Bölüm 1 - Eve Dönüş Dönüş Gibi Dönüş

1298 Words
Her başlangıç yeni bir doğuştur aslında ve her giden yeni gelenler için yer açar hayatınıza. Vuslat yatakta cenin pozisyonunda uyuyup kalmış kadının saçlarını okşayarak üzerine ince bir örtü örtmüştü. Ona oğlu gibi bir sevabı bağışladığı için milyonlarca kez minnettar olması ve bunu dile getirmesi gerekiyordu ama şuan saçları başak tarlalarına bulanmış bu kadını tatmin edebileceği bir kelime türetilmemişti. Kaburgalarının içine sarılıp saklayacağı bir kadındı bu. Tibet'in ufacık bir hareketini bile hissederek gözlerini açıyor, eve geleli iki gün olmasına rağmen oğlunun ağlayışını bir an olsun kulaklarının işitmesini engelliyordu. İşte bu yüzdendir ki herkes 'Cennet annelerin ayakları altındadır' diyordu. Şakağına dudaklarını bastırarak uyuyan oğluna döndüğünde ahşap beyaz beşiğe yavaşça yaklaşmış ardından tülü parmakları arasında geriye çekerek hayatındaki bir mucizeye daha bakmıştı. Yüzündeki gülümseme, hayatının en güzel evrelerini yaşayan oğlunun masumane uyuyuşu içindi. Melek gibi bir görüntüsü vardı Vuslat'a göre, hoş evdeki herkes aynı şeyi söylüyordu ama sanki Vuslat bu çocuğun yanında o içinde büyümüş Kasırga'yı söküp atabiliyordu. Yavaşça tülü tekrar kapatıp odadan çıktığında derin bir nefes aldı ve merdivenleri dalgınlıkla çıkan Yavuz'a baktı. O denli dalgındı ki kendini fark ettiğinden bile emin değildi Vuslat. 'Yavuz' ismini söylemesi ile adam bakışlarını şaşkınlıkla abisi gibi gördüğü Vuslat'a çevirmişti. 'Dalmışım abi kusura bakma' 'Gel bakalım' diyerek çalışma odasına yöneldiğinde ayak sesleri de Yavuz'un onu takip ettiğini gösteriyordu. Hastane odasından çıktıktan sonra böyle uzun uzun dalar olmuştu Yavuz. Deniz'ine bakıyordu onda en ufak bir değişiklik yoktu. Şaşırıyordu doğrusu, çünkü kızını tanıyordu, eğer Yavuz hislerini açmış olsa Deniz bu kadar rahat olmazdı biliyordu. Çalışma odasının ahşap kokusuna adım attıklarında Vuslat kendini koltuğuna bırakmış başı ile de Yavuz'a masanın önündeki koltuğu işaret etmişti. Yavuz sakince kapıyı kapatıp yerini aldığında derinden aldığı nefesi de ciğerlerine hapis etmeyi unutmamıştı. Aşk nedir bilmem belki ama sevda ciğerlerinde oksijen olduğu halde yetmiyor gibi hissetmekti, bir umut korkularını yenmek, uzaklara bakarken sevdiğinin yüzünü görmek, her güldüğünde gülüşünü hayal etmek ve en önemlisi kalbini bin parçaya böleceğini bilsen de avuçları arasına verip filmin devamını masumca izlemekti. Yavuz ise bunların arasına kısılıp kalmış bir erkekti, diğerlerinden tek farkı ise dilinin lâl olduğu zamanın en olmadık an olmasıydı. 'Neyin var?' adam Vuslat'ın sesi ile düşüncelerinden koparken gözlerini de o tarafa çevirmişti. 'Bir şey yok desem inanmayacaksın ki abi ama bende sevdiğimin babasına bu derdi anlatacak cesaret var mı bilmem.' Vuslat adamın cevabına sadece gülümserken tek kaşı da havalanmıştı bile. 'Sevdiğin kızın babasına değil, bunca yıl abi dediğin adama dert yanacaksın Yavuz. Karşında Vuslat değil, Kasırga var farz et.' 'İyide bu söylediğin çatıdan atla demekle aynı şey abi. Kasırga işi sevdaya bulamaz, sevdayla da iş yapmaz.' 'Yavuz. Anlat.' Vuslat sabit tavrı ile konuştuğunda Yavuz sırtını dikleştirip derin bir nefes daha aldı. 'Hani ben izin istedim ya senden, hastane odasında.' 'Evet.' 'Çıktık ama benim dilim düğüm yemiş gibi oldu. Öyle ben Deniz'e baktım o bana baktı. Ağzımı açmaya çalıştıkça dudaklarıma dikiş attılar sanki. Bir kelime bile edemedim ben. En sonunda da çıkış işlemleri için Taner çağırdı zaten.' 'Sen daha kızıma sevdiğini söyleyemiyorsun Yavuz, sen daha bunu yapamazken benden Deniz'i başkasına yar etmememi istiyorsun. Bilmem farkında mısın ama Deniz'in çevresinde onlarca erkek var. Üstelik ailemizin haricinde.' 'Abi kurban olayım yapma böyle, zaten senin şokunu atlatamadım, azıcık zaman ver bana. Söyleyeceğim elbet ama olmuyor.' 'Deniz akşam ilkokul arkadaşları ile yemeğe gidecek biliyorsun değil mi?' Vuslat'ın sorusuna Yavuz başını sallayarak yanıt vermişti. 'Git arabasının tekerini patlat. Evde hazırlanacak. Benden araba için anahtar istediğinde senin bırakmanı söyleyeceğim. Eğer babam arabayı verirdi derse acil toplantı çağrısı olabilir de. Bu gece konuştun konuştun. Artık bırakırken mi konuşursun, yok alırken mi bilmem.' diyerek çekmecedeki araba anahtarlarından birini uzattığında Yavuz başını sallayıp uzanmıştı ki Vuslat anahtarı geri çekti. 'Ama, kızım bana gelip bunlar anlatmadan elini tuttuğunu bile görmeyeceğim. Sende bildiğimi söylemeyeceksin.' 'Bunca zaman yüzüne bakarak sevmişim asır bekletse yine beklerim abi.' 'Aferin.' diyerek Vuslat anahtarı vermiş ve bir dal sigara yakmıştı. Yavuz odadan çıkarken bilgisayarını açtığında aklında da olabilecek tüm ihtimaller vardı. Eğer ki Deniz böyle bir şeyi kabul etmez ve hisleri olmadığını söylerse Yavuz'u daha çok dışarıdaki işlere yönlendirecekti, bu ikisi içinde en iyisi olurdu. Sevdaya ne dahil olabilirdi? En çok ufak oyunlar dahildi sevdaya. Kazanmak için de kaybetmek için de ufacık oyunlar. Bazı oyunlar ihanet iken bazı oyunlar sadakat bile sayılabilirdi ancak seven bir adamın her oyununda bir nebze muzurluk da olurdu. Yavuz evden çıkacağı sırada karşı karşıya kaldığı Yiğit'e dikkatle baktı. 'Suratında pis bir gülüş var Yavuz. Ne halt yiyeceksin yine?' adamın sorusu ile Yavuz daha fazla gerginliğe katlanamayacak hale gelmişti. 'Deniz'in arabasının tekerini patlatacağım.' 'Lan ilk önce kıza aşık ol sonra arabasını harap et. Yav tamam ben normal değilim de sizde bir garip olmaya başladınız.' 'Yok abi, akşam yemeğe gidecekmiş abim de bu gece söyledin söyledin dedi. Sonra da arabanın tekerini patlat akşam araba için gelince senin götürmeni söylerim dedi.' 'Desene Vuslat Kasırga'da kayışları kopardı. Kızını seven adama akıl veriyor. Ben olsam kafasını kırarım. Yürü bana da eğlence çıksın' Yiğit'de destek çıktığında ikisi de arka tarafı dolaşarak çocukların evinin garajına dalmışlardı. Yavuz cebindeki çakıyı çıkarıp lastiğe sapladığında Yiğit çoktan kaputu açmıştı bile. 'Abi ne yapıyorsun?' 'Oğlum, Deniz Vuslat Kasırga'nın kızı. O lastiği ne yapar eder değişir. İşini garantiye al' diyerek anahtarı almış bir kaç dakikalık uğraşla aküyü çıkarıp garajdaki dolaba saklamıştı. Önüne yığdığı yağlarla dolabı kapattığında, Yavuz'da kaputu indirmişti ki geldikleri gibi sessizce kaçışları bir oldu. Çalan kapı ile Vuslat bakışlarını Yavuz'a çevirdiğinde adamın başını sallaması ile derin bir nefes alarak eve giren Deniz'e baktı. 'Deniz!' Buğlem uçar gibi ayaklandığında kızın ellerindeki kir görülmeye değerdi doğrusu. Yüzünde aşırı sinirli bir hal varken bir elinde ayakkabıları bir elinde bijon anahtarı kendini koltuğa bırakmıştı. 'Ne oldu kızım?' Vuslat'ın sorusu ile Deniz elindekileri yere bırakıp derin bir nefes almıştı. 'Lastik patlamış, değiştirdim ama şansa bak ki babacım biri aküyü çalmış ve nedense Taner evde yok. Anlayacağın arabanın farlarını açık bırakıp yine aküyü çarptı.' Vuslat'ın bakışları Yavuz'a döndüğünde adam kaşlarını havalandırıp 'ne yapayım' dercesine bakmıştı. 'Sanmam, sabah yeni akü taktı o. Neyse çıkar bir yerden, sen geç kalmadın mı?' 'Yarım saat kadar. Aslında arabanın anahtarını isteyebilir miyim diye geldim?' Vuslat başını sallayarak kaşlarını havalandırmıştı. 'Yavuz bıraksın seni, işim çıkabilir.' 'Teşekkür ederim' diyerek Deniz tekrar ayaklandığında Vuslat ellerini işaret etmişti bu defa. 'İlk önce elini temizle bence, Yavuz'da arabayı çıkarsın' Deniz koşarak merdivenleri çıkarken Yavuz'a da kapıyı başıyla işaret etmişti ki Tibet'in ağlayışı hoparlörden duyulmuştu. Buğlem'de merdivenlere yöneldiğinde evden çıkan Deniz'le Yiğit derince nefesini çekti. 'Ben demiştim, dediğimde oldu.' 'Ne dedin?' 'Yavuz'a kalsa sırf tekerin havasını alacaktı ama yeğenimi tanıyorum abi. Senin kızın nihayetinde. Ona da dedim o lastik değişir aküyü de alalım diye. Dediğim oldu.' Yavuz arka kapıyı açtığında Deniz şaşkınca adama bakmıştı. Neydi bu böyle, bunca yıldır tanıdığı adamı şoför olarak göremezdi ki. 'Yavuz kafan mı güzel senin. Sen benim arkadaşım gibisin, babama abi diyorsun.' diyerek ön kapıyı açtığında Yavuz gülerek arka kapıyı kapatmış ve yerine yerleşmişti. Arabayı çalıştırıp yola koyulduklarında adam sağ tarafından gelen parfüm kokusundan bile sarhoş oluyordu. Nasıl sevilmezdi ki böyle bir kadın. Sanki ciğerleri sırf Deniz'in kokusu dolsun diye vardı ona göre, kalbi sadece onun için hızlansın, gözleri sadece onu görsün diye vardı sanki. 'Yavuz' kızın sesi ile ona döndüğünde derin bir nefes aldı. 'Efendim?' 'Hastanede ne diyecektin, önemli bir şey gibiydi, Taner sağ olsun konuşturmadı.' işte gelmişti zurnanın zırt dediği yer. Yavuz başını sallasa da zaman kazanmaktan başka bir şey değildi. 'Şey, aslında. İş nasıl gidiyor?' 'Bunu mu soracaktın?' 'Yokta, nasıl gidiyor merak ettim, yani yeni başladın.' 'Gayet iyi... Yani zaten şirket bizim, tanıdığım insanlar.' Yavuz başını sallayıp bakışlarını yola odakladığında bu kez derin nefesin sahibi Deniz olmuştu. 'Yavuz, seni on sekizimden beri tanıyorum. Belki kuruntu dersin ama senin bir şeyin var gibi hissediyorum.' 'Kaçta orada olman gerekiyor?' adamın sorusu ile Deniz sıkıntılı nefesini bırakıp '9' demişti. 'Zamanın var, ben araba kullanırken sana bunu anlatamam, beş dakika dursak olur mu?' adamın sorusu ile kız başını usulca salladığında Yavuz arabayı sahil kenarına çekmişti. Başını koltuğa atıp yavaşça yana döndüğünde Deniz'in meraklı yüzü ile soluklanıp dikkatini kızın sıcak gözlerine odakladı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD