Bölüm 3 - Telaş Ve Şüphe

1654 Words
 'Yavuz suratının ortasına yumruğumu yedi. Kız babasıyım ben öyle kolay kolay kızımı teslim edeceğimi sanmayın.' Vuslat son cümlesini de ortaya sürmüş ve sigarasını söndürerek kış bahçesinden çıkmıştı. Salona ilerleyerek onun gelişini izleyen ailesinin arasına girdiğinde derin bir nefes alarak koluna rast gele elini vuran Doğa'ya baktı. 'Fıstık' mırıldanıp suratını büyük avcu ile sıkıştırdığında kızın da kıkırtıları salonu almış böylece ailenin gerilim anı sona ermişti. Tamam Tibet oğluydu da Doğa da ilk yeğeniydi sonuçta. İkisi de yerleri bambaşkaydı. Aras'ın kucağındaki oğluna bakışları döndüğünde adamın yüzündeki hafif tebessüm bile yetiyordu Vuslat'ın mutlu olmasına. Kardeşleri iyiydi, çocukları sağlıklı, karısı yanında, daha ne isteyebilirdi ki bir adam. Kıkırdayan ufaklığı kucağına alıp onun bakışlarına gözlerini diktiğinde içini huzur kaplıyordu resmen.                                                          ------------Bir Buçuk Yıl Sonra------------ Vuslat kravatını düzeltip bakışlarını tıkırtılar gelen odaya çevirdiğinde merdivenlerden vazgeçip oğluna doğru ilerlemişti. Kapıyı araladığında kendini göstermese de ufaklık hala beşiğin kenarını sallayıp kendi kendine garip sesler çıkarıyordu. Vuslat en sonunda dayanamayarak odaya girdiğinde Tibet'in gözleri parlamış ve ellerini uzatması ile dengesini kaybederek yatağa düşmüştü. 'Aslanım' Vuslat mırıldanarak ufaklığı kucağına aldığında ise onun omuzuna başını bırakması dikkatini çekti. Buğlem ne kadar ilgili ise Vuslat'da bu zamana kadar oğluna fazlasıyla zaman ayırmıştı. Öyle ki Tibet babasının omuzunda uyumayı alışkanlık haline getirmişti. Resmen baba-oğul Buğlem'in isyan etmesi için uğraşıyorlardı. Genç kadın ufaklığı yatağa bırakıyor ve kendi kendine uyuması için çaba harcıyordu Vuslat ise çocuğun beşikle savaşını gördüğünde kıyamıyor yine omuzunda uyumasına izin veriyordu. Vuslat ufaklığın boynuna sarılmış kolunu öpüp sağa sola sallanmaya başladığında Buğlem odanın kapısına dikilmişti bile. Tibet'in sesini duymayınca yine Vuslat etkeni ile karşılaşacağını biliyordu ama bir ihtimal uyumuş olabileceğini de düşünmüştü kadın. En azından düşlemişti. 'Hayatım.' Buğlem'in sesi ile Vuslat bakışlarını karısına çevirdiğinde Tibet'te babasının omuzundan kopmuştu. 'Babacım, yine yakalandık mı anneye?' adamın sesi ile Buğlem göz devirdiğinde sıkkın bir şekilde de nefesini bırakmıştı. 'Hayatım yapmayın ama ya. Göktuğ ve Taner'i görünce de cin oluyor. Gözleri parlıyor çocuğun omuz görünce. E sabah işiniz var diye gecenin bir yarısı ben omuzluyorum.' Buğlem'in sitemi ile Vuslat gülümseyerek karısını kendine çekmiş ve saçlarının arasına dudaklarını bastırmıştı. Hala aynıydı o koku, hatta artı olarak Tibet'te bulaşmıştı Buğlem'in enfes esansına. Bir de bu adamdan işe gitmesi bekleniyordu. 'Uyandır güzelim, sen merak etme, gece Tibet beye sabah dosyalara bakarım, o da dert mi sanki' 'Yoruluyorsun' kadının cümlesi ile başını kaldırması bir olmuştu ki Tibet ufak eli ile annesinin suratını yitmeye başlamıştı bile. 'Kadına el kalkar mı aslan parçası' diyerek kaşlarını çattığında ise Tibet adamın yüzüne bakıp tekrar omuzuna gömülmüştü. 'Şuna bak ya, bende bu takmama faslını sırf Taner'de var diye bilirdim. Abisi kılıklı' 'Biri bana mı seslendi' Taner'in sesi ile bakışlar tekrar kapıya döndüğünde genç adamın gülüşü de büyümüştü ki Tibet bir anda Taner'e atılmaya başlamıştı. 'Ba-ba-ba-ba' Vuslat şaşkınlıkla oğlunu Taner'e uzatırken kaşlarını havalandırarak Buğlem'e döndü. 'Ne dedi o Taner'e az önce?' 'Babababa dedi' 'Bana demesi gereken şeyi' Vuslat oğluna döndüğünde Taner'in çoktan şebekliğe bürünmüş hali ile karşılaşmıştı. Tibet'le öyle bir uğraşıyordu ki çocuk hem yoruluyor hem kahkahalara boğuluyordu. 'Var lan oğlumu. Şuna bak oğlum oğluma baba diyor.' 'Ya baba ben diyorum ya sana yeter.' diyerek Taner odadan çıktığında Vuslat bir adım atmıştı ki Buğlem'in tutuşu ile kendine gelmişti. 'Bırak desin, hem sen demiyor musun bana bir şey olsa bu eve baba olabilecek Taner diye.' 'O açık sözlü ve dışa dönük olduğu için kadınım. Oğlum baba desin diye. Ben beşinci kez baba oldum diye sevineyim, ufak fırlama babalıktan men etsin. Oh ne ala' 'Taner'i mi kıskanıyorsun?' Buğlem'in sorusu ile Vuslat derin bir nefes alarak kadınının dudaklarına yumulup nefes alırcasına bir öpücük bırakmıştı. Bu kadının gözlerindeki aşk günden güne artıyordu, görüyordu Vuslat ama son zamanlarda ne kadar birbirlerini boşladıklarını da biliyordu. Ev genelde kalabalık oluyordu ki bunun en büyük nedeni her zaman olduğu gibi Yiğit'ti. Adam evlenme teklifi ettikten sonra araya sözü, nişanı girdirmiş bir buçuk yıldır da öyle yürütüyordu. Artık Eylül isyan edince de düğün hazırlıklarına başlanmıştı. Haliyle Yiğit ve Eylül her fırsatta kendilerini bu evde buluyor ve ellerindeki tonlarca görselle gece yarısına kadar muhabbet sürüyordu. Vuslat bir kaç kez şakayla karışı lan bir rahat bırak dese de Yiğit her zamanki gibi lafını orta yere bırakıyordu. Buğlem ve Vuslat sarmaş dolaş merdivenleri indiğinde salona giren diğer aile üyeleri ile Vuslat derin bir nefes aldı. Günlerden cumartesi olmasına rağmen yarım saatlik bir şirket toplantısı vardı ve hepsi hazır ve nazır bir halde evin orta yerine düşmüşlerdi. Yiğit ufak bir koli ile içeri girdiğinde ise Vuslat'dan bakışlarını kaçırıp elindekileri orta sehpaya bıraktı. 'Cumartesi günü rahat bırakabilme gibi bir imkanınız var mı acaba?' Vuslat'ın sorusu ile eş zamanlı yediği cimcik bir olduğunda adam gülümsese de kolunun altındaki kadın çatık kaşlarla bakıyordu ona. 'O ne demek hayatım ya?' 'Gün ışığım bu söylediğime sırf sen takılıyorsun, bırak söyleyeyim' 'Ayıp' diyerek merdivenleri tamamen bitirdiklerinde boydan boya hazırlanmış masaya yerleşmişlerdi bile. 'BABABABABA' Tibet'in bağrışı ortalığı esir aldığında Vuslat gözlerini devirerek derin bir nefes almıştı. 'Çocuk babayı karıştırdı. Resmen abisine baba diyor ya. Abi çok yaşlandın bak sana da dede der bu iki gün sonra' Yiğit'in cümlesi ile Vuslat elindeki çatalı havalandırıp adama göstermiş ardından bir tane zeytin atmıştı ağzına. Bakışları bütün masada dolaştığında ise gözleri Ece'ye odaklandı. Dalıp dalıp gitmesinin nedenini anlayamıyordu ama eninde sonunda kulağına geleceğini biliyordu. Bakışları Aras'a döndüğünde onun da gergin bir hali olduğunu fark etti. Bu kez bir kopya alabilirim umuduyla sevdiği kadının derin yeşil ve mavi gözlerine baktı. Başı ile Ece ve Aras'ı işaret ettiğinde Buğlem derin bir nefes almıştı. Ortada belli ki karısının da bildiği kötü bir durum dönüyordu. 'Sonra konuşalım olur mu?' Buğlem'in fısıltısı ile başını salladığında omuzlarındaki minik ayakları bulmuştu gözleri. Ufacık avuçlar alnına yapışmış tüy gibi hafif oğlu ile nefesini yinelerken elindeki çatal bıçağı bırakıp yavaşça Taner'de almıştı cennet kokanını. Masadaki zarar veren ne varsa kendinden uzaklaştırdığında sandalyesini de hafifçe geriye çekip Tibet'i dizine oturttu. 'Sessizsiniz bu gün diyerek bakışlarını tekrar masada gezdirdiğinde hepsinin bakışları ona dönmüştü. 'Konuşunca çatal gösteriyorsun abi' 'Düğün hazırlığını anlatın bakalım' Vuslat'ın sorusu ile Eylül kaş çatmış Yiğit ise pis pis sırıtmaya başlamıştı. 'Yiğit bey dalgaya alıyor' diyerek Eylül gözlerini adama çevirdiğinde Vuslat hafif bir tebessüm savurmuştu. 'Toplantıdan sonra alırım ifadesini onun' 'Aman abi dur, tamam ben kabul ediyorum her şeyi, valla dalgaya vurmayacağım' 'Yok yok görüşeceğiz seninle' 'Abi yapma ya, yazık bana, acı bak. Şu baby face surata bak, şu tatlişkoluğa, minnoşluğa bak.' 'Ben göstereceğim o baby face surata.' 'Hanım köylü mü olalım, ne yapalım abi' Yiğit'in tekrar espriye vurması ile Vuslat kaşlarını çatmıştı bile. 'Tabi hanım köylü olacaksın lan. Kızcağız hem işe hem hazırlığa koşturuyor.' 'Ben ne yapıyorum abi. Sanki saltanatım var gün boyu mabedimin üzerinde oturuyorum' 'Kız hazırlıyor ediyor sana dosya getiriyor, bakıp fikir veriyorsun.' 'Ya altı üstü 150 sayfalık dekorasyon dosyası.' demesi ile masada kıkırtılar olmuştu. 'Ne var 150 sayfaysa?' Eylül'ün müdahale etmesi ile Yiğit gözlerini olabildiğince açmıştı. 'Ne mi var? Saymamı gerçekten istiyor musun sevdiğim?' 'Say bakalım' diyerek Vuslat sandalyeye sırtını yasladığında Yiğit derin bir nefes almıştı. 'Bak şimdi abi, sırf düğün davetiyelerini anlatacağım. Bir dosya gör ki tuğla. Kafama atsa ölürüm. Şu güzel diyorum, hemen karar verme diyor. Sonuna kadar bakıp birini seçiyorum, çok çocuksu diyor, başka birini gösteriyorum abartı diyor, bambaşka birini gösteriyorum dalga mı geçiyorsun benimle diyor. Onu geçelim, dekorasyon dosyası var. Sizin şirketteki dosyaları toplasak hazırlık için olanlar kadar değil. Ya sandalyenin tülünden bana ne, oturacak düşünsün. Hem düğün bu ne yapacaklar sandalye ile? Yok illa rengiymiş kumaşıymış. Ha sorarsan bu sadece düğün için, bir de kına var. Ya abi geçen çerez içn gittik bak abartmıyorum üç saat, hatta fazlası var da neyse, üç saat boyunca çerez yedik. Eve gittim koltukları çerez gibi görüyorum. Bir ara o kadar adapte olmuşum ki gözümün önünden ölürken film şeridi gibi hayatım yerine kına ambalajları geçecek zannettim. Bir de bunların yanında dans kursu var. Anam ağladı anam.' Yiğit'in nefessiz konuşması ile herkes şaşkına döndüğünde bakışlar yavaş modda Eylül'ü bulmuştu. 'Bakmayın öyle, Derya, Doğa'ya koşturuyor, Ece işlere, e Buğlem deseniz Tibet. Yazık kızcağızlara. Göksel'in okulu, Deniz'in de işi var. Ne yapayım tek başıma seçemem ben.' genç kızın isyanı ile herkes gülmeye başladığında Yiğit boş bakışlar atmıştı. 'Gülmeyin ya, ne çektiğimi bir ben bir Allah biliyor. Bir de evi dekore ediyoruz. Ben bu yüzden bir buçuk yıldır nişanlıyım abi' 'Tamam tamam. Bu akşam hep beraber bir el atarız dosyalara. Pazartesi de işlerin hepsini hallederiz, bir hafta evde oluruz siz de işleri halledersiniz.' Vuslat'ın çözümü ile bakışlar Doğa ve Tibet'i bulmuştu. 'Bir hafta evde otururken çocuklara da biz bakacağız.' kızlar rahatlarken erkekleri bir tedirginlik almıştı. Tamam çocuklar zaten genelde onların kucaklarında oluyordu ama her olayda da kızlar bir etkileşime geçip yardım ediyorlardı. 'Abi biz bu çocuklara bakabilecek miyiz?' Eymen'in sorusu ile Vuslat gözlerini Tibet'e çevirdiğinde onun iki büklüm uykuya dalmış halini görmüştü. 'Bakarız, hem Canan abla harici diğer çalışanlar evde' hepsi başlarını salladığında Vuslat ayaklanıp Tibet'i odasına çıkarmış ardından aşağı inerek ceketini giymişti. Masadaki işlere dağılacaklar dağıldığında ise Eylül, Buğlem ve Derya birbirine bakmışlardı. Derya koltuktaki kızına baktığında gülümsemesini büyüttü. Bir kadının anne oluşu dünya üzerindeki en can alıcı şeydi. Can verirdi o ufacık beden için bir kadın. Aldığı her nefesi, yediği ekmeği içtiği suyu ona adardı. Kalbinde bir parça hüzün varsa bile minicik bir bedeni kucağına aldığında tüm dertleri uçar giderdi. Anne olmak evrendeki eşi benzeri olmayan tek duyguydu muhtemelen. Ve bu yüzdendi ki anne olan kadın durulurdu, sakinleşirdi ve kendinden başka birini ilk kez bu kadar fazla önemserdi. Bir saat sonra yine eve herkes toplanmış ve kahvelerle karton dosyalar ortaya alınmıştı. Vuslat omuzuna yaslanmış kadının saçları arasına dudaklarını bastırıp çevirdiği sayfaya tekrar baktığında derin bir nefes aldı. 'Nikaha hazırlanırken bu iş sıkıcı gelmemişti.' adamın cümlesi ile herkes havalanan kaşları ile döndü Vuslat'a. 'Kalbin hipodromda gibi atıyordu abi' Eymen'in cümlesini diğerleri onayladığında yüzlerinde hafif tebessüm olan Aras ve Ece yine dikkatini çekmişti Vuslat'ın. Buğlem'in avcundaki elini hafifçe sıkıştırdığında kadın bakışlarını kocasına çevirerek ne demek istediğini gözlerinden okumuştu. Oturuşunu düzeltip Vuslat'ın kulağına yaklaştığında ise derin bir nefes aldı. 'Ne oluyor kadınım?' Vuslat'ın fısıltılı sesi Buğlem'in de sesini kısmasına neden olmuştu. 'Ece, son sekiz aydır hamile kalmaya çalışıyormuş. Yani tek başına çalışmıyor tabi de. Neyse... Olmuyor dedi, bugün doktora gideceklerdi sonuçları almak için ama soramadım hala.' 'Kötü bir şey olduğundan mı şüpheleniyorlar peki?'
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD