ZAMANIN HARCADIĞI ANILAR

1185 Words
O an sadece söylediği söze odaklanmıştım, bu cevabı vereceğini gözlerindeki o bakıştan anlamıştım ama kalbim “Sevmiyorum” Demesini istemişti. Gözlerim ağlamak için göz pınarlarıma baskı yapmaya başladığında kendimi zorluyordum. Kalbim üç yıldır en yakın arkadaşım olarak gördüğüm Begüm’ü şu an sanki hiç tanımıyormuşum gibi hissediyordum. En yakın arkadaşım bir kav saniye içinde bir yabancıya dönüşmüştü, bana her zaman yakın olan tavırları birden çok uzaklara doğru gitmeye başlamıştı. İlk kez kahverengi gözlerinde sıcaklık yerine bana karşı ihanet görüyordum. Onunla geçirdiğim üç yıl şimdi bir pişmanlık hissine dönüşmeye başlamıştı. Hangisi daha zordu? Aşk mı yoksa arkadaşlık ile kurulan bağları yitirmek mi? Tek bir hissin bu noktaya gelene kadar birbiri ardına bu kadar olayı da yanında getireceğini bilmiyordum. Halbuki ben Begüm’ü gerçekten dostum sanıyordum hep, onun bana verilen en büyük şans olduğuna inanmıştım. Onunla geçirdiğim her duygunun, anının gerçek olduğuna emindim. Şu an ise her şey bir ayna misali kalbimde parçalara bölünmeye başlamıştı. Artık onunla eskisi gibi olamazdım. Keşke en başından söylese idi. Belki belki ben o zaman aralarında olduğumu hissederek en başından köşeme çekilirdim, kimseye hissettirmeden içimde yeşerttiğim o sevgiyi zamanla kimseye hissettirmeden soldurmanın bir yolunu arardım. Begüm ise yapmak istediği ve kendince benim iyiliğim için yaptığı şey arasında çok fark vardı. O aramızdan çekilmek yerine sadece aramızdan çekildiğini sanmıştı, kalbi içinde her zaman bir umut besleyerek sevgisini sözde bizim iyiliğimiz için belli etmemek yerine her an dışarıya bir fırsat ile çıkabilecek bir seviyede büyütmüştü ve sonunda o an gelmişti. Kendi ağzı ile düşündüğü arkadaşını yine kendisi yıkmıştı. Hiçbir şey demedim, ne diyebilirdim ki? Hangi kelimeler bir araya gelerek bu durumu hafifletebilirdi ki? Hangi sözler içimdeki parçalanışı durdurabilirdi? Kalbim o kadar çok acıyordu ki haykırarak ağlamak, kendimi duvarlardan duvarlara vurmak istiyordum. Begüm ise sadece benim vereceğim tepkileri izliyordu. Kalbim bir anda nefret ve kıskançlık ile dolmaya başladı, Begüm’ün yüzüne baktım. Normaldi, gerçekten sıradan bir insanda olduğu gibi idi. İkimizin de yüzleri güzeldi ama Benim yüzüm gerçekten Begüm’ün yüzünden daha güzeldi. Neredeyse her ortamda Begüm’e çaktırmadan herkes bunu bana söylerdi, fiziğim ondan daha şekilli idi. O ise sıradan kahverengi saçlar, kahverengi gözler, hafif kemerli bir burun, normal büyüklükte dudaklara ve üçgen bir yüze sahipti. Anlamak istediğim ise buydu neden ben değil de oydu sevilen? Ömerin bende göremeyip de Begüm de gördüğü güzellik ne idi ki sevilen o olmuştu? Ben ise ihanet ve kandırılmışlık duygusu ile ortada kalmıştım, neden diyordum sadece. Begüm ona bu kadar dikkatli bakmamın sebebini merak ediyor gibi baksa da artık çok fazla göz teması kurmamaya çalışıyordu. Sebebini anlayamadığım gibi hissettiğim bu acıyı da anlayamıyordum. Bunu hak edecek hiçbir şey yapmamıştı. Sadece sevmiştim, saf ve en içten bir şekilde sevmek ve sevilmek istemiştim ama anlaşılan bana sevmek haramdı. Demek ki aşk ve sevgi zehirdi ve sadece şu an hissettiğim acıya dayanabilenler bunun üstesinden gelebiliyorlardı. Tabii ki Begüm gibi olanlarda aşk ve sevgi tarafından seçilerek kutsanmış kişiler oluyorlardı. Bana göre onlar karşılarındaki insana verdikleri zararı göremeyecek kadar kör ve aralarındaki sevgiyi başkalarına verdikleri zarar ile besleyerek büyütüyorlardı. Begüm ile aynı odayı paylaşmak istemiyordum, artın onun ile aynı ortamda bulunmak kendime yaptığım en büyük kötülükmüş gibi gelmeye başlamıştı. Benimle yaşadığı her güzel anı geri gelmemek üzere gitmişti. Hissediyordum ona karşı hissettiğim arkadaşlık yerini bir hiçliğe bırakmıştı. Yeri dolmayacak sonsuz bir hiçlik hissediyordum. Ne Ömer’i ne de Begüm’ü bir daha asla görmek istemiyordum, onları her görmem de kandırılmışlık, ihanet duygularını hissedecektim. İçime yerleştirdikleri acı ise cabası idi. Bunları ilk kez yaşıyordum ve bir daha asla yaşamak istemiyordum. Anlaşılan bu olaydan çıkaracağım ders bu olmalı idi. Ben sevmemeliydim, aşk denilen bu illete tutulanın sonu benimkinden daha kötü oluyordu, hissettiğim acıdan kurtulmak için her şeyi yapmaya hazırdım ama yoktu. Fiziksel bir acı değildi göğüs kafesimi delip geçmek istercesine batıyordu kalbime. Her saniye ağlamak istiyordum ve ağlayamadıkça hissettiğim acı daha da çoğalıyordu. Geri yatağa uzandım. Sessiz bir şekilde duvar tarafına dönerek gözlerimi kapattım. Begüm de sessizce oturduğu yatağımı bir daha yakınına bile ayak basmamak üzere ayağa kalkarak usulca uzaklaşmayı seçmişti benden. Gözlerim kapalı bir şekilde firar eden gözyaşlarıma rağmen uyumak için zihnime emir vermeye çalışıyordum ama göğüs kafesimi zorlayan acı yüzünden bir türlü odaklanamıyordum. Kurşun gibi ağırlaşan bedenim her saniye uyumak için savaş vermesine rağmen bütün bedenime hükmünü geçiren bu acı benim ayık kalmamı sağlıyordu. Midem bulanmaya başlıyordu, öyle bir histi ki karnımda hiçbir şey olmamasına rağmen her an kusacakmışım gibi hissediyordum. Bana yaşattıkları bu iğrenç his yüzünden ikisini de affetmeyecektim, hayatımın alt üst olduğunu hissediyordum. Geçen seneden bu yana her günüm mutluluğa giden adımlar olarak nitelendirmeme rağmen aslında umutlarımın yıkılmasına hazırladığım bir zemin olduğundan haberim olmamıştı. Gözyaşlarım çaresizlik duygusu içinde akmaya devam ederken arkamda ise sesler duyuyordum. Begüm, birkaç kez dolabının kapağını açıp kapatarak bir şeyler yapmıştı. Bir ayakkabı giyme sesi duyduğumda dışarıya çıkmak üzere olduğunu anlamıştım, gitmesini istiyordum bu odada durmak istemiyordum artık. Bugün odamı değiştirmek için memurun yanına gidecektim, Begüm tam çıkmak üzere iken ikimizin bulunduğu odanın içerisini bir zil sesi kaplamaya başladı. Çalan telefon Begüm’ün idi, arayanın kesinlikle Ömer olduğuna iddiaya giriyordum. Begüm telefonu açmak yerine zil sesi birden kesilince sessize aldığını anladım benim yanımda konuşmak istemiyordu, normaldi o bizim değil bendim onların arasında olan ve şimdi aradaki ayrık otu gibi olan ben köklerimden çekip koparılarak onları bir daha hayatlarına girmemek üzere kuruyacağım ve yok olacağım toprağın üzerine atılmıştım. Begüm, çalan telefon üzerine hareketlerini daha da hızlandırmıştı. Gelen seslerden bunu anlayabiliyordum. Odadan çıktığında ise arkasından kapanan kapının sesini duymam ile aynı saniyede Begüm’ün açtığı telefonu duymuştum. Koridorlarımız ve bulunduğumuz odaların duvarları ince olduğu için koridorun sonuna kadar telefon ile hafif bir yüksek ses ile konuşsanız çok rahat duyuluyordu. Anlaşılan Begüm bu durumu bilmesine rağmen beni görmediği sürece artık bir sorun olmayacağını düşünerek sesli bir şekilde açmıştı telefonu “Efendim Ömer” söylediği cümle ile arayanın Ömer olduğunu kesinleştirmiştim. Nasıl bana karşı hissettirdikleri kötü duyguları bu kadar basitleştirebilirlerdi? Sanki yaşanan olayların hiçbiri gerçek değilmiş gibi konuşmalarına gülüşmelerin eklendiğini duyduğumda yattığım yataktan fırlayarak koridora çıktım. Begüm, koridoru yarılamıştı. Uzun koridorun her adımında sanki yeni başlayan aşklarını ilan etmek ister gibi sesi yankılanır bir seviyeye çıkmıştı. Koridorun sonuna kadar Ömer’in her cümlesine hafif bir kahkaha olarak cevap vermişti sadece koridorun sonunda bulunan kapıdan çıkmadan önce bir cümle söylemişti. “Evet, konuştuk doğruları söyledim. Seni seviyorum ama Alya ile arkadaşlığımız bitti eminim.” O an duyduğum cümle ile içimde her saniye kabaran bir öfke hissetmeye başlamıştım. O kadar sinirlenmiştim ki kalbim boğazımda atıyordu. Koşup o telefonu elinden almak ve Ömer’e bana karşı hissettirdiği onca kötü hislerden sonra nasıl normal bir şekilde hayatına devam edebilmelerinin hesabını sormak istiyordum. Begüm’e ise hayretler içerisinde bakıyordum. Az önce bana nneim için aradan çekildiğini söyleyen kişi mi bunları söylüyordu? Hissettiğim ihanet duygusu o kadar güçlüydü ki sinirden yanımdaki duvara bir yumruk atmıştım. Attığım yumruğun ben hariç yine kimseye bir zararı olmamıştı. Ruhsal bir çöküntü içerisinde iken birde bir anlık aptallık ile duvara attığım yumruğun parmak boğumlarımı soyarak acımasına sebep olmuştum. Geri odama girerek kapıyı kapattım ve direk dolabıma yönelerek için montumu alarak üzerime geçirdim. Bugün ıslak toprağa oturduğum için ıslanan montum hafifte olsa klimanın sıcağında kurumuştu. Bugün ne mutluluklar ile giydiğim her eşyam en kötü anımın şahidi olmuşlardı. Odadan çıkarak, yan binamdaki memurun odasına yöneldim. Soğuk havanın çıplak ayaklarıma nüfus etmesini umursamadım. Bugün bu odadan gidecektim, arkamda ise ihanetler ve çelişkiler arasında kalan anılar bırakacaktım sadece.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD