yazardan... Sağlık ocağının kapıları, menteşelerinden koparcasına bir gürültüyle ardına kadar açıldı. İçeriye dolan soğuk hava, ölümün kesik kokusunu da beraberinde getirmişti. Sayfiye Hanım’ın feryatları taş duvarlarda yankılanıyor, peşinden gelen kalabalık bir ordu gibi ocağı istila ediyordu. "Yetişin! Ölüyor aslanım, gidiyor Salih’im!" Sedyenin üzerinde yatan Salih Çakır, artık o devleşen, korku salan adam değildi. Sırtından sızan kan, sedyenin beyaz çarşafını çoktan karanlık bir kuyuya çevirmişti. Yaşlı doktor, elindeki kanlı eldivenlerle yanındaki iki ambulans görevlisine bağırıyordu, "Şartlar çok kötü, jandarma yolu açana kadar bekleyemez! Mermi içeride hasar veriyor, hemen çıkarmamız lazım! Şu yan odayı boşaltın, her yeri izole edin, çarşafları gerin! Burayı ameliyathaneye çevir

