Volkan
Masayı bahçeye kurduk, şeffaf bir portatif kış bahçesi almıştım, onu da kurdum insanlar gelmeden, içine sobayı da yaktım, mis...
Mangal dışarıda yanıyor. Seda erken gelip sağolsun salatayı halletmişti, Selim'i içkileri almaya yollamıştım, Turgay ile Hakan mangalın başında ummalı bir et nasıl pişirilemez konuşması ile mundar ederken canım şişeleri ellerinden alıp aç kalmaktan son anda kurtarmıştım misafirleri.
Cenk bir köşede gizli gizli karısı ile konuşuyordu. Gülüyorduk, buruk... sohbet açıyorduk sonu hep dostları yad eden...
Masada her kalkan kadehle bir dostu daha anıyorduk. Masanın başında otururken etrafımdaki gencecik pırlantalara takıldı gözüm.
Fırtına' nın mesajından sonra kalan iki gram huzurum da kaçmıştı. Hangimizin sonu ne olacak bilemeden çok çatışmaya daldık biz, dağda çok buradan dönüş yok dediğimiz yerden canlı döndük ama bu bambaşkaydı!
Bu sefer düşman bizi dağda değil evimizde yakalamıştı. Gözlerim tek tek sandalyeleri dolaşırken boş sandalyede durdu bakışım.
Turhan'nımın yerinde. Sonra bahçeden karşı eve, Vera ve Mete'nin evine takıldı gözüm. Acısı halen tap taze kaybettiklerimizin.
Vera'nın cenazesinden sonra Cenk'le apar topar dönmek zorunda kalmıştık ama Mete’yi de o günden sonra görmemiştik.
Masada dost muhabbeti, anısı dönerken gözüm yan eve takıldı. lambalar yanmıyordu ama orada olduğunu biliyordum.
Perdenin arkasından bizi izlediğini adım gibi biliyordum. Kapıma geldiğinde kovduktan sonra birdaha çıkmadı karşıma ama o gün bu gündür akşamları evinin ışığı yanmıyordu.
Önceden de yapardı bunu, beni karanlıkta perdenin arkasından dikizlerdi. Tanıştığımız ilk günlerden kalma bir alışkanlığıydı.
Derin bir nefes verip masaya döndürdüm bakışımı, elimdeki kadehi bir iki çevirip " ah bir ataş ver" eşliğinde kafama diktiğimde başıma diktiğim kadehi tutan elimde bir el hissettim.
Seda gözlerini bana dikmiş, elimdeki kadehi çekti masaya koydu. Gözü ile -Yeter- der gibi bakıyordu. Farkındaydım, fazla kaçırmıştım ama bunca adiliği ayık kafa ile çekmek ne mümkün!
Bu kadar kahpelik insanı çıldırtırdı. Masada şen sohbette döndü, acı anılar da, hüzün de, kahkaha da..
Saat 12 ye yaklaştığında herkes tek tek müsade isteyip kalkmış, Cenk ise Mete'nin evine gitmişti kalmak için.
Etrafında insan istemediğinde böyle yapardı, üstüne gitmezdim. O da kurtulamamıştı Asu belasından. Yarın o kadının yüzünü görecek olmanın siniri ile kendini evde paralayacaktı belli ki!
Masada Seda ile ben kaldım. Göz göze geldiğimizde neden kalkmadığını anlamamıştım.
" Masayı toplayıp çıkayım " dedi soru dolu bakışlarımı yanıtlayarak.
Kafamı salladım olur der gibi. Elimdeki kadehi kafama dikmeye devam ederek.
Dün sabah gördüğüm manzara geldi aklıma, Buket'in beline sarılan kolları... O kollarını kopartmak istedim o sarı yavşağın.
Hâlâ orada mıydı, beni izliyor muydu ? Ayağa kalkıp içeri geçeceğim sırada denge kuramadım, Seda koluma girip " Komtanım, iyi misiniz? tamam, bana dayanın!" deyip kolumun altına girdiğinde bir an yemyeşil gözleri ile bakışırken buldum kendimi
Beni izliyor muydu hâlâ?
Elimi ensesine attım Seda'nın, dudağıma çekip öpmeye başladım. Dengesini kaybedecek gibi olduğunda geri geri giderken masaya çarpıp durdu.
Bakıyor muydu hâlâ? Nasıl hissediyordu? Acıyor muydu canı?
Durabilirdim, durmadım. Seda'nın şaşkınlığı karşılık vermeye döndüğünde kendimi ona daha da bastırdım.
Çok canım acıyordu, bitsin istiyordum. Kendimi bir karanlığın içinde yalnız hissediyordum. Bu yalnızlığı benden çekip alsın, kim olursa olsun ama alsın...
Bir anlığına dudağından ayrıldığımda gözlerine beklenti ile baktım, inip kalkan göğüsüm, sık nefesim, belinden tutup kendime dayadığım vücudu...
Kafasını aşağı yukarı sallayınca elini tutup eve doğru götürmeye başladım... Bu yalnızlığı almalıydı birisi benden, daha çok boğulmadan!
Buket
Perdenin arkasına saklanmış onu izliyordum. Çok yorgun, acı çekiyor gibi görünüyordu. Düşünceliydi. Bakışları sık sık Vera'nın evine odaklanıyordu.
Kafasına kadehi dikip içiyordu gözünü çekmeden. Çok acı çekiyordu biliyorum, keşke yanında olabilsem.
O sabah beni Berkay ile gördü. Belime sarılmış beni öpmeye çalışırken güçlükle uzaklaştırmıştım. Ellerim göğsünde onu iterken o belimden daha da çok kendime çekiyordu ve beni öyle gördü.
Sanki ona sarılıyormuşum gibi. Yüzündeki hayal kırıklığı... Yanına koşup gitmek istedim. Tıpkı şimdi de yanına koşup gitmek istediğim ama yapamadığım gibi.
Herkes masadan tek tek kalkmıştı ama o kadın halen oturuyordu, neden gitmiyordu ki...
Volkan ayağa kalktığında koluna girdi ve o an... Kalbimden kopan sessiz bir feryadın gökkubbeyi salladığına eminim.
Öptü onu, beline sarıldı, uzun uzun öptü. Beni öptüğü gibi öptü! Sonra da elinden çekip eve girdiler.
Pencerenin önünde yere kapandım, dizlerimin gücü bedenimi ayakta tutmaya yetmedi, gözümden akan yaş ıssız bir çölün ateşini söndürürdü belki ama benim içimdeki ateşe hiç faydası olmadı.
Unuttun mu beni? Bu kadar kolay mı? Kolay tabi Buket, sen kimsin ki?
Volkan
İçeri girer girmez kucağıma alıp koltuğa götürdüm " Volkan ?" sorgulayarak adımı anıyordu " Hişşşt" dedim dudağına tekrar kapanarak.
Kötü değildi ama onun gibi de değildi. Berbat hissetmedim ama onunla hissettiğim gibi de hissetmedim. Sanki zoraki oluyordu.
Aletim bile henüz tepki vermemişti ama neticede karşımda bir kadın var, soyunup koynuma alınca nasılsa bir tepki verecektir.
Üstümdekini soyup attım ve altımda boylu boyuma uzanmış kadının üstüne kapandım, bir müddet yüzüne baktım, fermuarımı açıp aletimi çıkartırken.
Sıyırdığım eteğinden diğer elimle bacağını, kalçasını sıkıyordum ama halen bir şey yok! Lanet olsun kadın işte, kalksana amına koduğum!
Gözlerimi sımsıkı kapatıp açtım, onun yüzünü düşledim, ellerim ile Seda'nın gözlerini kapattım ve altımdaki kadını o olarak hayal ettiğimde aletimin sertleşmeye başladığını fark ettim
Derin bir nefes aldım, sonunda! Artık yok o! kabulleneceksin!
Dudaklarına kapandım tekrar öptüm, o olduğunu düşleyerek içine girmeye başladığımda asla onun gibi olmayacağını anlamıştım.
O bildiğim, bana ait olan kadın değildi ama artık alışmam gerekti. Altımda inleyen kadına baktım, alnımı alnına dayayıp hafif hafif girip çıkardığım aletimi içine gömdüğümde altımdaki zevk dolu inlemeleri kulağımda yankılanamaya başlamıştı.
Gözümün önünde sürekli Buket'in beline sarılan o yavşak ve o sahne... sinirlendim, sinirlendikçe daha da sert olmaya başladım.
Seda'nın elleri kollarıma yavaşlamam için uyarırcasına vururken, acı dolu inlemeleri eşliğinde daha da sertleşmiştim.
Sonra yine onun yüzü geldi gözümün önüne, doyuma ulaşmak üzereydim, üstünde kendimi kaybederken kapandım vücuduna ve her yerini avuçlamaya, sıkmaya, dokunmaya başladım..
Boşalırken döküldü ağzımdan " Çok özledim seni, çok özledim Buket!"
Tamamen içine akarken altındaki kadının gerilen vücudu ve sessizliğine anlam veremeden kendimi son darbelerimle içine sağıp üstüne bıraktım.
" Çok özledim" diyerek kapattım gözlerimi.
Sabaha karşı uyandığımda kollarımda yatan Seda'yı gördüm. Tıpkı onun gibi, bedenime sokulmuş uyuyordu! Onun gibi!
Yavaşça yanından kalkıp kendimi duşa attım. İyi gelecekti bana, eminim. Başkasına ait bir kadını düşünüp duramazdım.
Unutmak zorundaydım. Duştan çıktığımda üstünde tişörtüm ile mutfakta kahve yaptığını gördüm.
Bakışlarım yüzünden sanırım " Kıyafetim... yırtıldı!" dedi sesi giderek düşerken.
Akşam benim başımdan çıkmıştı kesin, o kadar sarhoştum ki... Devam etti kısılan sesi ile " Ben hemen bakarım çaresine, iğne iplik varsa şimdi dikerim, hemen çıkartırım" deyip yerdeki elbiseye uzandığında kolundan tutarak kaldırdım
" Ne saçmalıyorsun" Yüzünü ellerimin içine alarak... kendime çektim, sarıldım.
" Farkında değildim, özür dilerim. " Deyip elindeki yırtık elbiseyi aldım " Sana bir tane alırım, ben gelene dek üstünde kalsın" dedim zoraki gülümseyerek.
Kafasını minnetle aşağı yukarı salladı. sığındı göğsüme, tıpkı onun gibi...
Gözlerimi kapatınca sanki onu sarıyordum. "Sana kahvaltı hazırladım " Masayı gösterirken gözleri parlıyordu
Omlet yapmış, omlet!
Tamam düşünme, her bok da sana onu hatırlatmasın artık!
Kahvaltı yaparken aniden durgunlaştı, gözleri yüzümde dolaşıyordu.
Muhtemelen - Biz şimdi neyiz ?- sorusu gelecekti?
Siktir! Ne cevap verecektim? O haltı yerken düşünmedin ama Volkan!
Kaçış yoktu, korkak gibi bakışlarımı saklayıp duramazdım. Teslim olma vakti gelmişti. Gözlerine bakıp gözümün birisini kırparak kafa salladım " Hayırdır? " der gibi.
" Baktığın şeyden memnun kaldın mı bari?"
Gülümsedi, bakışlarını kaçırdı... tıpkı! Sikicem ama! Çık artık aklımdan!
Gülümseyen yüzü solmaya başladı " Buket kim?" Çayımı yudumlarken ,kalakaldım bu soru karşısında.
Bakışlarımın sertleştiğinin farkındaydım, aklımdan uzaklaştırmaya çalışırken ismi dillendirilmişti.
" Nerden çıktı şimdi? "
Gözlerini gözlerime dikti, gözleri mi doldu onun? " Dün akşam...." sessizleşti. önündeki tabağa dönüp çatalı ile tabağın içindeki zeytinle oynamaya başladı " Benimle birlikte olurken seni çok özledim Buket dedin" dedi
Yok ebesinin amı! " Yengeye elif dedin abi " yi yaşamış olamam herhalde ben?
" Yok daha neler, yanlış duymuşsundur" En klasik erkek yalanı ile. En azından soruya soru ile cevap vermek gibi en yaygın aptallığı değil de direkt 2. sıradaki inkar aptallığını tercih etmiştim.
" Onu unutmaya mı çalışıyorsun, o yüzden mi benimle birlikte oldun?"
Sesi titriyordu. Amına koyayım kendimi nasıl böyle bir hale düşürdüm lan ben! Asla kırmak istemeyeceğim kadın karşımda paramparça oluyor.
" Unutulmuş birisi, alkolün etkisi ile saçmalamışım" dediğimde aynı acı gülümseme yerleşti yine yüzüne.
"Öyle diyorsan" dedi " Öyle!" diye kestirdim konuyu. Sesim istemsizce sert çıkmıştı. Kırma işte şu kadını hayvan herif, kırma!
Elini tutup sandalyeden kaldırıp kendime çektim, kucağıma oturttum. " Dün ne yemek yediğimi hatırlatma bana, bırak dünde kalsın. Seninle güzel yemekler yapmak, yemek istiyorum"
Yediğim şey koca bir bok da neyse!
" Sorun değil " Elleri yanağımda gezerek " Unutmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. "
Evet biliyordu, o da aynı zehri tatmıştı. O yüzden istiyordum zaten Seda'yı. Belki bana da öğretirdi, öyle ya kendi başarmış... " Ben yanındayım, merak etme " Başını göğsüme yaslayarak.
Sarıldım, ne kadar özlemişim yanımda birisinin olmasını.