4.BÖLÜM - ALP SEBEPLERİ

1472 Words
Eve geldiğimizde Ateş'in eşyalarını toplamaya başladım. Onu tek gönderemezdim, çünkü gitmezdi. Ateş kıvranıyordu ama yetmişti, artık babam uğraşacaktı, zamanında nasıl şımartıysa öyle uslandıracaktı. Bir yandan da babamı arıyordum. Çantayı toplayıp salona çıkardım. "Alo baba, Ateş'i gönderiyorum." "Ne yapmış yine?" "Kumarhanede adamlardan dayak yemiş içeriye giremeyince, bıktım baba. Sen gönder dedin, gönderiyorum. Benim artık ona tahammülüm yok." "Tamam, sen ne yapacaksın tek başına." "Ben hep tek başımaydım zaten baba. O eve uğramıyordu ki. Ben başımın çaresine bakarım, hep baktım." "Gönder sen, ben ona biliyorum yapacağımı. Sen dikkat et kendine. Geç saatlerde dışarıya çıkma. İhtiyacın olduğunda söyle, Zeynep annen gelir yanına." "Tamam baba, sağol." Telefonu kapattığımda Ateş hemen atağa geçti. Sakin değildim. Her an onu parçalamak niyetindeydim. "Abla, bak söz veriyorum bir daha yapamayacağım. Ne yaparım orda. Gönderme beni, hem sen tek başına ne yapacaksın?" "Ben başımın çaresine bakıyorum ablası sen merak etme, sen hiç beni düşünüp o tatlı canını sıkma." Sanki beni koruyormuş gibi konuşmuyor muydu? Deli oluyordum. Zaten varla yok arası bir şeydi. Belalarıyla var, ihtiyacım olduğunda yoktu. O yokken merak var, endişe vardı bende. Varken de kocaman kocaman dert. " Abla ne olur. " " Yeter artık yeter. Senin sözlerini dinledim, sana inandım ama sen bir türlü vazgeçmedin başını belaya sokmaktan. Alp bey sana iş verecekti kabul etmedin, iş bulup çalışmadın ama benim çalıştığımı yemekten gocunmadın. Benim canım çıktı hep çalışıp hem okurken. Tuvalet köşelerinde uyurken ben, sen benim hayatımın orta yerine yerleşip keyfine baktın. Birde beni çalıştığım bu adama borçlandırdın. Senin yüzünden senin arkanda duramadım ben, çünkü yüzümü hep kara çıkardın. Artık seni beslemeyeceğim anladın mı? Hayatımı yaşamak istiyorum ve bu yolda karşıma engel olarak kim çıkarsa çıksın vazgeçmeyeceğim. Artık hayatımdan çıkıyorsun, sende, o sözde annemde.. " Son sözlerimden sonra Ateş bir daha ağzını açmadı. Gelen şoförü sıkı sıkı tembihleyip Ateş'i ona teslim ettim. Babam onun icabına gerçekten bakarsa çok iyi olurdu. Alp benimle konuşmadı hiç. Sonra şirkete dönüp toplantıya katıldık. * Akşam saat epey geç olduğunda toplantı sona erdi. Benim uyku saatimi bile geçmişti. Adamları başka şoförle otele gönderdikten sonra çıkmak için toparlanıyordum. Şirket telefonu çaldığında esniyordum. "Buyrun efendim." "Odama gel." Alp bey sonunda sessizliğini bozunca uykum anında açıldı. Telefonumu alıp odadan çıktım. Kapıyı vurarak içeriye girdiğimde Alp bey koltukta oturuyordu. Yanına gittiğimde onu koltuğa geniş oturmuş, ceketini çıkarıp kenara koymuş hatta kol düğmelerinin biri yere düşmüş olarak gördüm. Yorulmuştu. Saatlerdir hem ayakta, hemde konuşmuştu. "Otursana." Çaprazda duran koltuğu gösterince oturdum. Eliyle gözlerini ovuyordu. Yavaş bir şekilde koltuktan sırtını çekerek öne geldi. Kollarını dizlerine yaslayıp kızarmış gözlerini bana çevirdi. "Çok yorgunum, eve gidemeyeceğim." "Ben götürebilirim sizi." Evet, çünkü bir karıncayım ve sizi başımın üstünde taşırım diyemedim. "Yok, uyursam konuşamayız." "Yarın konuşuruz, yarın pazar." "Kafamı kaldı. Tamam bana gidiyoruz, sende bende kalıyorsun." Başımı salladım. İlk değildi neticede. Alp beyin eşyalarını da elime aldım. Çantamı odamdan aldığımda Alp beye yetişip bekleyen asansöre bindim. Ellerini cebine koymuş, bir adım önünde sürekli sıkıntılı nefesler veriyordu. Bir an için kafasının içine girip ne düşündüğünü öğrenmek istedim, çünkü bende ki bu yürekle soramayacağım aşikardı, ben şikar... Arabayı o kullanamayacaktı, o yüzden direksiyona geçmeme izin verdi. Aklıma beni ehliyet kursuna hazırladığı zamanlar gelince güldüm. "Ne oldu?" "Ya gaza bas, fren nerde gaz nerde dediğinizi hatırlıyorum şu an." Alp bey yorgun bir kahkaha attı. "Evet, frene bas diye bağırınca ben, el frenini çekip bizi trafiğin ortasında bırakmıştın." "Ayyy, evet." Onunla neler yaşamıştım gerçekten. Hatırladığım zaman içimi açan anılarımız vardı ve hepsi güzeldi. Alp bey kolunu camın kenarına dayayıp elini başına koydu. "Ne kadar ürkektin. Hemen ağlamaya başlıyordun. Hatırlıyor musun benim evime ilk geldiğin günü. Kaybolduğunu düşünüp korkmuş, duvarın dibine oturup ağlamıştın." Nasıl unuturdum. "Sizde beni bulup yanıma oturmuştunuz. Orda sabaha kadar sohbet etmiştik." Alp bey yine sıkıntılı bir iç çekti. "Ne kadar güzeldi. Her şey olması gerektiği gibi, herkes olması gereken yerde." Ben sakince araba kullanırken Alp beyin bu halini anlamaya çalışıyordum. O yola bakarken dalgın görünüyordu. Şimdi onun için neydi ki yolunda olmayan. Onu sıkan şey neydi mesela. Alp bey radyoyu açtı. Konuşmayı bitirme şekliydi. Hep böyle yaptığı için ona soru soramıyordum. Radyoda çıkan şarkının sözleri şöyle başlıyordu. Yar yanımda geçeyi, selam bile vermeyi. Darlan yüreğum darlan, giden geri gelmeyi... Sesini de açtı. "Soldi gitti gençluğum" diye tekrar edince bir hayli dertliydi. Sevdiği biri mi vardı acaba! Peki bu fikir neden benim hoşuma gitmedi. Şarkı da şarkı yani. Kendime engel olamayıp radyo kanalını değiştirdim. Yabancı ve hareketli bir şarkı çalarken Alp bey bana döndü. Yola bakmaya devam ederken dudağımı ısırıyordum. Ne yaptım ben yine? Alp beyin evinin olduğu plazaya geldik. Arabayı vale aldığında Alp beyin ayakta duramadığını fark ettim. Hızlıca kolunun altına girip ona destek verdim. "Düşeceksiniz!" Güldü. Bana tutununca bedenimde anlamsız bir sıcaklık oldu. Hani utanınca yüzünü saklamak istersin ya, öyle bir şey... Asansörle evin olduğu kata çıktık. Alp beyin cebinden çıkardığı anahtarı alıp kapıyı açtım. İçeriye girip onu direk koltuğa oturttum. Sonra eşyaları bırakıp kapıyı kapattım. "Hazal, kahve yapsana." "Olmaz, geç oldu. Yatalım bence." "Hazal kahve yap." "Peki efendim." Hemen mutfağa geçtim. "Kendine de yap." Emir alındı. Mecburen yapacaktım. Kahveleri yaparken yiyecek bir şey aradım. Bu saatte her şey yenmezdi ki. "Alp bey, aç mısınız?" "Hayır ama kahvenin yanına dolapta kuruyemiş var, koyarsan olur." Dolaptan kuruyemiş çıkardım. Açlığı bastırırdı. Kahveleri tepsiye koyup kuruyemiş kasesini de yerleştirdim. Salona döndüğümde Alp bey odasından çıkıyordu. Üzerini değiştirmiş, benim için giyecek bir şeyler çıkarmıştı. " Üzerini değiştir. " Tepsiyi elimden alıp pijamaları elime verdi. Başıyla odasını işaret edince odasına girdim. Üzerimi değiştirirken onun pijamalarıyla beni komik bulduğunu hatırladım. Sırf biraz gülsün diye bundan ilk defa keyif aldım. İri olan oydu ve bana ufak tefek muamelesi yapıyordu. Yoksa ben gayet normaldim. 1.70 boyumda, 60 kilo bir şeydim yani... Salona geçtiğimde ellerimi ve ayaklarımı komik gösteren pijama ona yine kahkaha attırdı. Paçalarımı sürüyerek yürüyüp, aramızda mesafe bırakıp yanına oturdum. Burası Alp beyin geçici olarak kullandığı bir evdi. Kendi evi bakımdaydı. En son doğalgaz borularında problem olmuştu. Yani ben sadece işleriyle değil, onun hayatıyla da ilgiliydim. "Sor bakalım?" Yüzümü anında ona döndüm. Ben değil ama o benim bir sonra ki hareketimi tahmin ediyordu sanki. Beni tanıma şekli benden öteyeydi. "Eray'ın kuzeniniz olduğunu neden sakladınız." "Çünkü kafan karışacaktı. Okuyordun. Başka?" "Onun döndüğünü Zeynep annem size söylemiş bana neden söylemediniz?" "Çünkü sana dönmedi. Başka?" "Okulum bitti, sonra nede söylemediniz?" "Çünkü Eray dünyanın en yavşak insanı, seni üzecekti. Başka?" "Alp bey, her şeye bir cevabınız vardı madem neden bunca zaman sakladınız?" Burda bir nefes arası kadar bekledi. Gözümün içine bakarken onda tanımadığım şeyler oluyor gözlerinde. "Gerçekten bilmek istiyor musun?" "Evet." Ayağa kalktı. Her zaman konuşurken yürürdü, yine öyle yapacaktı. "Seninle tanışmam tesadüf değildi. Sen çalışmak için şirkete geldiğin gün aslında bu benim isteğimdi ve oldu." Şoka açıldı gözlerim. Ona pür dikkat bakarken o karşımda volta atıyordu. "Bir gün Eray için Zonguldak'a geldim. Seni orda gördüm ama sen aynı yerde olmamıza rağmen beni fark etmedin. Eray'ın seni üzeceğinden öyle emindim ki, İstanbul'a geleceğin günü tahmin edemedim bir tek. Şirkete almam kolay olmadı seni, babamdan seni şirkette tutmak için belli bir süre istedim. O zaman zarfında sen üniversite sınavını kazandın ve artık benim için şirketteydin. Grubu dağıtan Eray'dı. Senin için dönmedi, parası bitince babasıyla arasını düzeltti. Onca zaman burdaydı ve ben seni ondan kaçırdım. Çünkü o bencil bir adamdı ve ben babama karşı mahçup olamazdım. Seni okutmak ve şirkette benim asistanım yapabilmek çok uğraştım. Sen bugün tamda benim istediğim yerde kendin için varsın. Seni şirkete tutmak için bir şey yapmama gerek yok, çünkü artık seni babam bırakmaz. Aslında ben sana iyilik yaptım. Eray'ın nişanlandığı kız bile sermaye. Babası zengin ve Eray zoru göğüsleyecek bir adam değil. Asrın hatasını yapardın onu görseydin. Gerçi yedi yıl beklemen de hataydı ama neyse ki bu sana ve hayatına zarar vermedi. " " Nasıl ya? Alp bey ben mahvoldum. " " Hayır, olmadığını ikimizde biliyoruz. Sen hırslı bir kadın oluyorsun. Onun aşkından ölüp bitmiyorsun sen, sen onun canını yakmak istiyorsun. Çünkü sen onu sevmiyorsun. " Hiddetle ayağa kalktım ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Her şeyi bu kadar iyi bilen bir adama onu şaşırtacak bir soru soramıyordum ve bu beni deli ediyordu. Gerçekten onun dediği gibi mi oluyordum. " Seni ilmek ilmek işledim ben. Senin bu hırsın benden geçti. Ben büyüttüm seni, şimdi sen kafana göre serserilik edemezsin. Benim adım altında olmayabilirsin şirkette ama benim asistanımsın ve ben her şeyin mükemmel olmasını isterim. Sen hayatıma dokunmasına izin verdiğim tek kadınsın. Annem bile bu kadar tanımaz beni. İntikam mı alacaksın, al. Canını mı yakmak istiyorsun, yak... Benim yanımda, benim kanatlarım altında, benim adımla yap. Sana benden bu konuda tam destek ama bana söz ver. Bir daha ona inanamayacaksın. " Bazen böyle olurmuş. Alp beyin bana karşı olan tavırları aslında hep planlıymış. Hayır, ona kızmıyorum. O benim babamdan daha iyi gözetti beni. Beni yarattı, daha ne söylenir ki... "Peki beni bu kadar önemsiyor olmanızın sebebi ne?" "Bunun anlamamış olman ayrıca ayıp ya zaten." Anlamadım. Gerçekten bu kastettiği şeyi anlamadım. "Söz. Ona inanamayacağım." "Güzel, iyi geceler." Yine konuşmayı bitirdi ve hızla odasına çekildi. Kafamda yepyeni bir soru var şimdi. Alp bey beni neden bu kadar önemsiyor?
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD