8.BÖLÜM - BORÇ

1294 Words
Albüm çalışmaları hızını korurken yükümü alan insanlarla doldu etrafım. Alp beyin sponsorluğunda yapılan çalışma hızlı bir şekilde şekillenirken menajer bile işinin başındaydı. Bütün plan, program onun düzenlemesinden geçerken ben sadece izliyordum artık. Düğüne son bir kaç gün kalmıştı. Zaman hızlı geçiyordu. Ben şirkette yine Alp bey yokken Didem'le sohbet ediyordum. Yine onun küçük yakışıklı oğlunu konuşuyorduk. Alp bey her zaman ki gelir gelmez kükredi. "Hazal." Oturduğum yerden kalkarken Didem gülüyordu. "Yine sinirlenmiş Alp bey." "Kesinlikle, bensiz de yapamaz hiç" dedim alay ederek. Nerden bileyim arkamı dönünce burun buruna geleceğimizi. Gözlerim irice açılırken elim refleks olmuş bir şekilde ağzıma gitti. "Çok haklısın, sensiz yapamam doğru. Mesala masamın üstüne dünya kadar iş bırakmışsın ama gelip bana ne olduklarını anlatıp işimi kolaylaştırmak ister misin, yoksa ben tek okuyayım mı?" "Çok özür dilerim efendim, hemen geliyorum." "Sen vize aldın mı?" "Hayır." "Hangi prosedürde takılıyorsun, geçen seferde böyle oldu, sensiz gitmek zorunda kaldım." "Bana daha önce yurt dışına çıkıp çıkmadığımı sordular. Bende çıkmadım dedim. Peki dedi kapattım." Alp bey dünyaları başına yıkılmış gibi ellerini başına koydu. Didem tam arkamda çatlayacaktı kendini tutmaktan. Hatta Alp bey "ne yaptım ben' der gibiydi. " Geçen seferki de böyle olmuştu deme! " " Demem "dedim az daha bayılacaktı. Ne yaptığımı kendi iç dünyamda sorguluyordum o an. " Tutma tutma gül"dedi Didem'e, Didem yıkıldı gülmekten. "Sen sabah ne yedin, daha doğrusu sen gün içinde neler yiyorsun? Ya Allah aşkına tabi ki de daha önce yurt dışına çıkmadın, bu çıkmana engel değil. Hazal beynini nereye bırakıyorsun sen. Bana gelince dil pabuç gibi, iş yapmaya gelince zehir gibisin ama bir vize alamıyorsun. Ya Allah aşkına yürü ya, benim yanımda ara şu adamları. Ben sana o vizeyi aldıracağım. " Telefonumu masadan alıp Alp beyin peşine takıldım. Gerçekten bazen böyle saf olabiliyordum. Bana vize alırken yapmam gereken her şeyi anlatmıştı ama ben daha önce yurt dışına çıkmadığım için bunun sorun olabileceğini düşündüm ama hangi kafayla. Dediği gibi vize alma işini hallettik, bir hafta sonra Los Angeles'a gidecektik iş için. Bir gün bir gece kalıp dönecektik. Kapı vuruldu, içeriye başını uzatan Didem. "Hazal babanla annen gelmiş, asansördeler." "Ne" diyerek ayağa fırladım. Onların burda ne işi vardı. Didem çıktığında Alp beye baktım. "Ne oldu?" "Ya yedi yıldır evime bir kez gelmeyen adamın iş yerimde ne işi olabilir onu düşünüyorum şu an." Alp bey halime gülüyordu. "Çıkabilirsin." Odadan çıkıp asansöre yürüdüm. Yukarıya çıkan asansörü izlerken yüreğim ağzımdaydı. Asansör durup kapıları açıldığında ilk önce babamı gördüm, sonra Zeynep annemi." "Hoşgeldiniz, ne işiniz var burda?" "Kızımın iş yerini görmeye geldim ya, sorunsa gidelim. " Yok, yok olur mu şaşırdım ben. Gelin odama geçelim. " Odama geçip onları masanın önünde ki koltuğa yönlendirip yerime geçtim. " Ne içersiniz? " " Bir şey içmeyelim. Evin anahtarını alalım, bir de seni görelim dedik." Babama da bakın hele. İstanbul'a gelirken haber verse ben anahtarı bırakırdım onlar için aslında. Anahtarı verdim ama babam sanki beni görmeye gelmemiş gibiydi. Zeynep annemle azıcık sohbet ettik. Tabi babam bu kadar yüksekte olunca gerildi. Çokta oturmadan ayaklandılar. Odadan çıktığımızda Alp bey elinde dosyayla odasından çıktı. "Hazal şunları" derken babamlar gördü ve sustu. "Hoşgeldiniz" dedi kibarca. "Alp SARSILMAZ" diyerek elini babama uzatarak kendini tanıttı. "Hoşbulduk, siz bizim kızın patronusunuz değil mi?" "Evet." "Akşam bize gelin, çay içelim sizinle." "Olur tabi, onur duyarım." Zeynep anneme baktı. "Hazal yemeklerinizi çok methetti, yemekte yemek isterim." "Aa olur tabi. İstediğiniz bir şey varsa yapayım." "Hım" dedi düşünerek "Biber dolması, çok uzun zaman oldu yemeyeli." "Yaparım ben siz aç gelin yeter." Alp beyin bu tavrı babamın hoşuna gitmiş olmalıydı. Onları aşağıya kadar indirdim. Ne kadar itiraz etse de onları şirket şoförüyle eve yolladım. Zaten evde dolap doluydu, ekstra bir şeye gerek olmadığı için rahattım. Gerisin geri çıkıp Alp beyin yanına uğradım,sonra odama döndüm. Babam neden gelmiş olabilirdi acaba. Durup dururken böyle bir şey yapmaz, Zeynep annem de bilmiyor olmalıydı, yoksa önden arar uyarırdı. Hayırdır inşallah... * Alp beyin odasının kapısına vurup içeriye girdim. "Alp bey çıkıyor muyuz?" "Tabi tabi, az bekle." Bazı dosyaları toparlayıp kenara koyarken kasayı açtı. Orada da biraz oylandıktan sonra kapattı. Ceketini giyip telefonunu cebine attı. Birlikte odadan çıkıp asansöre yürüdük, bu sırada hiç konuşmuyorduk. Bakmıyorduk bile birbirimize, aramıza susması gereken efsunlu sözler varmış gibi. Asansöre binince o arkaya gidip yaslandı. Elleri cebindeydi. Hemen bir adım önünde duruyordum. İlk defa oluyormuş gibi sanki bu, yüzüm yanmaya başladı. Hem onu bilmek, hemde bilmiyormuş gibi yapmak çok zordu. O an irkilmeme sebep olan bir şey oldu. Alp bey eliyle sırtımda duran saç ucuma dokunuyordu. Bedenimi bir karıncalanma tuttuğunda yutkunmakta zorlandım. Onu neden bu kadar iyi anlıyordum ki sanki. Gözlerim kendiliğinden kapandı, bana nasıl hissettirdiğini anlamak istedim. Ben yıllarca Eray'a onu görünce söyleyeceklerimi düşündüm ama onu görünce hepsi önemini yitirdi. Şimdi Alp beyin hali benden daha beterdi. Yanındaydım ama söyleyemiyordu, buna izin vermemem onu önemsemediğim anlamına gelmiyordu. Bu onu kendimden korumak istediğimdendi. Yine de dokunuşu aklımı başımdan alıyordu. Bir an için ona dönmek ve bu dokunuşu yüzümde hissetmek istedim. Dudaklarımda belki ama iç güdülerim bile seviyordu bu adamı, ona kıyamayan sadece ben değildim. Benimle birlikte her şeyim ona kıyamazdı. Neyse ki çokta kaybolmadan asansör durdu. Önden çıktığımda hızlı bir şekilde açık havaya ulaşmak niyetindeydim. Yanıyordum. Titriyordum ama bir türlü sakinleşmeyi denemiyordum. Bu heyecana kalbim dayanır mı bilmem ama yaşadığımı hissediyorum yıllar sonra... Alp beyin arabasına bindiğimizde yine hiç konuşmadık. Kendine ait bir usb vardı, onu taktı. Açtığı ilk şarkı tiryakinimdi. Vicdan azabı çekiyordum o an. Bana bir şekilde kendini duyurmaya çalışıyordu. Onun bana açılmasına izin vermem için ya da ona karşılık verebilmem için aramızda Eray'a olan nefretim bile olmamalıydı. Anlıyordum. Onu çok iyi anlıyordum ve sadece bir süre daha anlamıyormuş gibi yapmam gerekiyordu. Eve geldiğimizde sessizlik bozuldu. Zeynep annem bir sürü şey hazırlamıştı. Hiç beklemeden sofraya oturduk. Babam Alp beyle sohbet ediyordu. Asıl sebep hâlâ ortaya dökülmemişti. Yemek bittiğinde Alp bey ; "Ellerinize sağlık Zeynep hanım, gerçekten çok teşekkür ederim, her şey çok güzeldi. Doyduğumu hissettim." "Sen aç mı kalıyorsun?" diye sordu Zeynep annem, ciddi ciddi sordu hemde. "Yok, vaktim olmuyor pek yemek yemeye." Onlar koltuklara geçerken ben çayları koydum. Kısa sürede mutfakta toplayıp salona geçtik bizde. "Nasıl benim kızım, çalıyor mu?" Ah bu babam! Hem ikidir kızım diyor, hemde sanki çocuk gibi beni patronuma beni soruyordu. "O benim her şeyim. Elim ayağım vallahi. Karınca gibi." Babam buna gururlandı. Ben hayretler içindeyim hâlâ. Alp bey artık kalkacaktı. Babam onu bekletip odama gitti. Sonra bir zarfla geri geldi. "Hazal'ın size olan borcu bu." Zarfı Alp beye uzattı. Alp bey bundan memnun olmadı. "Ne gerek vardı, biz Hazal'la hallediyorduk, siz sıkıntıya girmeseydiniz keşke." "Olmaz öyle şey. Kendi borcu değil, ben kızımın mahçup olmasını istemiyorum. Biz sıkıntı da değiliz, alın bunu." Alp beyin yüzü gerildi ama zarfı aldı. "Peki. İyi geceler." Ben Alp beyi yolcu etmek için onunla çıktım. Bu durumdan hoşlanmamıştı. "Alp bey, benim haberim yoktu gerçekten." "Sanki bütün dünya seni benden almaya çalışıyormuş gibi hissediyorum Hazal. Borç falan önemli değil, seni yanımda tutan bir şeydi bu. " Ben sizin yanınızdayım zaten. Hiçbir yere gitmem. Ben size yürekten, güvenle bağlıyım. " " Neden söylediğim her şey beni daha fazla sinirlendiriyor acaba?" Ona başka türlüsünü söylemek istedim ama şimdi yapamazdım. Onu sinirli bir şekilde gönderdim, nasılsa yarın unuturduk. Eve girdiğimde Zeynep annem mutfaktaydı. " Baba neden bana sormadan böyle bir şey yaptın? " " Sen işini bırakıp Zonguldak'a gel diye?" "Anlamadım?!" "E Ateş bize öyle söyledi. Sen borcun olduğu için işi bırakamıyormuşsun." Zeynep annem konuşmaya dahil olduğunda sinirim bir anda tepeme çıktı. "Gerzek bu çocuk ya. Ne işi bırakması. Ben halimden memnunum, onu gönderdim diye yalan söylemiştir." "Yani işi bırakmayacak mısın?" "Hayır ne alakası var. Benim yuvam, işim, hayatım burda. Zonguldak benim için dar, orda yaşamayamam artık. Alp bey var hem. Bildiğim her şeyi ondan öğrendim ben. Onu bırakmam. Çünkü ben o adamı tanıdığımda ellerine yeni doğmuş bebek gibiydim... İnsan babasından daha fazla güvendiği bir insanı neden bıraksın ki?!" Babam ona karşı hissettiğim boşluğu anladı ve daha fazla bir şey söylemedi...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD