Elvan’ın Anlatımından
Yaman odadan çıktığında çıplak bir şekilde yatakta Uzanıyordum. Az önce ne yaşandı bilmiyorum ama içim buruktu. Her seferinde işini bitirip üzerimden kalkıyordu; oysaki bir kere benim ne hissettiğimi sormuyordu.
Sanki ben onun karısı değil de kölesiydim; cinsel arzularını karşılayıp üzerimden kalkıp gidiyordu.
O gün çarşıda görüp de aşık olduğum adamın gerçek yüzü bu muydu? Ama ben onu çok farklı düşünürdüm; onu ilk gördüğümde o sert ifadesinin altında yumuşak bir kalbi olduğunu zannederdim ama yanılmışım.
O acımasızdı, hem de çok acımasız. Gözlerim dolmuştu, boğazımda bir yumru oluştu. Her yerim ağrıyordu; dokunduğu her yer ağrıyordu. Üzerimdeki hareketleri bu sefer hoyratçaydı, canımı çok yakmıştı ama en çok da kalbim acıyordu.
Yataktan doğrulduğumda bileklerime baktım, iz çıkmıştı. O kadar çok çırpınmıştım ki kemerin izleri çıkmış, kızarmıştı. Gözümden bir damla yaş düştü. Kaderime ağlamak istedim; sanki bu hayata esir olmaya gelmiştim. Asla özgür olamamıştım; yıllardır annem beni konuşamıyorum diye esir etmişti, şimdi de Yaman bana aynısını yapıyordu.
Benim kaderim değişmiyordu; insanlar değişiyordu, işkenceler değişiyordu ama acı hep aynı kalıyordu. Hep canı yanan bendim. Sadece acı çekmiyordum; çektiğim acıları söyleyemiyordum bile. Dilsiz kalmıştım; çünkü bu hayata sanki sessizce acı çekmek için gelmiştim.
Ellerime baktığımda Yaman’a sarılmaya çalıştığım an geldi. Onun o güçlü sırtına ellerimi koyup sarılmaya çalıştım ama izin vermemişti. Ben her şeye rağmen ona sarılmak istemiştim ama o izin vermemişti.
Ellerim titrediğinde ağlamak üzereydim, kendimi zor tutuyordum.
Yavaşça ayağa kalkıp banyoya gittiğimde kasıklarımda bir ağrı vardı; yürümemi zorlaştırıyordu ama umursamamaya çalışıyordum.
Sıcak suyu açıp altına girdiğimde sırtımı duvara yasladım. Kalbim o kadar acıyordu ki nefes aldıkça daralıyordum. Sırtımı soğuk duvardan aşağı kaydırıp ve zemine oturudum ağlamaya başladım. Kendi acınası halime ağladım.
Zaten ben sadece ağlıyordum, başka hiçbir şey yapmıyordum.
Banyodan çıktıktan sonra dolaptan yeni bir elbise giydim. Saçlarımı kurulayıp taradıktan sonra gözlerim yerdeki yırtılmış elbiseme takıldı. Yerden aldığımda elbiseye baktım; Yaman’ın paramparça ettiği elbiseye... Kalbimi paramparça ettiği gibi parçalamıştı elbisemi.
Etraftaki eşyaları yerden toplayıp hepsini çöpe attıktan sonra yatak çarşafını değiştirdim.
Yaman’ın bıraktığı tepsiyi elime aldığımda, iki gündür yemek yemememe rağmen canım bir şey çekmiyordu ama kendimi zorlayıp bir iki lokma yedim. Sandviçten sonra da portakal suyunu içip oraya bıraktım. Bu bile o kadar doyurmuştu ki beni, midem bulanacaktı neredeyse.
Odadan çıkamayacağım için elime telefonumu alıp ilk saate baktım; saat ikiye geliyordu. Sonra da gelen mesajlara baktım. Bizim üçlü kız grubundan, yani "Aşksız Güller"den mesaj vardı.
O kadar çoktu ki hepsini teker teker okumaya başladım. Melike ile Sevda benim evlendiğimi öğrenmiş olacak ki mesajlar ful benim hakkımdaydı.
Melike: "Elvan gerçekten Yaman Karaz’la mı evlendin?" Sevda: "Elvan yaşıyor musun?" Sevda: "Melike bu acımasız Kara Yaman kızı öldürmüş olmasın?" Melike: "Elvan cevap ver merak ediyoruz." Sevda: "ELVANNNNNNN" yazmıştı.
Genelde hepsi bu tür mesajlardı. Burukça gülümseyip, "Selam Aşksız Güller, merak etmeyin yaşıyorum," yazdım. İkisi de dakikasında cevap vermişti.
Melike: "Kızım dündendir neredesin ya, evlendiğini duydum!" yazmıştı.
Sevda: "Şükür kızım cevap verebildin, ben de öyle bir şey duydum. Gerçekten Yaman’la mı evlendin?" Dediklerinde yazdım: "Evet kızlar maalesef ki evlendim."
Melike: "Ohaaa kızım sen ciddi misin ya?" Sevda: "Gerçekten, sadece bir gün yalnız bıraktık seni ve sen evlendin mi? İnanmıyorum kızım sana." Gülümsedim, ben de inanamıyordum ama olmuştu bir şekilde işte.
Melike: "Peki Yaman nasıl birisi Elvan?" dediğinde bir süre mesaja baktım.
Önceden sorsalardı, yani onu daha tanımadan, çok güzel şeyler söylerdim ama şimdi içimden sadece tek bir cümle geçiyordu: Acımasız.
Abimi vurmuştu, beni bir fahişe gibi kullanıyordu... Tabii bunların hiçbirisini yazmadım. Yine gözlerim dolmaya başlamıştı. Adım sesleri duyduğumda aceleyle, "Şu an biraz işim var ama daha sonra anlatırım, kendinize iyi bakın," yazıp gönderdim ve telefonu kapattım.
Yaman kapıyı açıp içeri girdiğinde sinirliydi, her zamanki gibi.
Yaman’ın Anlatımından
Odadan çıktığımda içimde garip bir sıkıntı vardı ama nedenini bilmiyordum. Elvan’ın yüzündeki ifadeden miydi yoksa başka bir şeyden miydi bilmiyorum ama beni boğuyordu bu sıkıntı.
Telefonum çaldığında cebimden çıkarıp baktım; şirketteki asistanım Melis arıyordu. Açıp "Buyur Melis," dediğimde saygı dolu bir sesle, "Yaman Bey, yarın Miran Mirza sizinle görüşmek istiyor, müsait misiniz?" dedi.
Her ne kadar o piçle görüşmek istemesem de iş imzalamak zorunda olduğum için kabul etmeliydim.
Sert bir sesle, "Yarın saat bir gibi müsait olduğumu söylersin Melis," dediğimde "Tabi efendim," deyince telefonu kapattım. Bir de başıma Miran puştu çıkmıştı.
O adamla ailelerimiz yakındı ama ben ondan nefret ederdim. Bana attığı kazığı unutmamıştım. Sinirle odaya doğru yürüyüp içeri girdiğimde Elvan yatakta oturuyordu. Gözlerim tepsiye takıldığında kaşlarım çatıldı; neden sandviçi bitirmemişti? Hatta neredeyse yememişti.
Ona baktığımda ilk kez bana daha duygusuz, soğuk bir şekilde bakıyordu. Ne olmuştu şimdi birdenbire buna? Daha az önce bile böyle değildi. Şimdi ne değişmişti? Her zaman ona baktığımda bana karşı bir duygu olurdu o gözlerde; bazen öfke, bazen korku bazen de karmaşık kırılgan duygular olurdu ama asla böyle soğuk ve duygusuz bakmazdı.
Tepkisizce bana bakıyordu; bu hali bile beni sinirlendirmeye devam ediyordu.
"Buraya gel," dediğimde sözümü ikiletmedi; kalktı ve yanıma geldi. Şaşırıyordum, ne değişmişti birden anlamadım.
Yanıma geldiğinde, sırf belki de gözlerinde bir duygu görmek için ona bilerek "Üzerimdekileri çıkart," dediğimde bana baktı sadece. Baktı; ne şaşırdı ne de gözleri büyüdü. Aynı tepkisizlik...
Yavaşça ellerini yakalarıma koydu. Birinci düğmeyi açtı, sonra yavaş yavaş elini göğsüme sürte sürte düğmelerimi açtığında yüzünde hiçbir ifade yoktu. Sinirlendim, hatta öfkeden delirmek üzereydim ama bir şey yapamıyordum.
Son iki düğme kaldığında ondan hiçbir şey yoktu ama benim penisim hafiften kalkmıştı; onu arzulamaya başlamıştım. Ellerini tutup yüzüne baktığımda hala bir ifade yoktu. Sert bir sesle, "On dakika içinde çalışma odama kahve getir," deyip ellerini üzerimden çektim ve banyoya girdim.
Hızlıca bir duş alıp üzerime yeni bir açık mavi gömlek ve kumaş siyah bir pantolon giyip çalışma odama doğru gittim. Masama oturup dosyayı yeni açmıştım ki kapı tıklatılıp açıldı.
Kafamı kaldırıp baktığımda Elvan elinde kahve tepsisi, yüzünde aynı ifadeyle içeri doğru girdi. Her adım attığında topuklu ayakkabısının sesi taş duvarlarda yankılanıyordu. Tepsiyi masanın üzerine bırakıp yine ifadesiz gözlerle yüzüme bakıp hafifçe gülümseyip saçlarını savurarak doğrulduğunda, saçlarının o güzel kokusu burnuma doldu.
Arkasını dönüp gideceği esnada elini tuttum. Bana döndüğünde, neden birden böyle değişmişti hiçbir fikrim yoktu ama madem o böyle davranıyordu, ben ona yapacağımı biliyordum. Dudaklarımda çarpık bir gülümsemeyle "Nereye gidiyorsun?" dediğimde kaşları çatıldı.
Elini çekip işaret diliyle, "Kahveni getirdim, şimdi müsaadenizle odama çıkıyorum ağam," dediğinde işaret diliyle de "ağam" demesi bir tuhafıma gitti.
Elini tutup hızla kendime çektiğimde kucağıma düştü. Bir an şaşırıp kaldı. Sonra kalkmaya yeltendiğinde onu belinden tutup havaya kaldırdım, iki bacağını yanımda açıp oturmasını sağladım. Ellerim belindeyken göğsüme vurup kalkmak istediğinde onu kendime bastırdım. "Müsaadem yok, odaya gidemezsin."
Sinirle bana bakıp işaret diliyle "Neden?" diye sorduğunda, yüzüne yaklaşıp tehlikeli bir şekilde gülümseyip "Kahveyi getirdin, peki içirmeyecek misin?" dedim. Şaşırdı. Şaşkın bir şekilde bana baktı, bir süre durdu sonra o da tehlikeli bir şekilde gülümseyip kafasını sallayıp bana yaklaşarak el işaretiyle: "Peki nasıl içmek istersin? Öpüşerek mi? Yoksa göğüslerimden aşağıya döküp senin yalayarak içmen mi? Ya da vajinama döküp senin emerek içmen mi?" dediğinde kaşlarım çatıldı.
İçimden bir küfür savurdum. "Siktir!" deyip ona baktığımda o gülümseyen bir ifadeyle bana bakıyordu.
Ulan ne olmuştu bu kıza böyle? İçimde arzu ateşi yandığında, cevap vermediğimi gördüğü için eline kahveyi alıp dudaklarıma getirdi. Şu an konuşuyor olsaydı beni böyle bile boşaltacağına yemin edebilirdim. Şu an penisimin üzerine oturmadığı için seviniyordum çünkü kalkmıştı.
Hiçbir cevap vermedim. Dudaklarımı aralayıp kahveyi bana yavaş yavaş içirmesine izin verdim.
Kahve bitmeye yakın elindeki fincanı bırakıp yanına getirdiği lokumlardan birisini dudaklarımın arasına koydu. Ben daha ağzıma almadan dudaklarımızı birleştirip lokumun yarısını o ısırdı.
Bu hareketiyle donup kaldım; vücudum gerilmeye başlamıştı. Dudaklarımı öpüp geri çekilip gözlerimin içine bakarak lokumu yemeye başladı. Bu hareketiyle adeta alev almıştım. Tam ona atılıp onu öpecekken tekrar fincanı alıp dudaklarıma getirdi. Resmen benimle oyun oynuyordu ve kazanıyordu da.
Şu an onun dudaklarını eze eze öpmek istiyordum ama kendime hakim oldum; kazanmasına izin vermezdim. Kahve bittiğinde suyunu da içirdi ve üzerimden kalktı. Eğilip kulağımın yanına gelip üflediğinde ürperdim. Siktir, ne yapıyor lan bu? Sonra kafasını kaldırıp yüzüme baktı, gülümsüyordu.
Şu an emindim gözlerimin arzuyla koyulaştığına çünkü içimde bir yangın vardı. Gözlerini daha aşağı indirip penisime baktığında gülümsedi. Kafamı indirdiğimde "Hay sikeyim!" Penisimi o kadar kalkmıştı ki pantolonumu zorluyordu resmen.
Elvan’a baktığımda doğruldu. Yüzündeki gülümsemeyle birlikte arkasını döndü ve kalçasını kıvıra kıvıra odadan çıktı. Gidene kadar gözlerimi ondan alamamıştım. O gittiğinde gömleğimin düğmelerini açıp derin nefesler almaya çalıştım.
Sikeyim seni Elvan, beni mahvetmeyi başardın! Ne kadar dosyalarla ilgilenmek istesem de aklıma onun vücudu geldiği için terliyordum. Beni öyle güzel baştan çıkarmıştı ki ne olduğunu ben bile anlamamıştım ama sıcaklık basıyordu. Oda çok sıcaktı ya da ben yanıyordum, bilmiyorum. Sinirle masadan kalkıp odadan çıktım. Avluya çıktığımda, yangınım sönsün diye konaktan çıkıp yürümeye başladım.