Bölüm 2 - Aşk-ı İtiraf

1315 Words
'Zamanın var, ben araba kullanırken sana bunu anlatamam, beş dakika dursak olur mu?' adamın sorusu ile kız başını usulca salladığında Yavuz arabayı sahil kenarına çekmişti. Başını koltuğa atıp yavaşça yana döndüğünde Deniz'in meraklı yüzü ile soluklanıp dikkatini kızın sıcak gözlerine odakladı. 'Bak. Yaptığım ne kadar doğru bilemem ama ben bazı şeyleri artık saklayamıyorum. Sol tarafımda göçük var resmen. Dediğin gibi on sekiz yaşından beri tanıyorsun beni, bende seni tabi.' 'Lafı çok dolaştırıyorsun. Kötü bir şey mi oldu?' 'Onu sen söyleyeceksin Deniz.' kız kaşlarını havalandırdığında Yavuz'u da daha dikkatli dinlemeye başlamıştı. 'Baban olamam ama ona benzediğimi, onunla aynı işi paylaştığını biliyorsun. Belki bütün bu meselelerin içindeyim diye aklına bile getirmedin ama-' genç adam bakışlarını kaçırdığında Deniz yavaşça elini elinin üzerine koyup ona tekrar bakmasını sağlamıştı. 'Ama?' 'Seviyorum.' Yavuz alacağı tepkiyi beklerken Deniz tek kaşını havalandırıp adama daha dikkatli bakmıştı. 'Bi-rine aşık mı oldun?' 'Biri değil, değerli, kıymetli, aklına gelebilecek en müthiş kişiliğe sevdalandım ben.' 'Tanıyor muyum?' Deniz'in gözleri kısılırken elini Yavuz'un elinin üzerinden çekmişti. 'Aynaya her baktığında görecek kadar yakınen tanıyorsun' adamın cevabı büyük sessizliğin orta yerine düşerken Deniz şaşkınlıkla adama baktı. Onun gözlerine bakamayışına hatta başını kendine çevirmeyişine. 'Bak, bu sana saçma gelebilir. Belki, belki değil lise mezunuyum, işim senin gibi birini taşıyabilecek yükümlülüğe sahip değil, belimde silah her an ölümün içindeyim, benden daha yakışıklı adamlar va-' 'Kes sesini Yavuz!' kızın çıkışı ile adamın cümlesi kesilse de Deniz kaşlarını daha çok çatmıştı. 'Kes sesini! Bütün bunları düşünebiliyorsun ama aklına benim kulvarlarla, sıfatlarla veya eğitim durumuna göre insanlarla ilgilenmediğimi bilmiyor musun?! Böyle mi seviyorsun sen!' 'Deniz ben senin babanın çalışanıyım!' 'Sen benim babamın çalışanı olmaktan çok kardeşi kadar güvendiği adamsın! Yıllarca senden bu itirafı beklemiş bir kadına nasıl olurda sıfatları öne sürersin!' Yavuz'un bakışları ışık hızında genç kıza döndüğünde onun alev topu halindeki göz bebekleri dikkatini çekmişti. 'Sen kendini sıfatların arasında kaybediyorsun Yavuz! Üstelik benim karşımda! Peki ya babam? Ya babam biliyor mu? Bilmiyorsa ona nasıl söyleyeceksin, sen sıfatlara veya ilgilenmediğim şeylere takılırken babamın karşısına kızını seviyorum diyebilecek misin?!' 'Sakin ol' 'Beni bırakıp daha sonra da kendini sıfatlardan kurtar da öyle konuşalım bu konuyu. Çünkü korkak bir adam olamaz benimle.' Deniz'in cümlesi ile Yavuz tek kaşını havalandırmıştı. 'Açıklamamı dinlemeden bunu mu söylüyorsun! Cümlemi yarıda kesiyor ve bana sıfatlarını bırak mı diyorsun. Benden daha yakışıklı adamlar var! Bunları biliyorum! Her gün senin çevrendeler ve ben deli gibi kıskanıyorum! Seni seviyorum Deniz! dememi bekleyemiyor musun?' 'Sen- sen bunu mu söyleyecektin?' 'Tabi bunu söyleyecektin. Ne zannediyordun? Eğitim durumum eşit değil, yakışıklı değilim, evet belimde silah ensemde ölüm var ama çevrendeki adamların onda birinde bendeki yürekten yok Deniz. Korkularım yok mu? Var elbet. Var ama yüreğimde seni her gördüğümde sınırları zorlayan kalp atışımda var. Hem korkusu olmayan adam sevemez kızım. İster sıfat de, ister eğitim ama benim sana beslediğim bol bol korkum var. Bunların başını seni kaybetme korkum çekiyor. Korkuyorum lan, it gibi korkuyorum. Seni kaybetmekten, senin gitmenden, benim bilmediğim senin bildiğin bir halt yüzünden yanmaktan, ölüpte bir daha kokunu duyamamaktan korkuyorum. Korkak bir adam seninle olamaz doğru ama bendeki korkular olmadan da sana olan aşkım canlı kalmaz.' 'Ya-vuz' 'Ne?' 'Öküzsün, bir de salak' 'Ne öküzlüğümü gördün şimdi?' diyerek Yavuz kaşlarını havalandırdığında Deniz gözlerini devirip derin bir nefes almıştı. 'O kadar derin cümlelerin sonrasında 'ne' dediğin için öküz, ve beni bana sormadan kaybetme korkusu yaşadığın için salaksın' 'Hindistan bizi bekler o zaman Deniz hanım' 'Öküzlere tapıyorlar diye mi?' 'E yani, ben seni taparcasına severken sen de bir zahmet bana tap diye.' 'Yıllardır tapar gibi seviyorum zaten. Hindistan'a ne gerek. Hadi eve dönelim.' 'Yemeğe gidecektin' 'Boş versene, şuan bana yaşattığın hisleri hiç bir ilk okul arkadaşımı görmem yaşatmaz. Gidelim de babamdan dayak ye' ikisi de gülmeye başladığında Yavuz kontağı çevirerek yola tekrar çıkmıştı. İçindeki onlarca cümleyi sarf etmenin mutluluğu ama aldığı karşılık sonucunda sarılamamanın acısı ile dönüyordu çıktığı eve. Kalbinde bir nebze rahatlama vardı ama hala kaybetme korkusu yerli yerindeydi. Bir adam ölümden korkmazken nasıl olurda şimdi korkardı? Sevmek böyleydi işte. Çığlık çığlığa sustukların bir gün bağrış olur sevdiğin kadına dökülüverirdi. İçindeki milyon tane duygu karmaşası sadece bir düğüm çözme ile sırası üzerine açılırdı. Kalp hiç atmadığı kadar hızlı atardı. Ve insan hiç susmadığı kadar güzel susardı. Hem sessizliğin içinde susar, hemde suya susar gibi yeşeren aşka susardı. 'Babamla konuşmadan bir şey yaşayamam ben Yavuz. Ondan bu yaşıma kadar hiç bir şey saklamadım ama anlattıktan sonra senin de konuşmanı beklemesini rica edeceğim.' 'Sana söyledim ya, Vuslat abiye de söylerim. Bende ondan saklı bir şey yapamam.' diyerek adam arabayı park ettiğinde Deniz başını sallayarak arabadan inmiş daha sonra da bakışlarını adama çevirmişti. 'Sence şimdi mi konuşmalıyım peki? Onu en iyi sen bilirsin.' 'Tibet'in mutluluğu hala üzerinde iken konuş. Bir iki yumrukla kurtulurum.' Deniz gülümseyerek eve ilerlediğinde korumaların kapıyı açması ile içeri dalmıştı. Salondaki herkesin bakışları onu bulurken Vuslat tek kaşını havalandırdı. 'Sen gitmemiş miydin, Yavuz'un arabasının aküsünü de mi çarpmışlar?' adamın sorusu ile herkes kıkırdarken Deniz omuz silkip elinde portföyü koltuğa bıraktı. 'Konuşabilir miyiz biraz?' 'Kötü bir şey mi oldu?' 'Yok, sadece konuşmak istiyorum' Vuslat'ın bakışları içeri giren Yavuz'u bulduğunda başını onaylar biçimde sallayarak kızını kolunun altına çekmiş ve kış bahçesine yönlendirmişti. Deniz'in az çok tepkisini biliyordu ama bu derece durgun olması mantıklı şekilde hareket etmek istemesinden mi yoksa hislerinden mi bir fikri yoktu adamın. İkisi birlikte kış bahçesindeki hasır koltuğa oturduğunda Deniz sakin bakışlarla adamı izliyordu. 'Baba' 'Sorun ne ise anlat' 'Sorun yok, sadece bir sorum var' 'Sor bakalım o zaman' 'Senden bir şey saklamadım hiç bir zaman, sende biliyorsun ki bu güne kadar hiç erkek arkadaşımda olmadı. Yani ben hep derslerimle ilgilendim.' 'Erkek arkadaşın mı var Deniz?' 'Hayır, ama olsa, nasıl bir tepki verirsin?' 'Araştırırım ve sana zarar gelmesin diye o çocuk kimse attığınız her adıma adam dikerim.' 'Peki güvenirsen veya diyelim ki tanıdığın biri?' 'Deniz. Bana ne olduysa onu anlat.' Vuslat'ın kesin tavrı ile kız derin birnefes almıştı. 'Yavuz'la konuştuk biraz. Bak ben daha önce böyle bir şeyi sana söylemedim ama, of çok zor' 'Kızım, ilk göz ağrım, canımın içi, anlat' 'Beni sevdiğini söyledi, bende onu seviyorum' Deniz'in bir anda konuşması ile Vuslat kaşlarını çatıp ayaklanmıştı ki Deniz'in onu tutması ile bakışlarını kızına çevirdi. 'Baba, ne olur onun da seninle konuşmasını bekle, buna cesaret edebilecek mi görmek istiyorum.' 'Gerçekten sevdiğine inandırdı mı seni?' 'Baba o ne demek?' 'Deniz, sana ciddi bir soru soruyorum. Gözlerine bakınca sevdiğini gördün mü?' 'Ta-tabi ki. Her hareketinden belli oluyordu, korumacılığından bile ama ben kendi hislerimle kendi kendime gelin güvey olduğumu düşündüm.' 'Peki sen? Sen gerçekten seviyor musun onu?' 'Seviyorum. Ben onu on sekizime girdiğim günden beri seviyorum.' Vuslat başını sallayarak derin bir nefes almış ve tekrar koltuğa oturmuştu. 'Git çağır. Beraber gelin' 'Baba lütfen.' Deniz'in yalvarırcasına hali ile Vuslat başı ile işaret vermişti. Kız omuzlarını düşürerek kış bahçesinden çıktığında ise Vuslat bir sigara yakıp dumanı ciğerlerinin en ücra köşelerine hapis etti. 'Ya Vuslat bey, hiç büyümeyecek gibi seversen, bu kadar hızlı büyürler.' kendi kendine konuşması ile ikisi birden odaya girmiş ve bakışlarını adama dikmişlerdi. 'Oturun' diyerek Vuslat koltuğa yayıldığında ikisi de yerlerini aldı. 'Deniz' 'Efendim' 'Yavuz kardeşinin doğduğu gün her şeyi anlattı bana. Hissettiklerini söyledi ve izin istedi. Ben benim bilmediğimi sanmanı istedim. Bakalım hayatında ilk defa babandan gizli iş yapacak mısın diye. Yapmadın ki bunun beni ne kadar mutlu ettiğini dile dökemem. Yavuz'a da söyledim, eğer senin ona karşı hislerin varsa karşı çıkmayacağımı. Ama bu demek değil ki benim yanımda sarmaş dolaş olabilirsiniz. Yavuz işini zamanında her zaman yaptığı gibi devam ettirirse iş saatleri dışında istediğiniz gibi görüşün. İkinizin de yanlış bir şey yapmayacağını biliyorum ama yine de dikkat edin. Yavuz'a her zaman nasıl davrandıysam öyle davranacağım, hatta damat adayım oluyor sanırım. O yüzden ilerleyen olaylarda daha yakın olacağım. Ama ikiniz de aşkınızı işime karıştırmayacaksınız. Bunu sakın unutmayın' 'Biriniz kızım diğeriniz oğlum gibisiniz. Hanginiz yaparsa yapsın fark etmez, birbirinizi üzdüğünüzde yakarım. Bunu da unutmayın.' Yavuz başını sallayarak onay verse de Deniz'in kaşları havalanmıştı. 'Sen kızmadın mı?' 'Yavuz suratının ortasına yumruğumu yedi. Kız babasıyım ben öyle kolay kolay kızımı teslim edeceğimi sanmayın.' Vuslat son cümlesini de ortaya sürmüş ve sigarasını söndürerek kış bahçesinden çıkmıştı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD