Cenk
Mağazadayız, Mete kızına sayısız kıyafet aldı. Şöyle ki, magaza sahibi anahtarı bize teslim edip ' Siz zahmet etmeyin biz çıkarız, çıkarken de kapıyı kapatırız' dese olurdu aslında.
Yanımızda kızlarda vardı, pilleri çoktan bitmiş. Buğlem'i de unutmadı tabi, kıza çocukluk hayatından ergenliğe yetecek kadar kıyafet almıştı.
Gözüm sık sık Buket'e takılıyordu. Çok iyi anlaşmıştı Buğlem'le. Selim ile Turgay'ı da kadın iç çamaşırı mağazasında tesadüfen karşılaşıp guruba dahil etmiştik.
İkiliyi iç çamaşırı mağazasında görünce kınayan bakışlarla süzdüğümüzde Turgay zibidisi " Arkadaşa bakıyorduk" dedi elindeki tangayı saklayarak.
Volkan abi burada olsa muhtemelen o tangayı kafasına geçirirdi ama...
Ben kompleksli adam değilim kardeşim, kendi çapımda yakışıklıyım da ama bu yavşak Mete kızı Eylül'ü göğsünde kucak mı ne haltsa ona sarmış mağazada dolaşırken anında tüm kadınların sevgilisi oldu.
E tabi uzun boylu, kas yığını, yakışıklı adam, kucağında bebek... kadınların birbirine hayran hayran bakarak Mete'yi işaret edişleri ile Selim, Mete'nin yanında bitmişti.
"Komtanım siz çok yoruldunuz isterseniz biraz da ben taşıyayım Eylül'ü" dediğinde Mete " Yorulmadım ama lavaboya gideceğim" deyip kızının sarılı olduğu bandı Selim'e takarken sıkı sıkı tembihledi " Saçının teline zarar gelirse ölümlerden ölüm beğen"
Zavallı çocuk, kuru tehdit sanıyor!
Lavaboya gittiğinde gözüm sürekli bu piçteydi. Bu yavşak bu kadar çok mu seviyormuş çocuk derken kısa sürede anlamıştım götün niyetini
Selim
Minik Eylül etrafa gülücük saçarak bakıyordu, hayatımda bu kadar güler yüzlü çocuk görmedim.
Elleri sürekli gel gel yapıyor, gülücük atıyordu, yanına yaklaşınca eli ile yüzünde nereni tutarsa kendine çekip ağzına götürüyordu. Öpüyor mu yemeye mi çalışıyor tam anlayamadık ama sıkmalık, ısırmalıktı sıpa!
Mete komtanın lavaboya gitmesi ile Turgay'dan önce davranıp Eylül'ü kapmıştım. Yalan yok çok seviyordum ama tek sebep bu değildi tabi...
Mağazadaki tüm bekar anneler, yeğenine kıyafet almaya gelen teyzeler, halaların top 1 listesindeydik.
Turgay
Piç, Cenk komtana bubble tea almaya gidip gelene kadar kapmış çocuğu, ulan ilik gibi kızlar etrafında dolanıyor.
Bir an kulak kabarttığımda piçin şiir gibi yalan söylediğini duydum, yavşak!
" ... Tam 2 sene oldu annesi ile ayrılalı" dedi mal! Çocuk daha kaç aylık yavşak!
Kadınlar tuhaf tuhaf birbirlerine baktılar. Yemin ediyorum salak bu çocuk! Karşı cins çekim alanına girdiği anda beyin lobları bu kadar çalıştığımız yeter deyip anında görev teslimini bacak arasına devrediyordu.
Bu kadar salak olmasını açıklayacak başka bir şey olamazdı
" Nasıl yani ? E bebek nasıl oldu?" Dediklerinde " Canım bebek için nikah şart mı?" Dedi yavşak.
Fark etmeden götünü kurtardı saçmalaması ile ama neyse... minik Eylül ise kızın saçına yapışmış kendine çekip burnunu ısırıyordu kızın
Tüm öfkemle süzerken " Amına koyduğumun fırsatçı piçi" diye söylenirken yanımda bir ses duydum
" Hem de be piç! Benim kızımı mı kullanıyor lan o piyasa yapmak için ?" Diye soran adama döndüğümde çağla yeşili gözlerinden Alev saçan bir baba vardı yanımda
"Komtanım" Olayla bir ilgim olmamasıma tağmen ben bile üçbuçuk atarken adam çoktan mesafe almış, yavaş yavaş sırtı bize dönük seri yalana takmış Selim'in tam ensesinde durmuştu.
" ... olmadı yürütmedik, tabi ben çok çabaladım bebeğin hatırı için ama..."
"Yaaaaa!" diye acı dolu nidalar eşliğinde Selim'in koluna dokunup okşayarak " Bebek ile ilgili neye ihtiyaç olursa arayabilirsiniz" deyip numarasını veren 5. kadının da numarasını telefonuna kaydettikten sonra kadının el sallayıp uzaklaşması ile arkasına döndüğünde Mete komtan ile burun buruna gelmiştiler
Piçe yakın değildim ama adem elmasın nerede ise ağzından çıkacak kadar yukarı çıktığını görünce nasıl yutkunduğunu anlamıştım.
Cenk komtan yanıma geldi, bubble teadeki baloncukların içine çekerek
" Bak şimdi 100 yılda bir gerçekleşen bir doğa olayı göreceksin " deyince şaşkınlıkla baktım
"Anlamadım komtanım!"
Bakışı ile Mete komtanı işaret edip " Meteor çapmasını çıplak gözle göreceksin şimdi " dediğinde Mete komtanın kızını alıp kollarına, Selim gibi iri bir adamı tek kafa darbesi ile yere yıkışına şahit olduk.
" Baba olunca yumuşadı hani, normalde götünü sikerdi " dedi Mete komtanın müdahalesinden hoşnut kalmamış gibi. Yetersiz bulmuştu, belli. Daha ne yapacaktı acaba, adamın pestilini serdi yere.
Selim burnunu tutarak yanımıza geldiğinde "Bakınsana lan kırık var mı ?" deyince Cenk komtan " Kırık olan tek şey kafandaki tahta çocuğum, oğlum hangi kafa ile sen adamın kızını kullanıyorsun lan?"
"Valla komtanım kötü bir niyetim yoktu" duyduğum en boktan savunma. Neydi acaba niyetin? Nazlı hanım yanımıza gelmiş sohbete katılmıştı
" Kız tavlamak için çocuk kullandın, ayak üstü bin yalan söyledin bunları da babanın hayrına mı yaptın yani, bir de kötü niyetim yok diyor " diyerek koluna vurmaya başladı Selim'in.
" Vur karıcığım vur, biz vuramıyoruz. Nerde o eski düzen. " diye söylenerek Buket hanımın yanına gitmişti.
Bir posta Nazlı hanımdan azar işitip " Bekar anneler sizin oyuncağını mı ?" azarı ile kısa süreli insanlığımızdan utanma sonrası bu günün pek de bizim günümüz olmadığını elimize tutuşturulan poşetler ile anlamıştım.
Mete
Şerefsizlere bak, piyasa yapmak için benim zeytin gözlümü kullanıyorlar diye söyleniyordum
Buket ise kızım için ihtiyaç olabilecek daha farklı şeylere bakıyordu. Geldiğim andan itibaren sürekli gözüme takılıyordu yüzüğü
Aklım almamıştı, ilk tanıştığımız an geldi aklıma, Buket'in Volkan abinin arka takımlara hayran hayran bakışı, adamı tavlamak için bin takla atması, kıpır kıpır halleri...
Şimdi ise yüzü solmuştu. " Sen iyi misin?" Dedim her an bayılacak gibi olan kıza bakarak
" İyiyim Mete " kızarmış gözlerini kaçırıyordu benden.
" Mutluluklar dilerim, daha önce söyleme şansım olmadı" dedim yüzüğünü göstererek.
" Sağol"
Sesi koca bir enkazın altında kalmış, yardım çığlığı atıyor gibiydi. Etrafta dolanırken Volkan'ın aradığını gördüm. Nerede olduğumuzu sordu, kat ile mağazanın adını söyleyip kapattım
Ekranda adını görür görmez yüzünün rengi açıldı.
" Volkan mı?"
Sesi beklenti ile çıkıyordu. Uzatıp üzmek istemedim " Evet, geliyor" çıkıp mağazanın önündeki cafeye oturduğumuz 2. Bubble teasini içen Cenk'e takıldı gözüm.
Benim kahveye dikti gözünü puşt sonra da ikimiz yine sadece ikimizin anlayacağı bir kahkaha atmaya başladık.
Buket
Mete giderek toparlamıştı kendini. Kızı belli ki iyi geliyordu ona. Bir an kendinden uzaklaştırmıyordu. Sürekli burnunu kızının başına dayıyor , kokluyordu.
Babam da ben bebekken beni hiç kokladı mı acaba. Dolan gözümü saklamaya çalışırken onları gördüm. El ele geliyorlardı.
İnsan nefes almayı nasıl unutabilir, unuttum. Göğüs kafesinde ne kadar şiddetli bir sızı hissedebilir, hissettim.
Gülümseyerek gelirken yüzü beni görmesi ile sertleşti. Rahatsız etmiştim işte. O kadar da dedim Mete'ye gelmeyeyim diye. Hızla önüme dönünce herkesin yüzü az önce baktığım noktaya döndü
Selim'den " Buyurun cenaze namazınaaaa!" diye bir nida çıktı.
Evet Selim, cenaze namazı... benim aşkımın cenazesi. Yanımıza geldiklerinde kız Volkan'ın beline sarıldı.
Ben hiç onun gibi sarılmadım Volkan'a. "Dikilme başımızda otursana" dedi kız arkadaşının oturmasına rağmen gözlerini dikip Mete ile bana bakan Volkan'a.
Muhtemelen Mete'ye sinirlenmişti beni de davet ettiği için.
Yanına oturdu, sandalyesini iyice kendine çekti kızın. Cenk elini uzatıp " Tanıştırılmadık ben Cenk, bu huysuz adamın en yakın arkadaşı " dedi öksürerek araya giren Mete'yi takmadan
" Yalan mı yarrak?" deyip bir an bizi hatırlayıp " Yalan mı güzel kardeşim ?" diye düzeltti " bu da güzeller güzeli karım Nazlı" dediğinde kızın gözü bana dönmüştü
Bu kim der gibi bakıyordu. Mete'nin yanında oturmamdan mütevellit beni onun karısı sandı " Siz de bu güzel bebeğin annesi olmalısınız" dediğinde masada sessiz bir kıyamet koptu.
Herkesin gözünde patlamalar oldu, silahlar, çatışmalar.
Gözüm hızla Mete'ye döndü. Onun yanında Vera'dan hiç bahsetmiyorduk acısını hatırlatmamak için
" Hayır " dedi sesi düşerek " Eşim fiziksel olarak bizimle değil"
Öldü diyemedi, kaybettik diyemedi.. fiziksel olarak bizimle değil dedi... duyduğum en güzel söz olabilir.
Hayranlığım daha da artmıştı Mete'ye. Bir an hayal ettim, Vera kadar sevilmeyi ama beni sevsin istediğim adam başka bir kadının elini tutuyordu karşımda otururken
Ben araya girdim sisli havayı dağıtmak için
" Ben komşularıyım, Buket" deyip elimi uzattığımda kadının yüzündeki o sevimli tebessüm eden ifade silindi. Elim havada sıkmasını bekledim bir süre ama sıkmadı. Dondu kaldı sanki.
Şimdi ne oldu ki, yanlış bir şey mi yaptım yine. Bakmadım ama eminim, bakmadım ki hiç Volkan'a. Bir an havada kalan elimi çekerken baktım sadece
Başını öne eğmiş, masanın üstünde kızın elini tutan elini daha da sıkı kavramıştı teselli verircesine.
Biliyor muydu? Beni biliyor muydu? Kahretsin ama!
Sadece ben değil masada herkes havada kalan elimle şamata modundan ciddiyete dönmüştü.
Gitmeliyim diye düşündüm. Mete'ye dönüp
" Ben artık müsadenizi isteyeyim, evde bitirmem gereken işler var" deyip kalkarken masadan bir süre - az daha otur ama yemek yiyecektik - kibarlığı devam etti.
Bense hepsine kibarca teşekkür edip kalktım. Arkama bile bakmadan gözyaşlarımı dökerek uzaklaştım. Bu sondu Volkan, artık senin için akıtacak gözyaşım kalmadı.
Kendime kaçıncı söz verişim bilmeden bir söz daha verdim içime işleyen acımla.
Çıkışa geldiğimde taksi sırsını görünce araba ile gelmediğine lanet edecektim ki koluma dokunan el ile birisi beni kendine döndürdü
"Volkan! "