yazardan... Ömer, avludaki o zehirli havayı ciğerlerine çekerek, Salih ve oğlu safiyenin Zilanı alıp götürmesinin ardından eve girdiklerinde adımlarını belli etmeden konağın arkasındaki tenha ahır gölgeliğine doğru sürükledi. Kalbi, kaburgalarını parçalamak isteyen vahşi bir hayvan gibi çarpıyordu. Zilan’ın o çaresiz haykırışı ve Hasan’ın iğrenç pazarlık sözleri kulaklarında zonkluyordu. hiç düşünmeden Titreyen elleriyle telefonunu çıkardı; rehberdeki o ismi bulup arama tuşuna bastığında dişlerini birbirine o kadar sert geçirmişti ki çene kemiği sızlıyordu. hesap soracak, emanete sahip çıkamayan Çağlataya kan kusturmak istiyordu. Telefon daha ikinci kez çalmadan açıldı. Karşı taraftan Çağatay’ın yorgun sesi duyuldu, "Ömer? Ne oldu, durum ne?" Ömer, bir an duraksadı; boğazından yükselen

