19. BÖLÜM

2425 Words
"Güzelim bu neyin uykusu?" diyip üstümdeki pikeyi çekerken elinden kurtarıp tekrar kafama kadar çektim. "Yorgunum ya uyucam." diye homurdandım. "Kızım o kadar alışveriş yaptık, kalkta bir şeyler atıştır. Hem Barış gelmicekmiydi?" diyerek hatırlatsada kalkmam için, ben pikeye daha sıkı sarıldım. Okuldan eve gelene kadar bütün yaşadıklarımı anlatırken Barış'la konuşmadan tanışmamıza gülerken Ali'yle olanları anlattığımda nerdeyse okula geri dönüyordu. Barış'ın otoparkta yaptıgı harekete sevinmişti. Kral hareketmiş, enişte bey gözü kara çıktı' desede araba kullandığı için fazla dövemedim. Biraz rahatlamak için alışveriş yapıp eve gelsekde üzerimi değiştirip kendimi yatağa attım. Olmadık şeylere kızdığımı düşünürsek, Özğür abinin telaşına da hak veriyorum ama kızmasına hak vermiyorum. İnsan bi Ali'nin yaptığına kızar. "Of, çok yorgunum sen anlatırsın." dedim pikenin altından konuşurken. "Sen bu yorgunluk yalanlarını başkasına yuttur. Neye sinirlendin tam olarak derste seni aramasına mı yoksa derste gülmesine mi?" diye sorduğunda pikeyi üstümden atıp ters ters baktım. "Salak mısın be? Ben mi dedim derste ara diye ya da gül diye, dengesiz işte." dedim azarladığımda kalkıp yatakta oturdum. "Ya tabi dengesiz?" diyip güldüğünde ben de gülmeye başladım kendi hâlime. Ne olduğunu anlamadan, birden ağlamaya başladım. "Gece?" dedi telaşla yanına oturup saçlarımı kulağımın arkasına taradı. "Gece?" diyip tekrar omuzuma ellini koyarken yüzümü kapattım. Eğe ellerimi yüzümden çekip başımı kaldırdığımda gülmeye başladım tekrar. Kesinlikle deliriyorum.... Herkes her yalanını itiraf ettiğinde sanki hiç yalan söylememiş gibi davranıyor ama ben üstümde yükmüş gibi taşımaya devam ediyorum. Sinirlerim öyle alt üst olmuştu ki tekrar göz yaşlarım yanaklarımdan süzülürken kendimi bu hâle getirdiğim için yine kendime kızıp toparlanmaya çalıştım. "Gece, telaşlanıyorum. İyi misin?" diye sordu göz yaşlarımı silerken. "İyiyim, sadece her şey üst üste geldi." dedim kendimi savunmaya çalışarak. "Güzelim, biz buna benzer şeyleri lisede de yaşadık ve hep üstesinden geldik. Tek fark sevgilin yerine koyulan ben değilim." dedi alınmış gibi söylediğinde sıkıntıyla ofladım. "Sorun tam olarak o ya zaten. Barış sevgili rol yapmıyor, her adımda bana daha yakın davranıyor." dedim ilk defa içimdeki sıkıntıyı dile getirirken yanaklarımı şişirip ofladım. Başıma büyük dert mi alıyorum bunu itiraf ederek? Bilmiyorum. "Sende attığı her adımı çok düşünüyorsun." dediğinde gözlerimi devirdim. Ne yani ben onu çok mu düşünüyorum? Hayır düşünmüyorum. "Diyelim ki Barış sana aşık, boş ver. Aşıksada o aşık. Sen ona karşı hiç bir şey hissetmiyorsan, onun sana aşık olmasını görmezden gel ama......" diyip sustuduğunda bakışlarımı çevirdim. "Ama ne?" diye sordum merakıma yenik düşerek.. "Ona karşı biraz olsun bir şey hissediyorsan, bu duygulardan korkma Gece." dedikten sonra güven vermek istercesine gülümsediğinde Barış'la geçirdimiz zamanları düşündüm. İlk başlarda inatlaşıp tartışırken şimdi ise tam tersi ben ne yaparsam yapayım altan alıyor...... "Hadi sen uyu." diyip sarıldığında saçlarıma öpücük kondurdu. Ayağa kalktığında odanın çıkışına doğru yürürken sırıtarak çıkmıştı. Eğe cesaret konuşması yapıp odadan çıksada korkular hâlâ içimdeydi. ☆☆ "Aç karnına meyve mi yenir?" diye Eğe söylenerek arabadan inerken bende onu takip ederek indim. Elimdeki küçük sepeti arabanın üstüne bırakıp "O zaman göstermicektin." dedim ıslak mendille elimi ve yüzümü temizlemeye başladım. Sabah uyandığımda Eğe'yle dışarda kahvaltı yapmak için hazırlanıp çıkıcağımız sırada akşam Özğür abinin bana getirdiği çikolatalı meyve sepetini elime alıp evden çıkmıştım. "İyice batırdın." dedi dayanamayıp yanıma geldiğinde çenemden tutup eline aldığı ıslak mendile dudağımın kenarını silmeye başladı. "Karşında çocuk mu var?" dedim elindeki mendili alıp kendim sildim. "Çocuk?" dedi kaşlarını kaldırıp beni baştan aşağı süzüp tekrar yüzüme baktı. "Güzellik, o dudağının kenarındaki çikolatayı bir gün başkası siler." diye gülerek söylesede gözlerimi devirdim. Bende çocuk gibi görünüyorsun der diye düşünüyordum. O ne diyor. Bugün üzerime koyu mavi dizimin üstünde yırtmaçlı bir tulum ve içine beyaz krop giymiştim. Eğe'nin saçıma bağladığı çilek desenli bandajı da düşünürsek..... "Şükür ellerim var." dedim kirlettiğim mendilleri toplayıp sepetle beraber aldım. Az ilerde bulunan çöpe atıp tekrar Eğe'nin yanına yürürken birinin çarpmasıyla afallıyarak attığım adımın ardından yere sert bir iniş yaptım. "İyi misiniz?" dedi endişeli bir ses tonuyla başımda dikilen adam. Kalkmam için yardım ederken elini itip ters ters bakarak ayağa kalktım. "Trafik canavarı gibisiniz." dedim üstümdeki tozu silkelerken Eğe'de yanıma gelmişti. "Dikkat etsene kardeşim. Boş alanda nasıl çarpıyorsun?" diyip adamın üzerine doğru bir adım attığında omuzundan itti. "Özür dilerim, toplantıya yetişmeye çalışıyordum." dedi adam kibarlıgı elden bırakmasada ters ters bakmaya devam ettim, "Tamam Eğe, iyiyim." dedim kolundan tutup adamdan uzaklaştırdım. "Ayrıca koca otoparkta yürürken bana çarpa biliyorsunuz, sizi okulda düşünemiyorum. İyi günler." dedim kaşlarımı çatıp söylendiğimde Eğe'nin kolundan çekiştirerek okula doğru yürümeye başladık. Aslında dün kendimi odama kapattığım için Eğe bugün herkesten uzak vakit geçirmek niyetindeydi ama az önce Özğür abi arayıp konserle ilğili bir kaç belge imzalamam gerektiğini söyleyince mecburen okula gelmiştik. "Sen bir şeyler atıştır, ben Özğür abinin yanına çıkıyorum." dedim kafeteryanın önüne geldiğimizde kolundan çıktım. "Herhalde meyveyi kahvaltıdan saymıcaksın." diyip gitmeme izin vermezken ısrar etmesin diye yanaklarından öptüm. "Saydım bile, sonra konser alanında buluşalım ve Ali'yle karşılaşırsan sakın kavga etme." diye tembihlediğimde pek oralı olmayınca ağlamaklı şekilde yüzümü astım. "Tamam güzelim tamam." dedi dayanamayıp sarıldıktan sonra ayrıldık. Akşam ben uyurken ev şenlik yerine dönsede Eğe çok güzel ev sahibi olup misafirleri ağırlamıştı. Özğür abi, Kerem ve Barış bizde olup dünün değerlendirmesini yapmışlar. Ben sese uyanmadığıma göre demek ki tartışmadan anlaşa bildiler. Sabah uyandığımda Barış'ın yazdığı bir kaç mesajı görmüştüm. Günaydın/ Bana kızgın mısın?/ Bugün buluşabilir miyiz?/ Okula gelicek misin?/ ama hiç birine cevap vermedim. Çünkü Ali'yi koruduğumu düşünmüştü. Özğür abinin odasına geldiğimde kapıya vurup cevap vermesini beklemeden içeri girdim. "Sen miydin ufaklık." dediğinde eline aldığı dosyalarla bana doğru yürürken "Sen mavi dosyayı inceleyip imzalamaya başla, geliyorum." diyip odadan hızla çıkarken bende masadaki dosyayı alıp küçük koltuğa oturdum. Konserli ilgili izin belgesi, ayrılan bütçe, bilet sayısı derken beş altı sayfadan oluşan dosyayı incelemeyi bırakıp imzaylamak için masadan kalem alırken kapıyı vurulup içeri biri girdi. "Üzgünüm, odayı bulamadığım için toplantıya geciktim." dedi karşımdaki adam bana otoparkta çarpan kişiydi. "Siz oturun Özğür bey, şimdi gelir." dedim karşımdaki adama oturması için yer gösterip dosya geri döndüm. "Siz Özğür beyin asistanı mısınız?" diye sorarken karşıma oturmuştu sanırım. Ayrıca neden her defasında asistan oluyorum? "Hayır." dedim net şekilde ve sayfaları imzaya devam ettim. "En azından isminizi söyleseniz?" dediğinde anlık başımı kaldırıp baktığımda gülüyordu , yok ya resmen sırıtıyordu. Dosyanın son sayfasını imzalayıp ayağa kalktım. "Siz Özğür beyle görüşmek için geldiniz, benimle değil." dedim yavaş adımlarla masanın başına geçip elimdeki kalemi yerine bıraktım. Odadayım diye kim olduğumu söylemek zorunda değilim..... "Sizden tekrar özür dilesem, isminizi öğrene bilir miyim?" diye sorarken ayağa kalkıp masanın diğer ucuna geçmişti. Bu kadarıda fazla ama.... "İsmim, sana ne!" dedim sinirden sesimi biraz yükseltsemde adam hiç umursamamıştı. "Değişik bir isim ama sevdim." dedi arsız arsız gülerken, sinirimden yumruklarımı sıktım. "Ufaklık dosya...... " diyip Özğür abi odaya girdinde yanımdaki adamı görünce susmuştu. "Hoş geldiniz Tamer hocam." dediğinde şaşkınlıkla kaşlarımı kaldırsamda karşımdaki adama belli etmemeye çalıştım. Nasıl hoca olur bu adam?..... Karşımdaki adama hoca demeye bin şahit lazım. Uzun boylu, yapılı genç bir adam duruyordu. Bu adam kesinlikle hoca olamaz.... Ayrıca böyle spor giyip toplantıya mı gelinir? Açık mavi bir kot üstünede koyu mavi bir gömlek giymişti. "Bunları imzaladım, ben çıkıyorum." dedim masaya bıraktığım dosyayı gösterip gitmek için adım attığımda Özğür abi tarafından engellendim. Koluma hafiften dokunup "Seni okulumuzun yeni hocasıyla tanıştırıyım. Tamer Sağlam." dediğinde odaya girdiğinden beri benimle tanışmak için fırsat kollayan Tamer hoca elini uzatmıştı. Uzattığı eli tutup zorlada olsa hafifçe tebessüm ettim. "Gece Kozan, Kerem beyin kız kardeşi ve okulumuzun sahibi olur." diyip Özğür abi beni tanıştırdığında Tamer hoca oldukça şaşırmıştı. "Memnun oldum." "Ben de öyle." dedim hafifçe başımı sallıyarak, elimi sıkıca tutuğu için parmaklarının arasınından zorlada olsa çektim. Bu hareketine karşılık kaşlarımı çatarak baksamda Özgür abinin söylediğine daha sinir olmuştum. "Yeni dönemde Barış'ın girmediği derslere giricek." "Yani benim derslerime." dedim sitem ederek. "Evet Gece, dün konuşmuştuk." dedi itiraz istemeyen bir ses tonuyla söylediğinde gözlerimi devirdim. "Ben konser alanını kontrole gidiyorum sonra görüşürüz." dedim hızlı adımlarla yürüyerek kapıyı açıp çıktım. İlk işim tuvalete gidip sabunla elimi bir kaç kere yıkamak oldu. Ben kendimi bildim bileli genç hocalara sinir oluyorum ama bu hocadan zerre hoşlanmadım. Ve biraz daha yanlız kalsaydık, bu adam ne kadar ileri giderdi..... Başımdaki sorunlar bana yetiyor, bu adama hiç gerek yok..... Merdivenlerden inip telefonum çaldığında cebinden çıkardım. Hangi ara numarasını telefonuma kayıt etti, hiç fark etmesemde arayan Kerem'di. -'Efendim Kerem.' --'Nasılsın?' -'Harikayım. Sen?' dedim dalga geçerek. --'Bir sorumuda ciddiye mi alsan?' diye sitem etmişti. -'Dün bütün gün uyuyup dinlediğim için iyiyim. Sen nasılsın?' diyip daha ciddiye alıp görmesede gözlerimi devirip cevap verdim. --'Sen iyisen, iyiyim.' -'Sahi nerdesin sen?' --'Özğür tutturdu, konser parasını okula harcamam diye. Bağış için bir kaç yerle görüşmem var.' -'Tamam, ben de zaten Eğe'yleyim.' --'Bu akşam görüşe bilir miyiz?' -'Olur da, dün Peri'mi görmedim. Onunla vakit geçirdikten sonra akşam gelirim.' --'Öyle olsun bakalım. Görüşünüz.' -'Görüşünüz.' Kerem'in telefonu kapatıp koridorda yürürken adımlarımı kaferteryaya yönlendirdim. Telefonum ikinci kez çalarken arıyan Barış'tı. Akşam görüşmediğim herkes tek tek sıraya girmiş belliki.. -'Efendim Barış.' dediğimde karşı taraftan ses gelmeyince açtım mı diye telefonun ekranına baktım. Evet açmışsım. -'Alo Barış ordamısın?' diye tekrar seslenmiştim. --'Bu... Burdayım.' diye sanırım şaşkınlıktan kekelemişti. -'Bir şey mi dicektin?' diye sordum. --'Nerdesin, diye soracaktım.' diye sesini düzenliye bildiğinde anladım ki adını söylememe takılmıştı. Oda bana canım, bitanem derken iyiydi..... -'Okuldayım.' --'Okulda olduğunu biliyorum. Okulun neresindesin?' diye merakla sorsada gülmeden cevap vermeye çalıştım. -'Koridorda yürüyorum.' --'Gece bu okul beş katlı ve kaç tane koridoru var biliyor musun?'diye yatlı tatlı sitemde bulunduğunda kıkırdadım..... -'Bilmiyorum saymadım Barış.' dedim inatla adını uzatarak söylemiştim. --'Acaba yanına geldiğimde de böyle rahat rahat adımı söyleye bilecek misin?' dediğinde gülüşüm kaybolurken ciddileştim. Sonuçta haklıydı.... -'Iıııı... Şey... Kafeteryadan çıkıyorum. Konser alanında buluşalım mı?' --'Tamam görüşürüz.' -'Görüşünüz.' Kaferteryadan çıkmak yerine yeni girsemde, öğrencilerin arasında mesafeye dikkat etmelimiydik, bilmiyorum. Dün Ali'yle tartışmamızdan sonra Barış'la okulun içinde yan yana gelmemiştik. "Hasan abi bir tane tost alabilir miyim?" diyip biraz bekledikten sonra tostumu alıp bir adım atmıştım ki elinde sıcak kahve tepkisiyle Murat'la çarpışıcakken belimde hissettiğim sıcaklıkla gözlerimi sıkıca kapattım. Kahve üzerime dökülseydi, yanmam gerekmezmiydi? Burnuma gelen kahve kokusundan ziyade tanık bir başka bir koku almıştım. Barış mıydı? "Üzerine geldi mi?" diye sorduğunda gözlerimi açarken endişeyle bakan Barış'ı görmüştüm. Ne ara tuttuğumu bilmediğim nefesimi bırakırken başımı olumsuz manada salladım. Gözlerindeki endişe yavaş yavaş geçsede belimdeki elini gevşetip bakışlarını üzerimde gezdirdi. Sanırım emin olmak istiyordu ama bir yerim yansa hissederim. Belimdeki elinin sıcaklığını saymıyorum. "Gece abla iyi misin? Özür dilerim." diye Murat'ın sesiyle kendime gelirken Barış'tan bir adım uzaklaştığımda etrafımıza toplanan meraklı öğrencileri fark ettim. "Sakin ol Murat iyiyim hem benim de hatam var." dedim kendini suçlu hissemesin diye tebessüm edip elimi omuzuna koydum. "Bence siz Barış hocaya, teşekkür edin." diye kız öğrcilerden biri gıcık edici bir ses tonuyla söyleyince Barış kaşlarını çatmıştı. "Dersiniz yok mu sizin? Hadi hekes dağılsın!" dedi Barış çocuk azarlar gibi kızdığında öğrencilerin bazıları kafeteryadan çıkarken bazıları masalarına geçip oturmuştu. Murat etrafı temizlemiye başlasada Barış'la ikimiz öylece duruyorduk. "Gece abla, ben sana tostla çay getiriyim. Otur istersen." Hiç bir şey söylemeden en köşedeki masaya geçip oturduğumda Barış gelip karşıma oturdu. Bir elimi çenemin altına koyarken diğer elimi masaya koydugumda tırnaklarımı vurmaya başladım. Barış'ın hareketlerini sorğulayacak değildim de az önce herkesin içinde sarılmıştı. Ali kimseye bir şey söylemiş belli ki ama gözlerine bakarsam biz kendimizi ele vericekmisiz gibi hissediyorum. "Bir sorun mu var?" diye sorduğunda başımı olumsuz manada salladım. Sorsam mı acaba kurulun verdiği kararı neden söylemedin diye? Şimdi sorsam zaten dersime girmiyordun der. Az önce olanlardan sonra yeni gelen hocanın dersine gireceğimde meçhul.. "Eğe abi kahvaltı yapmadığını söylemişti." diyip önüme tost bırakırken ikimize çay getirmişti. "Sağ olsun çok düşünür." diye mırıldandım. Sessizce çayımı içip tostumu yemeğe başladım. "Kahvaltı yapmayı alışkanlık haline mi getirsen?" diye çayını içerken tavsiyede bulunduğunda usulca başımı salladım. Kahvaltı yapmadığım bir günüm yok derdim ama neyse..... "Olur." dedim sadece, biran önce kalkmak için tostumdan büyük bir ısırık aldım. Böylece konuşmazdık. "Ya da biz hep birlikte mi kahvaltı yapsak?" diye yeni bi tavsiyeside bulunmuştu. Ne yapmaya çalıştığını anlamasamda itiraz etmedim. "Bilmem olabilir." dedim hızımı alamıyarak ama zaten alıştık tuhaf şeylere. Eğe'nin dediği gibi görmezden gelmeye çalışıyorum ama biz niye hep birlikte kahvaltı yapıyoruz, ben tek başıma kahvaltı yapamıyor muyum? diye cevap vermemek için kendimi zor tutuyorum.... Tostumu bitirip çayımın son yudumunu içtiğimde kalkmak için ayaklandım. "Konser alanını kontrole gidelim mi?" diye sorduğumda şaşkınlıkla baksada ayaklandı. "Gidelim bakalım." dedi imâyla. İkimizde de ayrı bir umursamazlık vardı, sanırım. Bir kaç öğrenci kulaktan kulağa birbirine fısıldaşsada görmezden geldim. Okuldan çıkıp uzaklaştığımızda etrafımızda bir kaç öğrenci ve kamelyalar da oturan öğrenciler dışında kimseler olmasada sessizliğine çok anlam verememiştim. Nerdeyse konser alanına yaklaşmıştık ki Barış sessizliğini sonunda bozmuştu. "O an sinirle Ali'yi tehtit ederek saçmaladım, başka şekilde uyara bilirdim ama onu koruduğunu düşünmüyorum." Yok bir de koruduğumu düşün istiyorsan, en başta bu konuda saçmalıyorsun.. "Sinirlenince olur öyle şeyler, boş ver." dedim sakinliğimi korumaya çalışarak yoksa ben vereceğim cevabı bilirim de şimdi zıtlaşmayalım. "N'oluyor Gece?" diyip kolumdan birden çektiğinde bu hareketi beklemediğim için bi an düşücek gibi olduğumda diğer eliyle belime sarılıp tutmuştu. "Artık sorun ne söylermisin?" diye sorduğunda nefesini yüzüme doğru verdi. Şuan aklımdaki soru belimdeki elimi daha sıcak yoksa bana yakın olan bedeni mi? 'Saçmalama Gece kendine gel' diye kendimi uyardığımda nefes almaya çalıştım ama ciğerlerime daha çok Barış'ın kokusu dolmuştu. Hayır ya ben kokusunu mu ezberlemiştim. "Sorun yok." dedim fısıldar gibi. Sesim mi çıkamıyordu. "Hiç bir dediğime itiraz etmiyorsun, bu normal değil." dediğinde başımı eğip yakın olan bedenine baktım ve keşke bakmasaydım. Nefes almayı mı unutuyordum, kulaklarımda atan kalbimin sesi duyabiliyorum. Elimi yavaşça göğüsüne yerleştirdiğimde kendimi geriye çekmeye çalışırken belimdeki eliyle daha çekti kendine. "Şuan kızman lazım." Ona kızcağımı biliyorsa neden bu kadar yakın duruyor? Ah Eğe senin yüzünden hep bunlar. "Barış," demiştim ki gülümseyerek iyice yaklaştı. "Bir daha de?" Gözlerimi kıpıştırdım."Neyi?" dediğim zaman az önce adıyla seslendiğimi o saniye fark ederek kıpkırmızı kesildim. "Ben," dedim hafifçe ittirerek. "Gitmeliyiz." dediğimde gülüp kafasını iki yana salladı. Geri çekilip beni bırakırken ondan uzaklaştığımda arkamdan söylediğinde duymuştum ve keşke duymasaydım. "Kaç Gece'm kaç. Nasıl olsa her yol birbirimize çıkıyor." Bu adam neden benim aklımı karıştıyor? Konser alana vardığımda Emir hoca sahnenin yanında çalışanlara bir şeyler anlatıyor, Ada ise ses sitemin başındaydı. Eğe'yi çimenlere oturmuş gördüğümde kendimi onun yanına attım. "Kim kovaladı dicem." dediği an Barış'ı fark ettiğinde susarken oflayarak çimenlere uzandım. Güneşten parlayan mavilik gözlerimi kamaştırsada inatla gökyüzüne baktım. "Gökyüzü mü beyazlamış?" dedim Eğe'de yanıma uzanıp başını yakınıma koydu. "Bulutlarda solmuş sanki." dedi bana ayak uydurarak oysa masmavi gökyüzünde bulutlar parlarlıyordu. "Bence ağaçların yapraklarıda solmuş." dedim konuyu az önce olanlara nasıl getireceğimi bilmiyorum. "Boyayalım mı?" dedi imkansızı başarmak, sanki her şeyi düzeltmek bu kadar kolaymış gibi. "Yağmur yağrsa bütün renkler birbirine karışır." dedim aynı hayatım gibi renkler karışır ya siyah hakim olursa her şeye. "Yağmurdan sonra gökkuşağı çıkar biliyor musun?" dedi bu herşey güzel olacak korkma demekti ama korkuyorum. Tekrar kırılmaktan, alışmaktan, yalnız kalmaktan korkuyorum. Eğe başımı kaldırıp elini çenesinin altına yerleştirdi. "Gökkuşağının renkleri çok güzel." dediğinde yattığım yerden kalkıp baktığı yöne çevirdim bakışlarımı. Barış, Emir'e el kol hareketleriyle sahneyle ilgili bir şeyler tarif ediyordu. "Kimseye değil hislerine güven." dedi fısıltıldıyarak.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD