Yazardan...
“Ooo piti piti, karamela sepeti...”
Küçük kız, tekerlemeyi söylerken ellerini annesinin yüzüne salladı. Kadın bilerek şaşırmış gibi yaptı. “Bu sefer ebe sen olacaktın,” dedi.
Kız kıkırdadı.
“Anne, ben seni kovalayamam. Ben küçüğüm. Ama sen dev gibisin. O yüzden sen ebe olacaksın.” Kadın güldü, kızını göğsüne bastırdı. Camın arkasında duran Yaman, bakışlarını ayırmadan izledi onları.
Yüzü ifadesizdi ama çenesi kilitlenmişti. Böyle sahneler ona iyi gelmezdi. Tam tersine... içini kaşırdı. Yine de gözlerini kaçırmadı. Kaçmak onun işi değildi... Üniforması ütülü, duruşu netti. Ama içindeki düzensizlik, omzundaki rütbeden daha ağırdı. Mutluluk denilen şeyle arasına mesafe koymayı öğrenmişti. Çünkü alışmak, zayıflıktı.
Bu görev beni toparlar, diye düşündü.
Ya da tamamen dağıtır. “Yaman.”
Ses sertti. Emir gibi.
Bir saniye bile gecikmeden ayağa kalktı.
“Emredin komutanım.” Tahir Albay başını hafifçe kaldırdı. “Rahat.” Yaman gevşemedi. Sadece bekledi. “Karar verildi,” dedi Tahir Albay. “Bireysel görev. Tek başınasın. Kimlik değişiyor. Pozisyon değişiyor. aylar önce arkadaşlaın gitti, şimdi sıra sende ...”
Yaman başını salladı. “Anlaşıldı.” dedi duygudan yoksun sesiyle.
Görev yeri belliydi. Bir köy. Devletin girmekte zorlandığı, suçun kök saldığı yerlerden biri. İnsan kaçakçılığı, tefeciler, kaybolan çocuklar... Dosyayı okurken yüzü bir kez bile değişmemişti. Korku duymuyordu. Alışkındı.
Tahir Albay camdan dışarı baktı. Eşi ve kızı hâlâ oradaydı.
“Unutabildin mi?” diye sordu. Yaman’ın bakışları sertleşti. Unutmak... onun lügatinde yoktu. “İşim gereği duygularımı kontrol ederim komutanım.” Yalan değildi.
Ama eksikti.
İçinden tek bir cümle geçti,
Unutmak isteyenler zayıf olur...
Tahir Albay alaycı bir nefes verdi. “Hadi lan ordan. Bana masal anlatma.”
Sonra ciddileşti. “Görevi bitir,” dedi Tahir Albay..“Ve geri dön. Eski hâlinle değil..
daha iyisiyle.” Yaman başını eğdi.
“Emir telakki edildi.” Sesi kılıçtan keskin, buzdan soğuktu. “Bu gece yarısı Şırnak’a çıkıyorsun,” dedi albay. “Sağ salim git. Sağ salim dön.” Yaman selam verdi.
Kesin. Net. Koğuşuna döndüğünde çantasını açtı. Gereksiz hiçbir şey koymadı.
Ne fotoğraf, ne hatıra. Yük taşımazdı. Yük, yavaşlatırdı...
Ranzaya uzandı. uyku yoktu, sadece Tavana baktı. Geçmiş boğazına dolandı ama onu dibe bağırmaması için bütün kinini yutkundu.
Çünkü Yaman Çevik ağlamazdı. Yaman Çevik dayanırdı. Henüz bilmiyordu..
Gideceği yerde, ilk kez bir şeyin onu gerçekten sarsacağını. Ne silahın, ne düşmanın... sadece Bir kadının...
***