bc

Kül ve Ateş

book_age18+
180
FOLLOW
1.2K
READ
dark
family
kickass heroine
drama
bxg
campus
highschool
pack
small town
musclebear
civilian
like
intro-logo
Blurb

Kasabanın tren istasyonu, sanki zamanın durduğu ve rüzgarın sadece tozu savurmak için uğradığı unutulmuş bir araftı. Ömer, gıcırdayan vagon kapısından aşağı adımını attığında, genzini yakan o tanıdık kuru nane ve yanık toprak kokusunu içine çekti.On iki yıl geçmişti. On beş yaşındayken, babasının "Seni bu cehennemden kurtarıyorum" diyerek alelacele Münih’e giden bir akrabanın yanına gönderdiği o çocuk değildi artık. Cebinde Avrupa’nın soğuk kütüphanelerinde dirsek çürüterek aldığı Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi Hukuk diploması, zihninde ise doğup büyüdüğü bu topraklara dair bölük pörçük, karanlık anılar vardı.Ömer kasabadan apar topar gönderildiğinde, Aladağ ve Karaslan aileleri arasındaki o eski gerginlik henüz geri dönülemez bir yıkıma evrilmemişti. Giderken arkasında bıraktığı tek şey, karşı taraftaki evin bahçesinde koşturan, adını bile doğru dürüst bilmediği beş altı yaşlarında, ürkek gözlü bir kız çocuğuydu. Şimdi ise her iki aile de birbirinin adını anmayı bile yasaklamıştı. Çünkü o gittikten hemen sonra bu topraklar, yirmi yaşında bir gencin kanıyla sulanmıştı.

chap-preview
Free preview
Yabancıların Toprağı
Kasabanın tren istasyonu, sanki zamanın durduğu ve rüzgarın sadece tozu savurmak için uğradığı unutulmuş bir araftı. Ömer, gıcırdayan vagon kapısından aşağı adımını attığında, genzini yakan o tanıdık kuru nane ve yanık toprak kokusunu içine çekti. On iki yıl geçmişti. On beş yaşındayken, babasının "Seni bu cehennemden kurtarıyorum" diyerek alelacele Münih’e giden bir akrabanın yanına gönderdiği o çocuk değildi artık. Cebinde Avrupa’nın soğuk kütüphanelerinde dirsek çürüterek aldığı Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi Hukuk diploması, zihninde ise doğup büyüdüğü bu topraklara dair bölük pörçük, karanlık anılar vardı. Ömer kasabadan apar topar gönderildiğinde, Aladağ ve Karaslan aileleri arasındaki o eski gerginlik henüz geri dönülemez bir yıkıma evrilmemişti. Giderken arkasında bıraktığı tek şey, karşı taraftaki evin bahçesinde koşturan, adını bile doğru dürüst bilmediği beş altı yaşlarında, ürkek gözlü bir kız çocuğuydu. Şimdi ise her iki aile de birbirinin adını anmayı bile yasaklamıştı. Çünkü o gittikten hemen sonra bu topraklar, yirmi yaşında bir gencin kanıyla sulanmıştı. Aladağların gözbebeği, en büyük oğulları Yusuf, sınır çizgisindeki eski su kuyusunun dibinde, göğsüne sıkılan tek kurşunla ölü bulunmuştu. Devlet davayı "faili meçhul" olarak rafa kaldırınca, iki aile arasında geri dönülmez bir intikam savaşı başlamıştı. Ömer, bavulunu istasyon şefinin derme çatma kulübesine bıraktıktan sonra, çocukluğunun en gizemli yeri olan eski demiryolu makas hattına doğru yürümeye başladı. Burası iki ailenin topraklarının kesiştiği, kimsenin sahiplenemediği kör bir noktaydı. Rayların paslı demirleri arasında diz boyu uzamış yabani otları ezerek ilerlerken, eski sinyal kulesinin gölgesinde bir hareketlilik fark etti. Bir kadın, elindeki analog fotoğraf makinesiyle vizörden bakıyor, rayların arasına sıkışmış kurumuş bir kertenkele iskeletini çekiyordu. Üzerindeki salaş keten gömleği, darmadağınık toplanmış saçları ve rüzgarda uçuşan fularıyla bu kurak coğrafyaya ait değilmiş gibi duruyordu. Ömer’in adımlarını duyunca irkilerek başını kaldırdı. Gözlerinde ne bir korku ne de kasaba halkının yabancılara gösterdiği o bildik şüphe vardı. Sadece derin bir merak. "Buranın ışığı çok serttir," dedi Ömer, Almanca tınısından tamamen arınamamış yumuşak bir Türkçe ile. "Gölgeler çok keskin düşer, makinenin diyaframını biraz kısmanız gerekebilir." Leyla, elindeki makineyi yavaşça göğsüne indirdi. Karşısındaki adamın buraya ait olmadığını giyiminden, omuzlarının dik duruşundan ve en çok da konuşmasındaki o hafif yabancı havadan anlamıştı. "Sert gölgeleri severim," dedi Leyla, hafifçe gülümseyerek. "Gerçeği daha iyi saklarlar. Hem siz buranın yabancısı mısınız? Buralılar pek diyaframdan anlamaz." Ömer gülümsedi. Kasabaya döndüğünü, babası Asaf Karaslan’ın yanına gideceğini söylemek istemedi. İçindeki o tuhaf, sükunet dolu huzuru bozmaktan korktu. "Yıllar önce buralıydım," dedi rayların üzerindeki paslı bir cıvatayı ayağıyla dürterek. "Ama şimdi kendimi bir turist gibi hissediyorum. Adım Ömer." "Ben de Leyla," dedi genç kadın, elini uzatırken. İkisi de birbirinin elini sıkarken, parmaklarının ucuna bulaşan o eski pas kokusunun, aslında aynı toprağın kokusu olduğunu bilmiyorlardı. Leyla, babasının her akşam sofrada lanet okuduğu "Karaslanlar"ın yurt dışından dönen veliahdı ile el sıkıştığından tamamen habersizdi. Ömer için ise Leyla, sadece bu kurak kasabada bir vaha gibi beliren, vizörün arkasına gizlenmiş güzel bir kadındı.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

ÇAKIRBEY

read
45.0K
bc

FAÇALI +18

read
20.5K
bc

BANA DOKUNMA YANARSIN

read
2.1K
bc

AĞA'NIN GÜNÂHSIZ GELİNİ (+21)

read
200.3K
bc

AKIL ve TUTKU

read
12.3K
bc

Pars

read
464.6K
bc

Ay Işığının Gölgelerinde

read
1K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook