aylar önce... Güneş, Düzova'nın üzerine her zamanki gibi umutla değil, sanki bir suç ortağı gibi ağır ve yorgun doğmuştu. Sağlık ocağının o kireç kokulu, rutubetli odasında zaman donmuş; geriye sadece bir bandajın hışırtısı ve iki kadının sessiz feryadı kalmıştı. Zilan, bir hafta önce kırılan kolu için sağlık ocağına gelmiş, bunu da bahane bilip Narine içini dökmek için gelmişti... Narin, elindeki küçük makası sedyenin kenarına bıraktığında, metalin çıkardığı o ince ses odada yankılandı. Bakışları, Zilan’ın bembeyaz sargılar altındaki kırık koluna takılı kaldı. Bu kol sadece bir kemiğin kırılışını değil, bir babanın kızının hayallerini nasıl un ufak ettiğini anlatıyordu... Zilan’ın sesi, odadaki rutubetli havayı yırtan cılız bir iç çekiş gibi döküldü dudaklarından, "Bir yol varsa şay

