yazardan... Zilan’ın bedeni, o karanlık ve küf kokulu ahırın tavanında, yirmi bir yıllık bir ağırlığın son buluşu gibi sallanmaya başladı. Boğazındaki ilmek, sadece nefesini değil; babasının nefretini, teyzesinin kinini ve hiç görmediği annesinin bıraktığı o zehirli mirası da düğümledi. Göz kapakları ağırlaşırken, zihni o kanlı avludan, o asık suratlardan sıyrılıp gitmek üzereydi. bedeni çırpınıyor ama nihai sonu da bekliyordu. Özgürlük, boğazındaki o yakıcı sancının içinde, simsiyah bir huzur olarak yaklaşıyordu... gözleri kapandığında artık kulakları uğuldamaya, ciğeri Patlayacak gibi yanmaya başladı. Tam o sırada, ahırın kapısı menteşelerinden sökülürcesine büyük bir gürültüyle patladı. İçeri giren ışık, toz bulutlarını ve Zilan’ın can çekişen gölgesini yardı. Yaman, bir hayaletten da

