yazardan... Düzova’nın zifiri karanlık yolları, Yaman’ın altındaki aracın farları tarafından adeta bir bıçak gibi yarılıyordu. Direksiyonu kavrayan parmak boğumları beyazlamış, kolundan sızan kan artık kurumaya yüz tutmuş, tişörtünü sert bir tabaka gibi tenine yapıştırmıştı. Her vites değişiminde, her sarsıntıda dikişlerinden yükselen o keskin acı, zihnindeki öfkeyi dindirmek yerine daha da perçinliyordu. Gözleri, yol kenarındaki tabelaları değil, sadece karanlığın içindeki o hayali silüeti, Zilan’ı görüyordu. Köye yaklaştığında saati çoktan gece yarısını geçmişti. Köyün girişindeki o meşum sessizlik, yaklaşan fırtınanın habercisi gibiydi. Yaman, aracı ana yoldan saptırıp, köyün dışındaki eski, terk edilmiş bir değirmenin gölgesine, tenha bir çalılığın arkasına sert bir manevrayla bıra

