Kafamın içine sokacak ne çok şey buluyorlardı. Zonguldak'a dönemem ben, yaşayamazdım orda. Bu beni denizden alıp, dereye atmak gibi bir şey olurdu. Yine uykum kaçtı, kahve içtim bu sırada. Uykumu kaçırmazdı, zaten uykum olsa uyuyor olurdum.
"Kapat, sana fal bakayım" diyerek yanıma geldi Zeynep annem. Onlara odamı vermiştim. Ateş gidince boşalan odada yatmayı canım istemeyince koltukta yatacaktım ama şimdi oturuyordum. Çok güzelde fal bakardı, daha çıktığı olmadı ama... Sonuçta fala inanma, falsız kalma demişler. Fincanı kapatıp beklemeye başladım. Zeynep annem kendine bir bardak su alıp geldi.
Yanıma oturduğunda başımı omuzuna koydum. Benim annem çok zalimdi. Beni sadece paraya ihtiyacı olduğu zaman arıyordu. Onu özlemeyi de bıraktım. Zeynep annem bundan yedi yıl önce bana karşı oldukça ilgisizdi ama İstanbul'a geldiğim o günden beri hergün arayıp nasıl olduğumu sordu ama bir kez bile paraya ihtiyacım var demedi. Onun merhameti ben buraya gelince ortaya çıktı. Hatta ergendin ve pek söz dinlemiyordun demişti bana. Saçımı okşadı, ne kadar da rahatlatıyordu.
"Çok gerginsin" dedi. Öyleydi. İçinden çıkamadığım şeyler vardı ve haliyle hemen gerginlik gösteriyordum.
"Kafam çok karışık."
"O zaman" deyip kapalı fincanımı eline aldı.
"Ya Zeynep anne, çıkmıyor biliyorsun?"
"Nerden biliyorsun, belki ben sana gerçekleri söylemiyordum."
"Aşk olsun ya" deyip dinleme pozisyonu aldım.
"Ama bu defa ne görüyorsam söyleyeceğim."
Fincanımı tutarak bana döndü. Başkalarına baktığı falların çıktığını söylemişti. Bakalım benim falımda neler var. Zeynep annem fincanı açtı.
"Uuuf" dedi hemen. "Bu nasıl bir enerji böyle, hissettim vallahi."
Ona dikkatle bakıyordum. Fincanın içine bakarken konuşmaya başladı.
"Aşkın çok yoğun, açınca hissettiğimin bunun tutkusundan kaynaklı olduğunu anladım. Öncelikle yatak görüyorum, kocaman. Ortasında cenin pozisyonu almışsın. Uyuyor olduğunu görüyorum ama çok erken yattığın bir yatak gibi duruyor çünkü başında kara bulutlar çıkmış. Kimin yatağı olduğunu görmüyorum ama içinde yoğun bir ihtiras var, böyle saplantılı bir şey. Bir yere gidiyorsun, orda çok mutlu olacaksın, hatta bu yol çok uzak bir yere çıkıyor. "
Ona hiç bir şey anlatmamıştım. O uzun yok LA olabilir miydi?
" Gittiğin o yerde özgür olacaksın, kanatlarını açmış kuş görüyorum. İki rakamı çıkmış, bu gün, ay, yılda olabilir. İçin sıkılmış senin, seni çok kızgın görüyorum. Tırnaklarını çıkarmışsın. "
Balık çıkmış, kısmetin var dermiş şimdi amma gülerdim yani.
"Alp beyi görüyorum, sanki böyle kanatlarını açmış seni bir şeylerden korumaya çalıyor ya da seni bir şeylerden saklamaya çalışıyor."
Tabağı fincanın içine akıtıp şekil almasını bekledi.
"Yılan çıkmış, bu kötü. Karışıklık anlamına gelir, iş hayatında olduğunu sanıyorum. Tabağın orta kısmında seni görüyorum. Sağ elini Eray, sol elini Alp bey tutuyor. Arada değilsin, biri seni kendine çekerken, biri canını yakmak istiyor. Ama en önemlisi bu ikisinden biri sana çok büyük bir acı yaşatacak. Ateş var, yandığını görüyorum çünkü. "
Yüzü asıldı, devam etmeyip fincanı alıp mutfağa gitti. Kısa sürede yanıma gelip geri oturdu.
" Ne oldu? Ne gördün? "
" Hiç, anlattım ya. " Yalan söylüyordu, sonunda bir şey görmüştü ve bana söylemiyordu, üstelik yüzüme de bakmıyordu.
" Zeynep anne söyler misin?"
"Aman boşver, çok ağlayacaksın falan" deyip beni geçiştirmeye çalıştı. Ona bir soru daha sormamam için kalkıp odaya gitti. Falda söyledikleri değil, söylemediği şey beni meraklandırmıştı. Alt tarafı bir fal, nasılsa sabah unuturduk. Yine de merak edip mutfağa gittim. Bıraktığı fincanı ararken onu çöpte gördüm. Fincanı kırmıştı...
*
Sabah onları uğurlamak için izin almıştım. Birlikte otogara gidiyorduk. Zeynep annem hâlâ bir hayli durgundu. Ne görmüş olabilirdi? Çok etkilenmişti, dokunsam ağlayacak gibiydi.
"Baba, Ateş adam olacak mı dersin?"
Konuyu ya da sessizliği değiştirmem lazımdı.
"Nefes almadan çalıyor, bir iki kere anneme gitmek istiyorum dedi ama üvey babası istemiyor. Olsun, çalışıp o kumarda yediği paraların kolay kazanılmayacağını görsün it. Neyse sen sıkma canını ben artık emekliyim, başındayım artık. Ona İstanbul yüzü yok, ona gezip tozmak da yok. "
Başımı salladım. Yola bakarken ara sıra dikiz aynasından arkaya bakıyordum. Zeynep annem dışarıya bakıyordu. Otogara gelmiştik. Otobüs on dakika sonra kalkacaktı. Babam biletleri almaya gidince Zeynep annemle baş başa kaldık.
" Annem, ne oldu sana? "
Nihayet yüzünü bana döndü. Gözleri dolu doluydu.
"Hazal ben seni çok seviyorum. Hiç çocuğum olmadı ama merak, endişe daha ne varsa hepsini seninle öğrendim ben. Eğer çok sıkılırsan bana koş, beni seni iyileştirmek için elimden gelen her şeyi yaparım."
Beni iyice karıştırdı. Neden böyle şeyler söylüyordu şimdi. Babam gelince vedaşlamaya başladık. Babam ilk defa bana sarılıp başımı öptüğünde şaşkınca kalakaldım. O böyle şeyler yapmazdı.
Zeynep anneme sarıldığımda beni hiç bırakmak istemez gibiydi. Onları otobüse binip kalkana kadar bekledim. Zeynep annemin hali beni endişelendirmişti.
Yine de çok fazla düşünmemeye çalışarak şirkete geldim. Kendi katıma çıktığımda önce Didem'e uğradım, ben yokken Alp beyi emanet edeceğim en güvenli insandı. Yani iş için...
"Alp bey nerde?"
"Ramiz beyle toplantıdalar yukarıda."
"Tamam, ben yokken neler oldu?"
"Bir şey olmadı, bugün Alp beyin en boş olduğu gün. Az önceye kadar odasında sakin sakin çalışıyordu."
"Sağol canım."
Odama geçtim önce. Çantamın içinden telefonumu ve not defterimi alıp çantamı astım. Bu sırada masamın üstünde hazır bekleyen bir dosyayı alıp Alp beyin odasına geçtim. Dosyayı masaya bırakıp döndüğümde Alp bey odaya girdi.
"Hazal. Ne zaman geldin?"
"Beş dakika falan oldu. Siz toplantıdaymışsınız?"
"Evet, babam şirkete bir ceo almaya karar vermekle kalmamış almış, onu konuşuyorduk."
"Niye?"
"Çok çalıyormuşum, evlenmeye zamanım olmuyormuş."
"O ne demek ya?!"
"Yani işlerimi hafifletmek için almış işte."
"Ceo ne demek ki? Yardımcı gibi bir şey mi? "
"Evet, ne o pek bir merak ettin?" Bu sırada masasına yürüdü, bedenimi onu takip ederek döndü.
"Yok, ondan değil de, sadece merak işte."
"Sen öyle şeyleri çok merak etme, bir gün senin ceo olman gerekirse, BEN sana anlatırım." Bana gelen iş teklifi de böyle bir şeydi sanırım.
"Neyse, Alev hanım gelir birazdan." Gözlerim kocaman açıldı anında.
"Alev diye erkek ismi mi olur ya?"
"Hanım dedim hanım. Çıkabilirsin."
"Çıkmayacağım, bende tanışmak istiyorum."
"Tanışırsın zaten, neyse sen hazır mısın Los Angeles'a gideceğimiz için. Düğünden sonra yola çıkacağız."
"Bittabii."
"Tamam, çıkabilirsin."
"Çıkmayacağım dedim ya Alp bey."
"Otur o zaman Hazal."
Hemen masanın önünde duran sandalyeyi çekerek Alp beyin yanına geçtim. Hemen dibine oturduğumda bana ne yapmaya çalıştığımı anlamak ister gibi bakıyordu.
"Hazal, ne yapıyorsun?"
"Oturuyorum."
"Neden yanıma oturuyorsun?"
"Aşk olsun Alp bey, biz sizinle toplantılarda da yan yana oturuyoruz."
"Ama o çapraz bir yanlama değil mi?" Cevap vermeyip gözlerimi kaçırdım.
"Sen beni kıskanıyor musun yoksa?"
Evet, on kere evet, bin kere evet, yüzlerce kez evet. Saklamıyordum ki zaten.
"Bunu söylememe gerek yok ki Alp bey, yani ben sizi uçan kuştan bile kıskanıyorum." Burnundan sesli nefes verdi, arkadaş anlamında kıskançlık yaptığımı hemen anlamıştı.
"Bak yine sinirlendim. Sen saçını neden bu tarafa yatırdın?" Her zaman yaptığımın aksi yönüne almıştım saçımı. Uzundu ve verdiğim şekil hemen dikkat çekiyordu.
"Çok güzel olmuş ama değil mi?" dedim elimi saçımdan kaydırarak.
"Ay evet" dedi benim gibi. Hatta aynı benim gibi elini saçımdan kaydırdı. Benimle uğraşmasına bayılıyordum. O sıralarda kapı açıldı. İçeriye süzülen, dikkat edin giren değil süzülen uzun boylu bir kadın oldu. İlk dikkatimi çekense mini eteğinden kurtulan uzun bacaklarıydı. Gözlerim yavaşça yukarıya doğru çıkarken fiziği, kıyafeti, göğüslerini ikiye ayıran dekoltesi ve kısa saçlarına baktım. En önemlisi de yüzü oldu, bebeksi bir yüzü vardı ve yüzünde bana öyle gelen tehlikeli bir tebessüm.
"Alp bey!" derken anında ayağa kalktım. Alp bey daha sakin kalktı bana nazaran.
"Hoşgeldiniz" diyerek kadına doğru yürürken olduğum yerde kalakaldım bir müddet. "Alev hanım değil mi?"
"Evet."
"Buyrun lütfen" diyerek onu koltuğa yöneltti. Diğer tarafta olan oturma koltuklarına.
"Hoşgeldiniz" diyerek hızlandım. Kadın sesimle bana dönerken elimi uzattım.
"Alp beyin asistanıyım, adım Hazal."
Kadın zoraki bir şekilde elimi sıktı.
"Teşekkür ederim. Bana kahve söyler misin? Sade olsun lütfen." Ondan sonra beni tamamen yoksaydı. Alp bey yine bütün ciddiyetini taktığında bana odadan çıkmak düşmüştü... Lanet...