12. BÖLÜM

2868 Words
Son olaydan sonra Barış hocanın dersine girmeyi bıraksamda üzerine alınmasın diye arada Emir hocanın dersine girmiyordum. Ada her fırsata Emir hocayla olan ilişkisini anlatıp onu üzmediğinden bahsediyordu. Emir hocanın onu nasıl sevdiğini beni inandırmaya çalışsada önemli olan Özgür abinin bunu görmesi ve inanmasıydı. Tabii en çok Özğür abinin dikkatini derslere girmemem çekitiği için sırf bu yüzden okulla ilgili bir kaç dosyayı beraber inceleyip imzaylamakla uğraşmıştım. Sınavların çoğu bitsede son olarak Barış hocanın ve Emir hocanın proje sunum ödevi kalmıştı. Allah'tan böyle zamanlarda tek ben değil bir çok öğrenci derse girmiyordu da rahatlamıştım. İki gündür proje ödeviyle uğraşmaktan uykusuz kaldığım için okula geç gelsemde Eğe'yle Ada sağolsun girmediğim dersin notlarını tutuyorlardı. Gözümü açar açmaz derslere girmeyeceğimi bildiğim hâlde okula gelmiş bizimleri görürüm diye kaferteryaya doğru yürümeye başladım. Biraz ileride Ali'yi görmemle adımlarımı hızlandırıp koluna girdim. "Selam." dediğimde şaşkınlıkla bir bana bir kolumu baktı. En son tartışmamızdan beri Ali'nin tavrı Eğe'ye karşı daha sert olmuştu. İkisinin arasını bulmaya çalıştıkça daha da açılmıştı. "Selam. Nasılsın?" dedi şaşkınlığını atıp tebessüm etti. "Sınav haftasında insan nasıl olursa öyleyim idare eder.Sen?" dedim kolumu yavaşça çekerken Ali kolunu omuzuma attı. "Al benden de o kadar." Evet, iyine başlıyoruz.... "Ali." dedim sakince elinden omuzumdan çektim. "Yapma şunu." "Şunu Eğe yapsa kızamaz-..." "Ali-....." "Tamam Gece anladım." dedi beni dinlemeden adımlarını hızladırıp önden yürümeye başladı. İkisininde birbirini sevmemesi normal mi? Eğe'nin de Ali'den farkı yok yani. Ali'yle tek kelime konuşmadan kantine girdiğimizde Ada ve Eğe'yi bir kenarda oturken gördüğümde Ali'nin koluna hafiften dokunup bizimkileri işaret ettim. "Bak ordalar, hadi gidelim." "Seç geç, bize kahve alıp geliyorum." dediğinde başımla onaylayıp onların yanına yürüdüm. Kahve içmiyorum desem bunu bile Eğe'yle bağlayacaktı. "Günaydın." diyip sandelyeye oturup "Gerçi günaydında kalmadı ama." dedim daha onlar cevap vermeden kendime söylendim. "Günaydın güzelim, sana her saat günaydın." dedi Eğe sandalyesini bana yaklaştırıp sarıldığında saçımın üstüne öpücük kondurdu. "Sen beni mi özledin?" "Aynen öyle, uyuyordur dedimde aramadı." dedi Ada. "Selam." dedi Ali bana çayı uzatırken Ada'nın yanındaki sandelyeye oturdu. Çay mı dedim ben.... "Ali kahve almıyormuydun?" "Hasan amca tehbihlenmiş, sana aldığımı söyleyince çay verdi." diyip Eğe'ye ters ters baksada huzursuzluk çıkmasın diye tebessüm etmeye çalıştım. "Sorun değil çayda içerim." diyip bardağı elime aldığımda Eğe inatla araya girdi. "Ben söyledim.Bir sakıncası mı var?" "Var-........" "Sanane." diye Eğe çıkışınca araya girdim. Yine. "Ay yeter bir şey içmiyorum hata ben kütüphaneye kaçıyorum. " dedim elimdeki bardağı masaya bırakıp ikisinede ters ters bakarak kaferteryadan çıktım. Araya giriyorum olmuyor belki aradan çekilirsem anlaşmanın bir yolunu bulurlar. Kütüphaneye girdiğimde aşırı sessizliği dikkatimi çeksede rafların arasında sırf kafamı dağıtmak için kitap bakınmaya başladım. Okulumun en çok sevdiğim ve en huzurlu yeri tabi yalnız olsaydım. Arkamdan gelen adım seslerini umursamadan raftalara bakınmaya devam ederken ne kadar dizisi filmi çıksada bol entrikalı olan Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu kitabını aldım. "O kitabın dizisi bile çekildi." dediğinde duymazdan gelip her zaman ki köşeme oturdum. Yine mi başlıyoruz..... Kitabı açıp okumaya başladığımda Barış hoca yine yanıma oturmuştu. Önüne çıkardığı notlarıyla uğraşsada sırf ona kızdığım için herhalde burda olamaz. Kitabımın üstüne bıraktığı kağıda baktığımda ne yapmaya çalıştığını anlamasamda yazdığı nota baktım. "Sana öyle söylemek istemedim, özür dilerim." yazıyordu. Ona kızdığım için burdaydı. Aslında böyle özür dilemesi hoşuma gitmişti ama bunu belli edecek değildim. "Tamam bu sefer dinliyorum. Tekrar söyle." dedim elimdeki kitabı kapatıp bakışlarımı ona çevirdim. "Gerçekten mi?" dedi şaşkınlıkla tebessüm ederken. Tepkisine gülmemek için dudaklarımı birbirine baştırırken kendine gelmesi için Barış hocam demek şart olmuştu. "Barış hocam-.." "Tamam Gece, sen üstüne basa basa Barış hocam deme yeterki." diye sitem ederken bu sefer ben şaşırmıştım. Çok mu söylüyordum?....... Yani bazen....... "Doktorun seni sev-...." dediği an telaşla elimi ağzına kapadım. Kütüphanede kimsenin olmaması bu cümleyi rahatça söyleyeceği anlamına gelmiyor. "Şşş okuldayız." dediğimde tebessümü yeniden her zamanki gülüşüne dönüşürken teninin sıcaklığını hissetsem de nefesimi tutmak dışında bir şey yapmadım. Kendinini çekmesi gerekirken bakışlarını gözlerime kenetlemiş öylece duruyordu. Elimi hızla çekip önüme döndüğümde nefes almaya çalıştım. İlk kez onun bu kadar yakınında duruyordum. Sakin Gece sakin.... "Hadi gidiyoruz, başka yerde konuşalım." diyip elimden tutup çektiğinde oturduğumuz yerden kalkarken önce birleşen elimize sonra ona baktım. Ne yaptığını sanıyordu.... Elimi bırakması için çekmeye çalışırken ne yaptığın farkına varıp bıraksada bir şey söylemeden kütüphanenin çıkısına yöneldim. Sakin ol, nefes al. Yanlışlıkla tutmuştur, bilerek yapmadı. Yani yapmamıştır.. "Gece." dedi endişeyle kolumdan tutup kütüphaneden çıkmamı engellediğinde durdum. "Başka yerde konuşalım demedim mi?" "Dedim de." "Eee hadi." dedim kütüphaneden çıkıp yürümeye başladığımda nereye gideceğimi bilmediğimden duraksadım. Okuldayız nerede konuşabilirdik? Boş sınıf... "Boş sınıf-...." "Bizim oda-...." Aynı anda konuşmuz için birden sussakda ben söylediği şeye takılmıştım. "Sizin oda?" diye sordum merakla. "Emir'le Özgür abiden zar zor aldığımız bir oda ve arada öğrencilerden kaçmak için kullanıyoruz." diye hem açıklayıp hem yürümeye devam ederken sakince yanında yürümeye çalıştım. "Ve öğrencinle gidiyorsun, tuhaf." diye karşılık verdim dayanamayıp. Etrafımızda az öğrenci olmasına rağmen aramızdaki mesafeye dikkat ederek onu takip etmeye başladım. Özğür abinin odasının bulduğu katıda geçip merdiven çıkmaya devam ederken, daha ne kadar merdiven çıkacaktık biliyorum ama sonunda Barış hoca merdivenlerin başında duraksayınca geldimizi anladım. Son basamağı çıkıp sessizce derin bir nefes aldıktan sonra Barış hocaya odanın kapısını açmış beni bekliyordu. "Buraya hiç bir öğrencimle gelmedim, gelmemde." diye kendinden emin bir duruşla bana baktığında öğrencisi olduğumu unutuyormuydu. "Ben daha mezun olmadım." dedim sanki sır vermiyormuş gibi sessizce söyleyip içeriye girdim. Ben öğrencisi değilmiyim?.... Sonuçta hâlâ okuyorum...... Odanın bu kadar aydınlık olması dikkatimi çektiğinde karşımdaki duvarın boydan boya cam olup balkonu fark ettiğimde adımlarımı ortaya yönlendirdim. Manzaraya baktığımda yemyeşil alan ve basketbol sahası vardı. "Burdan basketbol maçını izlerken skorları tam göremezsiniz." dedim koltuklardan birine otururken. Belli ki maç keyfi yapmak için iki küçük koltuk ve bide küçük masa koymuşlardı. "Evet, Emir'le sürekli tartışırız." dedi gülümseyip camın kenarına yaşlanmıştı. Kapının vurulmasıyla oturduğum yerden kalkacağım sırada Barış hocada izin vermedi. "Murat gelicekti." diyip sakinlikle kapıyı açmaya giderken oturduğum yere iyice yaşlanıp, görünmeye çalıştım. Kimse görsün istemiyorum ki..... "Gece." diye dikkatlice bakıp seslendiğinde oturuşumu düzelttim, elindeki tepsiyi masaya bırakıp diğer koltuğa oturdu. "Kahvaltı yapmadığın için Murat'an çay ve tost istemiştim." dediğinde niye geldini açıklarken şaşkınlıkla baktım. "Kahvaltını yap, konuşuruz." diyip çay ve tostu uzattığında tebessüm ederek aldım. Beni düşünmüştü yani...... Barış hocadan bakışlarımı çekmediğimde çayımdan bir yudum alıp midemi biraz olsun yatıştırdıktan sonra tostumdan yemeye başladım. Tostumu bitirdiğimde çay bardağımı mahcubiyetle bıraktım. "Teşekkür ederim." "Afiyet olsun." dedi gülümseyip. "Artık şu konuyu konuşalım mı?" dedim buraya geliş sebebini hatırlatdığımda yüzündeki gülüsemesi silinmeye başladı. Oturuşunu düzelttim bakışlarını benden çekti. Kütüphanede rahatça söylerken şimdi mi zordu konuşmak..... "Seninle ilgili bilgi vermedikleri için sevgilim dedim." diye kısacık açıklarken bakışlarını bir saniyeliğine bile bana çevirmedi. Niye böyle davrandığını çok anlamasamda onu yanlış anlamamı istemiyordu sanırım...... "Anladım." dedim sakinlikle "Doktorda son tedaviyi yarım bıraktığını söyleyince sana kızgındım. O gün kantinde o yüzden öyle davrandım." dediğinde istemsizce kaşlarımı çattım. Ne saçma açıklama bu? Zaten hep kızmıyormuydu. "Sen hep kızıyorsun ama hiç-....." "Hep mi kızıyorum?" diye sordu sonunda bakışlarını bana çevirirken. "Evet." dedim inatla bakışlarımı ona dikerek. "Geceeee." dedi kaşlarını çatıp adımı uzatarak söylediğinde koltuğa yaşlanıp kollarımı göğüsümde birleştirdim. Cevap vermicektim..... İki dakika sakin konuşulmuyor...... Barış hoca tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki telefonumun çalması buna engel oldu. Çantamdan telefonumu çıkardığımda arıyan Eğe'ydi. -'Efendim Eğe.' --'Ali'ye sinirlenip, niye yanımdan kalkıp gidiyorsun?' -'Acaba sende mi üzerine alınsan?' --'Hiçte bile. Hatta sana gereksiz yakınlık kurduğunu duydumda Ali'ye daha da sinir oldum.' -'Saçmalama Ali'nin yakınlık kurduğu yok.' --'Ali'den hoşlanmadım, bunu bil.' -Eğe yeter. Ali de Ali senin ağzından başka bir şey çıkmaz mı? Beni bunun için mi aradın?' --'Hayır. Nereye kayboldun diye soracaktım.' -'Niye derse girmedin mi?' --'Seninki ortalıkta yok, ders iptal sanırım.' -'Senin ağzına....... kapatıyorum Eğe.' Eğe'ye ağzının ayarını veremeden telefonu suratına kapattıdığımda Barış hocanın dersi olduğu için çantamı alıp ayağa kalktım. "Bir sorun mu var?" dedi Barış hoca ayağa kalktığımı fark ettiğinde cevap veremeden odanın içine girdim. "İki dakika kızmadan duramaz mısın?" diyip kolumdan tuttu. "Bence sen kendine bak." dedim kollumu çekip inatla gitmek için adım attığımda söylediği şeyle durdum. "İddiaya girdik ben kazandım, hatırlatırım." İyi ki bir iddiayı kaybettim, daha kaç kere söyleyecekti. "Biz konuşmayalım hata iletişimde kurmayalım hem böylece birbirimize kızmamış oluruz. " diyip kızdığımı sesime yansıtmamak için çaba sarf etsemde pek işe yaşamamıştı. Tamam tek ona kızmamıştım şuan ama derse gitmesi lazım.. "Her defasında kestirip atıyorsun. Bir sakin mi olsan?" dedi benim aksime sesi o kadar sakindi ki, gidip gitmeme konusunda bian kararsız kaldım. "Bence bir kaç dakika daha birbirimize katlanabiliriz." dediğinde niye gitmeme izin vermediğini anlamadım. Sırf benimle burda olduğu için derse gitmemişti ve Özğür abi öğrenirse zor durumda kalabilirdi. Gitmek için attığım adımı geri dönüp kızmadıgımı anlaması için tebessüm etmeye çalıştım. "Dersin varmış, benim yüzümden sorun yaşamanı istemiyorum." "Sen bu yüzden mi kalktın?" diye sorup aramızdaki mesafeyi kapatıgında başımı sallıyarak onayladım. Cebinden telefonu çıkarıp birini aradığında sesice'Ben gidiyorum.' dediğim an elimden sıkıca tutup gitmemi enğelledi. Niye bunu yapıyordu? Niye elimi tutması nefes alışımı engelliyordu... Elimden yavaşça geçerken beraber balkona çıktımızda unutmuş gibi hâlâ elimi tutuyordu. Hatırlaması için yavaşça çekmeye çalıştım ama daha sıkı tutmuştu. -'Emir dersi unutmuşum. Halleder misin?' dedikten sonra karşı tarafı dinlerken elimi bırakmadığı için koltuğa geri oturdum. -'Sağol kardeşim.' diyip telefonu kapatacağı sırada Emir hoca bir şey söylemiş olsa gerek konuşmaya devam ederken sonunda elimi bırakıp uzaklaştı. Telefonla konuşurken sadece onu izliyordum, bana kızması, saçma şekilde edişelenmesi ve kimseye gülmezken sadece bana gülmesi ya da şimdi odadan gitmemem için çabalaması. Daha fazla saçmalamadan bakışlarımı çekip önüme döndüm, nefret ediyorum bunları düşünmekten. Koltuğa iyice yaşlanırken kolumu kenarına yaşlandığımda gözlerimi kapatıp burada olmadığımı düşünmeye çalıştım. Esen rüzgar içimin biraz titremesine sebep olurken gözlerimi sıkıca kapattım. ☆ Gözlerimi açtığımda oda da az aydınlık olmasına rağmen nerede yattığıma bakınmaya başladım. Hâlen oda ve yalnızdım. Üstümdeki hırkayı alıp yattığım yerden kalkarken Barış hoca balkonda oturuyordu. Ne yani beni yine kucağına mı almıştı..... Elimdeki hırkayı üzerime geçirip yavaşça kalktığımda cama iyice yaklaşıp bir süre Barış hocaya baktım. Telefonunda bir fotoğrafa dikkatle baktığını fark ettiğimde gözlerimi kısıp kim olduğunu görmeye çalıştım. Fotoğrafı görmeye o kadar odaklanmıştım ki cam kapıya başımı vurdumu canımın acısıyla fark ettiğimde başımı ovuşturdum. "Gece iyimisin?" dedi saçımı kulağımın arkasına yerleştirip baş parmağıyla ovuşturken "Kızarmış hastaneye gidelim." diyip endişelenince elini tutup başımdan çektim. "Sakin ol gayet iyiyim." "Sen hep böyle beni korkutmak zorunda mısın?" "Telefona o kadar dalmasaydın korkmazdın." dedim endişenlemesini görmezden gelip balkona çıktım. Hava kararmış, büyük ihtimalle bir kaç saatten fazla uyumuş olmalıydım. "Telefon demişken ayarsızım Eğe heralde ısrarla arayınca mecburen 'Müsait değilim, sonra konuşalım.' diye mesaj atmak zorunda kaldım." dediğinde şaşkınlıkla ona baktım. Ben bu şekilde hayata mesaj atmam, Eğe arar arar durur en fazla meşgule atarım. "Saka yapıyorsun dimi bunu yapmış olamazsın." "Gerçekten çok aradı." dedi sitem ederek söylenirken telefonumu uzattı. "Şimdi daha da telaşlanmıştır." dedim telefonu alır almaz Eğe arayıp açmasını beklekdim. "Mesaj attıktan sonra aramadı." diyip kendini savunsada hiç bilmiyor ki asıl o zaman sorun var demekti. Eğe telefonu açar açmaz konumasına fırsat vermedim. -'Eğe iyiyim.' Dedim tek nefeste.... --'Biliyorum ama Barış'la bu saatte odada ne yapıyorsun?' -'Konuşmak için bir araya geldik. Bir dakika sen-......' --'Kerem'i aradım güzelim, normalde öyle mesaj atmazsın.' -'Peki o nasıl?' -'Her zaman ki gibi işte yarım saat söyledikten sonra telefonu kapatı.' -'Tamam eve geçiyorum, programı telefonumdan sildi mi?' --'Bilmiyorum ama hâl oldu bil.' "Artık eve gitmem gerek." dedim telefonu kapatıp çantamı bakınmaya başladım. Kerem'in telefonuma giriş yapması demek nerede olduğumu biliyor demekti. Oda yetmiyormuş gibi okulun kameralarına erişim sağlamıştı. İyi bir bilgisayar programcısı olmak için yurtdışına gitmişti, belki işe yaramış. "Öncesinde yemek yiyelim mi?" diye gülümseyip sorarken aradığım çantamı bana uzattı. "Saat oldukça geç oldu eve gidelim." dedim çantamı alıp telefonumu cebime koyduğumda gitmeye hazırdım. Bir kaç saniye bekleyip beni onaylandıktan sonra odan çıktık. Okuldan çıkana kadar aramızdaki mesafeye özen göstererek arabaya bindim. Eğe'nin işgüzarlığı yüzünden sonunda Kerem benim için bir şey yapsada hâlâ ona çok kızğındım. Okul hayatı boyunca bir kere tatilde görmeye gelip onun dışında babamın cenazesinde bir süre görünüp kaybolacağına beni o zaman düşünseydi. Nerdeyse görmeyeli altı sene olmuştu. Şimdi birden ortaya çıkıp neyin hesabını sorabilir. Belkide onun yokluğu yüzden o şerefsizin kollarına kendimi bıraktım. Kerem benden büyük olabilir ama abim değil, babamın evlat edinip okuttuğu öğrencilerden biriydi yani Kerem sürekli öyle söylerdi. Yoksa benim için Eğe'den farkı olamazdı. Eve geldimizde kapının önünde bekleyen polis arabasını görünce telaşla arabadan indik, daha çok ben telaşlandım desem yeridir. Merdivenleri çıkıp içeri gireceğimiz sırada iki polis memuru, Türkan teyze, Ada ve Emir hoca yanımıza doğru konuşarak geliyordu. "Oğlum sen neredesin?" dedi Türkan teyze bizi fark ettiği anda. "Annecim geç geliceğimi söylemiştim." "Barış Altınay siz misiniz?" diye sordu polis memurlardan biri. "Evet benim." diye sakinlikle cevap versede kendimi olaya dahil etmemek için zor tutuyorum. "Hakınızda sikayet var, bizimle karakola kadar gelmeniz gerekiyor." "Sebep?" dedim daha fazla sessizce bekleyemiştim. "Gerekli bilğilendime karakolda yapılacak hanım efendi. " "Bende geliyorum." dedim Barış hocaya bakıp. "Tamam ama Emir'le gel ve sakin ol." diyip elimden tutarken gülümseyerek yüzüme baktı. Karakola götürülüyorsun be adam insan telaş yapar, hâlâ beni sakinleştirme derdindesin. Barış hoca polis arabasına binerken bizde Emir hoca, Ada ve ben takip ederek emliyete vardık. Başkomiserin odasına ifade vermek için girdiğinde kapının önünde sağ sola yürümekten başım dönsede çalan telefonumla durdum. Arayan Eğe'ydi, eve gideceğimi söylediğim için uyuduğumu düşün diye telefonu açmadım. Hemen arkasından Özğür abi arasada cevap veremeden odadan çıkan memur adımı seslenmişti. "Gece Kozan." "Benim." dedim yanına doğru yürürken aramayı meşgule atıp telefonu cebime koydum. "Başkomiserim sizi ifade için çağırıyor." dediğinde telaşlanmaktan ziyade şaşkınlıkla baksamda odanın içine girip Barış hocanın karşındaki sandelyeye oturdum. "Gece hanım bütün gün nişanlınızla mı beraberdiniz?" diye soran başkomiserin neyden bahsettiğini anlamak için bakışlarımı Barış hocaya çevirdim. Yine niye yalan söylemişti bilmiyorum ama bütün gün beraberdik.... "Bakın Gece hanım nişanlınız bir öğrencisini taciz etmekle suçlanıyor." "Ne!?" dedim duyduklarım karşında bağrırken Barış hoca bana yaklaşıp elimden tuttu. Yalnız iyi alıştı her fırsata elimden tutmaya hâ....... "Sevgilim." dedi ciddiyetle gözlerime bakarken, şuan kalpten gimemimi istiyordu heralde. "Bugün kütüphanede bir öğrencimi rahatsız ettiğim iddia ediliyor." dediğinde bu günü nasıl geçirdiğimizi düşündüm. "Bu imkansız biz bütün gün beraberdik." dedim bir çırpıda. "Yazılı olarak ifadenizi verip çıkabilirsiniz. Yalan ifadesi yüzüden öğrenciniz Özlem Tekin'i tekrar çağırdımızda sizinle iletişime geçeceğiz." diyip yazılı ifademizi verip imzaladıktan sonra gitmemize izin verilmişti. Odadan çıktımızda Barış hoca, evet benim için hâlâ Barış hoca, Emir hocayla Ada'ya niye burda olduğumuzu anlatarak karakoldan çıkmıştık. "Önce sevgilin sonra nişanlın bundan sonrasıda nikah masası mı?" diye içimde tutamayıp arabaya binmeden söylenmeye başladım. Bu duruma Emir hocada Ada gibi bıyık altından gülsede ben kaşlarımı çatıp Barış hocaya bakmaya devam ettim. "Neden olmasın?" dedi hemen fırsat bekliyormuş gibi. "O biraz sıkar." diye arkamdan bağıran sese dönüp baktığımda hiçbir şey söylemeden durdum ve yutkunmak dışında bir şey yapmadım. Kerem'di....... Tam karşıma geçip dikildiğinde göre söylenmeye başlayacaktı. Gözlerindeki öfkeye rağmen benim için endişelenip geldiği o kadar belliydi ki.... "Sende kimsin birader?" diyip Barış hoca söylenerek yanıma gelmişti sanırım ama bakışlarımı Kerem'den çekmedim. "Telefonu üstünede süs diye mi taşıyorsun? Özğür arıyor açmıyorsun? Eğe arıyor açmıyorsun? Hepsini geçtim karakoldasın sen ya, karakolda." diye sitem ederek söylenirken bianlık sustuğunda tam ağzımı açıcaktım tekrar başladı. "Eğe kaza geçerir haber vermezsin, tansiyonun düşer hastanelik olursun haber vermezsin. Ayrıca tedaviyi yarım bırakmak nedir ya canına kastınmı var senin? Üç senedir sakin tuttuğun hayatını nasıl bir günde hiç edersin? Hadi Eğe'yi hayatına geri dahil ettin gidip Berk şerefsizine onun yerine yumruk atmak nedir kızım? Eğe varken sana mı düştü bu?" diye öyle bir sitem etmişti ki heralde bağırdığının farkında değildi. Bu kadar siteme Barış hoca dayanamayıp elimden çekip araya giricekken Kerem beni birden kendine çekti. "Kardeşime bir daha onun izni olmadan dokunurasan o elini kırarım." diye öfkeyle diklendiğinde o halleri kendime gelmemi sağladı. "Kerem." dedim sesimi ben zor duymuştum, şu durumda ne açıklama yapacağımı bilmiyordum. "Kerem sakin olsana, kimsenin kardeşine zarar verdiği yok." diye Özğür abi bağırarak geldiğinde ikisine şaşkınlıkla bakıyordum. Ne yani ikisi birbirini tanıyorlarmıydı....... "Herşey olup biter Özğür beyler öyle gelir. Sen kardeşime böyle mi sahip çıkıyorsun?" diye sinirle ona dönüp kızdıgında hâlâ bana sarıldığı için onu ittim. "'Ben senin abin değilim.' Bunu sen söylerdin unuttun mu? Benim hayatımda bir abiye ihtiyaç yok, beni rahat bırakın." diyip Kerem'e baksamda son söylediklerimle Özğür abiye bakmıştım. O değilmiydi ona güvenmem için çabalayan ve bana insanlara yeniden güvenmeyi öğretmeye çalışan. Şimdi herşeyi Kerem istediği için mi yapmıştı. Birde kendimi suçluyorum Ada'yla Emir hocanın ilişkisini saklıyorum diye.... Yanlarından uzaklaşmak için bir kaç adım attığımda Kerem'in birine söylemesiyle dönüp baktım. Barış hoca peşimden gelmek istemiş, Kerem'de sözde abilik yapıyordu. Yanlarına geri gittiğimde onun bütün gün yaptığını şimdi ben yapacaktım çünkü herşeye rağmen peşimden gelmek istiyordu. "Hayırdır sen nereye?" "Bizi rahat bırak." dedim Barış hocanın elinden tutup çektiğimde Kerem ikimizin arasına girdi. "O hata bir kere olur, eve gidiyoruz. Hadi." diyip kolumdan tuttuğunda canımı acıttıgını fark ettiğinde bırakmıştı. "Gece'yi duydun, bizi ra-......" dediğinde Kerem birden yumruk attığında ağzımdan çıkan çığlığa rağmen hâlâ yakınımdaydı. Özğür abi sonunda Kerem'e kızmayı akıl etmiş olsa araya girdi. "Kerem karakolun önündeyiz, kendine gel." "Ne yaptığını sanıyorsun ya!? Nasıl vurursun ona!?" diye göğüsüne vurup iterek bağırdım. "Gidiyoruz." dedi göğüsüne vurduğum hâlde bileğimden tutup çektiğinde hareket etmedim. "Bırak diyorum ya bırak." dedim bilmediğimi kurtarmaya çalışırken, birden belime sarılıp omuzuna aldı. "Kerem bırak! Kerem diyorum. " dedim inatla sırtına vururken. "Kerem nereye!?" diye arkamızdan Özğür abi bağırdı. "Eve!" "Of Kerem. Senin sakin işin yokmu be oğlum?" diye söylenerek bağırsada tepe taklak olduğum için çok bakamamıştım. "Yok Özğür yok. Bu deli kızla da mahalledeki eve gidiyoruz." diye Kerem dönüp Özğür abiye cevap versede sanki omuzunda değilmişim gibi hareket ediyordu. "Kerem!" diye tüm gücümle bağırırken sonunda beni arabanın ön koltuğuna bıraktı. "Ben evime kendim giderim." dedim emliyet kemerimi takmaya çalışırken engel oldum. "Özür dilerim, seni terk ettiğim için." dedi gözlerime bakıp pişman olduğunu göstermek istesede öyle kolay affetmicektim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD