Perdenin ardında beklerken içimde anlamsız bir sıkıntı vardı. Alt tarafı şarkı söyleyecektim ama bir türlü heyecanımı dizginleyememiştim. Çocuklar son hazırlıkları yaparken düğünün konser tadında olmasını isteyen çifte sözde sürpriz yapıyorduk. Ellerim terliyordu. Alp beyin burda olduğumdan haberi yoktu. Çünkü ilk şarkıyı grup söylerken ben arkada olacaktım. Asıl gönderme ondan sonra olacaktı da içimde ki sıkıntı galiba Alp beye şarkı söyleyeceğimi söylememiş olmamdan kaynaklanıyordu. Çok kızabilirdi ama buna değerdi.
Dışarıdan gelen alkış seslerinden anlamıştım gelin ve damadın gediğini. Egemen beni arkaya gönderdi, görünmeyen kısımda Eray'ın yüzünü izliyor olcaktım. Perde açılmaya başladığı an grup çalmaya başladı. O an kalbim duracak sanmıştım. Herkesin şaşkın bakışları altında Egemen bütün enerjisiyle şarkı sözlerini okumaya başladı. Bu Eray'ın en sevdiği şarkıydı...
Mikrofonu terli elimle kavradım. Sahnenin arkasından çıkarak titreyen bacaklarımla grubun arasına girdim. Göz temasına asla girmeden mikrofonu ağzıma doğru kaldırdım...
Bu anda başımı kaldırdım ve Eray'la göz göze geldim.
Deli cesaretim çok geçmeden beni bulduğunda sesim çıkabildiği kadar çıkarken öfkem Eray'ın yüzünde patladı.
Siz nasıl veda edersiniz bilmem ama ben şu an bütün öfkemi zehir zemberek şarkı sözlerine sığdırdım. Kalbimi boşalttım orda. Ağzına rahat bir nefes aldım. Onun hayali başına yıkıldı ama biz yaşamaya daha yeni başlıyorduk.
Alp beyin sürprizi olarak bilinen bu konser Eray'ı memnun etmedi. Ben sahneyi taze ünlülere bırakıp indim. Alp beyden ve Eray'dan uzak bir masanın başında grubu izlemeye başladım. Gurur duydum, onlar bunu aşkla yapıyordu. Gözlerim sürekli Alp beye giderken bana sinirli bakıyordu. Yanıma gelecek gibi oldu ama vazgeçti.
"Ne anlamam lazım bundan" diyen sese baktım. Eray yanıma gelmişti. "Ne yani gerçekten beni yedi yıl bekledin mi? Buna inanmalı mıyım?" Elleri cebinde direk karşıya bakarak konuşuyordu.
"O senin neye ne kadar inandığınla alakalı."
"Ne yaptın ne oldu peki?"
"Onu sen söyleyeceksin?"
"Bu benim hayalimdi ama sen gerçekleştirdin. Azmine hayran kaldım."
"Ben hayran kalınacak bir kadınım Eray ama sen busun. Bencil, duygusuz. Seni bekledim evet. Aşığım sandım, gerçekten seni seviyorum sandım ama sen benim hayatımı mahvetmekten başka bir yapmadın. Ben seni senin hayalinle vurdum. Grubu bir araya getirdim, onlara albüm çıkardım. Sen hayalinin peşinden gitmeyi başaramadın. Senin bencilliğin sana bizi kaybettirdi. Arkadaşlarını, beni, hayalini. Bir insanı hayalsiz bırakmaktan daha kötü ne olabilir ki. "
" Bana bak "dedi hiddetle bana dönerek." Seni aldım, Egemen'den aldım, solist olma şansını aldım, ben senden yedi yıl aldım. Sen benim gibi seveni bulamazsın. "
" Bak bu konuda çok haklısın, kimse sana benzeyemez, istese de bu kadar pislik olamaz. "
Eşinin hemen Eray'ın bizim arkasından bize doğru geldiğini gördüm. Sesimi biraz daha yükselttim.
" Ben gidiyorum, sevdiğim adamla, sana MUTLULUKLAR DİLİYORUM sevmediğin o kadınla. "
Kadın mıh gibi yerine çakıldı. Eray tam ağzını açıyordu ki;
" Eray "dedi titreyen sesiyle. Zafer kazandım. Çantamı alarak oradan uzaklaştım. Alp beyle yan yana gelince biz çıkışın yolunu tuttuk. Kadının haline içim burkuldu ama gerçek buydu. Alp bey konuşmuyordu. Kaldırımda yürürken ona yan bakışlarla bakıyordum. Öfkelenmişti. Grup dışarıya çıktığını belli ede eden bir gürültüyle peşimize takıldı.
"Akıl yokki başta. Ne işin var aşkta.
Aşkın kabahati yok. Sevmeseydim keşke. "
Beni çembere alıp etrafımda oynamaya başladılar.
"Bide seviyom dedi, sana yanıyom dedi inan ölüyom dedi vah vah vah ...
İş verip tüydü, ortada koydu, aşkıma kıydı vah vah vah"
El çırparak ritim tutarlarken onların mutluluğunu paylaşmak adına onlara ayak uydurdum. Sözleri devraldığımda oldukça eğleniyordum.
"Evleniyo işte. Akşam saat beşte.
İnatçıdır toka durmaz, o güzelim saçta"
Eteklerimi tutarak oynamaya devam ettim. Bu sırada Alp bey sadece izliyordu.
"Bide seviyom dedi, sana yanıyom dedi, inan ölüyom dedi vah vah vah...
İş verip tüydü, ortada koydu, aşkıma kıydı vah vah vah" hep birlikte söyleyip bitirdiğimizde grup sarılması arasında kaldım.
"İşte bu ya, yine ortalığı kavurduk yemin ederim" diyen Batı'ya hep birlikte hak verdik. Egemen işaret parmağını ağzına götürdü.
"Şşşş" deyip sesini alçalttı. "Bide seviyom, sana yanıyom, inan ölüyom vah vah vah...
İş verip tüydü, ortada koydu, aşkıma kıydı vah vah vah" dedi hep birlikte olduğumuz yerde zıplayıp bağırmaya başladık.
"Bide seviyom dedi, sana yanıyom dedi, inan ölüyom dedi vah vah vah...
İş verip tüydü, ortada koydu, aşkıma kıydı vah vah vah.."
Kahkahalarla gülerken bir an için ağlayacak oldum. Aslında bu sinir boşalmasıydı, onca yılın hıncı, içimde ki sözlerin canıma sızan rutubeti. Kalbim kuş gibiydi, hatta kafam bile o kadar rahattı ki, uçabilirdim.
" Siz ne konuştunuz? "diye soran Egemen oldu yine. O an küçücük bir detay dikkatimi çekti. Alp bey hâlâ sessizce bekliyordu.
" Anlatırım sonra da bir şey soracağım Egemen. Eray bana 'seni Egemen' den aldım'dedi. Ne demek istedi? "
Egemen şaşırdı, sonra bir şeyler gevelemeye başladı.
"Boşver be, saçmalamış salak. Sen bilmiyor musun onu sanki. Sözde canını yakacak. Hadi biz gidiyoruz. Görüşürüz."
Anlamadım ama çokta kurcalamadım. Grup ileriye doğru yürürken arkamızdan büyük bir gürültü geldi. Hep birlikte o yöne döndük.
"Kandırdın beni, aptal gibi sana inandım." Elvan ve Eray tartışıyordu.
"Hayır, saçmaladı işte. Sen beni tanıyorsun, seni seviyorum aşkım yemin ederim."
Kız benim söylediğimi ciddiye almıştı gerçekten. Yaşlı gözleri beni bulunca bana doğru hızla yürümeye başladı. Tek başıma şaşkınca ona bakarken grup bir anda önüme geçip beni korumaya aldı.
" Kimsin sen? Neden öyle söyledin? "
İnkar etmezdim de, daha fazla konuşmasam iyi olacak gibiydi.
"Sen ne biliyorsun Eray hakkında da beni sevmediğini söylüyorsun? Kimsi sen, kim?"
"Elvan, lütfen." Eray'ın çaresiz çırpınışları ondan bir kez daha nefret etmeme sebep oldu.
"Yeter" diye bağıran Alp bey oldu sonunda. Yanıma gelip önümde duran grubu kenara ayırdı.
"Ne oluyor?"
"Bu kız bizi kıskanıyor, kim oluyorda benim kocama saçma sapan şeyler söylüyor."
"Onun adı Hazal." Kız şok olmuş bir şekilde kaldı. Başını Eray'a çevirdi.
"Bu o kız mı? Seni aldatan."
"Ne?!" diye cırlarken buldum kendimi. Ne saçmalıyordu bu kadın?
"Hayır, bu senin kocan, onu kandıran" diye durumu soğukkanlılıkla özetledi ama ben 'aldatan' kısmında kalmıştım. Bu sırada şoför arabayı getirmişti.
"Ne derdiniz varsa aranızda çözün. Hazal'a bulaşmayın sakın." Alp bey kolumu tutarak beni arabaya bindirdi. Kendisi de diğer taraftan binip kapıyı sertçe çarptı.
"Havaalanına." Şoför yola çıkarken her şey gibi az önce olanlarda geride kalmıştı. Alp bey kolunu kapıya dayayıp elini ağzının üstüne koymuştu. Aramızda duran eline baktım. Çok fazla beklemiştim ben. Elimi yavaşça elinin üstüne koyup elini tuttum.
Gerginliği belliydi. Bir müddet tepki vermedi ama sonrasında elini hızla çekti. Çok haklıydı. Ne diyebilirdim...
Uzun süren sessizlik gittikçe çığ gibi büyüyordu sanki. Öyle ki havaalanına gelmiş, uçakta yerimizi bile almıştık. Şimdi uçağın kalkmasını bekliyorduk. Şimdi bir şey söylemeyecektim. LA'da baş başa olacaktık. Onu konuşturmanın bir yolunu bulurdum.
Uçak kalkış anonsu verildiğinde hevesle cama döndüm. İlk defa uçağa biniyordum ama yüksekten korkmuyordum. Bu eğlenceli bir deneyim olacaktı benim için. Uçak gitmeye başladığında ağzım ikiye ayrılacaktı gülmekten. Belirli bir hızdan sonra uçak havalandı.
"Ayy" deyip Alp beye döndüm. Hâlâ yüzü asık olunca bütün hevesim kaçtı. Yüzüne eğilerek dudak büktüm. Dudaklarını ayırmadan gülmeye başladı. Bana hiç dayanamıyordu. Geri yaslanıp başımı camdan tarafa çevirdim. Uçmanın verdiği keyfi yaşamaya çalışırken elimin üzerinde bir kedi yürüyüşü hissettim. Dönmedim ona, o ise parmaklarını kolumdan yukarıya çıkarmaya başladı. İçim bir garip olurken başımı yasladığım yerde ona çevirdim. Hâlâ parmaklarını yukarıya çıkarırken yaramaz bir hal takılmıştı yüzüne. Köprücük kemiğine kadar gelip durdu.
Gülüşünü sesli bir nefes verirken soldurdu.
"Sesinin güzel olduğunu bilmiyordum."
Derdi anlaşılmıştı. Alem adam ya.
"Çünkü şarkı söylemem pek."
"Ne konuştunuz Eray'la?" Bu da ikinci sancısıydı.
"Bana beni onun gibi seveni bulamayacağımı söyledi."
"Sen ne dedin?"
"Çok haklısın dedim, kimse senin kadar pislik olamaz."
Artık gülerken dişlerini göstermişti. İçim rahatladı gerçekten. O gülmeyince güneşin de bir anlamı kalmıyordu gözümde. Yönümü dönüp ona doğru yaklaştım.
"Ben kör değilim Alp bey, sadece çok kırılganım."
Aramızda duran kol koyma yerine kollarını koydu, aynı şekilde ben onun kollarının arasına direklerimi koyup ellerimi yüzüme koydum. Yüzlerimiz yakındı. İlk defa bu kadar yakındık. Bir göz kırpma mesafesi ikimiz içinde ilkti. Kollarını ileriye sürerek ellerini belime koydu.
"Sen çok fenasın."
"Yok, biraz fenayım."
Alnını alnıma yasladı. Derin ve rahat nefesi boynuma esti. Bana sunduğu huzurun tadını çıkardım. Sonra konuşmadık. Sonrası keyifli bir uçuş olmuştu...
*
LA'da ayarladığım otele gelmiştik. On üç saat uçmuştuk resmen. Benim için çoğu uyurken geçti ama yere inince yorgunluğum dile gelmişti sanki. Bacaklarım bile tutmuyordu. Odalarımızın kartlarını alıp asansöre bindik. Saat farkı uçakta gelirken problem değildi de, toplantı iki saat sonraydı. Esneme gereği duymakla kalmayıp birde esnedim. Alp bey parmağını çeneme koyup ağzımı kapattı...
"Yol boyu uyudun zaten."
"Öyle de bir duş almadan ayılamam ben."
"Tamam iki saat sonra lobide buluşuruz." Odaların olduğu kata gelmiştik. İki farklı yöne ayrıldık. Aynı koridorda iki tarafta kalıyorduk. Odamı bulup direk girdim. Hemen duş alacaktım. Hâlâ üzerimde düğün kıyafeti vardı, bunu özellikle çöpe atacaktım.
Üzerimi çıkarmaya uğraştım bir müddet, sonra ılık bir duş almaya koyuldum. On üç saat uçulur muydu ya. Resmen her yerim tutulmuştu. Duştan çıkıp bornozla kaldım. Acıkmıştım. Bu sırada kapı vuruldu.
"Kim o?"
"Hazal benim, açar mısın?" Panikle bavulumu alıp yatağın üstüne koydum.
"Bir dakika" deyip kendime rahat bir şeyler çıkardım. Çabucak iç çamaşırlarımı giyip üstüne bir pantolon ve tişört geçirdim. Hızla kapıya gidip açtım.
"Ağaç olsam hoşuna gider değil mi?"
"Yok, giyiniyordum."
"Bir şeyler yiyelim demeye geldim."
"Olur."
"Tamam odama gel, saçını kuruttuktan sonra."
Başımı salladım. Alp bey gidince hemen kapıyı kapatıp saçımı kurutmak için banyoya girdim.
Saçımı kurutup telefonumu ve kartı alıp odadan çıktım. Koridorda giderken telefonumu açtım. Alp beyin odasının kapısına vurup beklemeye başladım. Bu sırada telefonuma bildirimler geliyordu. Toplantı için hatırlatma yandığında maillere girip Didem'in mailini açtım. Dosyayı yollamıştı.
"Ne kadar daha dururuz böyle" dedi Alp bey. Kafamı kaldırıp baktığımda kapıyı açtığını gördüm.
"Özür dilerim, maile bakıyordum."
"Geç yoksa seni yiyeceğim." Bu neden bu kadar hoşuma gitti acaba. Ben çok mu edepsiz oldum ne. Odaya girdim. Alp bey kapıyı kapattı, hiç beklemediğim bir şekilde kolunu omuzuma sardı. Birlikte içeriye geçip masaya oturduk. Bir şeyler atıştırırken ona iş anlatıyordum. Beni büyük bir dikkatle dinledi.
"Eee, ben bunları biliyorum zaten."
"Of Alp bey, uçmak güzelde on üç saat olunca kafam yandı."
Kahvemi içerken bir an önce kendime gelmeyi denedim, yoksa toplantıda rezil rüsva olacaktım.
"Toplantıdan sonra gezelim mi?"
"Olur, nereye gideceğiz?" Bana da bakın, sanki hep gelirmişim gibi bilmiş bilmiş soru soruyordum. Ama araştırdım, bilgi sahibiyim yani...