KANDIRILMIŞLIK

3936 Words
Alya, kendi fakültesinin bahçesine vararak sakin bir banka oturup ağlamaya devam etti. Havanın soğukluğuna inat bedeni yaşadığı bu olay karşısında şok etkisi ile ısınmaya başlamıştı. O bugüne kadar anne ve babasından üniversite haricinde hiç ayrı kalmamıştı ve okuduğu okulu çok sevmesine rağmen ailesinden ayrı kaldığı için onları üç yıl geçmesine rağmen hala çok özlüyordu bu özleminin dışında onları kaybetmeyi düşünemiyordu bile. Az önce yaşadığı olay onu dumura uğratmıştı. Koskoca adam tahminen yirmi dört veya yirmi beş yaşlarında anne diyerek küçük çocuklar gibi ağlamıştı. O kadar içten ağlamıştı ki Alya’nın kalbine işlemişti acısı. Kendisini bu kadar etkileyen bir olay karşısında sadece oturduğu bankta ağlamaktan başka bir şey gelmemişti ellerinden. Sınavına bir saat vardı ve Alya kendisini sınav için bir türlü toparlayamıyordu, gözlerini her kapatışında kendisine uzatılan elleri ve ağlamaktan dolayı kızaran mavi gözleri görüyordu. Bursa bugün daha da soğuktu, Alya’nın yüzüne kar ile karışık bir rüzgar çarptığında Alya soğuk havanın etkisi ile biraz daha kendisine gelmişti. Oturduğu bankın soğukluğunu şimdi daha iyi hissediyordu, gözleri ağlamaktan dolayı kızarmış ve gözyaşları onu üşütmüştü. Siyah montunun cebindeki telefonu çıkararak saatine baktığında geçen zamanın farkında olmadığı için şaşırmıştı. Sınavına on dakika kalmıştı ve Alya okula ders notlarını tekrar etmek için erken saate gelmek istemişti ama işler planladığı gibi gitmemiş, üzerine psikolojisini alt üst edecek bir olayın ana karakteri olmuştu. Psikolojisi küçüklüğünden beri zayıftı kendisi de bunun gayet farkında idi bu yüzden her zaman sakin ve sessiz bir hayat yaşamak için elinden geleni yapıyordu ama bu hayat ona sakinlik süresini çoktan doldurmuş olduğunu söylemek yerine ona böyle bir olay yaşatmayı tercih etmişti. Çantasını düzelterek ayağa kalktı ve bir süre çevresindeki tek tük insanları umursamadan derin derin nefesler alıp verdi. Soğuk ve çam ağaçlarının kokuları ile çevrelenmiş temiz hava. Ciğerlerine nüfuz ederek zihnini biraz daha berraklaştırmıştı. Yaşanan olayın küçük bir tesadüften olduğunu söyleyerek kendi kendini teselli etmeye başladı. Alya yavaş adımlar eşliğinde sınavının bulunduğu sınıfa doğru ilerlerken her adımında kendini biraz daha iyi hissediyordu. Ağlamaktan dolayı göz pınarları acısa da bu olayı bir daha yaşamayacağına emin olduğu için bu acıyı da tek seferlik yaşayacağını varsaydı. Sınava gireceği sınıfın kapısına geldiğinde içerisindeki biraz kalan huzursuzluğu da göz ardı ederek sınıfına girdi. Aradan geçen bir saatin sonunda Alya tamamen yaşadığı olayı unutmuştu, girdiği sınavın iyi geçmesinin verdiği rahatlama ile kendisine bir kahve almak içine kantine doğru ilerlerken telefonunun titreşimi ile durdu ve arayan kişiyi görmek için telefonunun ekranına baktı. Arayan kişinin ismini görmesi ile Alya’nın gözleri sevinç ile parıldamaya başlamıştı. Geçen yıl tanıştığı andan beri hoşlandığı kişi olan Ömer arıyordu. Heyecan ile telefonun açma tuşunu yana kaydırdı “Efendim” “Merhaba Alya, sınavın bitti değil mi? Beraber kahve içelim mi?” Alya’nın dudakları duydukları sözler ile ışıl ışıl bir gülümsemeye sebep olmuştu, bir yıldır hoşlandığı çocuk sonunda ona karşı hislerine karşılık veriyormuş gibi hissediyordu. Ömer’i telefonda daha fazla bekletmek istemiyordu “Tabii ki Ömer, senin de sınavın bitti değil mi?” “Evet evet artık geçen sınavlardan bahsetmek istemiyorum. O zaman neredesin yanına geleyim beraber kafeye geçelim.” “Tamam o zaman senin dediğin gibi yapalım, fakültenin önünde bekliyorum.” “Tamamdır geliyorum görüşürüz canım.” Telefonun kapanmasının ardından Alya’nın yüzünde oluşan mutluluk tebessümü daha da artmıştı. Yakınındaki bir banka oturarak Ömer’in gelmesini beklemeye başlamıştı. Ömer ile geçen yıl bahar şenliklerinde ortak arkadaşları olan Begüm sayesinde tanışmışlardı, tanıştıkları ilk anda Ömer’e karşı bir çekim hissetmeye başlamıştı Alya ve bu çekim aralarında günden güne artmaya devam etmişti. Başlarda Ömer’e karşı hissettiklerinin karşılıksız duygular olduğunu düşünmüştü ve bu yüzden Ömer’e karşı hissettiklerini en yakın arkadaşı Begüm’ e bile bahsetmemişti. İçinde her geçen gün büyüttüğü hislerine bu yıl Ömer’in karşılık verdiğini hissediyordu. Alya, hislerine tamamen karşılık bulabilirse Begüm ve Elif’e anlatmak istiyordu, içinden anlatacağı günün yakın olduğuna dair his yaşıyordu. Birkaç arkadaşının yanına gelmesi ile Ömer gelene kadar girdikleri sınav ve birkaç gündelik konulardan konuştular. Alya her geçen saniye Ömer’i görmek için içinden saniyeleri sayıyordu, on dakikanın ardından yanlarına siyah dağınık saçları, uzaktan bile fark edilebilecek seviyede mavi gözleri ile Ömer Alya ve arkadaşlarının olduğu tarafa doğru yaklaşmaya başladı. Alya, Ömer’in kendisine doğru yaklaştığını gördüğü an hızlanan kalbi ile arkadaşlarına veda ederek Ömer’e doğru yürümeye başlamıştı, her adımında hızlanan kalbi tüm bedenine bir ısı dalgası yollamaya başlamıştı. Tam ortada buluştuklarında Alya karşısındaki Ömer’i baştan aşağı çaktırmadan süzmeye başlamıştı aslında süzdüğü çok belli olsa da Ömer onu bozmamış ve sanki farkında değilmiş gibi davranıyordu. Alya ise karşısında siyah pantolon üzerine siyah kazağı, siyah kısa montu ve siyah çizmeleri ile siyahın asilliğini bu kadar güzel taşıyan Ömer karşısında hayranlığını gizlediğini sanarak ona aşkla bakmaya devam ediyordu. “Merhaba kış portakalı” Alya Ömer’in kendisine seslenmesi üzerine utanç ile kızaran yanaklarını gizlemeye çalışarak bakışlarını Ömer’in gözlerine sabitlememeye çalışmıştı. Karşılaştıkları ilk anda Ömer’i baştan aşağı izlemek ile meşgul olduğu için selam vermeyi unutmuştu ve şu an yakalandığını hissediyordu. Ömer’in kendisine bu hitap etme şeklini ise ikinci kez duyuyordu. Kendisi doğuştan turuncu saçlara ve turuncu kaşlara sahipti. Burnunun üzerini kaplayan turuncu çilleri ile gerçekten portakalı andırıyordu ve Ömer tanıştıkları gün ona şaka olarak Kış portakalı demişti. o gün çok utanmış ve kendisine yapılan şakayı yanlış anlayarak kendisini hiç beğenmediğini düşünmüştü. Ömer o gün yaptığı şaka için ondan özür dilemiş ve şu ana kadar Alya’ya böyle lakaplar takmamıştı. Şu an ise Alya kendisine söylenen hitap şeklinden hoşlanmıştı. Çocukken kendisi ile geçilen dalga konusu şu an onu asla rahatsız etmiyordu. Sadece Ömer’e özel bir kış portakalı olmak onu gerçekten heyecanlandırıyordu. Ömer söylediği hitaptan sonra kendisini sessizce izleyen ve yanakları kızarmış Alya’ya karşı “acaba yanlış mı yaptım?” Demekten kendisini alamamıştı tam Alya dan özür dilemek için dudaklarını aralamıştı ki Alya’nın gülümseyen dudaklarını görerek geri vazgeçti. “Merhaba Ömer, nasılsın?” Ömer bir süre Alya’nın gülümseyen dudaklarında takılı kaldı, onun bugün keyfinin yerinde olmasından ötürü gerçekten memnun olmuştu. Bugün onunla gerçekten konuşmak istediği bir konu vardı ve moralinin bozuk olmasını asla istemiyordu. Ömer gülümsemesine gülümseme eşliğinde karşılık verdi “İyiyim Alya sen nasılsın?” “Bende iyiyim. Özür dilerim hava çok soğuk ve seni bu soğukta dışarıda tutuyorum.” “Saçmalama Alya, asla öyle düşünme hadi kafeye geçelim orada sıcak ortamda sohbetimize devam ederiz zaten artık etrafımda sınav ile ilgili konuşan kimseyi duymak istemiyorum.” Ömer’in söyledikleri üzerine hafifçe güldü Alya ve beraber yürümeye başladılar. Her adımlarında Alya hızlanan kalbinin seslerini kulaklarında işitiyordu. Yanında Ömer’in varlığının olduğunu bilmek onu o kadar mutlu ediyordu ki birkaç saat önce yaşanan olay aklından uçup gitmişti. Bursa’nın soğuk ve insanı ayık tutan soğuğu eşliğinde hislerinin gerçek olduğunu düşünüyordu Alya bu hisleri Ömer’e söylememek için kendini çok zor tutuyordu. Hafifçe başını kaldırarak yanında yürüyen Ömer’e baktı. Siyah ne kadar güzel yakışmıştı ona böyle. Yandan hafif kemerli burnu, sert duran kaşları, üçgen çenesi sanki her detayı Ömer için özel çizilmiş ve yerlerine yerleştirilmiş gibiydi. Ömer, Alya’nın kendisine baktığını hissederek bakışlarını Alya’nın bakışlarına sabitlediğinde, Alya anından kızarmaya başlamıştı. Bakışlarını hemen önüne çekerek ani bir kalp krizinden kendisini kurtarmıştı. Sessiz bir şekilde hafifçe yağan karın altında Üniversitenin kafesinden içeriye adım attılar. Alya, dışarıda yağan karı seyredebilecekleri bir yere oturmak istiyordu, Ömer’in bakışları karşısında içinin eridiğini hissediyordu ve kendisini bu durumdan yağan karı izleyerek kurtaracaktı. Tam istediği gibi cam kenarında bir masaya oturarak iki kahve sipariş ettiler. Alya masanın altından heyecandan titremeye başlayan dizlerini görmezden gelmeye çalışıyordu. Nedenini bilmese de Ömer ile karşılaştığından beri içinde tarifi imkânsız bir heyecan hissetmeye başlamıştı. Bugün hayatında bir yıldır beklediği o an gerçekleşebilirdi zira Ömer de karşısında heyecandan dolayı ellerini tam olarak nereye koyacağını şaşırmış bir halde idi. Ömer’i ilk kez bu şekilde heyecanlı ve kendisini kontrol etmekte güçlük çeker bir vaziyette görüyordu. İçindeki heyecanı onu bu şekilde gördükçe daha da artmaya başlamıştı. Gelen kahveler ile ikisi de kendi heyecanlarını yatıştırmaları için birer yudum aldılar. Alya henüz kahvaltı etmeye vakit bulamamıştı. Normalde aç karna kahve içmeyi sevmezdi ama Ömer’in teklifini asla reddedemezdi bu yüzden aç karna içtiği kahve bile Ömer’in yanında çok lezzetli gelmişti. Ömer, dikkatli gözler ile karşısında kahvesini yudumlayan Alya’yı seyrediyordu, gerçekten bugün keyfinin yerinde olmasına çok sevinmişti. Onunla konuşacağı önemli mesele için özellikle en keyifli olduğu anını kollamıştı, Alya Ömer’in kendisine bu kadar dikkatli bakması karşısında kızararak etrafı seyretmekten başka bir şey yapamaz halde idi. Onun ile göz teması kurmaya utanıyordu ama Ömer’in mavi gözlerine ise sonsuza kadar bakmak isteyen tarafına da engel olamıyordu. İkisi de aralarındaki sessizlikten hem mutlu hem de tedirgin oluyorlardı. İkisi de konuşmayı başlatmak için karşısındaki kişiden bir adım bekliyordu. Saniyeler dakikalara dönüştüğünde ilk adımı atan Ömer oldu. “Sınavın nasıl geçti Alya?” Ömer’in konuşmaya başlaması üzerine Alya, onun güzel sesini işitmekten ötürü o kadar mutlulukla dolmuştu ki kalbinin kulaklarında atma sesini bastırarak tüm çevresinden kopmuş sadece Ömer’in sesine odaklanmıştı. Onun mavi gözlerine bakmak için bakışlarını Ömer’in mavi okyanusları andıran gözlerine odakladı. Elindeki kahve bir an dökülecekmiş gibi olmuştu. Ömer’in mavi gözleri sadece bir saniyeliğine de olsa birkaç saat önce kendisine “Anne!” diye haykıran o çocuğun gözlerine dönüşmüştü. Sadece bir saniyelik bu sürede Alya elindeki kahveyi dökmekten son anda kurtularak bardağı masanın üzerine bıraktı. Yaşadığı o an o kadar kısa sürmüştü ki üzerinden geçip giden ani şoku, kendisine dikkatle bakan Ömer bile fark edememişti. Hızlıca kendisini toparladı Alya, yaşanan olayı çoktan unuttuğunu sanıyorken bir anda o gözleri karşısında gördüğünü sanmıştı, Ömer sorduğu sorunun cevabını hala alabilmek için sabırla Alya’yı izliyordu. Alya, tekrar Ömer’in bakışlarına odaklandığında tekrar o anı hızlıca zihninden silmişti. Ömer’in kendisine bakan okyanuslarında kaybolmaya hazırdı ve o bakışların verdiği güven ile her şeyin üstesinden rahatlıkla gelebileceğini hissediyordu. “i-iyi geçti Ömer seninki nasıldı? Senin sınavların benimkinden daha zor olmalı.” Bir an heyecandan dolayı kekeleyerek konuşmuştu ama Ömer bunu fark etmemişti. Sorduğu soru üzerine Ömer, dudaklarını büzerek başını hafif yana çevirdi ve eli ile umursamaz bir ifadeye büründü “Benim okul, bu sınavalar yüzünden hiç bitmeyecekmiş gibi görünüyor ama yılmadan yola devam ediyorum.” Alya, Ömer’in söylediği üzerine hafif bir kahkaha attı, onun bu umursamaz tavırları bile o kadar etkileyici idi ki ona çekilmekten kendisini alamıyordu. Her ne kadar böyle söylese de Ömer’in derslerinde iyi olduğunu biliyordu Alya. İnşaat Mühendisliği son sınıf öğrencisi idi Ömer ama bu yıl Okulunu bir yıl uzatmayı planlamıştı nedenini Alya ya söylememesine rağmen Alya bu durumu kendisi üzerine alınarak kendisi ile aynı zamanda mezun olmak istediğine yorumlamıştı. Alya, Ömer ile mezun olacağı ve onu bir yıl daha her gün görebileceği için çok mutlu olmuştu ama bu hislerini her zaman saklamaya çalışıyordu. Hislerini saklamakta sadece Ömer’e karşı başarılı idi. Çevresindeki birkaç arkadaşı bu durumu çoktan sezmişlerdi ama onlarda Alya yı utandırmamak adına sessiz kalmayı tercih etmişlerdi. Alya artık içinde tuttuğu tüm duyguları serbest bırakmak istiyordu, her gün cesurca Ömer’in gülümsemesini görmek istiyordu, rüzgârda savrulan dağınık saçlarına dokunmak ve Ömer’in uzun bedenine sarılarak onun kalp atışlarını duymak istiyordu. Alya için bu istekler artık bir ihtiyaca dönüşmüş gibiydi, onun ile saniyelerini dakikalara, dakikalarını ise günlere, günlerini ise huzurlu yıllara çevirmek gibi bir dileği vardı bu duygulara Ömer’in de karşılık verdiğini hissediyordu daha fazla tutmak istemiyordu. İçinden kelimelere dökülen bir cesaret ile “Ömer?” Kendisine kızarmış yanaklar ile Bana Ömer ne söyleyeceğini duymak için dikkatle kendisine bakmıştı. Alya’nın yanakları topladığı cesarete rağmen her saniye daha da kızarmaya başlıyordu. Ömer, dışarıya nazaran bulundukları ortamın sıcaklığından dolayı kızardığını ve terlediğini düşünüyordu. Daha rahat hissetmesi için montunu çıkarması gerektiğini söyleyeceği bir sırada kendisine seslenmesinden ötürü sessizce Alya’yı dinlemeye başladı. “Efendim Alya” “B-benim seninle konuşmam gereken önemli bir konu var” Ömer de Alya ile çok uzun bir süredir önemli bir konu konuşmak istiyordu ama Alya’nın kendisi ile konuşmak istediği konuyu merak etmişti ama Ömer işini sağlama almak için kendi meselesini öncelik konusu etmek istiyordu. Yine de Alya yı kırmaktan çekinerek oda Alya’nın sözlerini devam ettirdi. “Alya benim de seninle konuşmam gereken çok önemli bir konu var ama istersen ilk sen başla.” Alya’nın vücudundaki kanların hepsi adrenalin eşliğinde yanaklarına pompalanıyor gibiydi. Sonunda beklenen anın geldiğini hissediyordu, bugün hissettiği nedensiz heyecanın bir sebebi olduğuna emindi ve belki de Ömer de bu an için beklemiş ve Alya bunu hissetmişti. Ömer’in yüzünde beliren heyecanı, hevesi kırmak istemiyordu Alya ve ilk konuşanın o olması gerektiğine karar verdi. Kızarmış yanaklarını gizlemeden cesurca baktı Ömer’in gözlerine şu an heyecanının dışarıdan bile fark edildiğine emindi ama bunların hiçbiri beklediği cümleleri duymasının yanında önemsizdi “Hayır hayır Ömer sen başla, benimki bekleyebilir.” “Emin misin?” “Evet eminim.” Sesi titremişti Alya’nın o kadar heyecanlanmıştı ki bir an sesini bile kontrol edemez hale gelmişti. Ömer yüzüne yerleştirdiği heyecan dolu ifadesi ile kendisine baktığında “Evet, işte bir yıldır beklediğim o an geldi.” Düşüncelerini dile getirmemek için sessizce dudaklarını birbirine bastırarak beklemeye başladı. Ömer, kahvesinden bir yudum alarak dudaklarını ıslattı ve Alya’nın bir yıl boyunca kendisinden beklediği cümleler, Ömer’in dudaklarında yerini kalp kırıklığına çevirecek cümlelere dönüştü. “Biliyorsun Alya, biz seninle geçen yıl Begüm aracılığı ile tanıştık. Sen Begüm’ün en yakın arkadaşısın, gerçekten sana verdiği değere en iyi ben şahit oldu. Zaman geçtikçe senin gerçekten iyi biri olduğunu anladım. Şu an senden isteyeceğim şeyi çok düşündüm ama başka bir yol bulmaya cesaret edemedim. Ben Begüm ile tanıştığımızdan beri ona aşığım ama hislerimi ona söylemeye cesaretim yok, bana bu konuda yakın arkadaşı olarak sen yardım eder misin?” Alya duyduklarının bir an gerçek olup olmadığını anlayamamıştı. İçerisinde, kalbinin köşelerinde başlayarak ortasına doğru ilerleyen bir çatırdama hissetti. Hissettiği kalp kırıklığı o kadar güçlüydü idi ki kalbi göğüs kafesine baskı uygulamaya başlamıştı, aldığı nefesler kısa ve sık bir hal aldığında Alya’nın bir anlık gözlerinin önü kararmıştı. Aldığı nefesler boğazında bir düğüm oluşturmuştu, ciğerlerine ulaşamadan tekrar havaya karışıyorlardı, göz pınarları hissettiği acı ve kırgınlığı dışarıya taşımak için gözyaşlarını göz pınarlarına taşımaya başlamıştı. Ömer’in ağladığını görmesini istemiyordu bu yüzden anında bakışlarını dışarıya sabitledi. Ciğerlerine ulaşamayan havası kısa kısa içine çekmeye çalışıyordu. Hala olayın şokunu atlatamamıştı bu yüzden Ömer’in söylediklerini tam olarak idrak edemiyordu. Saniyeler geçtikçe Ömer’in en yakın arkadaşı Begüm’e aşık olduğu gerçeği, Alya’nın yüzüne tokat gibi çarpmaya başlamıştı. Gözyaşlarını tutmak istese de akmalarına engel olamıyordu. Kalbinde hissettiği acı o kadar yoğundu ki göğüs kafesinin ağrıdığını hissediyordu. Yanaklarından süzülen gözyaşlarına hissettiği acı karışmıştı. Ömer, söyledikleri üzerine dışarıya bakarak ağlayan Alya ile şaşkına dönmüştü neden ağladığına bir anlam veremiyordu. Ona söylediklerini düşünüyordu, bilmeden onu kırdığını sanarak Ömer de üzülmüştü. “Alya iyi misin? Neden ağlıyorsun?” Alya, ilk kez Ömer’in sesini duymak istemediğini fark etmişti. Keşke yaşadıklarını geri alabilse diye düşünüyordu. İçinde hissettiği hayal kırıklığı o kadar yoğundu ki bu acıyı içinden söküp atmak istiyordu, zamanı geriye almak yaşanılan her şeyi yaşanmamış olarak kalmasını istiyordu. Aslında hayır Alay kendisini tamamen kandırılmış hissediyordu, bir yıl boyunca kendisinden hoşlandığını sandığı kişi aslında en yakın arkadaşı ile arasını yapmak için yaklaşmıştı kendisine. Hissettiği kandırılmışlık duygusunu da idrak etmesi ile midesi bulanmaya başlamıştı Alya’nın. Ağlamaktan ötürü bulanıklaşan görüşünü umursamadan göz ucu ile Ömer’e baktı. Kendisine endişe ile bakan o gözlerin bile yalan olduğunu düşündü. Ömer, kendisine kırılmış bir şekilde bakan gözleri görmesi ile endişesi artmaya başlamış ve içini tarifsiz bir suçluluk hissi kaplamıştı. Alya bakışlarını tamamen Ömer’e çevirdi, hissettiği kandırılmışlık, kırgınlık yerini öfkeye teslim ediyordu. Kandırılmıştı, bir yıl boyunca hisleri ile oynanmıştı ama buna rağmen utanmadan kendisi hakkında endişelenme hakkını bulabilen Ömer’e karşı öfkesi her saniye artıyordu. İçindeki kırılan hevesleri yaralı bir şekilde köşelerine çekildiler. Alya, Ömer’e baktıkça midesi bulanıyordu bu histen nefret etmişti. Bugün hayatında yaşamadığı ilkleri yaşıyordu ama bu en kötüsü olmuştu. Saf ve tertemiz bir sevgi ile sevdiği kişi tarafından saf ve tertemiz bir şekilde sevileceğine inanmıştı ama onun yerini kirli yalanlar ile örtülü bir duygu yumağının arasında sıkışmış gibi hissediyordu. İçindeki her şeyi kusmak istiyordu Alya, hissettiği bu iğrenç duyguları bir daha hissetmek istemiyordu, bir daha Ömer’i görerek kalbinin daha da kırılmasını istemiyordu. Dudaklarını konuşurken heyecandan titrediği adama açtı ama dudaklarından dökülen kelimeler içinin öfkesinden oluşan sözlerden oluşuyordu. “Bunca zaman boyunca sana olan sevgimi Begüm ile yakınlaşmak için mi kullandın? Yazıklar olsun, sakın bir daha benim karşıma çıkmaya cüret etme. Kime aşıksan git ona söyle.” Dudaklarından dökülen son cümlelerdi bunlar Ömer ile arasında geçen son konuşmaları olmuştu. Ömer, Alya’nın kendisine karşı bir şeyler hissettiğini çok az da olsa anlamasına rağmen kendisine gerçekten Begüm için yakın davrandığı konusunda suçlu hissediyordu. Alya’nın sözleri üzerindeki suçluluğu daha da artırmıştı ama Alya’nın bu kadar öfkeli olmasını beklemiyordu. Alya, oturduğu masadan kalkarak gözyaşları eşliğinde çantasını koluna takarak Ömer’in yüzüne bakmadan ayrıldı kafeden. Arkasından Ömer onu durdurmaya çalışmamıştı, sadece seyretmişti. Hafifçe yutkunarak hissettiği suçluluğu sindirmeye çalışmıştı sadece. Alya kafeden çıkarak kendisini kimsenin rahatsız etmeyeceği, rahatça ağlayacağı bir yer aramaya başlamıştı. Her adımına gözyaşları eşlik ediyordu. Hava sanki Alya’nın duygularının bir yansıması gibi gri ve kapalı bir hal almıştı. Alya ormanlık yoluna giren bir patikaya girerek sakin bir ağacın altına oturdu. Ağaç yapraklarından ötürü karı üzerinde tutuyordu. Temiz olmasına rağmen ıslak olan toprağı umursamadan ağacın gövdesine oturdu Alya. Gözyaşları onu terk ederken içinde hissettiği acıyı da kendileri ile beraber götürmesini diledi ama olmuyordu. Her saniye yaşadığı gerçekliğin acısı onu tüketiyor gibiydi. Saniyeler geçtikçe göz pınarlarından akan yaşlar şiddetini artırmıştı. Artık sessizce değil de içindeki acıyı atmak istercesine bağırarak ağlıyordu. Kandırılmıştı, bunu nasıl yapabilirdi? Bir yıl boyunca onu düşüncelerinde en temiz yerlere koymuştu ama o en yakın arkadaşına aşık olmuştu. Aklı almıyordu Alya’nın, kelimelerin kifayetsiz olduğu o noktada idi. Hala hıçkırıklar eşliğinde ağlamaya devam ederken telefonunun çalan zil sesi ile bir an ürktü. İstemeyerek de olsa arayan kişiye baktığında daha da çok ağlamaya başladı. Begüm arıyordu. Açmadı Alya, sessize aldığı telefonun cebine koyarak ağlamaya devam etti. Yarım saatin sonunda gözyaşları isyanını usul usul akıtmaya devam etti. Bir süre sonra zihni, kandırılmışlığının parçalarını birleştirmeye başlamıştı. Ne zaman Ömer ile görüşmek istese Ömer Begüm’ün olduğu zamanlarda daha neşeli oluyordu, Begüm ile konuşurken ona gülümsemeden duramıyordu. Komik bir espri yaptığı zaman ilk olarak Begüm’e bakarak yapıyordu ve en önemlisi Görüşmelerinde Begüm yoksa genellikle işinin çıktığını söyleyerek Alya ile görüşmek istemezdi. Bir ortamda Begüm yoksa canı biraz sıkkın gibi olurdu, Begüm’ün uzaktan geldiğini gördüğünde ise bozuk olan morali anında düzelirdi. Aslında her şey açık bir şekilde ortada idi ama Alya bunu görmemişti, görmek istememişti daha doğrusu çünkü o aşık olduğu adamın en yakın arkadaşına aşık olacağı varsayımını hiçbir zaman mantığına yakıştırmamıştı. Kendisine gülen yüzünün aslında bir oyundan olduğunu bilmek kalbini çok acıtıyordu. Bir yıl boyunca sadece bir oyunun piyonu olmuştu, kalbi öfkeden, hissettiği hayal kırıklığından ötürü o kadar hassaslaşmıştı ki sanki her an kırgınlıktan dolayı atmayı bırakacakmış gibi idi. Sabahtan itibaren hızını sabit tutan kar şiddetini yavaş yavaş artırmaya başlıyordu. Alya üşüdüğünü hissediyordu ama hissettiği üşümenin hayal kırıklığından ötürü olduğunu mu yoksa normal havanın soğukluğundan ötürü mü olduğunu anlayamıyordu. Ayağa kalktığında ıslak toprağa oturmasından ötürü montu ıslanmıştı ama sorun değildi. Islanan mont kurur, yırtılan eşyaların yenisi alınabilirdi ama kırılan bir kalbin nasıl tamir edileceği konusunda bir fikri yoktu. Bugün başka sınavı olmamasına şükretti Alya, artık bu ruh hali ile hiçbir şey yapmak istemiyordu. Hissettiği duygular bedenini ağırlaştırmıştı, ilk kez adım atmakta bu kadar zorlanıyordu. Yavaş yavaş yürüdüğü patikadan geri dönerek üniversitesinin yoluna geçti. Her adımında yere yığılacakmış gibiydi, kendisini bir adım atmak için zorluyordu. Yürürken midesi bulanmaya devam ediyordu, aç karnının gurultularını ise umursamıyordu. Yurduna giderek sadece uyumak istiyordu. Alya, bedeninin onu taşımasından ötürü minnettardı. Ömer ile oturdukları kafenin önünden geçerken heyecan ile geldiği yolu hayal kırıklıkları ile dolmuş bir şekilde dönüyordu. Yurdunun yoluna vardığında hava kar yağışını artırmıştı. Elleri montunun cebinde olmasına rağmen çok üşümüştü. Yüzü soğuğun etkisi ile kızarmıştı. Bugün heyecan ile yaşadığı her eylemi şu an kalp kırıklıkları ile tekrarlamak onu bir kez daha ağlamasına sebep olmuştu. Şok içerisinde ağlayarak koştuğu yolda yine ağlayarak yurda dönüyordu. Bakışları yerde sabit bir şekilde ilerliyordu. Bir ara yürüğü yolu görmek için kafasını kaldırdığında bu sabah yaşadığı olayın gerçekleştiği yerde olduğunu görmüştü. Demans hastası o çocuğu şimdi tam anlamı ile olmasa da sevdiği bir kişiyi kaybetmenin acısını anlamıştı. Bugün korku ile kaçtığı kişinin yerindeymiş gibi hissediyordu Alya. İlk aşkını gözyaşları eşliğinde kaybetmişti ve onu asla kazanamadan tamamen kaybettiğini biliyordu. Gözyaşları sanki hiç tükenmeyecekmiş gibi ardı ardına akarken yurdun bahçesine vardı Alya, hızla kaldığı binanın merdivenlerini çıkarak 202 numaralı kapının önünde durdu. Odaya girdiğinde şansına odada kimse yoktu. Üzerindeki ıslak toprağın ve karın etkisi ile ıslanan montunu çıkardı, diğer eşyalarını da çıkararak pijamalarını giydi ve yatağına yattı. Yatağı pençenin çaprazında idi. Telefonunu sessize alarak kimlerin aradığını umursamadan yanı başındaki komidinin üzerine koydu. Gözyaşları, yastığını ıslatırken gri havada uçuşan pamuk tanelerine benzeyen karı seyrediyordu. O kadar yorgun ve kırık hissetmesine rağmen gözyaşları uyumasına izin vermiyordu. Aradan geçen bir saatin sonunda ancak uyuyabilmişti Alya ama gözyaşları o uyuduğunda bile durmamıştı. Aradan geçen beş saatin sonunda odadaki seslerin gürültüsüne uyandı Alya ama gözyaşları sanki göz kapaklarını birbirine yapıştırmış gibiydi. Bir türlü gözlerini aralayamıyordu. Zar zor verdiği çaba sonucunda gözlerini hafifçe araladı. Arkasından gelen sese doğru kulak verdiğinde duşun açılan kapısının sesini duydu. Gelen kişiyi tahmin ediyordu ama arkasına dönecek cesareti kendisinde bulamıyordu. Alya sessizce gözleri açık bir şekilde önündeki duvarı izlemeye başladı. Yarım dakika sonunda hafifçe yerinde kıpırdadığında işittiği ses ile dona kaldı “Uyandın mı?” Begüm’ün sesi ile durdu Alya. Onunla karşılaşmaya cesareti yoktu. Bugün yaşadıklarından sonra yaşanan olayı Begüm’ün öğrenip öğrenmediğini bilmiyordu ama kendisini çok utanmış hissediyordu. Sabit bir şekilde sessizce durmaya devam etti. Birkaç dakika boyunca Begüm veya Alya konuşmadı. Ömer, Alya’nın gitmesinden sonra Begüm’ü arayıp her şeyi anlatmıştı ve tabii ki o kadar zaman boyunca söyleyemediği hisleri zorla da olsa söylemek zorunda kalmıştı. Begüm duyduğunda şaşırmamıştı, Ömer’in kendisine olan ilgisinin zaten farkındaydı ama Alya’nın Ömer’e karşı olan hislerinden de haberdar olduğu için Ömer’in kendisine olan ilgisini fark etmemiş gibi yapmıştı. Gerçekte o da Ömer’i seviyordu ama arkadaşının kaybetmemek için sessiz kalmayı seçmişti ve şu an en yakın arkadaşının her saniye kendisinden uzaklaştığını hissediyordu. Bunu hissettiği için utanıyordu ama bir yanı tüm hissedilenlerin ortaya çıktığı için rahatlamıştı. Ömer’in kendisine olan sevgisinden biraz da olsa mutluluk duyduğu için utanıyordu ama buna engel olamadığını hissediyordu. Alya ile aralarının ise artık eskisi gibi olmayacağından da emindi, yine de konuşmak istiyordu Begüm. Alya ise kalp kırıklıkları ile sarmalanmış bedenini hareket ettirmeye bile güç bulamıyordu. Üniversiteden buraya kadar gelebilmesine bile şaşırıyordu şu an. Zorlukla da olsa bedenini yattığı yataktan doğrulttu, öylece yorganına yatağında bir ağırlık oluştuğunu hissetti. Begüm tam ayaklarının ucuna oturarak sessizce beklemeye başlamıştı ama Alya belki de bir suçu olmamasına rağmen Begüm’e karşı da bir öfke hissediyordu. “Alya, Ömer aradı beni bugün aranızda geçen olayı anlattı.” Umursamaz bir gülüş dudaklarını kapladı Alya’nın sanki dalga geçiyorlardı kendisi ile. Utanmadan Begüm’ü arayıp yaptığı karaktersiz oyunu mu anlatmıştı ama asıl Begüm duydukları karşısında ne tepki vermişti? Merak ettiği asıl konu buydu şu an Alya’nın. Kırık bakışları, sessizce aralarındaki bağın kopmak üzere olduğu arkadaşının hem hüzünlü hem de mahcup dolu gözlerine kaldırdı. Duyacaklarının onu tekrar üzeceğinden emin olmuştu artık çünkü Begüm’ün mahcup bakışları ve hafif kızarmış yanaklarını gördüğünde onun da Ömer’e karşı hislerinin olduğunu bariz anlamıştı. Artık bu konunu konuşulmaya değen hiçbir tarafı yoktu. Bir daha bu konunun konuşulmasını istemiyordu Alya, bunu Begüm’e de söylemek istiyordu. “Ne yaparsanız yapın” Demek istiyordu ama Begüm ona izin vermeyerek içinde tuttuğu ve artık tutmasına gerek olmayan sözlerini dile getirmeye başlamıştı. “Senin Ömer’i sevdiğini hep biliyordum. Ömer’in de bana karşı hissettiklerinin farkında idim ama seninle aramdaki dostluk benim için daha önemli idi bu yüzden ona her zaman arkadaşça yaklaştım. Gerçekten seninle olmasını istedim ama istediğimiz her şey istediğimiz gibi olmuyor. Kalbinin kırılmasını istemiyordum asla bu şekilde kırıldığın için çok özür dilerim. Ömer’in adına ben çok özür dilerim.” “Onu seviyor musun?” Tek soru sordu Alya, duymak istediği cümleler boş yere verilen teselliler değildi sadece bu sorusunun cevabını merak ediyordu. Begüm, Alya’nın sorusu üzerine sessizliğini korudu. Kızaran yanaklarını gizlemeye çalışsa da Alya çoktan fark etmişti bu sessizliğin altındaki kelimeler kendi canını yakmaya hazırlanıyorlardı. Bir süre sessiz kaldı Begüm, sadece öylece bakmak ile yetindi. “Onu seviyor musun Begüm? Cevap ver, dürüst ol.” Begüm, özür dileyen bakışları Alya’nın öfkeden şimşekler çakan bakışlarına çarptığında yutkundu. Vereceği cevabın aralarındaki ince bir tel halini alan bağlarını tamamen kesip atacağını biliyordu ama artık yalan söylemek istemiyordu, hislerini arkadaşı için gizlemişti ama yine de kader dönüp dolaşarak tekrar açığa çıkartmıştı bu yüzden mahcup ama cesur bir şekilde “Seviyorum!” O an aralarında olan bağ, Begüm’ün sözü ile kesilmiş ve bir daha birleşmemek üzere kopmuştu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD