Çok yorgunum. Nasıl yorgunum hemde. Ruhum acayip yorgundu. Böyle mi oluyordu gerçekten. Birinin canına okumak isterken bu kadar yorulmak mecbur muydu? Kalbimin sızısı ona isabet eden ağır ihanettendi. İçimde çiçeklerim soldu, sanki bir yudum suya ihtiyacım vardı. Göz kapaklarım bile yorgundu. Hissettiğim yorgunluğun ilacı uyku değildi, bu çok başkaydı.
Son kayıtta bitmişti. Gerçekten günlerdir kayıtlar için uğramıştık. Çocuklar solist olarak Egemen'i seçmişti. Dört kişilikti grup ve böylesi daha iyi olmuştu. Hem gitar çalıp hem söyleyecekti. Geç olmuştu saat. Çocuklara yarın ki gece kulübü işini hatırlatıp stüdyodan çıktım. Şirkete gidip işlerimi halledecektim. Alp beyle görüşmez olmuştuk. Gün içinde o çok yoğun oluyordu. Bende grubun başında, biraz şirkette derken denk gelemiyorduk.
Neyse zaman doluyordu. Az kalmıştı, albüm çıkınca menajer uğraşacaktı bunlarla.
Havanın güzelliğine dalıp biraz yürümek geldi içimden. Babamın kızlar gece dışarıya çıkmaz demelerine rağmen seviyorum bunu. Denizi izlemeyi, kokusunu içime çekmeyi... Babamın bana yasak dediği ne varsa seviyorum hemde. Özgür olmayı seviyorum, kanatlarım olmasını seviyorum ruhumda. Yine de şu yorgunluğuma bir kez olsun dokunsa babam. Ağlasam saatlerce. Hiç konuşmasam ama herkes beni anlasa. Teselli ninnisi mırıldansa babam o yanık sesiyle. Saçıma elini sürse sadece bir kere çok değil. O kadar ihtiyacım var ki buna.
Annemin merhametsizliğinin yanında merhametine ihtiyacım var ama böyle tek başıma kalmaya ihtiyacım yok. Yalnız kalmaya ihtiyacım yok, bunu hobi olarak yapsam yeterdi bana. Benim bana ihtiyacım yok şuan da. Benim benden gitmeye ihtiyacım var.
Kendimi içimde kaybetmekten korkuyorum ya, en çokta bu yüzden çıkıyor dikenlerim. Pembe hayallerim başıma yıkıldı ama düşüşü rengi gibi yumuşak olmadı. En güzel yaşımı bana zehir eden o adamı öldürmek istiyor gibiyim. Vazgeçer gibiyim bugün. Ağlamak için gitmek ister gibiyim. Rüzgara bıraksam kendimi, alıp götürür mü beni. Alp beyi görmeye ihtiyacım var benim ama görünce kaybolmuyormuşum gibi yapmaya da ihtiyacım var.
Benim bana ihtiyacım yok bugün. Benim gitmeye ihtiyacım var, sanki peşimden gelenler varmış gibi. Acıma duygum yok gibi. Zihnimde bir yangın, hiçbir şey anlamıyorum ama her şeyin farkındayım. Kahrolası aşk denen zırvalık....
Şirkete gelip direk odama girdim. Dilimde bir şarkı mahvetti beni ama düşmek bilmedi dilimdem.
Yollarıma çıkma, çıkarsan hiç acımam.
Gözlerime bakma,bakarsan dayanamam.
Bilirsin sen beni, ne çok sevdim seni.
Ah seni bekleyeli, belki on dört bahar geçti...
"Çok haklısın ama buna yaz ve kış da dahil olunca tam 28 bahar geçti." Sesin geldiği yöne ağır bir şekilde döndüm. Alp bey karşımda duruyordu. "Ne o, ona inanacak gibisin."
"Hayır" diye savundum kendimi. "Sadece çok yorgunum."
"Bende çok yoruldum inan. Sana gerçekleri göstermemek için ayrı, göstermeye çalıştıklarım için ayrı. Senin şu halin beni mahvediyor ama sen anlamıyorsun. Bir aptal gibi hâlâ seviyorsun."
"Alp bey hayır. O anlamda değil. Of." Kendimi anlatacak bir iki kelime edemedim. Yerime oturduğum da Alp bey kapıya yaslandı.
"Aptal yerine koyulmuş olmak ağır geliyor. Yıllarca babama kendimi anlatmaya çalışmaktan, yedi yıl bir hayaleti beklemekten hayatı ıskaladım. Şöyle geriye baksam pişmanlık duyuyorum. Eray'ı sevmeye devam etmeyecek kadar saygım var kendime ama çıkmıyor, beynimi yedi bu his ama gitmiyor. "
" Gitmesine izin vermiyorsun. O orada olunca hayata tutunmaya devam ediyorsun, bırakırsan düşmezsin Hazal. Ben varım görmüyor musun? Seni seviyorum. "
" Alp bey bende sizi seviyorum, sizi her şeyden çok seviyorum. "
Sinirlendi. Kapıyı çarparak çıktığında dolan gözlerimle dişlerimi sıktım.
" Biliyorum "dedim arkasından. Kahretsin ki her şeyin farkındayım. Bu sevginin boyutunu bile görüyorum ama ona yaralı kalbimle nasıl umut verirdim. Bu onu yıkmaz mıydı? Onun kalbi beni taşıyabilir ama ben kendime yetmiyorum şu sıralar. Acımın üstüne onu alamazdım. Ne olurdu sonra. Ya gerçekten ona karşı minnetten başka bir şey hissetmiyorsam. Dağılırdık. Her şeyden önce yıllardır emekle kurduğumuz güven yerle yeksan olurdu.
Önce içimde bitmesini istediğim hesabım vardı. Sonra onu düşünecektim, hemde uzun uzun düşünecektim. Alp beyin arkadaşlığını kaybetmektense farkında değilmiş gibi yapmak en iyisiydi. Şimdilik sakince beklemeliydim...
-İki gün sonra -
Toplantı bitince soluğu odamda aldım. Alp beyin mesafesinin farkındaydım. Bu beni perişan etse de saklamak iyi geliyordu.
"Hazal." Hemen ayağa kalktım. Ramiz bey odaya girdi.
"İş teklifini değerlendirdin mi?"
"Hangi iş teklifini efendim?"
"Bilmiyor musun?" Cevap vermedim, çünkü neyden bahsettiğini anlamadım.
"Rakip şirketten seni transfer etme mektubu geldi. Yönetici yardımcısı pozisyonunda."
"Benim haberim yoktu, olsa da kabul etmezdim. Ben işimi ve Alp beyin asistanı olmayı seviyorum."
Ramiz bey başını salladı. Sonra benim odamdan çıkıp Alp beyin odasına girdi. Kapıyı çarptığında yerimde sıçradım. Ne oluyordu bu adama? O anlarda o odada kıyamet koptu sanki. Ramiz bey yüksek sesle konuşuyordu, bağırıyor demek daha doğru olurdu.
" Bu şirkette gizli saklı iş istemiyorum Alp. Hazal'ı bende göndermezdim ama en azından haberi olmalıydı. Onun geleceği bu, sonsuza kadar onun yanında olamazsın."
Benim için Alp beye bağırıyordu. Alp beyin bunu benden neden sakladığını şimdi anlıyordum. Ramiz beyin bu ilk kavgası değildi benim yüzümden ettiği ama bu... Alp bey halde kim bilir.
Ramiz bey odadan çıkıp asansöre yöneldi. Odasına çıkıyordu. Hemen Alp beyin kapısını çaldım. Sinirli sesi 'gel' derken ne kadar ürksemde girdim.
"Alp bey?"
"Ne var?"
"İyi misiniz?"
"Aa evet, rakip şirket seni istiyor Hazal, bütün ceremeyi ben çektim onlar sırf senin, asistanım olduğun için iyi olduğunu düşünerek sana talip oluyorlar. Hakkında hiç bir şey bilmiyorlar, seni tanımıyorlar. Bundan yedi yıl önce iş istesen seni kapıdan kovacak olan o adamlar şimdi seni yanlarına istiyor. Ne diyorsun? "
O böyle bağırırken ona bir şey söylemek çok zordu. Sadece baktım. Hiçbir şey söyleyemedim, oda dinlemiyordu zaten.
"Çık dışarı çok sinirliyim, kalbini kırarım."
Onun emrine bir gün bile itaatsizlik etmedim, şimdi de öyle. Sakinleşince konuşurduk nasılsa. Odama girdim sıkıntım artık bariz bir şekilde yüzeye çıkmıştı. Benim yüzümden ne hale geliyordu. Asıl şimdi ondan gidemezdim. Haklıydı, öyle haklı ki hemde. Bütün ceremeyi o çekti gerçekten, beni yetiştirmek için çok uğraştı. Onun emeğini yoksaymazdım zaten ama keşke söyleseydi, en azından benim yüzümden babasıyla karşı karşıya gelmezdi...
*
Grup bir araya gelmiş, kazandıklarıyla parayla fırsat bulur bulmaz beni yemeğe çıkarmıştı. Lüks bir restorantta koca bir masada dokuz kişiydik. Ne acayip, Egemen ve Anıl sevgilisini, Talha nişanlısını, Batı karısını yanına alınca bu defa ben yalnız kalmıştım aralarında. Yedi yıl önce Eray'ın yanında olamadım, bugün yine değilim. Bazı şeyler hiç değişmiyordu.
"Tabi oğlum, varya kudursun pislik."
Konu Eray, ateş püsküren bu masadaki herkes. Öfkeleri hâlâ çok fazlaydı. Bugün başarı basamaklarını tırmanan bu dört adamın yüzü gururlu, benimle birlikte zaman kaybedendi onlar.
Erayzede olduk, hepimizi bir şekilde aşağıya çekmeye çalıştı.
" Ne olursa olsun"dedi Egemen." Yarın bütün çabamız bitecekte olsa biz senin hakkını ödeyemeyiz Hazal. Sen bizim hayalimizi bizden fazla düşündün. Teşekkür ederiz. "
Elini tuttum.
" Ne demek, siz önce benim arkadaşımdınız. "
" O yüzden vicdan azabı çekiyoruz ya zaten" dedi Anıl. Ona döndüm, ne demek istediğini anlamamıştım.
"Niye?" Egemen çenemden tutarak beni kendine çevirdi.
"Bizim solistimiz aslında sen olacaktın. Eray bizi daha iyi olacağımıza inandırdığı için onu seçmiştik. Bizi bir hayale inandırdı, onun peşine takılmak işimize geldi."
Peki ben buna neden hiç şaşırmadım acaba. Eray'ın pisliğiyle yüzleşmek artık canımı yakmıyordu, sıra ona gelmişti çünkü.
" Boşver, Eray kimin umurunda. "
Hepsi bana acayip acayip bakarken onu nasıl sevdiğimi bildiklerini anlatamak ister ama bir yandan susmaya çalışan halleri yüzümü düşürdü.
"Sen onu çok seviyordun, gerçekten o kadar bekledin mi?" Bunu soran da Batı'ydı. Her zaman verecek bir cevabım vardı da, sanki sevmek deyince aklıma Alp beyden başka kimse gelmiyordu. Bütün sevgileri unutmuş yalnız ona inanmıştım.
"Yoo, sadece aşk hayatımı durdurdum onunla. Onu bekliyor olsam burda olmazdım değil mi?"
"Canını yakmak istiyorsun" dedi yine Egemen, anlamak ister gibi. Başımı salladım. "Neden? Ne kaçırdın ki sen?"
Bir bilsen keşke neler kaçırdığımı diyemedim. Alp beyi anlatamadım. Bundan utanmadım ama gurur da duymadım halimden...