BEKARET 🔞

2532 Words
3.BÖLÜM BARTU Ezo’nun küçük evine girdiğimizde, içerisi tıpkı onun gibiydi: kurallara uymayan, neşeli, rengârenk ve her ayrıntısında derin bir ruh barındıran bir yerdi. Ceketimi çıkarıp kolumun üzerine aldım ve etrafa kısa bir bakış attım. Sonra başımı ona doğru çevirdim. Kapının yanında durmuş, gözlerinin içi parlayarak tepkimi bekliyordu. Eve girer girmez ayakkabılarını çıkarttığından çıplak ayaklarına baktım. Çok tatlı görünüyordu. Sabırsızca “E hadi söylesene beğendin mi evimi” dedi. “Evin de senin gibi...” dedim, bakışlarımı yavaşça ortamda gezdirerek. “Çok güzel. Her köşesi seni anlatıyor. Dağınık, canlı, özgür... İnsanı kendine çeken bir büyü var burada. Fazla sıcak” Konuşurken bakışlarımız buluştu. Gülümserken birden ciddileşti, bende öyle. Aramızdaki o görünmez gerilim, dünden beri biriken elektrik, evin sessizliğinde adeta somut bir hal aldı. İki gündür tanışıyorduk ama sanki yıllardır birbirimizi arıyormuşuz gibi hissediyordum. Beş gün sonra Mardin’de başka biriyle evlenecek olsam bile kontrolsüz bir biçimde onun karşısında eriyip gidiyordum. Ezo’nun gözlerinde bir anlık tereddüt belirdi, ama bu sadece bir saniye sürdü. O çılgın, dizginlenemez enerjisiyle bir anda aramızdaki mesafeyi yok etti. Hiç beklemediğim bir hızla parmak uçlarında yükselip ellerini yüzüme kenetledi ve dudaklarıma yapıştı. Bu öpücük, sokaktaki o romantik dokunuşlardan çok farklıydı. Kendini tamamen bırakmıştı; dudakları açlıkla, dili ise cesaretle benimkini arıyordu. Sıcaklığı, dudaklarıma bulaşan o hafif kiraz aromalı rujun tadı… Hepsi birleşip aklımı başımdan alıyordu. Ellerim beline dolandı, onu kendime çektim. İnce bedeninin kıvrımları avuçlarımın altında inanılmaz sıcaktı. Sıcak ve sıkı. Hafif kol kaslarından spor yaptığını daha önce tahmin etmiştim zaten. Geri çekilip yüzüne baktım, alacağım cevaptan korkarak “Emin misin?” dedim. Cevabını dudaklarını tekrar dudaklarıma kapatarak verdi. Bu sıcak atakla birlikte tüm direncim eridi. Kolumun üzerindeki ceketim yere düştü. Kollarımı beline daha sıkı doladım. Roma’nın dışarıdaki kadim sessizliği, evin içindeki bu ani ve yakıcı fırtınanın yanında sönük kalıyordu. Kitabın sonunu konuşmak için gelmiştik ama şimdi kendi hikayemizin en ateşli sayfasını yazmaya başlamıştık. Ezo öpüşmeyi bırakmadan beni yavaş yavaş başka bir odaya doğru yönlendirmeye başladı. Dudaklarımız birbirinden ayrılmıyordu. Adım adım geriledik. Elleri kravatımı gevşetmeye başladı, boynumdan çekip kenara fırlattı; parmakları gömleğimin düğmelerine indiğinde her birini tek tek açarken ben de elbisesinin askılarını omuzlarından aşağı kaydırdım. Kırmızı elbise yere düşerken ortaya çıkan siyah dantel iç çamaşırları beni büyüledi. O dantellerin tenine nasıl yapıştığını, göğüslerinin dolgun kıvrımlarını nasıl sardığını görünce nefesim kesildi. O da gömleğimi çıkarmama yardım etti; siyah takım elbisenin parçaları birer birer yere saçılıyordu. Her dokunuşunda, her nefesinde aramızdaki çekim daha da şiddetleniyordu. Yatak odasına ulaştığımızda ikimiz de neredeyse çıplaktık. Ezo iç çamaşırlarıyla karşımda duruyordu; kırmızı elbisenin altında gizlediği vücudu mükemmeldi. İnce beli, dolgun kalçaları, ve dik göğüsleri… Hayatımda hiçbir kadını bu kadar arzulamamıştım. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Aletim neredeyse baksırımı delip dışarı çıkacaktı. Onu kucağıma aldım, dudaklarımız kenetlenmiş halde yatağa doğru ilerledim. Bacakları belime dolanırken, sıcak teninin benimkine değmesiyle içimde kontrol edilemez bir ateş yükseldi. Şu anda sadece Ezo vardı; o çılgın enerjisi, o derin bakışları ve beni kendine çeken cazibesiyle… Yatağın kenarına oturduğumda onu kucağımdan indirmeden önce ellerim sırtına gitti ve sütyeninin kopçasını açtım. Dantel kumaşı üzerinden çekip aldım. Memeleri özgür kaldı; dolgun, pembe uçlu ve inanılmaz davetkârdı. Gözlerinin içine bakarak “Çok güzelsin” dedim. Alt dudağını ısırarak gülümsedi. Bende yarattığı etkiyi hissettirmek için belinin iki yanından kavrayıp baksırımın altında dimdik duran aletimi kadınlığına bastırdım. Gözlerini kapattığı an dudağını tekrar öptüm. Öperken avuçlarımın içine aldığım memelerini yoğurur gibi sıktım. Aynı anda dilini emerken iniltileri ağzımın içinde yankılanıyordu. Konuşmuyorduk. Bizim yerimize bedenlerimiz konuşuyordu. Odada sadece öpüşürken çıkarttığımız sesler ve nefes seslerimiz duyuluyordu. Dudaklarından ayrılıp bakışımı dolgun memelerine çevirdim. Önce birini sonra diğerini öptüm. Gözleri kısık, beni izliyordu. Nefes alıp verişi iyice hızlanmıştı. Dilimle daireler çizerek yalamaya başladığımda Ezo başını geriye attı. “Ahhh” dedi mırıltı gibi. Daha yeni başlıyordum. Uçlarını ağzıma alıp emdim. Emerken aletim zonklamaya başladığında tatlı, boğuk bir inilti koyuverdi. Sesi beni daha da tahrik etti. Az daha böyle devam edersek boşalabilirdim. Onu kollarımın arasında sırt üstü yatırdım. Memeleri dudaklarımın arasında elim aşağı kaydı, parmaklarım külotunun içine daldı. Islanmıştı, sırılsıklamdı. Külotunun kenarından tutup dizine kadar yavaşça sıyırdım, ayak bileklerinden çıkarttım. Tamamen çıplak kaldı. Dudaklarımı memelerinden aşağı, karnına, oradan da kadınlığına kaydırdım. V*jinası dışarıdan baktığımda bile muhteşemdi; dudakları hafifçe aralanmış, iç kısımları parlak ve ıslak, klitorisi küçük ve hassas bir tomurcuk gibi kabarmıştı. Burnumu oraya yaklaştırıp derin bir nefes aldım. Tatlı, kadınsı kokusu başımı döndürüyordu. “Çok güzel kokuyorsun...” diye mırıldandım, sesim arzudan kalınlaşmıştı. Tam dilim v*jinasının dudakları arasında gezinecekken Ezo inleyerek ellerini omuzlarıma koydu ve beni kendine çekti. Tekrar öpüşmeye başladık. Bu sefer öpücük daha vahşi, daha açtı. Dilimiz birbirine dolanırken baksırımı kalçalarımdan sıyırıp çıkarttım. Aletim sert ve hazır haldeydi. Sabrım gittikçe tükeniyordu. Ezo’nun bacaklarını araladım, birini belime doladım. Dudaklarını açlıkla öperken bir elimle aletimi tuttum ve ıslak, sıcak girişine dayadım. Tam girecekken “Şu ana kadar hiç böyle bir şey yaşamamıştım,” diye fısıldadı titrek bir sesle, gözleri arzuyla parlıyordu. Ellerimi başının iki yanına yerleştirip. “Bende” dedim. İçine girerken yüzünün ifadesini görmek için gözlerine bakarak tek bir hareketle kendimi hızla içeri ittim. Engel… Ezo acıyla inledi, suratını buruşturdu. İçine girdiğim anda hissettiğim darlık ve dirençle donakaldım. Gözlerim faltaşı gibi açıldı, kalbim deli gibi çarpıyordu. Bakireydi. Hayatımın en büyük şokunu yaşıyordum. Bekaretini bana vermişti. Üstelik beni sadece benim anlattıklarım kadarıyla biliyordu. İki gündür tanıştığımız halde, bu kadar kısa sürede böylesine derin bir teslimiyet… Hemen geri çekilmek istedim ama o izin vermedi. “Devam et” dedi. Belime doladığı bacağıyla beni kendine daha çok çekti. Acıyla buruşan güzel yüzüne baktım, gözlerimde hem arzu hem endişe vardı. “Bilmiyordum...” dedim, özür diler gibi, “Ezo… sen ‘şu ana kadar hiç böyle bir şey yaşamamıştım’ derken ben böyle bir şey düşünmemiştim … ” O sırada Ezo sesini biraz yükselterek “Durma... Devam et diyorum.” Dedi. “Sadece bu anın zevkini çıkartalım. Seni istiyorum.” Sözleri beni hem rahatlattı hem de daha derin bir arzuyla doldurdu. İlki olduğu için yavaşça hareket etmeye başladım, önce nazikçe, sonra ritmimi artırarak. Kızlık zarının kanı tenlerimize bulaşıyordu ama o umursamıyordu. Acının yerini katıksız zevk almıştı. Sadece inlemeleri arasında “Durma” diyordu. Ezo’nun inlemeleri odayı dolduruyordu. Bacakları belime daha sıkı dolandı, tırnakları sırtıma gömüldü. Her vuruşta daha derinlere giriyor, onun sıcaklığının tadını çıkarıyordum. Öpüşmelerimiz, inlemelerimiz ve bedenlerimizin çarpma sesi gecenin sessizliğini yırtıyordu. Her ilerleyişimde vajinasının o dar, ateş gibi sıcak ve ıslak duvarları aletimi sıkıca kavrıyor, sanki içinden çıkmama asla izin vermeyecekmiş gibi sarılıyordu. Dolgun memeleri sert vuruşlarımda göğsüme çarpıyor, pembe uçları tenime sürtünüyordu. Ellerimi o muhteşem memelere götürdüm, avuçlarımın içinde yoğururken parmaklarımın arasında eziliyorlardı. Ezo’nun gözleri yarı kapalı, dudakları aralık halde zevkten kıvranıyordu. “Bartu… ahh…,” diye inledi kulağıma, sesi hem acıyla hem tarifsiz bir hazla titriyordu. Ritmimi hızlandırdım; tenlerimiz ter içinde kayıyor, her çarpışmamız ıslak ve tok bir ses çıkarıyordu. İçinde gidip gelirken baş parmağımı klitorisine bastırıp dairesel hareketler yapmaya başladığımda bütün bedeni gerildi, vajinası kasılmaya başladı. O kasılmalar aletimi o kadar güçlü sardı ki kendimi daha fazla tutamadım. Ezo sırtını yay gibi gererek yüksek sesle inledi, tırnaklarını sırtıma daha derin gömdü ve güçlü bir orgazmla titremeye başladı. O anda ben de son bir kez en derinlere gömülüp içine boşalmamak için aletimi geri çektim. Karnının üzerine boşalırken bedenim şiddetle sarsılıyordu. Sabah uyandığımda ilk hissettiğim şey yataktaki boşluktu. Yanımda Ezo yoktu. Gözlerimi araladığım anda panikle doğruldum ve kapıya doğru baktım. İşte orada, odanın köşesindeki eski ama rahat koltukta oturuyordu. Bacak bacak üstüne atmış, elinde kahvesi beni izliyordu. Üzerinde açık mavi tonlarda, oldukça kısa bir şort ve meme uçlarını belli eden ince askılı bir bluz vardı. İç çamaşırı giyinmemişti. Askılar omuzlarından hafifçe kaymıştı, sabah ışığı tenine yumuşak bir parlaklık veriyordu. Saçları dağınık, dudaklarında ise o her zamanki gülümseme… “Günaydın,” dedi neşeli ve sıcak sesiyle. Kahveyi koltuğun yanındaki sehpaya bıraktı. Yatak başlığına sırtımı yaslayarak “Günaydın,” diye karşılık verdim ama sesim donuktu. Gülümsemiyordum. Gece yaşananlar sabaha karşı zihnimde dönüp durmuştu. Şehvetin ateşi sönerken ilk defa insani bir duygu hissediyordum: Vicdan. Bir haftaya kadar evlenecek olmama rağmen iki gündür tanıdığım bir kıza bunu yapmıştım. Dün gece kendimi tamamen kaybetmiştim. O masumiyetini bana vermişti ve ben bunu kabul etmiştim. Koltuktan kalktı, yavaş adımlarla yatağa yaklaştı. Yatak çarşafları belime kadar inikti, ben hâlâ çıplaktım. Önümde durdu, parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. “Dün gece için özür dilerim,” dedim “Duygularımla hareket ettim. Düşünemedim...” “Sakın bana bekaret yüzünden özür dilediğini söyleme, Bartu.” Dedi. Gözlerini devirdi ve yatağın kenarına oturdu. Eliyle yanağımı okşarken “O kadar önemli bir detay değil.” Dedi. Bu kadar özel bir şeyden bu denli basit bir şeymiş gibi bahsetmesi beni şaşırttı. “Ama özel olmalıydı... Doğru düzgün tanımadığın birisiyle...” Sözümü bölerek “Tanıdığım kadarı bana yeter,” dedi “Benim için özeldi. Zaten özel olduğu için sana verdim. Daha önce erkek arkadaşlarım oldu, evet. Ama beni bu noktaya getiren kimse olmadı. Sen oldun.” Bu söylediklerini başka bir kadın söyleseydi muhtemelen erkeklik gururum okşanmış olurdu. Fakat ben kendimi öyle hissetmiyordum. Aksine, başka erkeklerin onu öptüğünü, ellerinin vücudunda gezdiğini hayal etmek nedensiz bir kıskançlık yarattı içimde. Yerimde başka biri olsa belki mutlu olurdu ama ben... ben kendimi tuhaf hissediyordum. Bu kadar kısa sürede bu kadar derin hissetmem normal miydi? Bu kadar kısa sürede sanki ruhumun bir parçası ona kenetlenmişti. “Ben gelenekçi bir adamım, belki biraz eski kafalı” deyince beni susturmak için parmak uçlarını dudaklarıma bastırdı. “Ama ben gelenekçi değilim.” dedi yumuşak ama net bir tonla. “Bana karşı kendini sorumlu hissetmene gerek yok çünkü ben istedim. Ha bugün ha yarın, er ya da geç birisiyle olacaktı zaten. Burası İtalya, o kadar da kafana takma.” Kızın umursamaz haline inanamıyordum. Aynı şeyi Mardin’de başka birisiyle yaşamış olsaydım ‘Benimle evleneceksin’ diye tuttururdu. Ezo ise sanki dün gece olanlar sıradan bir macera gibi davranıyordu. Bu hem rahatlatıcı hem de içimi garip bir sızı ile dolduruyordu. “er ya da geç birisiyle olacaktı zaten” demesi küfür gibi geliyordu. “Biliyor musun, hayatımda gördüğüm en ilginç kızsın” dedim samimiyetle. Gülümseyerek yataktan indi. “Bunu ilk söyleyen sen değilsin” dedi “Hadi kalk, kahvaltı yapalım. Bugün seninle rahat rahat gezebilmek için işten ilk kez izin aldım.” Yataktan çıktığımda gözleri bedenimi tepeden tırnağa süzdü. Bakışları bile sertleşmeme neden oluyordu. Gözleri aletimde durduğunda “Hayatın spor salonlarında geçiyor olmalı” dedi. “Vücudun çok sert.” Yanına yaklaşıp askılı bluzunu bir çırpıda üzerinden çıkarttım. Dolgun memeleri yeniden özgür kaldığında dudaklarıma yapıştı. O da en az benim kadar istekliydi. “Vücudumdaki tüm organlarım serttir” dedim kalınlaşmış bir sesle ve şortunu sıyırdım. “Tekrar hatırlatayım.” Onu belinden kavrayıp kendime çektim. Dudaklarımız tekrar birleşti. Bu seferki öpücük geceki kadar vahşi değil, daha yavaş ve derin bir tutkuydu. Elllerim kalçalarında gezindi, yumuşak tenini avuçlarken iyice sertleştim. Ezo da elini aramıza kaydırıp aletimi sımsıkı kavradı. Birkaç dakika içinde ikimiz de yeniden yatağın üzerindeydik. Bu sefer daha sakin, daha uzun süren bir sevişmeydi. Her dokunuşu, her öpücüğü zevkle sindiriyorduk. Yataktan çıkmamız biraz zaman aldığından öğle saatlerinde dışarıya çıktık. Kapıdan çıktığımızda “Gerçekten, bugün benimle vakit geçirmek için mi izin aldın” diye sordum. Yüzüme uzun uzun baktı. “Vakit geçirebilmek için değil” dedi. “Birbirimizi sadece yatakta yaptıklarımızla değil, güzel anılarla da hatırlayalım istiyorum.” Ezo… Ömrümün sonuna kadar unutamayacaktım ki zaten. Tabii bunu ona söylemedim. “Hadi o zaman, güzel anılar için başlayalım” dedim. Haziranın ilk günleriydi. Hava çok güzeldi bugün. Öğrencilik yıllarımda en çok vakit geçirmeyi sevdiğim yere gittik. Colosseum’un gölgesinde yürümeye başladık. Ezo’nun eli avucumun içindeydi, parmaklarımız sıkıca kenetlenmişti. Beyaz kısa şortu ve buz mavisi renkteki bluzuyla yine çok doğal ve çekici görünüyordu. Ara sıra bir şeyler anlatarak başını omzuma yaslıyor, ben de saçlarına bir öpücük konduruyordum. Mardin’den birisi şu anki davranışlarımı görse mümkün değil benim olduğuma inanmazdı. Ben kendimi tanıyamıyordum ki başkası tanıyabilsin. Çünkü gerçekte Bartu Özkan bir kadın için sevgi pıtırcığı olabilecek bir adam değildi. Romantizm sevmezdi. Çok konuşan kadından hoşlanmadığı gibi mecbur kalmadıkça ağzında tek kelime çıkmazdı. Hele ki bir dişinin peşine hiç düşmezdi. Kadınlar onun çevresinde pervane olurdu. Bu kız bana ne yapmıştı böyle? Ne oluyordu bana. Sanki onu gördüğüm andan itibaren kişilik değiştirmiştim. Akşamüstü yemeğimizi Trastevere’de küçük bir restoranda yedik. Şarap kadehlerimiz tokuştururken göz göze geliyorduk. Ezo üniversitedeki komik anılarını kahkaha atarak anlatıyordu; hepsini öyle canlı ve neşeli anlatıyordu ki ben de gülümsemekten kendimi alamıyordum. Gözlerindeki o parlak ışık, kahkahasının o özgür tınısı, beni her seferinde biraz daha kendine bağlıyordu. Derken telefonum çaldı. Annemin aradığını görünce keyfim kaçtı. Müsaade isteyip masadan kalktım. “Önemli” dedim Ezo’ya, o da anlayışla gülümsedi, “Tamam, acele etme,” dedi. Masadan uzaklaşıp anneme yanıt verdim. “Bugün sipariş verdiğin yüz görümlüğünü konağa bıraktılar, oğlum” dedi annem heyecanlı bir sesle. “Gelinim görünce çok beğenecek,” “İyi,” dedim kuru bir sesle. “Neyin var senin? Neden keyifsizsin?” diye sordu annem, o her zamanki meraklı tonuyla. O an yönümü masaya çevirdiğimde Ezo’yu göremedim. Yoktu. Restoranın içine bakındım, lavaboda olabileceğini düşündüm. Kalbimde hafif bir sıkıntı yükseldi. Anneme “Sadece yorgunum, sonra görüşelim,” dedim aceleyle. Telefonu kapatmadan önce “Yarın uçağın kaçta?” diye sordu. İşlerim erken bittiği için biletimi dün Milano’dan dönerken almıştım. Ertesi gün öğleden sonra Türkiye’ye uçuyordum ve bunu henüz Ezo’ya söylememiştim. “İki de,” dedim. Telefonu kapattığımda gerilmiştim. Bu kızla yaşadıklarım… her şey o kadar gerçek ve yoğun ki, yarınki uçağı düşünmek bile istemiyordum. Masaya gittim. Tam o sırada Ezo’nun dışarıda olduğunu gördüm. Karşısında genç bir oğlan vardı ve elini kolunu sallayarak bir şeyler söylüyordu. Sinirli görünüyordu. Çocuğun onu rahatsız ettiğini düşünerek yerimden fırlayıp restorandan çıktım. Ezo’ya yaklaştığımda karşısındaki çocuğa “Hayır” diyerek elini kolunu salladı. Gözüm döndü bir anda aralarına dalıp oğlanın yakasını kavradım. İtalyanca, dişlerimin arasından “Ti uccido, bastardo!” dedim. “Seni öldürürüm!” Vurmak için yumruğumu havaya kaldırdığımda Ezo kolumu tutarak “Dur Bartu, ne yapıyorsun!” dedi. Beni geri çekti. Sonra işaret diliyle karşısındakine bir şeyler söyledi. Çocuğun konuşamadığını, Ezo’nun işaret dilini bildiğini görünce içimden “Eyvah” dedim. Ayıp olmuştu. Tam bir salak gibi davranmıştım. Oğlan gidince Ezo bana döndü. “İşaret diliyle adres soruyordu. Kimse anlamadığından ben yardımcı olmak istedim, hepsi bu,” dedi. Suçumu bastırmak ister gibi “Telefonu yok muymuş?” dedim. Farkında olmadan ilk tartışmamızı yapıyorduk. “Evde unutmuş,” dedi omuz silkerek. “Ben… Seni rahatsız ettiğini sanmıştım,” dedim. Eliyle kendi bedenini işaret ederek “Beni mi?” dedi. “Sence ben öyle bir durumda bu kadar sakin kalır mıyım? Hayatını kendini korumayı öğrenmekle geçiren birisine bunu söyleyemezsin” “Kas gücü diye bir şey var,” dedim, hâlâ biraz savunmacı bir tavırla. “Benimle iddialaşma istersen,” dedi gözlerini kısarak. “Anılarında hanım hanımcık bir kız olarak kalmayı istiyorum. Senden daha iyi dövüşüp senden daha sağlam küfür ettiğimi ispatlamak zorunda bırakma beni.” O kasları nasıl yaptığını şimdi daha iyi anlamıştım. “Sakın dövüş sporlarıyla uğraştığını söyleme,” dedim şaşkınlıkla. Ellerini gözümün önünde açıp kapattı. “Bu eller gerektiğinde işaret diliyle birine ses olur, bu parmaklar çok güzel piyano çalar, en lezzetli yemekleri de yapar ama yeri geldiğinde de sert birer yumruğa dönüşebilirler.” Şaşkınlıkla yüzüne bakarken “Küfürlerimi duymanı istemem,” deyince elini tuttum. “Hadi yemeğimizi bitirelim.” Restorana girdik. Yemeklerimiz soğuduğu için tekrar sipariş verdik. Ben Mardine döneceğim için o ise az önceki tartışma yüzünden durgundu. Belki de söylemek için doğru zaman şimdiydi. “Ben… Yarın gidiyorum” dedim. “Uçağım 14.00’ da” Yüzüme bakıyordu ama konuşmuyordu. Şarap kadehini alıp havaya kaldırdı. “O zaman vedaya” dedi. Bardağımı kaldırdım. “Vedaya”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD