kerem'le konuşmamak için dışarıyı izledim. Yol boyu sessizliğimi korurken okulu tarif etmeme ne gerek vardı, maşallah eliyle koymuş gibi bulurken güvenlikten geçip otoparka girdik. Arabayı durdurur durmaz inerken kapıyı kapattığımda sesi otoparkta yayınlanmıştı. Koca otoparkta bir Kerem'in birde Özğür abinin arabası vardı. Sıra Özğür abiye de gelicekti hesap sormak için ama önce beni terk edip şimdi abilik taşladığı için Kerem'i pişman etmem lazımdı. "En azından kaferteryada birşeyler ye." diyip arabadan inerken tembihlesede bundan sonra zıtlaşmak ve inatlaşmak şartı. "Sanane Kerem." dedim göz devirip okula doğru yürümeye başladım "Geceeeee!" diye arkamdan bağırsada umursamadan yürümeye devam ettiğim için arabanın kornasına uzunca başmaya başlamıştı. "Ne var ya! Ne!" diye dönüp bağırdım. "Lütfen kahvaltı yaparmısın?" diyip kibarca sorsada yumuşamak yoktu. "Açlıktan ölmek gibi bir niyetim yok!" "Okuldan sonra eve beraber dönelim." diyip hâlâ kibarlık yapsada madem bana yapışıp gelicekti, telefon taşımamın da bir anlamı yoktu. Yanına gidip çantamdan telefonu bulduğumda elimden tutup avuna bıraktım. "Al sende kalsın, bana lazım değil." diye iğnelediğimde bence çok iyi anlamıştı. Arkamdan seslesede, kornaya başsada dönüp bakmadım. Madem beni kontrol etmeye çalışıyordu, biraz işini zorlaştıralım. Gece'yim ben; beni bu noktaya beni yalanlar getirdi. Kerem'e güveniyorum ama abim olması için çabalaması gerekmezmiydi. Kaferteryaya girdiğimde sayılacak kadar az öğrenci varken aralarında Ada'yı fark etmem uzun sürmedi. Önce aç karnımı doyurmak için kendime birşeyler almaya yöneldim. "Hasan amca bana üç tost, çay ve kahve verebilir misin?" diyip bekleye başladım "Sana kahve vere-...." "Ada için." dedim bir çırpıda. Ödemeyi yapıp elimde tepsiyle Ada'nın yanıma oturdum. "İkimizde abilerimizin gazabına uğrayıp erken gelmişiz" dediğinde göz devirmekle yetinip tostumdan büyük ısırık aldım. Ada konuşmaya devam etsede aldığım kahveyi uzatıp çayımı içmeye başladım. "Siz gittikten sonra biz tekrar karakola girdik. Özlem'i getirmişlerdi; aynı seyleri anlatsada senin ifaden Barış'ı kurtardı." diyip kahvesinden içerken söylediğine sinirle kaşlarımı çatarak baksamda ağzımdaki lokmayı zor yuttum. "Nasıl hâlâ iftira atabiliyor ya? Bu konuda tutarsızca yalan söylemek kolay mı?" dedim sinirimden çıkıştım. "Barış senin kadar kızmadı." dedi altan altan gülerken. "Niye kızsın ki? Bütün beraber misiniz?" diyip gülüşünü saklamak yerine sırıttı. Ne yani sırf beraber olduğumuz için mi kızmamıştı? yoksa onu kurtardığım için mi? "Bir yanlış anlaşılmayı konuştuk, Oda." dedim imâyla söylerken Ada bakışlarını kaçırdı. Odayı biliyor, belli ki Emir hocayla odada bulunmuştu..... "Proje ödevleri yüzden uykusuz olduğum için odada uyya kalmışım. Barış hocada yanımda beklemiş." dedim aklına başka şeyler getirip saatlerce oda ne yaptınız gibi saçma sapan sorular sorsun istemiyordum. Ada sonunda sustuduğunda kahvaltımı yapmaya devam ettim. Aldığım tosttun hepsini yerken ğeçen her dakika kaferterya da öğrenciyle dolmaya başlasada bize yeni birer çay alıp geri otururken "Gece sen aşık mı oldun?" diye aniden sorunca elimdeki çayları dökmeden masaya zor bıraktım. "Deli misin sen be?" diyip kaşlarımı çatarak kızdım. "Nasıl oluyormuş böyle dan diye sorulması." diyerek birden gülmeye başladığında aklına bir şey gelmiş olmalı ki ciddileşti. "Sahi sana şeyi anlatmayı unuttum." dediğinde dikkatimi Ada'ya verip kollarımı masaya koyduğumda daha da yaklaştım. "Dün Barış sadece, Kerem'in gerçekten abin olup olmadığını sordu. Abimde üvey de olsa abisi diye açıkladı ama insan başka bir şeyi merak etmez mi?" "Eee sevgiline sorsaydın." dedim fısıldıyarak "Sordum." diyip duraksadı. "Ada çatlatmasana insanı, söylesene." dedim sabırsızca yerimde kıpırdanırken. "İnsan merak ettiği şeyi sorarmış, öyle dedi Emir." dedi benim gibi fısıldıyarak. "Anlamadım." "İnan bende anlamadım zaten seninle konuşur." dediğinde konuşnamızı bağırarak gelen Sude ve Elif bölmüştü. "Ada, Ada, Adaaaaa." "Hayırdır kızlar, neresi yanıyor?" dedim telaşlarına gülerken, kesin bir dedikoduya koşarak gelmişlerdi. Beni görmeden gelip Ada'ya baktılar. Benim başınmdaki dert bana yeter zaten dedikoduyla ne işim olur........ "Barış hocanın nişanlısı varmış." diye Elif ağlamaklı bir şekilde söylerken göz ucuyla bakıp umursamıyormuş gibi davrandım ama merak da ediyorum bu yalanı nasıl öğrendiler? Eee söz konusu benmişim......... "Kesin çok güzel, yoksa böyle yakışıklı erkeği kendine nasıl bağlasın?" diyerek Sude elini göğüsüne koyup hayranlıkla söylerken Ada'yla göz göze geldim. Bakışlarıyla resmen az önce ki sorusunu tekrarlıyordu.... Hayır ya aşık değilim yani ben değilim ama ya Barış hoca. Of gelde hoca de şimdi... "Acaba o yüzden mi Barış hoca yüzümüze hiç bakmıyordu?" diyip Elif, Sude'ye sorsada cevap veremeden Ada aralarına girdi. Bu konuşma beni tuhaf şekilde rahatsız etsede, kız öğrencilere davranışının sebebi ben olamam. "Kızlar nişanlandığını siz nereden öğrendiz?" diye sonunda merak ettiğim soruyu sormuştu. "Özlem'den." dedi ikisi aynı anda. "Yaptığına pişman olmuş tuvalete ağlıyordu." dedi Sude umursamazca. "Dur dur bir şey daha var. Yeni gelen öğretmen nasıl yakışıklı? Ada Allah'a aşkına abin bunları mankenlik ajansından mı ayarlıyor?" diyip Elif heycandan saçmalamaya başlayınca konu benden çıktığı için onlara sırtımı dönüp çayımı içmeye devam ettim. "Ne öğretmeni?" dedi Ada. "Hayret senin nasıl haberin yok?" diyip Sude bilmediğine şaşırmıştı büyük ihtimalle. "Kendine asistan seçeceği için bugün derse girmek mecburiymiş." dedi Elif neşeyle. Allah gelene sabır versin bu iki kızın hocalara çektirdiği neydi... Gerçi hocalar hak ediyor ya neyse..... "Günaydın Gece. Erkencisin." diyip Ali seslenerek yanımıza gelirken daha ben ağzımı açmadan Sude ve Elif cevap verdi. "Günaydın Ali." diye ikisi aynı anda söylesede Ali küçük tebessüm edip başıyla selamladıktan sonra yanıma oturdu. "Saçların güzel olmuş." dedi Ali gülüseyip fısıldarken. "Günaydın." dedim iltifatınını duymazdan gelip umursamazca omuz silktim. "Hayret Eğe yok." diye Ali'nin yaptığı imâyla Ada'nın kolumdan çekiştirdim. "Ada, Eğe'ye niye okula erken geldimizi mesaj atar mısın. Telefonum evde kaldı da." dedim telaşladan dün olanların hiç birini bilmediği gibi Kerem'in geldiğinden de haberi yoktu. "Yeni hocayı görmeye derse gidelim." diyerek Elif, Sude'nin kolundan çekiştirerek giderken bizde derse gitmek için ayaklandık. Ada, Eğe'ye mesaj atarak yürürken düşmemesi koluna girdim. Ne kadar uzun yazdıysa sınıfın kapısından içeri girerken telefonu cebime koydu. Ortadaki sıraya oturacakken Ada kolumdan çekip bir şey söylecekti ki Ali aramıza girdi. "Bugün tek erkek olduğuma ortasınızda oturmalıyım." dediğinde önce Ada sonra Ali otururken ben yanına oturdum. Hocayı hiç merak etmediğim için masaya başımı koyup Kerem'le ilğili ne yapabilirim diye düşünmeye çalıştım. Önceden olsa ne yaptığımla ilğililenmezdi... Şimdi tam tersi olmuş hayatıma komple müdahale ediyor... Sadece inatlaşmam işe yaramaz ki.... Düşünceler zihnimi dakikalardır hiç olmadığı kadar meşgul etmeye başladığı sırada Kerem'i sesi sanki kulağıma geliyormuş gibi hissederken kolumun dürtülmesiyle gözlerimi açtım. Ada başıyla ön tarafı işaret ederken kafamı kaldırıp baktığımda Kerem tam kaşımsaydı. "Yeni dönemde bilgisayar üzerinden tasarımları benimle yapacaksınız." diye rahat rahat anlatırken Elif'in soruna kaşlarımı çattım. Hoca hoca dediği Kerem'miş. "Hocam asistanınızı nasıl seçeceksiniz?" "Ben asistanımı zaten seçtim." diyip bakışlarını bana çevirdiğinde çantamı alıp ayağa kalktım. "Gece-......" "İstemiyorum. Bence siz kendinize başka asistan bulun." diye red ettiğimde adım kadar eminim bütün sınıf bana bakıyordu. Bense sadece Kerem'e bakarak yanına yürüdüm. "Ve dersinize girmek de istemiyorum." dedim öfkemi hissetsin diye tam gözlerinin içine bakarken sınıftan bir uğultu yükseldi. Kızgındım...... Hayatıma girmeye çalışması neysede ama okulada öğretmen olması imkansızdı.... "Seneye bu ders mecburi, girmezsen sınıfta kalırsın." diyip tehtit edercedine konuşurken sınıftaki uğultular gülüşme seslerine dönüştüğünde sabırım taşmıştı. "Okul değiştire biliyorum, biliyorsunuz dimi?" dedim tehtit sırası bana geçmiş gibi. "Geceeee." diyip sinirle dişlerini sıktığında bir adım yaklaşarak aramızdaki mesafeyi kapatım. Şuan düşündüğüm şeyi dile getirmek bile midemin bulunmasına sebep olurken belli etmemeye çalıştım. "İzmir güzel şehirdir. Orda bir okul düşünüyorum." dediğim an öfkeden gözlerinden alev çıkacak sandım ve benim zayıf yanım onunda öfke sebebiydi. Ne demişler denize düşen yılana sarılır........ Tabii Allah korusun da...... Kerem öfkesinden sessizlikğe gömüldügünde kendimi iyi hissetmediğim için sınıftan hızlı adımlarla çıktım. Midemin bulunanması artarken elimi ağzıma kapatıp seri adımlarla kendimi tuvalete zor attım. Bir kaç saat önce ne yediysem öylece kusarken Ada'nın sesini duyduğumda kendimi toparmaya çalışıp tuvaletten çıktım. "Gece." diyip tekrar seslenirken suyu açıp yüzümü yıkadığımda Ada saçlarımı geriye attı. "İyiyim misin?" diye sordu telaşla. "Çok iyiyim." dedim yüzümü kurularken aynadan nasıl göründüğüme baktım. "Dalga geçmesene yüzün kireç gibi olmuş." diyip azarladığında tebessüm ederek bakışlarımı ona çevirdim. "İyiyim canım." dedim inanması elinden tutup daha da gülümsemeye çalıştım. Kendimi iyi hissetmiyor olmam söyleyebileceğim anlamına gelmiyor.... "İyiysen Barış'la Emir bizi odada bekliyor." dediğinde güçlükle yutkundum. Şimdi ne konuşacaktık..... "Tamam gidelim." diyip tuvaleten çıkarken midemde yeniden hareketlilik hissettiğimde sessizce uzun bir nefes aldım. Bugün saniyeler bile zor geçicekti anlaşılan. Sessizce odanın önüne geldiğimizde Ada'yla birbirimize baktıktan sonra cesaretimi toplayıp kapıya vururken hemen açılmıştı. Barış hocanın beni görmesiyle kollarının arasına sıkıca sarılırken öylece donup kaldım. Niye sarılmıştı?........ Bedenimi saran kolları arasında eriyecekmiş gibi hissederken göğüsüneden hafifçe ittim. Kollarını yavaşça gevşetirken omuz hizasında Emir hocanın bize gülümseyerek baktığını fark ettiğimde utançla başımı eğip yanaklarımın kızardığını saklamak istedim. Bana dokunan herkese kızabiliyorken sana neden kızamıyorum...... İçimden sana Barış hoca diyebilirim ama ya seslenmem gerekirse.... Ben hiç adınla seslenmedim ki sana....... Of Barış hocam Of....... Barış hoca çenemden tutup eğdiğim başımı kaldırdığında "Bir şey mi oldu? Yüzün kireç gibi olmuş." dedi endişeyle yüzümü incelerken, nasıl oluyorda utancımdan vücudumun ısınmasını hissederken yanaklarım hâlâ beyazdı. "O şeyden-......" diyerek Ada anlatıcakken susması için bakışlarımı hemen ona çevirdim. "Kerem abi yeni dönem için tasarım hocamız oldu." diyip konuyu başka tarafa çekerken yanımızdan geçip sevgilisin yanına gitti. "Eee akıllı adam o derse katılmak mecburi tabii." dedi Emir hoca, Ada'yı kolunun altına alıp sarılırken. Biz şuan dördümüz burda olmak zorundamıydık....... Çift gibi..... "Tek o olsa yine iyi, Gece'yi asistanı olarak seçti." diye Ada hız kesmeden sınıfta onları anlattığında yüzümdeki sıcaklıkla bakışlarımı yeniden Barış hocaya çevirdim. Ama sen böyle yaparsan ben hocam diyem ki...... "Saçlarını böyle topladığına göre anlaşılan abine savaş açmışsın." diyip yüzümdeki elini saçlarımın arasına götürürken omuzumun üstüne getirdiği bir tutam saçımı parmaklarının arasındaydı. Kerem'i ne çabuk herkes abim olarak kabul etti. "Ve eminim savaşı Gece kazandı. Sen sınıftan çıkarken abin sinirden kıpkırmızı oldu." dedi Ada. Ah Ada ah ben kızardım burda birde beni görüp çeken mi içeri, sevgiline sarılıp unuttu beni..... "Ne söydin ki abine?" diye dikkatle sorduğunda sessizce derin bir nefes almaya çalıştım. Yani başımda Barış hoca varken aldığım nefes bile kızarmama yetiyordu. Biri canımı yakacak kadar çimdiklesin beni yoksa kedime gelemicem..... Kerem'e söylediğim gelmişti aklıma o an.... "Hiiiiiç." dedim önemsiz gibi davranmaya çalışırken, Barış hocanın kollunu hafifçe itip sonunda içeriye girdim. "Okulumu değiştirir, İzmir'e giderim dedi." diyip Ada durumu gülümseyerek anlatsada Barış hoca elinden tutup balkona çekiştirmeye çalışırken Ada engel olmak istesede Emir hoca izin vermemişti. Ben mi? Ben hiç bir şey yapmayıp sadece Barış hocayı takip ettim. Niye böyle davrandığını bile bilmiyorum? Zaten dünden beri hiç bir davranışının sebebini de bilmiyorum. Balkona çıkarken cam kapıyı kapatıp bakışlarını bana çevirdiğinde kızmışmıydı yoksa üzülmüşmüydü anlamamıştım. İzmir'e gidiyorum diye üzülmüş olamaz dimi? Bugün o kadar çok İzmir demiştim ki düşüncesi yeniden midemin bulunmasına sebep olurken yüzümü buruşturduğumda nefes almaya çalıştım. "Gece, iyimisin canım?" diyip yeniden beni kollarının arasına alıp sarılırken "Bak düşüncesi bile kötü hissettirirken o kadar olaydan sonra nasıl İzmir'e gitmeyi düşünürsün?" diye sorduğunda donup kalmıştım. İzmir'de olanları biliyor muydu? Yok bilmiyor.... Ya da biliyor.... Ağzını açıp sormazsan nereden bileceksin Gece? diye kendime kızsamda ağzımı açamıyorum ki.. Aklımdaki soruları dile getiremezken söylediği şey yüzünden tüm vücudum ateş almış gibi sıcaklamaya başlamıştı ya da onun sıcaklıydı beni bu hale getiren. Ama iyi hissettirmişti.....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD