3.BÖLÜM - DİKKAT

1525 Words
Yol boyu kafamda ki deli sorularla uğraştım. Alp beyin bunu benden neden sakladığını anlamıyordum. Bir yandan da sebepleri olduğunu düşünüyordum. Çünkü o boşa kürek çekecek bir adam değildi. Bir amacı vardı... Tamam ben onun sayesinde okudum, onun sayesinde çalışarak hayatımı kazandım. Birbirimize arkadaş olduk, dost olduk... Hiç dile getirmedik belki ama biz onunla bir takımdık. Ben onun işlerinde bir karınca, o benim yanımda bambaşka. Onu kaleme alacak olsam yazdıkça bitmeyecek iyilikleri oldu bana. Şirket içinde bana ayrıcalık göstermedi ama günün sonunda onunla bir dilim ekmeği paylaşmayı sevdim. Yorgunluk kahvesi içmemizi, geceleri telefon konuşmalarımızı. O yedi yılda hayatımı kendiyle doldurdu. O ben özelime inen tek insandı. Anlamıyordum işte. Soracaktım da. Eve gelince kardeşim Ateş'i aradım telefon yine kapalı. Nedense bu sabah beni iyi şeylerin beklemediğini gösteriyordu. Bakalım bu defa hangi delikten çıkacaktı. Odama girip önce kutuyu çıkardım. İçini açmadım bu defa. Onu çöpe atacaktım. Başka eşyası olup olmadığını düşünerek kapıyı açtım. Karşımda duran adamla atacağım adım sekteye uğradı. Şaşkınca ona bakarken içimde bir şey cız hissi yarattı. "Senin burda ne işin var, evimi nasıl buldun?" "Zor olmadı." Eray'ı karşımda görmek şöyle dursun, evimi kolay bulması bende bir şeyleri uyandırdı. "Öyle mi?" Yüzüme ruhsuz bir ifade takınmaya çalıştım ama nefesim hızlandı. "Hazal, konuşmak için geldim." "Boşuna gelmişsin, konuşacak bir şey yok." Kapıyı yüzüne çarptım. Her an kaçacak hıçkırıklarımı tutarken o kapıya vurdu. "Hazal, lütfen. Bak beni öyle görmeni istemezdim. Aç kapıyı konuşalım." Neyse ki hemen pes eden bir adamdı. Nasılda unuttum. Kutuyu bir köşeye bırakıp ışıkları kapatarak odama geçtim. Ağladım ama onun için değildi, aptal gibi onu beklediğim onca yıl için pişmandım. Yüzü beni heyecanlandırmadı. Sadece onu yıllar sonra bu kadar yakınımda görmek kötü hissettirmişti. Bir de kalbim ona ait değilmiş gibiydi. Bu çok saçma. Bir kere de unutulacak bir şey değildi. Sadece çok kırgındım, galiba bu yüzden böyle hissediyordum. Bitap düşüne kadar ağladım, sonra daldım ama nereye. Uykuya mı, derin sulara mı? * Şirkete gelir gelmez Alp beyin odasına girdim. Odaya girmemle sinirlerimi sükse yaptıran bir kızın Alp beyin takım elbisesine dokunuyor oluşu oldu. "Kimsin sen? Ne işin var bu odada." Kız bana döndüğünde onu daha önce görmediğim bir kız olduğunu anladım. "Günaydın, ben eşyaları hazırlıyordum." "Sen kimsin?" "Ben Sude, Didem hanımın yeni asistanıyım. Alp bey benden kıyafetlerini isteyince -" "Kes, çık bu odadan. Benim iznim olmadan bu odaya bir daha girme." Kız cevap vermedi. Usulca yanımda geçip odadan çıktı. Alp beyin kıyafetlerine nasıl dokunabiliyordu? Kapı açıldığında Alp beyin geldiğini gördüm. "Günaydın efendim." "Günaydın, hoşgeldin." "Pek hoş olmadı." "Neden?" "Ben yokken Didem sizi asiste edecekti ama onun asistanı geldiğimde bu odaydı." "Ne olmuş?" Alp bey yerine geçerken bedenimle dönerek onu takip ediyordum. "Kıyafetlerinize dokunuyordu?" Alp bey sanki ahlaksız bir şey söylemişim gibi kaşlarını kaldırdı. "Didem yoktu ona söyledim. Toplantım vardı, seni mi arasaydım?" Gözlerim kısıldığında verecek bir cevap aradım kafamda ama tuhaf bir şekilde kalakaldım. "Ben şey, siz öyle herkesin eşyalarınıza dokunmasından hoşlanmazsınız diye." "Hazal, başka şansım mı vardı. Sen yoksun, Didem geç gelecekti. E benimde üstümü değiştirmem lazım. Ne diyorsun?" Hakikaten ne diyordum ben. Ne oluyordu bana böyle? Alt tarafı kıyafet, dünyanın sonu değil ya. "Özür dilerim Alp bey, ben sizin huylarınızı bildiğim için biraz parladım." "Neyse, öğleden sonra bir toplantımız var. Toplantı salonunu hazırla, gelecek olan adamları alması için şoförü yolla." Talimatları alıp odama geçtim. Çok hızlı bir şekilde işlerime koyuldum. Didem çalışma şeklimi bildiği için işlerimi karıştırmamıştı. Sürekli kafamı meşgul eden durumu Alp beye söylemek istiyordum ama önce şu toplantıyı yapalım da... * Toplantı salonunu hazırlayıp eksikleri kontrol ederken şirket hattı çalmaya başladı. "Buyrun Alp bey." "Hazal, sunum dosyası Didem de olacaktı, al." "Tamam." Toplantı salonundan çıkıp kendi katıma çıktım. Didem'den sunum dosyasını alıp incelemeye başladım. Odama geçip yerime oturdum. Sunum dosyasını dikkatli okumaya çalışıyordum ama bir türlü Eray'ın yüzü gözümün önünden gitmiyordu. Bu da içimi şiddetli bir şekilde yakıyordu. Sürekli gözlerim doluyordu ama bir şekilde ağlamamayı başarıyordum. Yine bir biçimde kendimi buldum, benim bir yolum vardı. Eray hayal kırıklığım olurken, kendimi amacıma kilitledim. Çok başarılı olduğum zaman Alp beye minnet borcumu ödeyecektim. Sonrası benim yolumdu. Omuzlarımda taşıyabileceğimden fazla yük istemiyordum, minnet bunun en başındaydı. Eray'ı beklerken Alp beyin gölgesine sığınmış bir kızdım ben. Şimdi gözlediğim yolun sonu aydınlandı ve bir hiç olmamla yüzleştiğim an artık tahammülümde kalmamıştı. Herşeye, herkese karşı hırçınlaşabilecek kadar sabrım yoktu ama Alp bey benim canımı almak istese boynum kıldan ince. O benim babamın yapmadığını yaptı. Beni kazandırdı. Ona duyduğum bu saygı seyirlik değildi. Dosyaları toparlayıp toplantı salonuna indim. Elimdeki dosyaları sayarken kapıya sırtımı dayayıp iterek açtım. İçeriye girince yine bir şaşkınlık yaşadım. Eray toplantı salonunda, Alp beyin sandalyesinde oturuyordu. "Ne işin var burda?" Dosyaları yerleştirirken bedenim değişik reaksiyonlar göstermeye başladı. Sinir sistemim çökmüş durumdaydı, çünkü damarlarım çekiliyor, bedenim titriyordu. "Sen ne iş yapıyorsun burda?" Ona bakmamaya çalışıyordum. Yüzüne bakmak içimde ona inanma arzusu uyandırıyordu. "Yönetici asistanıyım" dedim kısaca. "Tuhaf." "Nesi tuhaf" dedim işim bittiğinde kapıya yürürken. "Bu kadar erken yaşta nasıl bu pozisyona geldin acaba" diye ahlaksız bir imada bulundu. Gözlerim dehşete kapıldığımı gösteren cinste açıldığında kanım çekiliyordu. "Ne diyorsun sen ya?" Hiddetle masaya yürüdüm. "Söylesene hangisi, Alp abim mi? Amcam mı?" Öyle güçlü bir şekilde sarsıldım ki, gözüme takılan su bardağını kaptığım gibi kafasına fırlattım... Yedi yılımı çalan bu adamdan tiksiniyordum artık. Alnına çarpan bardak sekerek yere düştüğünde tuzla buz olmuştu. Dolan gözlerimi bu defa tutmayı başaramadım. Sicim gibi süzülen gözyaşlarımla Eray'a bakıyordum. Elini alnına koymuştu. Elini çektiğinde kanadığını gördüm. Yüreğim hopladı sanki. "Allah kahretsin seni, sonunda içimde kendini de öldürdün. Sana zerre kadar acımıyorum artık. Bunu unutma Eray, çünkü ben benden çaldığın yedi yılın hesabını soracağım senden." "Ne oluyor burda?" Alp beyin sesiyle hemen yüzümü sildim. Alp bey Eray'a baktı, alnı kanıyordu. "Ne oldu? Sen niye geldin?" "Seni görmeye geldim ama pek hoş! Karşılanmadım." Yüzüm tiksinti halini aldı. Hoşluktan anladığı bu olsa gerekti. Pislikti. Görememişim. "Hazal, ne oldu?" Başımı ağır bir şekilde Alp beye çevirdim. "Onun anladığı anlamda hoş karşılayamadım kusura bakmayın." Alp bey anında kaskatı kesildi. Dişlerini sıktığını anladım. "Eray, ne dedin ona?" Sesinde ki tehditkar tını beni ürküttü. Bazen çok fazla korkutuyordu beni. Beni korumaya çalışırken yapıyordu bunu hemde. "Hiç bir şey" dediğinde hayretler içinde Eray'a baktım. Tam ağzımı açacakken telefonum çalmaya başladı. Açtım. "Hazal hanım?" "Benim." "Kardeşinizi alsanız iyi olacak." Ateş'e ulaşmadığımı hatırlayınca bütün dikkatimi telefondan gelen sese verdim. "Kimsiniz siz, kardeşim nasıl?" "Adresi yollayacağım." Telefon yüzüme kapandığında başını belaya sokan kardeşim öfkemi iki katına çıkardı. "Alp bey ben kardeşimi almaya gidebilir miyim?" "Otoparka in benim arabama geç geliyorum." Sesinde itiraz istemeyen bir hal vardı. Hiç beklemedem toplantı odasından çıktım. Merdivenlere yöneldiğim anda Alp beyin bağırdığını duyup olduğum yerde kaldım. Ne dediğini anlamdım ama öfkesinin rüzgarı tenimi delip geçti. Odama çıkıp eşyalarımı aldım, hemen otoparka inip Alp beyi beklemeye başladım. Eray'ın sözleri kulaklarımda çınlamaya başladı. Öfkem kor gibiydi. Ona o laflarını yedirecektim. Bana hasret çektirdi ben ondan bunun intikamını alacaktım. "Bin." Alp beyin geldiğini fark etmemiştim. Direksiyona geçtiğinde hızla yanına oturdum. Burnunda verdiği nefesler neredeyse nefesimi kesiyordu. "Nerdeymiş yine o? Yine başını hangi belaya sokmuş." Bağırarak konuşuyordu. "Bilmiyorum, adresi gönderdiler." "Ne zaman bırakacak seni peşinden sürüklemeyi, ne zaman adam olacak bu çocuk. Niyeti ne?" "Alp bey, sakin olun lütfen. Ben bir çaresine bakacağım." Sinirli bakışlarını yüzüme çevirip çok kısa yüzüme baktı. Korktuğumu anlayınca düşürdü gardını. "Hazal, Eray sana ne söyledi?" "Önemli değil." "Önemli. Benden saklama." Ona soracaklarım vardı ama konuşmak için doğru zaman değildi. "Tamam, akşam bana kahve içmeye gelir misiniz? Sizinle konuşmak istediklerim var." Başını salladı. Sonrası sessiz bir yolculuk olmuştu. Ateş yine başını belaya soktuğu o kumarhanelerden birindeydi. O kadar çok gittim ki, neredeyse herkes beni tanıyordu. " Nerde o? " Kapıda duran adamlardan biri önden yürümeye başladığında Alp beyle birlikte takip ediyorduk. Karanlık koridordan geçip bir kumar masalarının olduğu salona girdiğimizde Ateş bir sandalye de oturuyor başında iki adam bekliyordu. "Ateş." Yanına hızla yürürken başında ki iki adam önüme dikilip kardeşime yaklaşmamı engelledi. "Ne oluyor, çekilin önümden." "Patronunuz nerde lan sizin?" Adamlar Alp beyin sesinden sonra önümden çekildi. Ateş'in yanına ulaştığımda yine yüzü morluk içindeydi. "Ne bu halin, ne oldu ne yaptın?" "Abla, niye geldin sen?" "Sen beni delirtecek misin? Hani kumar oynamayacaktın? Söz vermiştin bana." "Of abla." Ağzının ortasına vurmak geçiyordu içimden. Öyle ki onu dövmek için zaman kolluyordum. "Alp bey, bu ne şeref." "Ne bu çocuğun hali, ben size hatta bu işi yapan herkese bu çocuğu içeriye almamalarını söylemedim mi?" "Biz söylediğinizi yaptık ta, bu çocuk uslu durmuyor. İçeriye giremeyince adamlara saldırmış, onlara karşılık vermiş." Ateş'i kolundan çekerek ayağa kaldırdım. Sürükleyerek onu mekandan çıkarmaya çalışırken kolunu sıkıyordum. Bu defa beni ödemek zorunda kalacağım bir borcun içine sokmaması onu artık başımdan göndermem gerektiği gerçeğini değiştirmiyordu. Arabanın arka kapısını açıp onu içine tıktım. Alp bey gelince yerimizi alıp yola koyulduk. "Bizim eve gidelim Alp bey, birde şoförünüzü arayıp çağırır mısınız? Zonguldak'a götürecek Ateş'i." Alp bey beni başıyla onayladı. "Zonguldak mı?" "Kes sesini." "Abla ben gitmem." "Kes sesini Ateş." "Ya gitmem diyorum, Alp abi -" "Bey" diye bağırdım."Bey diyeceksin. Sonuna bir hitap getirmesi gereken sen değilsin. Saygılı ol. Yeter artık başımı önüme eğdiğin. Rezil ediyorsun beni." Artık tutunamayan sözlerim can yakıyordu. Alp beyin bu kadar sessiz kalması bile iyi değilken beni ona karşı hep mahçup ediyordu. " Abla "diye yakınırken sesini duymaya tahammül edemeyip kemeri çözmeye yeltendim. Alp bey elimi tutarak beni durdurdu. O an rahatsız olup elimi hemen çektim. Bunu oda fark edince gaza bastı. Aman Allah'm. Ne oldu öyle...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD