Merdivenlere oturmuş sokağa bakındığımda gündüz çocukların sesiyle cıvıl cıvıl olan sokak, şuan tam gece sessizliğine bürünmüştü. Bazen yorgunluktan insan bu sesizliği arar ama aslında bilmezler ki bu sessizlik kimsessizlikğe eş değerdi.
Omuzuma dokunulan elle birden sıçramıştım. "Korkuttum mu?" diye Barış hoca sorunca başımı olumsuz manada salladım. Bu seferde "Bir şey mi oldu?" diye endişelenip sorduğunda yanıma oturdu.
"Biraz yürüyelim mi?" diye sordum bakışlarımı ona çevirip. Bu saate yürümek mi? Hadi ama Gece, hayır diceğini bile bile niye soryorsun ki? "Neyse boş verin, İyi ğeceler." dedim oturduğum yerden kalktığımda Barış hocada kalkıp hafiften koluma dokundu.
"Yürüyelim." dedi tebessüm ederek.
Yavaş adımlarla yürüdümüzde aramızdaki sessizliği sadece adımlarımız bozarken niye yürümeyi teklif ettiğimi bile bilmiyorum ama oda sebepsizce endişelenmişti. Barış hocaya bakmamak için çabalarken resmen adımlarımı sayıyordum.
"Herşey yolunda mı?" diye sordu, aramızdaki sessizliği bozarak.
Yine aynı şeyi yapıyor, beni mi merak ediyor bu hoca? Yok Gece saçmalama, Barış hocadan bahsediyoruz. Hani okulda sert tavrından taviz vermeyen Barış hocadan.
"Hı hı, yolunda." diyip geçiştirdim ama ben bile şüpheyim her yolunda mı?
Aramızdaki sessizlik hâlâ devam ederken sanki başımı çevirsem Barış hocanın bana bakışını yakalıcakmışım gibi hissediyordum.
"Salıncağa binmek istermişin?" diye sorunca yerden başımı kaldırıp baktım. Ne salıncağı? diye sorucaktım ki gülüşüne takıldım.
Ben daha önce Barış hocanın hiç bu kadar çok gülümsediğine şahit olmamıştım.
"Olur." dedim de laf ağzımdan çıktıgı an içimi bir pişmalık kaplamıştı bile.
Sonunda bakışlarımı Barış hocadan çekerken sessiz yürüşümüzle biz parka gelmiştik. Ben salıncağa oturup yavaş yavaş saklanırken, Barış hocada ellerini göğsünde birleştip demire yaşlandı.
Kemdime söz bir daha Barış hocayla yalnız vakit geçirme, şuan derslerinden kaçtığım hocanın yanındayım. Dimi ya birde derslerine girmiyorum diye gidip Ahmet amcayla konuşmuştu.
"Ahmet amcayla boşuna konuşmuşsun. Derslere istediğim zaman giricem." dedim sırf sinir etmek için. Eh madem yanındayım, bakalım ne kadar sürede sinirleniyor.
"Benimle sorunun ne senin?" dedi sanki kaşlarını çatmaya hazır bekliyormuş gibi.
"Benim mi sorunum var? Gitde bir aynaya bak." dedim umursamazca gözlerimi devirsemde Barış hoca tam sinirlenme kıvamındaydı.
"Geceee.." diye adımı uzatarak söylesede umursamadım.
Sinir etme provası başarıyla sonuçlanmıştı. İşte bu kadar kolay kazanmak..
"Seni kızdırmak bu kolaysa yarın çok eğlenicem." dedim keyfimden gülerken salıncakta iyice sallamaya başladım.
"Eğer kazanırsan, ne istiyorsan onu yapıcam ama ben kazırsam...."
"Çok beklersin." dedim bir çırpıda.
Yarın ne olursa olursun kızmıcam, sinirlemicem. Eğer Barış hoca kazanırsa istiyeceği şey belli inatla bana adını söyleticekti.
Aramızdaki saçma sohbeti telefonumun sesi böldüğünde aklıma ilk Ada gelmişti. Evden kısa süreliğine Ege'yi yolcu etmek için çıkıp, yürüyüşe çıkmak aklımda yoktu. Hemde Barış hocayla..
Salıncağı durdurup telefonuma baktığımda bilinmeyen numaraydı. Beni böyle bir Çağla hanım arar ama bu saate aramaz ki, tereddüt etsemde telefonu açıp yavaşça kulağıma götürdüm.
-'Efendim.'
--'İyi günler, emliyetten arıyorum. Gece hanımla mı görüşüyorum.'
-'Evet'
--'Bir kaza meydana geldi. Acil aramalarda siz varsınız....... Kimlik bilgisi Ege Gümüş.'
Daha kaza sözcüğünü duymamla kalbim sıkışırken, Eğe'nin ismi duyduğum an korkudan titreyen sesimle kekelemiştim.
-'Yaşı... yaşıyor mu?'
--'Zincirleme bir kaza olmuş, durumu hakkında bilgi verilmedi.'
Hızla salıncaktan kalkıp bağrırken parkta sesim yankılanmıştı.
-'Hangi hastane?.... Hangi hastane!?'
"Ne oldu? ....... Gece ne oldu?" diyip kolumdan tutarken hastanenin adını öğrendiğim an telefonu yüzüne kapatmam bir oldu.
-'Sarıhan hastanesi.'
Yaşadığım korkuyla nefes nefese kalmış olmama rağmen parktan koşar adım çıktığımda gecenin bir yarısı caddede taksi bulmam nerdeyse imkansızdı.
"Gece dur! Ne oldu." dedi kollarımdan tutup gitmemi enğelledi.
"Ege...... Ege kaza geçirmiş." dedim titreyen sesimle.
"Tamam, hemen gidelim." diyip elimden tuttuğunda beraber caddenin başına yürüdük.
•°•
Bindiğimiz taksi hastanenin önünde durduğunda kapıyı açıp fırladım. Bacaklarımın titremesini umursamadan merdivenlerini hızlıca indiğimde acil kapısına doğru koştum. Danışmada duran hemşireden bilgi almaya çalıştığımda çıkardığım yayğara sonucu araya Barış hoca girip Ege'nin durumunu öğrendi.
Ege'nin iç kanaması olduğu için amaliyatta alındığında kapının önünde öylece beklerken titreyen bacaklarım vücudumu daha fazla taşıyamayıp düşeceğim sırada Barış hoca kolarının arasına aldı. Sevdiğim bir kişiyi daha kaybetme korkusu bedenimi esir alırken, kendime daha fazla engel olamayıp ağlamaya başladım.
"Şşş Ege iyi olucak. Her şey geçicek." dedi beni iyice göğüsüne çekip sıkıca sarıldı.
"Ya onuda kaybedersem." dedim çaresizce titreyen sesimle.
"Ege'de en az senin kadar inatçı ve o seni bırakmaz." dediğinde bedenlerimiz ayrılırken bir adam geriye çıkıp başımı kaldırdım.
"Her şey geçicek mi?" diye sordum. Bir umut istiyordum, Ege"yi yeniden gülerken görmek için. Bir umut.
"Geçicek." diyip yüzümü avuçlarının arasına alıp baş parmağıyla göz yaşlarımı sildi.
Koridorda başka hastaların feryatlarını duyduğumda iki elimle kulaklarımı kapattım. Bu ses, bu soguk hastane koridorlarına sinen bu koku, her şey o kadar tanıdıktı ki ve yine korkuyordum. Bedenimi saran kollarla sesler uğultulara dönüştüğünde sadece Barış hocanın sesini duydum.
"Korkma burdayım."
Evet yanımdaydı, korkmamam için burdaydı. İştese umursamaz giderdi ama gitmedi.
Amaliyathanenin önünde zaman kavramını yitirirken beklemek her geçen dakika zorlaşıyordu. Barış hocanın zorlamasıyla bir kenara oturduğumda nefetle dişlerimi sıktım. Belki yeniden hayatına girmeseydim burda olmayacaktı.
Amaliyathanenin kapısı açılıp içerden doktor çıktığında yerimden hızlıca kalktım.
"Ege nasıl?" dedim sabırsızca.
"Kanamayı durdurduk ve kaburgadaki çatlaklar dışında durumu gayet iyi. Şimdi yoğun bakımda kendine geldiğinde normal odaya alıcaz. Ancak o zaman görebilirsiniz. Geçmiş olsun." diye açıklama yapıp giderken seviçten Barış hocaya sarıldım.
"Bak gördün mü? Senin gibi inatçıymış." dediğinde sesi kendime gelmemi sağlarken uzaklaşıp ayrıldım.
"Evet inatçı." dedim yarım bir tebessümle.
☆★
"Bir kaşık daha." dedim elimdeki çorbadan biraz içmesi için zorlarken.
Sabaha karşı Barış hocanın omuzunda uyuya kalırken Ege'nin kendine gelmesiyle normal odaya geçmiştik.
"Tadı çok kötü, zorlamasan." diyip yüzünü buruşturunca tabağı bırakıp masayı önünden çektim. "Berbat hastane kokusundan daha da kötü oluyorum. Doktoru ikna etde çıkalım." diye yine söylenerek beni ikna etmeye çalışsada haklıydı, biz hastanelerden nefret ederdik.
"Tamam şansımı denicem." dediğimde gülümsemeye çalışınca canı acıdı. "Yavaş, dikkat et" dedim yatağa hızla bir adım atarken elimi göğsüne koydum.
"Sen beni burdan çıkar, söz dikkat edicem." dedi gözlerimin içine bakıp tebessüm ettiğinde canını yakmadan sarılmaya çalıştım.
Odadan çıkıp doktorla görüştüğümde uzun uzun dil dökmem gereksede ne kadar kararlı olduğumu fark edince çıkmamız için izin verdi. Çıkış işlemleri için sekreterliğe gittiğimde ödemeyi nasıl yapıcağım konusunda tartışmaya başladım.
"Hanımefendi niye anlamıyorsuz? Ödeme şeklini öyle alamıyorum. Ya nakit ya kartla ödeme yapabilrsiz" diye kızarak söylenince, sitemle ofladım.
"Hastaneye gece gece geldim. Üzerime o kadar para almışamı benziyorum. Verin hesap numarası paranızı yollayım." dedim inatla diretmeye devam ettim.
Yok anlamıyorum, bi hastanenin nasıl kart ya da nakit dışında ödemeyi kabul etmez.
"Bakın hanımefendi tekrar söylüyorum Kart ve ya nakit alabilirim." dedi kadın inatla benim gibi diretirken.
"Allah'ım sabır." dedim içten içe dileyip saçlarımı geriye attığımda Barış hocanın sesini duydum.
"İzin ver ödemeyi ben halediyim." dediğinde gülümsemeye çalışsamda her şey için artık çok geçti. Sinirlenmiştim.
Deminden beri ortalıkta yoktu, benim kızdığım ânı mı bekledi. Aferin Gece, iyi halt ettin. Madem tartışıyorsun, niye yakalanıyorsun? Daha gün bitmeden güzelim iddia gitti.
"Hanımefendi inatlaşmasa halediyordum." dedim hiç bir şey olmamış gibi normal davranışmaya çalışarak.
"Şükür Barış bey yetiştinizde, beni hanımefendinin gazabından kurtardınız." dedi ödemeyi alırken.
Pardon? Barış hocanın adını ne arada öğrendin. Ay onu boşver kadın beni resmen sinirden üstüne atlıyan biri ilan etti. Bu kadın konuştukça daha da sinirlenmeme sebep olyor.
"Sizinde Gece hanıma daha anlayışlı olmanız gerekiyor. Oda hâlâ arkadaşı için üzgün." diyip beni savunurken kadının yüzünün şekli değiştiğinde, gülümsedim.
Çıkış işlemlerini hallettimizde Barış hoca iddiayı hatırlatmayınca unuttuğuna sevinmiştim. Ödeme kısmını Ege'yle bir ara hallerdik. Barış hoca odanın kapısını açacağı sırada durup bana döndü.
"Bu arada iddiayı ben kazandım." diyip keyifle gülümserken, kaşlarımı çatmakla yetinmiştim.
Şuan istiyeceği şeyi düşünmek bile istemiyorum.
"Senden ne istiyeceğimi düşünüp akşam söylerim." dedi keyfinden gülerken kapıyı açıp içeri girdi.
Akşam söyleyecekmiş, benden akşam akşam ne istiyecekse, Pislik.
İçeri girer girmez Özğür abinin fırçasına mağruz kaldım. "Ufaklık nerdesin? Sen niye beni aramadın? Asaf beyede haber vermemişsiniz." diye kızsada korktuğu için sıkıca sarıldı.
"İyiyim telaşlama." dediğim an Özgür abi beni bırakırken odadaki herkese göz gezdirerek Ege'nin yanına yürüdüm.
Barış hocanın ortadan neden kayboldugu belli oldu. Özgür abi, Ada ve onun ayrılmayan sevgilisi Emir hoca, herkesi saniyede başıma toplamış. Az önce kızıp iddiayı kaybeymemiş olsaydım, şimdi kaybederdim.
"Zaten çıkış işlemlerini yaptık, bizde hastaneden ayrılmak üzeydik."
"Gece, ödemeyi nasıl yaptın? Ben sana kart vermedim." dedi bakışlarını bana dikip elimi tuttuğunda açıklamamı bekliyordu.
"Barış hoca yaptı." dedim mahçup bir tebessüm eşliğinde.
"Teşekkürler. Iban numarasını verirseniz, hemen yollarım." dedi Ege
"Sorun değil sonra hallederiz." dedi bakışlarını benden çekip Ege'ye bakarken tebessüm etmeye çalıştı.
Kızmışmıydı, parasını geri vericek niye kızsın ki?
"Sen iyi ol, para kısmı şuan önemli değil." diyip Özgür abide destek verdiğinde, gerginlik çıkmaması için konuyu değiştiştirdim.
"Telaşlanmasınlar diye Asaf amcaya ve Ege'nin ablasına haber vermedik. Ege'nin bir kaç gün bizde kalması lazım." dediğimde Ege birden itiraz etti.
"Hiç gerek yok, ben arkadaşımda filan kalırım." diyince bitiriktirdiğim bütün öfkemi ona kusmaya hazırlandım. Paşama bak başka arkadaşında kalıcakmış, kolaysa yataktan kalk.
"Şimdi gider çıkış işlemlerini iptal ettirir. İyileşene kadar seni yatağa bağlarım Ege." diye sitemle çıkıp kıyamasamda kafasına vurdum.
"Tamam tamam sözünden çıkarsam namerdim." dedi saniyede süt dökmüş kedi olmuştu.
"Hâ, söyle izaya gel." dedim sırıtarak kollarımı gögüsümde birleştirdim.
"Bunuda ben kabul edemem ufaklık. Okulun ve bir de kafe var." diyip araya Özğür abi girdi ve diğerleride şaşkınlıkla bizi izlesede umursamadım.
"Okula bir kaç gün gitmem, gerekirse kafeyide bırakırım."
"Malesef finaller yaklaşırken, okulu ekemezsin." dedi Barış hoca.
Al işte yine öğretmen olduğunu mu hatırlartı. Sanki unuttuğumuz var, etrafına bir baksa Özğür abi burda zaten.
"Ege'de sende bizde kalırsınız. Okulada beraber gider, geliriz." diyip Özgür abide yardımcı olmak için çözüm bulduğunda Barış hoca birden çıkışınca hepimiz ona baktık.
"Olmaz!" dedi telaşla. "Yani Peri seni görmezse merak eder. En iyisi Ege bizde kalsın, sende isteğin zaman gelir görürsün." diyip açıklama yaparken söylediklerinde haklılık payı olduğunu fark ettim.
Sen Peri'me dua et, o güzel meleğim olmasa kabul edermiydik.
Ada'yla biz odadan çıktığımızda diğerleride Ege'nin üzerini değiştirip hazırlaması için içerde kalmışlardı.
"Nasılsın?" diye sordugunda gözlerimi kısarak baktım.
"İyiyim Ada iyiyim ama şu mevzuyu abinle konuş artık." dedim sitem ederken.
"Sen saklamama yardım etmicek misin?" dedi şaşkınlıkla bunu beklemiyormuş gibi.
"Hayır, senin gibi Özğür abiye yalan söylemicem." dedim net şekilde.
"Niye annen konusunda hepimize yalan........" dediğinde birden susarken tamamlayamadığı sözü gözlerimin dolmasına yetmişti. Son söylediğinden sonra Ada sessizliğe bürünürken Ege ve diğerleri odadan çıktı. Bende Ege'nin koluna girip yürümesine yardım ederken hastaneden çıktığımızda Özgür abi kendi arabasıyla gelsede Emir hocada, Barış hocanın arabasıyla gelmişti.
Bu kadar şey olurken sakin kalmak zaten zormuş. Benim için bir ilk olsada Barış hocanın kulladığı arabaya bindim. Arabayı kullanırken dikiz aynasından sık sık baktığını fark ettiğimde umursamamaya çalışıp Ege'yle ilğilendim. Benden ne isteceğini deli gibi merak etsemde o söyleyene kadar sorucaktım. İnatçılığımın beni getirdiği yere bak.
Eve geldimizde çekinerek içeri girerken Türkan teyze, Ege'nin uzanması için salona yatak hazırlamıştı.
"Sizede zahmet verdik." dedim Ege'nin oturmasına beraber yardım ederken.
"Aaa... böyle sözler duymayayım, alınırım bak." dedi Türkan teyze
"Teyzecim biz, sizi yormasaydık." diye Ege'de bana hak verir gibi konuştuğunda Türkan teyze kaşlarını çattı. Ben daha önce böyle bir bakışını görmediğimden yumuşaması için gülümsemeye çalıştım.
"Sen benim kızım gibisin, yardıma ihtiyacın olduğunda tabi ki yanında olucam." diyip hemen gülümsediğinde sarılarak teşekkür ederken Peri'nin sesiyle Türkan teyzeden ayrıldım.
"Kömür gözlü ablam seni çok özledim." dediğinde ona sarılmak için eğilirken boynuma sıkıca sarıldı.
"Bende seni özledim Peri kızım."
"Sabah kahvaltıya çağırmak için size geldim. Evde yoktun." diyip küçük parmağını sallıyıp kızarken o kadar tatlı görünüyordu ki gülmemek için dudaklarımı birbirine baştırdım ama diğerleri kendilerini tutamayıp gülmüştü.
"Peri'm." dedim ellerinden turtarken. "Ege abinin biraz hastaydı, onunlaydım." diyip bakışlarımla Ege'yi gösterdim.
"Ama sen doktor değilsin ki." diyince kendimi tutamayıp gülümsediğimde Peri'm şaşkınla kaşlarını kardırdı. "Yoksa doktormuydun?"
"Kömür gözlü ablan doktor değil ama sevdiklerini iyileştirmesini bilir." diyip Ege araya girdiğinde Peri'm beni bırakıp yanına gitti.
"Kömür gözlü ablam başka neler biliyor, anlatsana Ege abi." diye Peri'm tatlı tatlı sorunca Ege yanına oturması için yer açtı.
"Acaba nerden başlasam?" diyip düşünür gibi yapıp çenesin altına elini koydu.
"Abartma Ege." diye uyardığım sırada açlıktan karnım guruldadığında utanmıştım.
"Sabahtan beri bir kahveyle duruyorsun. Sen bayılmadan kahvaltı yapalım." diye söylemeye başladığında umursamadan gözlerimi devirdim.
"Ege eve iniyorum...."
"Sen bir duş gel, biz Ada kızımla kahvaltı hazırlarız." diye Türkan teyze lafımı bitirmeme izin vermeyince evi araması için telefonu Ege'ye bırakıp aşağıya indim.
Eve girdiğimde hastanenin kokusunu üzerimden atmak için hızla ılık bir duşa ğirip çıktım. Dolapta kıyafet ararken yan tarafımda duran aynada kendime baktığımda gözlerim uykusuzluktan biraz şişmşti.
Uykusuzluktan mı? Bir an bütün geceyi düşündüm. Barış hocanın kollarında ağlamam ve sarılması ve omuzunda uyumam.
"Aptal Gece, kendini böyle nasıl bırakırsın." dedim kenime kızmaya başladığmda yüzüme gelen ıslak saçlarımı sinirle geriye atıp yatağın üstüne oturdum.
Yatağa oturduğumda çekmecenin üzerine bıraktığım mektubu gördüm. Bir türlü cesaretimi toplayıp okumaya hazır olmadığım mektup, elime alıp zarfı yavaşça açtım. İçindeki kağıdı çıkarıp sayfayı açtığımda babamın tanıdık el yazasını görünce tebessüm ettim. Her zaman yazısına o kadar özenmiştim ki bana öğretmek için çok çabalamıştı.
****
Karanlığı sevmeyen Gece gözlü kızım;
Hep yanında olamıyabilirim senin, kim bilir belki erken veda eder bedenim zaten bu mektup elindeyse kalbim durmuş sana ruhum eşlik ediyordur. Ama unutma dünyanın binbir türlü hali ve insanların binbir yüzü var. Sana ğüvenmek zaman alır demiştim; güvenmek istersen bir saniye sürer ama istemezsen ömür sürer, sen hislerine güven kızım. Eğer bir gün aşık olursan; senin en sevdiğin çiçeği ve çayı nasıl içtiğini bilmek istiyen birine aşık ol. Senin gülüşüne hayran olan ve duymak için elinden geleni yapan birine aşık ol. Başını göğüsüne koydugunda korkularını yok eden birine aşık ol. Hayat öyle bir yerki kızım, sen gülmeye çalışırken ağlatmak istiyen çok olur. Benim Gece gözlü kızım kendine güven sen çok güçlüsün.
******
Babamın mektubunu ağlıyarak okurken elimdeki sayfa yer yer ıslanmıştı. O kadar özledim ki mektubu kokladım uzun uzun belki kokusu sinmiştir diye.