10.BÖLÜM - YANAN ANILAR

2025 Words
Şirkete gelen "ceo" yüzünden grupla olan buluşmamı unutmuştum. Ceo değil, ceapık gibi bir şeydi. Sürekli Alp beye bakmalar, sürekli onunla şirketin içinde dolaşmalar, dokunarak bir şeyler göstermeler. Resmen saçını başını yolasım gelmişti bir an için ama dur. Ben bilirim ona yapacağımı. Grubun olduğu restorana geldim. Koşar adım yanlarına ulaştım. Hepsine sarılamadım ama Egemen herkesin yerine sarılmıştı bana. Onlarla düğünde olacak olan konseri anlatırken albüm çıkış tarihini de ona göre ayarladığımızı biliyordum. Eray'ın daha önce öğrenmesi mümkün değildi. Düğüne gazeteci çağırmak ancak onların işi olabilirdi gerçekten. Sözde zengin düğünü deyip, güya evliliği ülkeye duyuracaklar. Bu nasıl bir avamlıktır. Gerçi bu durum bizim işimize gelirdi, çünkü bozguna uğramış ve hayalleri başına yıkılmış bir Eray görmekten zevk alacaktım. Yine de yanaklarımı şişiren nefesler verdim. İçime sinmeyen bir şeyler vardı. "O zaman yarın akşam görüşürüz." "Görüşürüz canım." Onlara veda edip restorandan ayrılmak üzereydim ki Alp beyi "ceapık" hanımla girerken gördüm. Panikle geri dönüp yerime oturdum. Beni fark etmemişlerdi. "Ne oldu?" "Hiç" dedim Egemen'in omuzundan ileriye bakarken. Egemen yüzüme eğildi. "Kime bakıyorsun?" "Patronum orda" dedim. "Eee" dedi haliyle. Gerçekten de he, bana ne oluyorsa. Yüzümü astım. "Egemen ayağım acıyor, beni arabama kadar götür müsün?" Yalan mı söyledim ben? Görüpte kıskansın diye mi? Amaç? "Öyle mi? Tamam." Neyse ki sevgilisi burda değildi. Egemen ayağa kalkıp elimi tutarak beni kaldırdı. Kolumu omuzuna sardı. Biz birlikte çıkışın yolunu tutarken göz ucuyla arkama baktım. Alp bey gözlerini kısmış, ne olduğunu anlamaya çalışıyor gibiydi. "Yalanını yesinler" dedi Egemen. Gülüyordu. "Kucağıma alacağım seni, kalkıp gelsin bari" der demez beni hızlı bir şekilde kucağına aldı. Şaşırdım ama acı bir surat ifadesi takındım. Alp beyin yerinden kalktığını görünce içimden kötü kadın kahkahası atmak geldi vallahi. Biz büyük kapıdan çıkarken seslendi. "Hazal?!" Egemen gülecek olunca elimle ağzını kapattım. Alp bey yaklaşıyordu. "Sakın gülme" diye uyardığımda başını salladı. Elimi çektim. Alp yanımıza gelip, önümüze geçti. "Ne oldu sana?" "Alp bey siz burda mıydınız?" "Soruma cevap ver." "Ayağım acıyor biraz." Alp bey beni Egemen'in kucağından hızlı bir şekilde aldığında gözlerim yine kocaman oldu. "Egemen sen dönebilirsin." Alp bey beni götürürken gerimizde kalan Egemen'e baktım. Bana işaret parmağını esprili bir şekilde sallarken utandım. Alp bey beni kendi arabasına bindirdi. Ceapık hanım da işine baksın artık. Alp bey yerine oturup arabayı çalıştırdı. " Siz kiminle geldiniz buraya?" Alp bey bana kısaca bakıp önüne döndü. "Alev hanım çok ısrar etti. Sabahtan beri beynimi yedi, sesi hâlâ kulağımda çınlıyor" diyerek yakındı. Pis kadın, benim patronumun canına okumuştu iki günde. Bu arada Alp bey benim nu yalanımı nasıl yedi ya. "Anladım" dedim sadece. Alp bey eliyle başını ovdu. "Çok uykum var Hazal sen kullanır mısın?" "Tabi" diye atladım hemen. "Ayağın acıyordu" deyince yakalanmamın verdiği utançla dudağımı ısırdım. Kahkaha attı. Gerçekten kahkaha attı. Sesinin neşesi yüreğime işlemişti. "Sen nasıl bir şeysin Allah aşkına." Gülmeye devam ettiğinde ona karşı hissettiğim duyguların çok ta basit olmadığını anlıyordum. Onu kahkaha atan sesinden öpmek isteyecek kadar çok kapıldığımı, kimse sesini duymasın diye elimi ağzına kapatmak istediğimi ve onu ciddi boyuta ulaşacak derecede çok kıskandığımı. Hislerim beni korkutuyordu. Kalbimin bu titreşime çokta alışık olmadığını görüyordum. Yine bedenim yanıyordu, nefes alışım sekteye uğradı. Yüzüm korkuyla asıldı. Ben bundan korkuyordum. Alp beye yüreğimden geçen yol yanıyordu, sanki ateşin içinde ettiğim tehlikeli bir danstı bu. Onu tanıdığımdan beri hiç yüzüne bakarken dalmadım, bir kez bile ona aşk diye bakmadım. Kalbim kapalıyken onun yüzüne bakmak, ona gülümsemek, hatta şaka yapmak bile kolaydı. Şimdi oynadığım şu küçücük oyumun onu güldürürken beni korkutuyordu... Radyoyu açtım. Onun sesinin büyüsünden kurtulmam lazımdı, bir yandan da camı indirdim. Rüzgar yüzüme vururken cayır cayır yanıyordu yüzüm... Radyoda Azer Bülbül - ille de sen çalarken, bu şarkıların bana bir kastı olduğundan artık emindim. Sinirle radyoyu kapattım. "Niye kapattın, iyiydi." "Değil." "Neden?" dedi sesi ciddiyete bürünürken. "İşte." Bu şarkıyı Eray'a ben söylemiştim bir keresinde. O zaman içim erirken artık midem bulanıyordu. Kendime yeni şarkılar bulmalıydım. Bana dinledikçe Alp beyi hatırlatan şarkılar, dinleyince onu hayal ettiren ve onu istememe sebep olan. Böyle çok zordu yanında oturup elini tutmamak. Derin bir of çektim, bir içimi sıkıştırıyordu. O an eve gitmediğimizi fark ettim. "Alp bey, evime gitmiyor muyuz?" "Hayır, bana gidiyoruz." "Neden?" "Sen çok soru soruyorsun." "Peki efendim." İşimi kolaylaştırmıyordu. Ne yapacaktım onun yanında. Düşünmemeye çalışmalıydım, en azından denemeliydim. Evine gelince direk koltuğa oturdum. Bir gerçek var ki onun evinde uyuduğum uykuya doyamıyordum, ya da onunla aynı yerde olduğum içindi. İçime işlediği huzur onun huyu gibiydi ve başkasının bunu hissetmesinden korkuyordum. "Al." Uzattığı pijamaları aldım. Alp bey mutfağa giderken peşinden ona bakıyordum. Üstünü değiştirmişti. Her haliyle çok çekiciydi, yani beni kendine görünmez bağlarla çekiyordu. O gözden kaybolunca miskince oturduğum yerden kalkıp Alp beyin odasına girdim. Diğer odayı da kullanabilirdim aslında ama bu odanın içinde ki koku başka bir yerde yoktu. Adam huzuru şişeye doldurmuş, odaya sıkmıştı. Yine uykum geldi. Üzerimi değiştirirken bir hayli zorlansamda başardım. Eşyalarımı katlayıp komodinin üzerine koydum. Gözüm yatağa kaydı, içimden oraya azıcık uzanmak gelmişti. Alp bey fark etmeden kalkardım. Usulca örtünün üstüne uzandım. Yatağı bozmamaya çalışarak yan döndüm. Tatlı bir ağırlıkla bütünleştiğimde gözlerim kapanmıştı... Bedenimi hareket ettirince uykum açılmıştı. Elimin altında duran tenle bir an ne olduğunu anlamasam sabahın ilk ışıkları odayı aydınlatırken Alp beyi yüz üstü yatarken gördüm. Uykulu halimin mahmurluğuyla kalkamadım, elimi yavaşça kaydırıp elinin içine koydum. Anında birbirine kenetlenen parmaklarımızla tebessüm ederek gözlerimi tekrar yumdum... Artık uykumu aldığıma inandığımda gerinmek için kollarımı açarken elimin Alp beyin elinde olduğunu gördüm. Üstelik o hâlâ uyuyordu. Sessizce ve usulca elimi çekmeye çalıştım. Biz nasıl bu hale gelmiştik... Patronumun elini tutuyor olmama mı? Yoksa yatağında uyuyakaldığıma mı? Ya da onunda yanımda uyumasına mı? Hangisine utanacağımı şaşırdım. Elimi almayı başarınca yataktan kalkıp usulca odadan çıktım. Ah şimdi utanabilirdim. Öte yandan sızla vicdanım sızla, aferin bana yani. Ne diye yattım adamın yatağına, bir de aptal gibi uyudum. Her şeyin farkında olmamın cezasıydı bu. Bir de tutup öpseydim bari. Ben deli gibi kıvranırken Alp bey odasından çıktı. "Alp bey günaydın" dedim panikle. "Günaydın" diyerek mutfağa yürümeye başladı. Buz gibiydi. Kahretsin ya. Elinde su bardağıyla geri döndü. "Çıkacağım ben." "Nereye?" Odasına girerken peşinden gittim. O dolabını açıp kıyafet ararken yatağa oturdum. "Ediz KARAYEL kahvaltıya çağırdı." "Ya" dedim içim erirken. Derin SAYAR'IN yazdığı kitabı okumuştum, ordan tanıyordum isimlerini. Gerçi soyadı KARAYEL'di ama kitabında SAYAR soyadını kullanmıştı. "Evet, yaşadıkları kötü kabusu hâlâ atlatamadılar. Uzun zamandır onunla görüşmedim, bir gidip arkadaşıma destek olacağım." Evet, ona çok üzülmüştüm. "Bende gelebilir miyim? Lütfen. Derin KARAYEL'le tanışmak istiyorum. Ne olur, Alp bey lütfen." Alp bey gülerek yalvarışımı izledi. "Gel, evine gideceğim zaten." "Yaşasın." Hemen ayağa kalkıp kıyafetlerimi komodinin üstünden alıp yatağın üstüne attım. Bir an için elim pijamanın eteklerine gidince şuurum yerine geldi. Kafam ağır bir şekilde Alp beye dönünce halim onun komiğine gitti, yine kahkaha attı. "Ben diğer odaya geçeyim" derken el ucuyla kıyafetlerimi elime alıp odadan hızla çıktım. Ne oluyordu bana ya, azıcık heyecanlanınca şirazem kayıyordu. Çabucak üstümü değiştirdim. Saçımı açıp taradım. Yüzüme hızlı bir şekilde makyaj yaptım. "Kitabı yanımda olsa imza alırdım ya tüh" diye söylendim. Naz SAYAR'ın hikayesini yazmıştı. Onunla olan yolculuğu içime çok dokunmuş. Bir insan nasıl bir yabancıyı gerçekten anne olarak benimser ve ona bu kadar bağlanırdı. Nutkum tutulmuştu hatta. Tamam bende Zeynep annemi çok seviyordum ama o başkaydı. Naz SAYAR kesinlikle hayran kalınacak bir kadın olmalıydı... Çantamı koluma takıp odadan çıkarken küpelerimi takıyordum. Alp bey spor giyinmişti. Bir kot pantolon ve beyaz tişört giymişti. Arkasında muhteşem görünüyordu. "Hazırım." Bana döndüğünde nefesimi kesen görüntüsü yutkunmama sebep oldu. Saçı bile farklı duyuyordu. Bu adam iş adamına benzemiyordu. Daha çok 20 yaşlarında bir delikanlıydı. Gerçi o zaten gençti de, bu hali onu olduğundan daha genç göstermişti. Benim dün giydiğim kıyafetlerim üstümdeydi ve işe gidiyor gibiydim. "Çıkalım. Al bakalım." Derin KARAYEL'in kitabını bana uzattı. Ağzım açılırken elinden aldım. "Aklımı mı okudunuz?" "Yoo, konuştuğunu duydum." "Siz beni mi dinliyorsunuz?" "Yine çok mu konuşuyorsun?" Sustum. Beni hep böyle susturuyordu, yine jesti hoşuma gitmişti. Kahvaltıya gitmek için evden ayrıldık. * Yol boyu kitabı tekrar tekrar karıştırdım. Hatta bir ara sarıldım bile. Bir evin önünde durduk. Sakin bir yerdi ama şehre ve insanlara yakındı. " Alp, kardeşim" diyerek kapıya çıkan Ediz beydi. Hatta kollarını açmış bize doğru geliyordu. Alp beyin yüzünde ki gülümseme çok farklıydı. Arkadaş çevresi yoktu ama bu garip bir andı. "Kardeşim, nasılsın?" Dostça sarıldılar. İkisi de gülerken aralarında dile gelmeyen bir bağ vardı. "İyiyim, çok özledim lan, nerelerdesin sen?" "Of sorma, başa bela bir babam var. Geçmiş olsun bu arada." İkisi de yüzünü astı. O herkesin yarasıydı. "Ediz tutma insanları kapıda." Derin KARAYEL! Onu görünce bir anda aydınlanmıştım. "Geldik aşkım." "Geçin, hoşgeldin" dedi bana bakarak. Başımı salladım. Birlikte eve yürürken beni büyüleyen kadının görüntüsünü kitapla bütünleştirmeye çalışmama gerek kalmamıştı. İçten tebessüm ediyordu, her ne kadar yürüyemez halde olsa da barizdi. "Hoşgeldiniz" dediğinde Alp ona kısaca sarıldı. Ardından ellerini tutarak şişkin halini izledi. "Mükemmel görünüyorsun Derin." "Yalancı." Alp bey önümde yan çekildi. "Asistanım Hazal." "Bu bir iş toplantısı değil" diyerek elini uzattı Ediz bey. O an davetsiz olmam beni azıcık üzmüştü. "Ama hoşgeldin, iyi ki geldin" diye ekleyince rahatladım. "Hoşbulduk Ediz bey." "Ediz tercihen daha iyi, çünkü bu bir iş değil." "Aynen öyle, hoşgeldin Hazal" diyen Derin kollarını açınca ona sarılmakta bir hayli zorlandım. "Hoşbulduk, gerçekten çok güzel görünüyorsun." "Teşekkür ederim ama dünyanın en çirkin insanıymışım gibi hissediyorum. Çok kilo aldım." "Bence sorun sayılmaz, kilolu olman seni bakımlı olmaktan alıkoyamamış." Derin benim söylediğimden sonra epey rahatlamış ve gülümsemişti. "Hadi kahvaltıya." Birlikte kahvaltı masasına oturduk. Alp beyle yan yana oturuyordum. Karşı çaprazımda Derin oturuyordu. Yardımcı kadın çayları servis ettiğinde kahvaltı etmeye başladık. "Ee, neler yapıyorsunuz?" Alp bey bir konu açarak onlara soru sordu. "Hazırlık kardeşim, malum sayılı günler." "Aaa, doğru bana haber ver mutlaka. Geleceğim." "Ya nasıl geleceksin çok merak ediyorum, iki adım uzaktasın yanlışlıkla bile geçmiyorsun buralardan." "Çalışıyorum, senin gibi değilim oğlum ben. Benim babam işimi hafifletmez, şirkete gelmez, gelince odasından çıkmaz. Mehmet amca yine iyi yapıyor." "Haklısın." "Ama nur topu gibi bir ceo almış şirkete" deyince yediğin peynir soluk boruma kaçmıştı. O anlarda öksürmeye başladım. Hepsi bana dönünce su içerek yırttım. "Ee iyi, rahat edersin." "Yok be, kadın hiçbir şey bilmiyor ya da beni yiyor." "Allah Allah, kim ben tanırım belki." "Alev Çıracı." "Ha Alev mi? Ben tanıyorum onu, aslında iyidir işinde ama bilemedim" derken bir imada bulundu Ediz. Derin ona gözlerini kısarak baktı. "Nerden tanıyorsun sen elalemin Alev'ini." Ediz bu sorudan biraz korktu, çünkü vereceği cevap kaderini belirleyecekmiş gibi bakıyordu. "Nerden tanıtacağım aşkım iş yapıyoruz ya." Onlar sohbetine devam ederken kahvaltımızı etmiştik. Koltuklara geçerken Ediz Derin'in yürümesine yardım ediyordu. Nefes nefese kalmıştı. Kahvelerimiz geldiğinde Derin "Ee Alp, ne zaman evleniyorsun?" diye benim içimi kemiren o altın soruyu sordu. "Ne evlenmesi ya, işim gücüm var benim" diyerek dil ucuyla konuştu Alp bey. O sıra derin bir sessizliğe gömüldüm. "Yeter oğlum iş iş, evlen artık." Alp bey sadece güldü, gerçekten kafasından neler geçiyordu çok merak ediyordum. İnsan bir insanı kafasının içindekilerden kıskanabilir miydi? Bana öyle oluyordu çünkü. "Çift olur gezeriz." dedi Derin. "Al sana Hazal, beni karıştırma" dedi bu seferde. "Neyse, yakında duyarız Alev'le haberlerini" dedi Ediz ve kahve dilimi feci şekilde yaktı. "Ayy yandı kız, su iç." Suyu içtim ama dilim cayır cayır yanıyordu. "Tatlım sen biraz sakar mısın?" diye sordu Ediz. "Yok, o biraz kör" dedi Alp bey. Ağzımın payını aldım, çok teşekkür ederim. Günün birazı Derin'le sohbet ederek geçmişti. Ona kitabı hakkında sorular sordum, şahane bir imza bile aldım. Ediz'le tanışma hikayesini bir sonraki görüşmemizde anlatacaktı. Çok güzel bir gün kendini o ana bıraktığında düğün için hazırlanıyordum. Eray'a dair anılarımın hepsini toplayıp bir çöp kutusuna atıp üstüne çakmak çaktım. Çok bile kalmıştı hayatımda. Son kez ağladım başında. Bana hissettirdiği şeyleri yanlış anlattı, onun aşkını değil, onun ihanetine kapılmışım meğer. Son kez ağladım, çünkü bir daha aynı ateşte yanmayacaktım. Kutsal duyguları onunla tanıdığımı sanmıştı. Ben o yokken herşeyi gerçek anlamda yaşarken o beni bir yalana inandırdı ya artık daha da güçlü hissediyorum kendimi. Ölmedim, daha güçlüyüm şimdi ve ıskalayacak zamanım yok artık. Bu duyguları gerçekten hisseden ve hissettiren bir adamla yaşamak istiyordum. Sondu bu, bir daha Eray deyip gamla dolmayacak kalbim. Çünkü ben anılarımla birlikte yaktım geçen yedi yılı. Gerçekten sevecek ve sevilecektim artık ve bunu Alp beyle yaşamak için hiç engelim yoktu. Küllenen ateşi bekledim. Küllerini rüzgara savurdum. Artık benim canımı yakamayacaktı. Gece bineceğimiz uçak için bavulumu da yanıma aldım. Uzun yollar artık yıllarıma tekamül etmiyordu. Ben bu uzun yolu ve yolda olmayı Alp bey için seviyordum artık... Geri dönüşü mümkünsüz bir geceden sonra artık mutluluğa yürüyecektim, hemde emin adımlarla...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD