yazardan... Karadere’nin üzerine çöken o puslu sessizlik, Salih Çakır’ın görkemli konağının kapısında son buluyordu. Sağlık ocağındaki o iptidai şartlardan kurtarılan Salih, kendi krallığına, o ağır işlemeli yatağına nihayet geri dönmüştü. Ancak eve dönen sadece Salih değildi; İstanbul’un parıltılı ama kirli dünyasından, babasının karanlık mirasını devralmaya hazır olan oğlu Hasan da gelmişti... babasının vurulduğunu duyduğu an, koşa koşa gelmiş, telefondaki annesinin feryatlarından durumun ciddiyetini anlamıştı... Konak, Hasan’ın lüks arabasının lastik sesleriyle inlediğinde, kapıdaki adamlar esas duruşa geçti. Hasan, üzerinde pahalı ceketi, yüzünde o doğuştan gelen kibirle araçtan indi. O, Salih Çakır’ın zalimliğinin daha modern, daha soğuk bir kopyasıydı. öyle ki, geçmişte babasının

