Karaslan Konağı’nın koridorlarında yankılanan ayak sesleri, yaklaşan felaketin ayak sesleri gibiydi. Ömer, Aladağ Konağı’ndan gelen "Elif artık bizim gelinimizdir" haberiyle sarsılan babasını ve avluda feryat eden annesini geride bırakıp üst kattaki odaya adeta bir fırtına gibi girdi. Kapıyı öyle bir hızla kapattı ki, odadaki ahşap dolabın camları zangırdadı. Leyla, divanın üzerinde oturmuş, pencereden dışarıdaki karanlığı izliyordu. Ömer’in içeri girişindeki öfkeyi hissettiği an omuzlarını dikleştirdi, savunma pozisyonuna geçti. Gözlerindeki o mağrur ve dikbaşlı ifadeyi bir zırh gibi kuşandı. Ömer, odanın ortasında durup ceketini hırsla sandalyenin arkasına fırlattı. Gözleri nefret ve hayal kırıklığıyla parlıyordu. "Abin..." dedi Ömer, dişlerinin arasından tıslayarak. "Abin Selim, Elif

