Sabah şirkete geldiğimden beri yerimde duramıyordum. Ayşegül'den haber bekliyordum, Alp beyin de şirkete gelmesi. Sabah iki görüşmesi vardı ama çoktan bitmiş olmalıydı. Bir kaç kere aradım ama cevap vermedi. Yine Didem'in yanına geçtim. Asistanı ortalıkta dolanıp duruyordu.
"Didem, bana bir menajer lazım. Bulabilir misin?"
"Bulurum, neden?"
"Lazım ama işinde iyi olsun ve güvenilir olsun lütfen."
"Tamam."
"Hazal" diye bağıran Alp beyin sesiyle sıçradım. Hemen sesine doğru koştum. Köpürüyordu. Bende ki şansa bak.
"Son dakika toplantı çıktı, hemen toplantı salonunu hazırla. Geçen hafta ki şu adamlar varya onlar geliyor, sözleşmeyi çıkar. Sende konuşulan herşeyi kaydet."
Bu sırada odasına yürüyorduk.
"Ses kaydı mı alayım?" Durdu. Eyvah! Ben pot kırdığım için dudağımı ısırırken o bana döndü.
"Yok video kaydı al. Sonra açıp açıp izleriz. Hey Allah'ım. Not alacaksın not."
"Yani Alp bey ben sekreterken not al diyordunuz, ofis boyken not defterini açık tut diyordunuz, şimdi kaydet diyorsunuz. Ne oluyor yani, terfi edince konuşma şekli mi değişiyor."
Bana hayretler içinde bakıyordu. Korkarak susmaya karar verdim ama çok geçti. Ağzıma geleni söyledim vallahi...
" Sen sabah ne yedin? "
" Hiçbir şey. "
" O kadar belli oluyor ki, inanamazsın. Git dediklerimi yap.. "
Hemen harekete geçtim. Bir bir dediklerini yaparken Ayşegül'ün neden aramadığını düşünüyordum. Çok kısa zamanda gelen adamları toplantı salonuna aldım. Bugün sözleşme imzalanacaktı. Alp bey geldiğinde kim bilir kaç saat sürecek toplantı için not tutmaya başladım. Alp bey düzgün diksiyonuyla arada 'ıı' bile demeden konuşurken ona hayran olduğum gözlerle bakıyordum. O gerçekten beni kendine hayran bırakıyordu.
Arada kurduğu için dudaklarında dilini gezdirince dudağımın iç kısmını ısırdım. Ne terbiyesiz oldum ben. Patronum o benim. Şu an bu düşünceden utandım ama hayali aklıma düşen öpüşme sahnesi midemin kasılmasına sebep oldu. İri heybetliyle zaten nefes kesiyordu, bir de ceketini çıkarınca kar beyazı gömleği görsel şölendi. Kahretsin.
İki saatin sonunda imzalar atıldı. Adamlar giderken biz toplantı salonunda dinlenmeye koyulduk.
"Sen beni niye aradın?" Görevli bize kahve servisi yapınca içimdeki heyecanı bulup grubun şu anki halini anlattım. Alp bey beni dikkatle dinlerken yorgun olmasına rağmen nasıl bu kadar sağlam durduğunu merak ediyordum.
"Bir de ben sizin sponsor olacağınızı söyledim. Bir sorun olur mu sizin için."
Alp bey sırtını çekerek kollarını masaya dayadı.
"Ben sana bu konuda, benim adımla tam destek verdim zaten. Sorun yok"
"Yaa" diyerek elini tuttum. "Mükemmel bir adamsınız gerçekten. Çok teşekkür ederim." Alp beyin zoraki tebessümünü görünce ellerimi çektim. "Şey özür dilerim."
"Sen geldiklerinde haber verirsin bana." Bir şeylere bozuluyordu ama ben anlamıyordum. Kalmak için hareket edince elini tutarak onu durdurdum.
"Alp bey sorun olacaksa ben bir yolunu bulurum." Kalmaktan vazgeçip elimin üstüne diğer elini koydu.
"Hazal, sorun yok. Sen Eray'ın canını bu yolla yakacağına inanıyorsan tamam. Sonuçta sen onu tanıyorsun. Gelsinler konuşalım, avukatı da ara. Her şeyi ayarla bende sana ilk oyunun için yardımcı olurum."
Başımı salladım. Alp bey yerinden kalktı ve toplantı salonundan çıktı. Bana ondan başka çare bırakmadığı içindi Alp beyin adını kullanmam. Yine de müzik şirketine girdikten sonra sponsor bulmak kolay olurdu. Alp beyi ilelebet sponsor olarak bırakmayacaktım. Eray sponsor olarak ilk etapta Alp beyin adını duyunca yüzünün alacağı ifadeden büyük keyif alacaktım. İçime saçma sapan bir huzursuzluk çöktü. Alp beyin zaten kafasını kaşıyacak zamanı yoktu. Benim bu işi bir an önce halletmem lazımdı.
*
Günün geri kalanı benim için çok hareketli geçmişti. Menajer buldum, müzik şirketiyle görüştüm, hatta ilk albümden sonra ki çalışmalar için yeni bir sponsor bile buldum. İşimde çok ciddi ve emin adımlar atıyordum ama iş özel hayatıma gelince bunlar solda sıfır kalıyordu.
"Hazal hanım, misafirlerinizi toplantı salonuna aldım." Sude'yi onaylayıp hazırladığım dosyayı elime aldım. Alp beyin odasının kapısına vurdum ama içeriden ses gelmedi. Kapıyı açıp içeriye başımı uzatıp odayı yokladığımda Alp beyi koltukya uyurken gördüm.
Usulca odaya girip kapıyı kapattım. Minik adımlarla yanına gidip orta sehpaya oturdum. Onu ilk defa uyurken görmüyordum ama neden ilk defa içime işledi ki bu durum.
Uçurum uçurum gözlerine baktığım sensin...
Sezen Aksu kendini hatırlattığında uyurken ki halini izledim. Çok güzeldi, çok güzel uyuyordu. Öyle ki o çok savunmasız görünüyordu. Bayılacakmışım gibi hissediyordum. Ona karşı hep bir çeşit zaafım vardı. Mesala benden başka çalışanlarla ilgilendiği zamanlar onu oradan kaçırıp 'sen benim patronumsun, benden başkasına gülemezsin' demek gelirdi içimden. Hep bir yanım onu kıskanır, bir yanım bunu ivedilikle saklardı. O dünyada gördüğüm en vefalı insandı ve ondan önce bana bu şekilde değer veren olmamıştı. Babam bile kız evlat olduğum için yıllarca bastırdı beni. Hep kısıtladı, hep yapamazsın oldum onun gözünde ama Alp bey benim her şeyimdi.
Kendime olan güvenim, azmim, hırsım, başarıya olan inancım. Neden onu herkesten önce tanımadım ki. Ne olurdu onu Zonguldak'ta fark etseydim. Eray için geldiği halde nasıl gözümde kaçmıştı, öyle ki gönlümden bile. Başı yana düşerken elimi refleks olarak yanağına koyup başını durdurdum.
Alev aldım sanki. Neden böyle oluyordu. Ben bu duyguları tanıyordum ama kabul edemezdim. Çünkü o hep benim gözümde en ulaşılmazdı. Onun bir sözüyle iyileşen ben, onun bana verdiği acıyla yerle bir olabilirdim.
Alp bey...
"Sizi neden bu kadar seviyorum ki sanki." Bunu söylerken ondan nasılda uzaklaşamayacağımı gördüm. Ondan uzağa bir adım atsam ayağım takılır, dünyadan düşerdim.
Elimi yavaşça çekip ayağa kalktım. Galiba ona bu kadar yaklaşmamalıydım. Ona karşı atacağım bir adımda beni yakardı. Belki sönmez, küle dönmezdim ama o ateşte sönmezdi. Varlığı ayrı, yokluğu ayrı yakardı. Çok fazla saçmaladım. Ben ona ne kadar uzaksam, o da bana o kadar uzaktı. Biz patron ve asistan olarak anlaşmanın bir yolunu buluyorduk. Fazlası bize fazla gelirdi...
Yüzümü toparlayıp toplayıp toplantı salonuna indim. Eski arkadaşlarım bana güvenip hepsi bir araya toplanmıştı. Onlara sıkı sıkı sarılıp üşüyen yanımı ısıtmaya çalıştım. Eskiden öyle olurdu.
"Hoşgeldiniz" derken gözlerim doldu. Artık onlara bakınca Eray'ı görmüyordum. Ben onlarda bir umut görüyordum. Kaç kişi hayallerini gerçekleştiriyordu ki dünya da. Ben aslında birazda onların hayallerine giden yoldum. Her zaman fakirdik biz. Paramız yoktu belki ama mutluyduk. Bir dilim ekmeği bölüşmenin kıymetini ne zaman unuttuk.
"Hoşbulduk canım" diyen Egemen'di. O benim gözümde hep liderdi. Müthiş idareci, ve mükemmel bir ara bulucu. Abilik tavırlarıyla bilinirdi. Mangal gibi yüreği vardı ve o her şeye bedeldi.
"Otursanıza, nasılsınız. Sizi çok özledim." Yine aralarına oturup ellerini tuttum. Beni eskiden severlerdi. Gözlerinin bakışları değişmeyen bu dört adamın hayalleri iki dudağımın arasındaydı ve ben bunu onlardan almayacaktım. Bu Eray'a karşı sadece benim koyduğum bir tavır değildi. Bunu onlarda istiyordu. Ona inanıp yola düştüler ve sonunda ellerinde aileleri de kalmadı.
"Hoşgeldiniz beyler." Alp bey odaya girince ayağa kalkıp Alp beyin yanına oturdum. Ona hazırladığım dosyayı verdim. Alp bey dosyaya bakarak konuşmaya başladığında hepimiz onu büyük bir dikkatle dinliyorduk.
Alp bey işini çok iyi biliyordu. O on altı yaşında başlamış şirkette çalışmaya. Hem okumuş hem çalışmış ve bugün bu kadar başarılı olmasının sebebi başarmaya olan hırsı ve inancı...
Dakikalar boyunca konuştuk. Yapılacak olan her şeyi sıra sıra anlattığında hazırlıklı geldiği apaçık belliydi.
"Sonuçta iki tarafta kazanacak. SARSILMAZ HOLDİNG olarak bünyemize bu şekilde bir iş almak bizim için ayrıcalık. Size Hazal nezlinde güveniyorum. Eğer sizin için de tamamsa hemen başlayacağız. 1 ay içinde hazır olmalısınız, büyük çıkışımızı Eray SARSILMAZ'ın düğünüyle taçlandıralım. "
Bana göz kırptığında benim intikam planıma bende daha fazla hazırdı. Gururlandım yine.
Grup bana inandı ve şirket prosedürleri için avukat gelince imza atıldı. Alp SARSILMAZ yine adına yaraşanı yapacaktı. Yine sarsılmayacaktı. Sarsılmayacaktık...