8. BÖLÜM

2686 Words
Gözüme vuran güneşe ellerimi siper ederek yatakta doğrulduğumda nerede olduğuma bakınıyordum. Odamdaydım....... İzmir'deki odamda.... Ama nasıl?... Kalbimin hızlı atışını derince nefes alıp düzenlemeye çalışırken yataktan tereddütle kalktım. Odamın içine bakındığımda daha dün çalışmışım gibi masamda tüm notlarım öylece duruyordu. Odamın kapısını açıp koridora göz gezdirdiğimde ortalıkta kimseyi göremediğim için merdivenlerden yavaşça inmeye başladım. "Gece daha hazırlanmadın mı?" diyip merdivenlerin ucunda babam seslenerek geçerken "Baba!" diye büyük bir çığlık attığımda merdivenleri hızla inip sıkıca sarıldım. "Gece'm." dedi babam saçlarımı oksarken "Kabus mu gördün?" diye sorunca cevap vermek istesemde boğazım düğümlenmiş sanki kelimeler ağzımdan çıkmak bilmiyordu. Yokluğuydu, bir türlü uyanamadığım kabus. Göz yaşlarım babamın gömleğini ıslatırken sadece başımı sakladığımda omuzuma ellini koyunca başımı kaldırıp baktım. "Ben hep burdayım." dedi kalbimin üstüne elini koyarken yanaklarımdan süzülen göz yaşlarımı silip tebessüm ettim. "Biz sizi kahvaltıya bekliyoruz. Siz orada ne yapıyorsunuz?" diye seslenen Çağla hanımın sesini duymamla kalbim göğsümden çıkacakmış gibi çarparken nefes almaya çalıştım. "Geliyoruz hayatım." dedi babam. Doğru mu duydum hayatım mı dedi? Yaşadıklarım mı kabustu? Babam bana sarılıp kahvaltı için bahçeye yönlendirdiğinde onun yanında o adamı gördüm. Sanki biz yokmuşuz gibi birbirlerine gülüyorlardı. Sakin kalmaya çalışmak için derin bir nefes alsamda işe yaramayınca yumruklarımı sıkıp tırnaklarımı elime geçirdim. Öfkemden canımın acısını umusamazken o an onun sesini duydum. "Günaydın Gece." diye adımı söylediğinde sesini duydugum için adımdan tiksindim. Babamla yavaş yavaş masaya yaklaşırken Çağla hanımın eli koluma değdiğinde sıçrayıp gözlerimi karanlığa açtım. Yattığım yerin sıcaklığını hissederken karanlığa alışmak için gözlerimi kırpıştırdım. O kadar uzun zaman oldu ki babamı rüyamda görmeyeli, sesini duymayı özlemiştim. Sıkmaktan uyuşan ellerim diğerlerini de gördüğüm gerçeğini hemen hatırlattı. Kendimi buna hazırlasam iyi olucak, bir gün gelicek ikisiylede karşılaşmak zorunda kalıcaktım. Aralık olan kapıdan sızan ışığı fark ettiğimde en son ne yapığımı hatırlamaya çalıştım. Kahvaltı yaptıktan sonra Peri'm masal oku diye tutturmuştu, onun yatağında uyuya kalmış olmalıyım. Yataktan kalkıp odadan çıkarken eve sessizlik hakimdi. Herkes nereye kaybolmuştu, Ege bile salonda yoktu. Balkonun ışığının açık olduğunu görünce oraya doğru yürürken birden karşıma Barış hoca çıktı. "Ne işin var burda?" diye sordum şaşkınla. "Hani, ben burda oturuyorum ya." dedi şaşkınlığıma gülerek. "Hâ hâ çok komik." dedim yüzümü buruşturak yanından çekip balkona çıktım. "Senin kendi evin yok muydu?" diye sorunca gülüşünü duysamda balkonun mermerine kollarımı yaşlayıp aşağıya bakındım. Canım mahallem, burdaki hayattamı bu kadar sevdiğimi bilmiyordum.. "Var ama gidesim yok." diyip benim gibi mermere kollarını koydu. "Peri'm nerede? Ve Ege?" diye sorarken dışarıda bile bir kaç kişiden fazla kimseyi göremediğimde saatin oldukça geç oldugunu anlamıştım. "Peri annemle uyuyor. Ege'de misafir odasında, heralde uyumuştur." dediğinde gitmemin zamanı geldiğini anlamıştım. Şuanda burda olmam ne kadar doğruydu, bilmiyorum ama daha kendime verdiğim sözü tutamıyorum. Aslında dün gece beni yalnız bırakmadığı için teşekkür borçluyum. "Senide daha fazla uykusuz bırakmadan eve gitsem iyi olucak." dedim dudaklarımı birbirine bastırarak balkondan içeri girdiğimde arkadandan beni yolcu etmek için geldiğini düşünürken koridorda hafiften kolumdan tuttu. "Çay içermisin?" "Şimdi bu saate demlemekle uğraşmıyalım." diyip bahanemi üretirken gitmek için bir adım attım. "Hazır zaten." Anlaşıldı, kurtuluş yoktu. Neyse bende bahaneyle dün gece için teşekkür etmiş olurum. "İyi, tamam içelim." dedim umursamazca mutfağa girip ışığı yaktığımda ocağın üstünde altı açık demliği fark ettim. Ne zamandan beri benim uyanmamı bekliyordu. Dolaptan bardakları çıkarıp çay dolduracağım sırada Barış hocada buz dolabının kapağını açmış öylece bakıyordu. "Ne yemek istersin? Karnıyarık, pilav, salata..." diye hem sorup hemde hâlen buz dolabının kapağı açık bekliyordu. Çayla en güzel giden şey peynir + helva. Kesinlikle... "Penir ve helva....." "Bu kadar yemeğin arasında sana peynir verirsem, bu evden Türkan sultan beni terlikle kovalar." dediğinde kendime engel olamayıp küçük bir kahkaha atmıştım. Bir an Türkan teyzenin yine terlik elinde Barış hocaya kızdığını düşündüm de. "Hadi ne istersen söyle çıkartıyım." dedi sabırsızca "Söyledim ya." dedim doldurgum çayıları masaya koyup otururken ciddimiyim diye bana baktıktan sonra söylediğim gibi peyniri ve helvayı çıkarıp masaya koydugunda çaprazımdaki sandelyeye oturdu. Masanın üzerindeki poşetten ekmeği çıkarıp küçük bir parça böldüğümde içine peynir ve helvayı koydum. "Ciddi olamazsın, tatlı ve tuzlu bir arada." dedi şaşkınlıkla kaşlarını kaldırırken. "Denemek iştermişin?" diye sordum, elimdeki ekmek parçasını ona uzattığımda tereddüt etmeden elimden tutup ekmeği ağzına attı. Ben yaptığına şaşkınlıkla bakarken o keyifle ağzındaki lokmayı yemekle meşguldu. "Hımm, güzelmiş." dedi gülümserken çayından bir yudum içtiğinde bakışlarımı çekip kendime yenisini hazırladım. Her defasında bunu nasıl yapıyordu? Onunla her yalnız kalışımda sanki bana bir adım yaklaşıyordu. "Barış hocam." dedim inatla sesimin soğuk ve mesafeli çıkmasına özen göstererek. "Peri'm yani Peri benimle konuşurken neden herkes şaşkınlıkla izliyor?" diye sorum merakla cevap vermesini beklerken o kaşlarını çatmış bakıyordu. Seni sinirlendirmek bu kadar kolaydı madem ben niye iddiayı kaybettim ki? Sahi benden ne istediğini niye hâlen söylemedi? Neyse şuan bu önemli değil, Peri'mi daha çok merak ediyorum. Boğazını temizleyip başını öne eğdiğinde bir kaç saniyeliğine çay bardağıyla uğraştı. Peri'min annesi hakkındaki gerçeği söymekte zorladığını fark ettiğimde sessizce derin bir nefes alıp kelimeleri zorda olsa ağzımdan çıkardım. "Peri'min kayboldu gün....... Özgür abi annesinin durumdan bahsetmişti." dedim tedirgin bir şekilde konuyu açarken Barış hoca benden daha da huzursuzdu. "Başka bir şeyden bahşettimi?" diye sorarken sakin kalmaya çalışıp çayından bir yudum alsada bakışları benim dışımda her yerdeydi. Başka ne olabilirdi? Peri'mle ilğili bir sorun var ama belli ki Barış hoca paylaşmak istemiyordu. İyide neden? "Hayır." dedim net şekilde aklımdaki sorular cevapsız kalırken, Barış hoca sandalyesinden kalkıp bitmeyen çayının üzerine ağır ağır yenisini dolduruyordu. Gergindi....... Sadece basit bir soru sormuştum........... "Peri uzun zaman sonra ilk defa seninle gülerek konuşuyor ve annesinden sonra bir tek senin Peri'm ya da Peri kızı demene izin veriyor." dediğinde doldurgu çayı alıp yerine tekrar oturdu ve çayını sessizce içmeye başladı. Anlaşılan bu gece sorularıma cevap alamıcaktım. Oysa ben annesinin böyle seslendiğini bile bilmeden bunu yapmıştım. Barış hocada neden sürekli Peri'm diyip duruyorsun diye sorsa benimde vericek cevabım yoktu ama bir şeyi iyi biliyordum. Bir annenin yerini hiç kimse dolduramazdı. Kısacık sürede öyle alıştık ki birbirimize olmadık şeylere Peri'm sayesinde evetder olmuştum. O yüzden onu üzmemek için elimden geleni yapardım. Konuşmadan sessizce çayımızı içmeye devam ettiğimizde hiç uyumamışım gibi esnemiştim ya da saatin oldukça geç olmasından dolayı uykum yeniden gelmişti. Mutfağı toplayıp eveden çıkacağım sırada Barış hocaya teşekkür etmediğim aklıma geldi. "Teşekkür ederim.......... Herşey için." dedim az öncekinin aksine gerginlimiz biraz olsun azalmışken tebessüm etmeye çalıştım. "Ne için?" dedi şaşkınlıkla. "Dün, bu gün....." diye sebebini açıklarken bana bir adım yaklaşıp kaküllerimi kulağımın arkasına yerleştirdiğinde yine donup kalmıştım. "Sen şu saçlarını toplasana." dediğinde o bal gözlerini yine gözlerime dikmeye yeltendiğinde bir adım geri çekilip inatla saçlarımı düzelttim. "Niyeymiş?" "İddia." dedi sırıtarak. "Tokam yok." dedim umursamayıp omuz silkerek. "Peki öyle olsun bakalım." diyip üstelemeyince içten içe mutlu olsamda böyle hemen kabul etmesi hiç Barış hocaya göre değildi. "İyi geceler." dedim merdivenleri inerken akamdan "İyi geceler." diye imâlı şekilde söylediğinde bu imâyla yarın kendimi neye hazırlamam gerekliydi acaba...... Evime girdiğimde koridorun ışığını açıp odama geçerken kendimi yatağa attım. Senelerdir, böyle olaylı bir gün geçirmediğim için hâlâ çok yoğun hissediyordum. ☆☆☆ Yüzüme gelen saçı çekip tekrar uyumaya çalışsamda kıkırdama sesine gözümü ovuşturarak açtım. "Günaydın kömür gözlü ablam." diye neşeyle bağırıp yatakta zıplarken. "Günaydın Peri'm." diyip sarılırken gıdıklamaya başladığımda gülüşü o kadar güzeldi ki uzun zamandır neşeli bir sabaha uyanmamıştım. Gıdıklamamı engellemek için tek elini kullandığında diğer elinde sıkıca tuttuğu tokalar dikkatimi çekti. "Dayım dediki....." diyip nefesini biraz toparladığında avucundaki çilek ve kiraz şeklindeki tokaları bana uzattı. "Senin hiç tokan yokmuş, bende paylaşmaya geldim." dedi gülümseyip. Dün gece hemen kabul etmesinden altından bir şey çıkıcağını anlamalıydım. "Teşekkür ederim Peri'm." dedim gülümseyip elindeki tokayı alırken. "Seninde saçını bağlamamı istermişin?" diye sorduğumda heyecandan gözleri parlarken "Evet" diyip boynuma sarıldı. Aynanın karşısına geçtimizde altın sarısı saçlarını usul usul tararken ortadan ikiye ayırdığımda sadece yarısını alıp iki kulak şeklinde bağladım. Bende aynı şekilde bağladığımda kaküllerimi de topladım. "Eee çilek mi kiraz mı?" diye avucuma tokları alıp sordum. Parmağını dudağının kenarına koyup düşündükten sonra "kiraz." dedi keyifle. "Banada o zaman çilek kaldı." diyip istediği gibi kiraz şekildeki tokaları saçına takarken kendi şaçımada diğer tokaları taktım. Üzerimi değiştirmek için dolapta kıyafet bakınırken Peri'min yönlendirmesiyrle ne giyeceğime karar vermeye çalışıyorduk. Bundan oldukça keyif aldığını fark ettiğimde olur olmadık bütün kıyafetlerimi göstermeye başladım. Sırf tokalarıma uyumlu olsun diye kırmızı belimde biten krop giyerken altına siyah kıvrımlı bir şort etek seçmişti. Bence uyum mükemmeldi de okula böyle gidermiyim bilemedim. Üzerimi değiştirip telefonumu aldığımda Peri'mle odadan çıkarken "Gece." dedi Ada şaşkınlıkla beni süzdü. "Efendim." dedim durumu hiç bozuntuya veremeden çünkü bende biliyorum. Saçlarımı böyle toplayıp dışarı çıkmamıştım. "Saçların.." dedi hâlâ şaşkınlığını üzerinden atamadığından durup kıyafetlerime tekrar süzdüğünde yakışmadığını söylese bile umursayacak değildim. "Bence çok güzel olmuş." diyip Peri'm gülümseyip elimi tutarken yanağından kocaman öptüm. "Teşekkür ederim Peri'm." dedim gülümseyip. "Sen gülerken gözlerin böyle ışıl ışıl oluyormuydu?" diye sordu Ada şaşkınlıkla. "Ne?" diye mırıldandığımda Ada'ya hafiften kaşlarımı çatarak baktım. "Peri, kömür gözlü abla diyor ama gözlerinin bu kadar siyah olduğunu fark etmemiştim." diyip gözlerime daha da dikkatli baktı. "Adım bu yüzden Gece'ya." dedim sesimi neşeli tutmaya özen göstererek. Allah'ım bu günün biran önce bitmesini diliyorum. Eğer bir kişi daha bana bunu söylerse onu boğabilirim. "Sabah sabah bu kadar tantana yeter. Hadi kahvaltıyı hazırlayalım." diye söylenerek mutfağa gireceğim sırada Peri'm elimden çekti. "Ama teyzem kahvaltıya bekliyordu." dedi dudaklarını büzerek. "Yukarı çıkmak için bende sizi bekliyorum." diye Ada'da Peri'mi onaylayarak. "Tabi Emir hocada seni bekliyor. " diye laf tokturduğumda Ada'nın yüzü hemen asılmıştı. Buna bir çözüm bulması lazım böyle kaçak sevgili olunmaz. Yukarıya çıkıp kapıyı çaldığımızda elim istemsizce saçlarıma giderken kapıyı Barış hoca açmıştı. "Biz geldik." dedi Peri'm neşeyle içeri girerken. "Günaydın." diyip Ada içeri gittiğinde Barış hoca tepkisiz bakarken içim biraz olsun rahatlamıştı. En azından Ada gibi tepki vermedi. "Gü....Günaydın." diye mırıldığında kekelemesi istemsizce kalp atışlarımı hızlandırsada başımı eğip hızla içeri girdim. Bu Ada'nın tepkisinden daha da fazlasıydı ama bu tepkiyi vermesi niye? Salona girdiğimde Ege her halimi bildiği için tepki vermezken Türkan teyze ve Emir hocada şaşkınlığını üzerinden atınca kahvaltıya oturduk. Sadece Peri'mle ilğilenip kahvaltıyı sakince yapmaya çalışırken telefonum çaldığında cebinden çıkardım. "Ege, babanla bu gün konuştun mu?" dedim telefonunun ekranına bakarken. "Hayır, işte dün konuştuğum." diye açıklama yaptığında telefonu açarken sandalyemi yavaşça itip kalktım. -'Efendim Asaf amca.' --'Okuldamısınız?' Konuşmayı duyması için Ege'nin yanına oturduğumda telefona kulağını dayadı. -'Hayır, daha evden çıkmadık.' --'Peki Özğür'le konuştun mu?' -'Hayır konuşmadım.' --'Ege'yle biran önce okula gidin, sana ihtiyacı olabilir.' -'Ne oldu ki?' Bir sorun olduğunu anlasamda derince nefes alıp sesimi sakin tutmaya çalıştım. --'Annen okulun bulunduğu arsayı satın almış.' "Yuh!" diye şaşlıkla tepki verince dönüp ters ters baktım. O kadar doğru tepki vermişti ki ama yer ve zaman hiç uygun değildi. -'Neden yapmış ki?' Saçma bir soru sordum ne yapığımı bilmediğim için illaki hayattama müdahale edicekti. --'Okulun imara uygun olmadağını gösterip, yıktırmak için.' "Oha daha neler!" diye Ege'nin bağırması duyduklarımı çabucak hazmetmemi sağlamıştı. "Ege." dedim dişlerimi sinirden sıkarken. Asaf amcaya tekrar döndüm. -'Bunu nasıl engelliyebilirim?' --'En azından hisse sahibi olarak karşı çıkabilirsin.' -'Şirket adına mı almış?' --'Bilmiyorum kızım ama istersen öğrenirim.' -'Tamam Asaf amca, ben okula gidiyorum. Sen duruma göre ararsın.' --'Özğür'ün yanına Ege'yle git, annenen avukat ordusunu yollamıştır.' -'Tamam Asaf amca.' Telefonu kapatır kapatmaz Ege önündeki kahvaltı tepsini kenara koyup koltuktan kalkmaya yeltenince omuzuna elimi koydum. "Hayırdır nereye?" "Okula." dedi uzatarak dalga geçer gibi. "Sen hastaneden yeni çıktın ya." dedim dünü hatırlatıp. "Babam, Ege'yle git dedi ya." dedi inatla. "Ara babanı kaza geçirdim, okula gidemiyorum de." diyip son çağre telefonu eline bıraktım. "Of tamam ya tamam ama sende......." diye Ege isyan edip vazğeçerken araya Barış hoca girdi. Bir sen eksiktin dimi? Allah'ım bu gün bitecek mi? "Siz neyi tartışıyorsunuz?" diyip merakla sorsada ne cevap vereceğimi bilmediğim için Ege'ye baktığımda pis pis sırıttı. Hayır derecesine kaşlarımı olabildiğince kaldırdığımda panikle başımı iki yana sakladım. Şimdi şakır şakır gerçekleri söyleme huyu tutmasın diye o an içimden dualar ediyordum. "Barış hocam, Gece'yi okula siz bırakır mısınız? Hatta ve mümkünse Özğür abinin odasına kadar bırakın." diye saçma sapan şey istediğinde ona öfkeyle baksamda umursamayıp omuz silkti. Ah Ege bunun acısını senden çıkarmam mı? Hele bir iyileş bakalım. Ben sakin kalmakta zorlanıyorum birde başıma Barış hocayı sarıyor. "İyi hadi çıkalım. Zaten hep beraber okula gidicektik." diyip Emir hocada masadan kalktığında Ada'da aynı anda kalktı. Hâââ... başıma orduyu sardı. Barış hocanın sorusu her zaman ki gibi havada kalırken onu umursamayıp Peri'mle kahvaltıya kalamadığım için ona okul çıkışı park sözü verdiğimde evden çıktık. Ada'yla çantalarımızı almak için eve uğrayıp dışarı çıktığımızda Barış hoca arabayı çalışmış beklerken Emir hoca arabanın arkasına oturmuştu. "Ada, bu sevgilinin benim elimde kalıcak." diye söylendim kapının önününde dikilirken. "Korkma Barış seni yemez." diye alay ederek gidip arabaya bindiğinde mecburen bende ön koltuğa oturdum. Ben niye mecburen her defasında bu arabaya biniyorum...... Sakin ol Gece şuan en son sorunun bu, benim okul işini bir şekilde halletmem lazım....... Yol boyu Ada'yla Emir hocanın minnoş sevgili muhabbetini dinlesemde, onları böyle görmeye alışmaya çalışıyorum ama Emir hocanın bu komik hâllerini de ilk defa görüyordum. Kafam biraz olsun dağılmışken telefonumun çalmasıyla Asaf amca arayınca sorun kaldığı yerden devamdı. -'Efendim.' --'Öğrendim kızım, şirket adına almış.' -'Bu harika haber, benim adıma geçirebilir misin?' --'Geçirebilirim ama bundan emin misin?' -'Eminim Asaf amca ve onlarında öğrenmelerini sağla.' --'Tamam, kendine dikkat et.' Telefonu kapattığımda güzel haber sayesinde keyfim yerine gelmişti ama Çağla hanım buna çok bozulacaktı. "Her şey yolunda mı?" diyip Barış hoca yoldan gözünü ayırıp baktığında ilk defa rahatlıkla cevap verdim. "Hiç olmadığı kadar yolunda." dedim keyifle gülümserken. Okula girdimizde arabadan inerken n'olur kimse görmesin diye dua etmeye başladım. Emir hocayla Ada yanımdan ayrılırken Ege'nin saçma isteği yüzünden Barış hoca benimle geliyordu. "Barış hocam bir şey sorabilir miyim?" diyip her zaman ki gibi Sude ve Elif Barış hocayı çevirirken ben kurtuluş biletimi bulmuştum. "Hocam siz arkadaşlara bakın, ben giderim." dedim tam bir adım atıcaktım ki Barış hoca kolumdan tuttu. "Sorunuzu derste yanıtlarım." dediğinde yanlarından hızla ayrılırken hemen kolumu çektim. "İnatçı keçi." diye mırıldandım merdivenleri önden çıkarken. "Seni duydum." "İyi halt ettin." dedim öfkem zaten iyice tavan yapmış, ben kendi kendimi nasıl sakinleştiriyim diye şaşmışım tam pamuk gibi oluyorum ama yok illa beni sinir edicek. "Gece okuldayız." diye ikaz ettiğinde dönüp baktım Merdivenleri bitirip döndüğüm için şuan aynı boydaydık. "Az önce sen kolumdan çekerkende okuldaydık." dedim öfkem yüzünden inatla gözlerine baksamda umursayıp güldüğünü fark ettim. Allah'ım el deliye hasret ben akıllıya n'olur al şu hocayı başımdan. Barış hoca benimle didişmekten zevk alıyor olasada gülümsemesiyle baş başa bırakıp Özğür abinin odasına gireceğim sırada içerden bağırmasını duydum. "Ben bu okul için ne kadar emek verdim, siz bilmiyormusunuz?" Kapıyı açtığım an odadaki herkes bana baksada seri adımlarla Özğür abinin yanına yürüdüm. "Küçük hanım toplantıdayız." dedi takım elbiseli adamlardan biri. Dikke eder gibi uyardığına göre avutkatlardan biri bu, odada tam beş tane takım elbiseli durmuş şuan bana bakıyor. Küçük hanım mı?....... Ben mi?....... "Bizde onun için gelmiştik. Barış Altay bu okulda öğretmenim." diye kendini tanıtarak yanımıza geldi. "Siz?" dedi aynı adam bakışlarını bana dikip. Sanane lan kimsem kimim diye bağıraşım var ama işte.... "Gece......." "Asistanım." dedi Barış hoca hemen araya girerek. Ben miyim o?........ Neden soyadımı söylememi engellesin ki?........... Allah'ım bu gün yeteri kadar şok üstüne şok yaşadım.Yetmez mi? Barış hocaya kaşlarımı çatıp baksamda şuan öfkemi odada bulunan avukatlara yönlendirsem doğru olucaktı. Avutkatlardan birinin telefonu çaldığında açıp karşı tarafa evet efendim diyip kısa kısa cevaplar verirken masanın üstünde duran kağıda bir şeyler yazıp telefonu kapattı. "Toplantı bitmiştir." dediğinde hepsi ayaklandı. Elindeki kağıdı Özğür abiye uzatıp avukatların hepsi odadan çıkıp gitti. Bu kadar kolay mıydı? Sorun bitti mi? "Barış, Gece senin ne zaman asistanın oldu?" diye sorarken elindeki kağıdı cebine koysada şuan hem kağıta ne yazdığını hemde Barış hocanın vereceği cevabı deli gibi merak ediyorum. Merakla beklesemde Özğür abinin çekmecesinden bir çikolata alıp yemeye başladım. Gerçi Barış hocanın kıvrandığını görmekde güzelmiş. "Abi toplantıya öyle girince........... mecburiyetten." diye kısacık açıklasada sırıtarak izliyordum. "Neyse hadi derse gidin. Toplantıya dalmanı dersten sonra konuşuruz." dedi Özğür abi sakayla karışık bizi odadan kovsada dönüp bana bıraktığında "Saçların... " dediğinde elim yüzüme gitsede "Güzel olmuş." diyince elimi çekip omuz silksemde gülümsemeye çalıştım. Odadan çıkarken koridorun boşluğu ve sessizliği eşliğinde sınıfa yürümeye başladık. Sessizliğine anlam veremeyip baktığımda ilk defa dikkatle onu inceledim. Bir öğretmene göre siyah dağınık saçları ve biz kızları kıskandıracak kadar güzel kirpikleri vardı. Kumral tenli olmasına rağmen yüzün pürüzsüz güzelliğine şaşırmıştım. Öyle dalmışım ki ayağım boşluğa geldi an birden kolundan tuttum. "Dikkat et." dedi elinden tutup yüzüme baktığında bal gözlerinden telaşlandığı anlaşıyordu. "İyi misin?" diye sorunca elimide bakışlarımı da çektim. "İyiyim iyiyim." diye hemen cevap verip merdivenleri inmeye başladım. Bu gün salaklığıma doymuyorum. Sanane Barış hocadan sanane..... Kendi kendime söylenmem bir işe yaramaz ki benim bunları Eğe'yle paylaşmam gerek. Birazda o bana söylensinde kendime geliyim..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD