Yarbay Adnan Barış
"Toparlanın gidiyoruz... "
Duyduğumuz son ses. Havacılar her yeri bombalamıştı, ama saklanan birkaç it gafil avlamıştı...
" Komtanım , sol cenahhhhhh!" diye haykıran bir ses duymamızla siperlere geçtik tekrar.
Bir patlama daha...
Yarbay telsize sarılıp acil hava desteği istediği.
Savaş helikopterleri kısa sürede tekrar görüldüğünde sol cenah dümdüz edilmişti.
Gözüm hızla etrafı taradı, önce timim, sonra Doğan ile Cenk'e sonra da herkesi yoklamaya geçtim.
Yarbay Adnan'da ciddi bir kanama vardı. Batınına isabet etmiş bir şarapnel parçası ile bilinci gidip geliyordu.
Sarapneli çıkarmadık ama girip çıkan diğer parça yoğun kanama yapıyordu. Hızla txa ve diğer yarasına tampon yaptım. Arda Yarbayı takip ederken ben hasar tespiti yapmaya çalışıyordum.
" Amına koduklarımın hepsi geberdi, bir tane sağ var, sikip geliyorum " diyen Cenk'e aldırmadan çevreye dikkat kesilmiştim.
Timden herkes etrafımdaydı ki Selim'in "Turhan nerde?" dediğini duydum
Turgay " Sol cenah diye bağırıyordu en son " dedi yarbayın yarasına baskı yaparken.
Gözüm hızla sol cenaha kaydığında toz duman olmuş bir ortam vardı.
Tozdan sis perdesi daha dağılmamıştı. Yerimi Doğan'a devredip koşarak gittim...
" Turhan! Turhan aslanım neredesin?"
Bir inleme sesi duydum " bura... burada... komtanım"
Göz gözü görmüyordu, dikkat kesilip sesin geldiği noktaya odaklandım onlarca sesin arasından ve sonra onu gördüm.
Yanına vardım. Gözlerim vücudundaki yaralarla endişe ile ayrılmıştı
" O kadar mı kötü?" dedi öksürerek..
" Yorma kendini aslanım, bir sürü adamı kurtardın asker" dedim ne diyeceğimi böyle bir anda bilemeden.
Toz içindeydi yüzü, hangi yarasına tampon yapacağımı bilemeden yüzündeki tozu yıkadım mataramdaki su ile.
" Komtanım bir yudum içeyim" dedi
" Olmaz aslanım, iç kanama..." sözümü kesti
" Komtanım, bırakın içeyim"
Durumunun farkındaydı.
" Dayanırsın, aslan gibisin " dedim söylediklerime kendim bile inanmayarak.
" Komtanım!"
Yüzüme baktı, bin yıllık yorgunlukla... gözleri kaymaya başlamıştı... dayadım ağzına, içirdim.
" Borcum var " dedi " Ne ?" Yaralarına baskı yaparken bir yandan da damar yolu açıp 10 ml txa enjektörü uyguladım. Kanamadan bilinci kapanıyor, sayıklıyor sandım konuşmalarını duyunca.
" Köyden Ustaya borcum var" Göz göze geldiğimizde vedalaştığını anlamıştım
" Sikerim borcunu da seni de, çeneni açmak için harcama enerjini yavşak"
" Komtanım" yanıma gelen Selim ne yapacağını bilemeden diz çöktü.
Kısa sürede kendine gelip o da yardım edip hemostatik bandajlarla sarabildiği yaraları sarmaya başladı, bende turnike ve tampon yapıyordum. " Helikopter, sedye çabuk olun çabuk!"
" Söyle aslanım, söyle!"
Giderek yitip gidiyordu elinizden.
" Vasiyetimdir, şu dağları ova yapın!"
Gözleri kapandı. Bir sürü kurtarma çabası, kalbini çalıştırmaya çalıştık, suni tenefüs...
Baş ucumdaki Yarbay Cemil'in " Rahat bırak artık şehidi Volkan " demesi ile kalp mesajını durdurup kendimi Turhan'ın cansız bedeninin yanına bıraktım.
2 şehit verdik o gün. Döndüğümüzde haberlerde başarılı operasyon, 2 şehidimiz var... yüzlerce terör örgütü üyesi öldürüldü diyordu ama kimse paralı askerlerden bahsetmiyordu.
Dahası elimizdeki kan kurumadan bizi sorguya çekecek adamlar bekliyordu karargahta. Elimde, üstümde Turhan'ın kanı ile karargaha doğru yürürken göz göze geldik neyidiğü belli şerefsizlerle.
" Size tekrar görüşeceğiz demiştim" dedi mit üyesi ile yanındaki fırlama.
Bu defa kalabalık gelmişlerdi. Tam yanlarından geçerken " Soruşturma bitene dek görevden uzaklaştırıldınız" dediğinde tekrar göz göze geldik.
Aramızda bir karış mesafe var ile yok arasıydı. Onun alaycı bakışları , benim ölümcül bakışlarım.
" Tatbikat deyip operasyon çekmek ha! Bir akıllı sizsiniz değil mi? " dediğinde tam ya sabır çekip gidecektim ki " Siz hiç akıllanmayacaksınız değil mi binbaşı, ama albayınızda suç, böyle komtana böyle asker" demesi ile kafamı yüzüne gömdüm
" Al bunun da yaz tutanağa göt!" deyip karşımda kanlar içinde kırılmış burnunu tutan piçin yanından çekip karargaha gittim.
Kaybettik, evet çok büyük bir felaketi önledik, çok değerli bir istihbarat edindik, evet çok büyük operasyon yaptık ama Albayımızı, adam gibi adamı kaybettik.
Tuhan gibi bir subayı kaybettim, komandolardan bir sözleşmeli eri kaybettik... ve bize haber vermeye gelen o küçücük Suriyeli çoban çocuğu...
Karargaha gelir gelmez almışlar çocuğu bilgisine başvurulacak diye. Cesedi bir gün sonra yol kenarında bulundu.
Kaybettik işte! Bir sürü masum canı. Böyle bir acı varken insan nasıl kazanmış hisseder kendini.
Mümkün mü?
Eve geldiğimde bir hediye paketi buldum kapıda. Bir oyuncak bebek. Satın alan ben görünüyorum.
Bu şekil bana mesaj gönderecek tanıdığım tek bir manyak vardı. Alıp içeri girdiğimde bebeğin her yerine baktım.
En sonra bırakacağım sırada bebeğin bas konuş tuşu dikkatimi çekti. Bastım.
" ben molly, senin adın ne?"
O bildik ses, birdaha bastım " karnım acıktı, beni doyurur musun?"
Birdaha bastım, ağlama sesi geldi
Son basmamla birlikte tuşa Adana'da istasyonda canlı bomba ihbarında ortak çalıştığım mit personeli kardeşim, kod adı fırtına' nın sesini duydum
" kardeşim, örgüt içeriden yapılanıyor. Olası eylem planlarını öğrenip rapor eden tüm personelleri avladılar, benim de peşimdeler. Güveneceğim sadece sen varsın..."
Nefes nefese hızlı şekilde konuşuyordu. kayıt bitti birdaha bastım tuşa " ...ben sana evrakları ulaştırması için senle Adana'da uyguladığımız tarifeyi uyguladım, ancak arkadaşı daha bana gelmeden indirdiler. hatırlarsın senle son gece bir çay içmiştik, o yere git o taşın üstüne otur çay iç. "
Anlamıştım ne demek istediğini. Tam tüm mitin dikkati üstümde iken nasıl olacaktı be fırtına?
Attığım adımdan aldığım nefese dek sıkıştırmak için araştıracaklardı. Ne pahasına olursa olsun bu kadar bana ulaşmaya çalıştığına göre çok önemli bir bilgi saklıyordu belli ki!
Mitte, emniyette, orduda adam bırakmayıp ülkeyi adım adım felakete götürüyorlardı farkındaydık ama mesele o kadar basit değildi.
Hep gol yiyen taraftık, artık gol atmamız gerekti. Adım adım dedim eğitim subayımın plan ve strateji dersini hatırlayarak. Adım adım Volkan!
Buket
Babamın baskısı giderek artmıştı. " Sana Berkay ile evleneceksin dedim Buket!"
Benim yerime karar vermek onlar için sıradan şeylerdir. Akşam ne yiyeceklerine ya da ne gideyeceklerine karar vermek kadar sıradan ama bu defa hayatımla bu kadar kolay oynayamayacaklardı
" Üzgünüm baba, öyle bir niyetim yok! olsa bile kendi eşimi seçebilirim"
" Mesela? o, nerede ise benim yaşımdaki asker gibi mi? "
Volkan'ı kast ediyordu. Oturduğu koltuğa iyice kurulmuş eğlenen o tavrı ile benimle, hislerimle alay ediyordu yine!
Sessiz kaldım, Volkan'ı bu konuşmalara dahil etmek istemiyordum. " Görsen hanım adam benim kızımı benden korudu, düşünsene saçmalığı"
Hıh! evet baba, o adam beni senden korudu ve evet çok haklısın çok saçma. Oysa sen korumalıydın beni çünkü sen benim babamdım!
Annem ile baban için evlat olarak gerçekten bir gün olsun acaba sevgi beslenmiş, özlenmiş miyimdir diye merak ederken buldum kendimi.
Çantamı alıp çıkmak üzereyken babam yine yaptı yapacağını " Soruşturma başlatılıyor, mesleğinden olacak... Bilirsin siyasette, devlette elim kolum uzun. Bağlı oldukları bakan en yakın arkadaşım"
Dondum kaldım " Ne soruşturması?"
" Seninki biraz dik kafalı, baya bir disiplin suçu işlemiş. Normalde rütbe durdurma cezası ile sıyrılır ama başka disiplinsizlikleri de olunca, meslekten men edilmesi kaçınılmaz"
" Volkan dürüst bir asker" dedim babama itiraz ederek " Öyle, dürüst ama çok asi! hiç dalaşmaması gereken kişilere dalaşmış, daha kötüsü ne biliyor musun, o üniforma üstünde diye şuan kimse dokunmuyor. O kadar düşmanı var ki senin dürüst binbaşının, o üniforma üstünden çıktığı anda saldıracaklar"
Babam asla blöf yapmazdı. Kartları her zaman açık oynardı. Bu huyunu bildiği içinde kimse o bir şey dediğinde arkasını dönüp yalandır, iftiradır demezdi.
Volkan dik başlı bir adamdı evet, sivri, kuralcı, disiplinli, sert! Düşmanları var mıdır, sorması bile saçma?
"Nasıl düşmanlardan bahsediyorsun?" dediğimde " Aklına gelebilecek en tehlikeli adamlardan bahsediyorum kızım" dedi koltuğunda purosunu yakıp beni süzerek.
"O üniformanın o adamda kalmasını sağlarım, bu da onu dokunulmaz yapar. Aklını kullanır yarbay, albay falan olup emekli olursa zaten yırtar düşman saldırısından.
Kimse emekli bir yarbaya, albaya bulaşamaz" dediğinde karşısında az önce gösterdiği koltuğa oturup sordum " Neden?"
" O kimlikteki üst düzey subaylar için meslekten uzaklaşma söz konusu değildir. Anlamazsın boş ver, devletin yazılı olmayan kanunları diyelim" deyip bakışlarını bana dikti.
" Şimdi söyle bakalım, nişanı hangi gün yapalım?"
Odama çıktığımda aramasını gördüm. Sesini duymaya öylesine muhtaçken arayamamak. Gözyaşları içinde cevap verdim annem nişan elbisemi seçerken - özledim seni- yazan mesajına
- annem rahatsız. Müsait değilim-
- Ne zaman müsait olursun? - yazmış. Artık hiç bir zaman Volkan.
Babamı tanıyan herkes onun nasıl bir adam olduğunu bilirdi. Kaybetmeyi asla sevmez, kaybedince de olur da binde bir de olsa kaybetti diyelim, bedelini ödetirdi.
Volkan yüzünden onu reddetseydim eminim kimse Volkan 'a zarar vermese bile babam verirdi.
Kalbimin çaresizce çırpınışını hissettim. Sanki bu ihanete isyan ediyor, kaburgalarımdan çıkıp atmayı bırakmak istiyordu.
Öyle ya en çok ona ihanet ediyordum aslında. Gözyaşlarım 3. defa yapılan makyajı da akıtmıştı yanağımdan. rimelim, rujum,göz kalemim... hepsi birbirine girmişti yine.
Gözlerim ise kan çanağı gibi kırmızıydı. Başka türlüsü beklenemezdi zaten. Annemin zoru ile giydiğim uçuş kaçış son derece pahalı bir gece elbisesi ile bana baştan aşağı süzüp dünya umrunda olmayan Berkay' ın kollarına terk edilmiştim şimdi de ailem tarafından.
Neyin intikamı bu baba, al al bitmedi!
Abimin yerine ölmeyi çok isterdim, ama olmuyor işte. Tanrı sırf sen istiyorsun ben istiyorum diye seninle bir takasa girmiyordu.
O kazanın sebebi ben değildim, daha çocuktum... Abim bile son nefesini verirken yanan araçtan çıkmam için beni cesaretlendirmiş ' Kaç kurtar kendini' demişti.
O beni affederken siz neden hiç affetmediniz?